Ülkelerin En Hayırlısı, Sevgi Etrafında Oluşandır

Ülkelerin En Hayırlısı, Sevgi Etrafında Oluşandır
Ülkelerin en hayırlısı, sevgi etrafında oluşandır. Çünkü sevgi daimîdir. Nefret ve kin etrafında toplanma ayrılığa götürür. Bu da, yani sevgi ülkesi ya iyilik için, ya menfaat için, ya haz için ya da bunların bir bileşkesi için var olur, iyiliğe gelince, mesela hikmet ehlinin dostluğu böyledir, bu se­beple onların sevgileri kesilmez ve bu sevgi bedenî hazla kesinlikle ilişkili olma­yan bir hazzı verir. Bu sevgiyi tatmayan onu bilmez. Menfaatten dolayı olana gelince, iyilik yapılanın iyilik edene olan sevgisi, yaşlıların arkadaşlığı ve ben­zeri şeyler böyledir. Bu ilişkilerin kesintiye veya değişikliğe uğraması hızlıdır.

 Haz için olan, karı kocanın sevgisi, delikanlıların ve onların yaşantısını be­nimseyenlerin arkadaşlığı gibidir. Hazzın çabuk ortadan kalkması ve sön­mesi sebebiyle bu grup kısa bir zaman içinde birçok kez ilişki kurabilir ve ayrılabilir, bunların sevgilerinin kalıcı olması nadirdir, bu da hazzın karşılıklı devam etmesi beklendiğinde olur. Ya da sevgi ülkesi bunlardan, yani bu üç şeyin terkibinden oluşur, mesela karı kocanın birlikteliğindeki ortak haz ve menfaat böyledir. Bu sebeplerin bir araya gelmesinden birçok birliktelik meydana gelir, onları da artık sen bul!

Sevgide bazen iki tarafın durumu denk olur, yani her birinin mukabiline olan sevgisi iyilik, menfaat ya da haz bakımından denktir: Bazen farklı seviyelerde olur, yani tarafların her biri­nin diğerine olan sevgi sebebi daha güçlü ya da daha zayıf olabilir. Müellifin “bazen farklı seviyelerde olur” sözünün sonradan eklendiği söylenmiştir ama bu görüş sorunludur. Bunların, yani ülkelerin ve toplulukların devam­lılığı buna, yani iyilik, menfaat ve haz amaçlarının devamlılığına bağlıdır. Bunların zıtları da parçalanmaya yol açar.

 Onların, yani ülkelerin ve toplulukların unsurları üçtür; yöneten, yönetilen ve hem yöneten hem de yönetilenlerdir. Zira kişi ya başkaları­na karşı mutlak hükümranlığa sahiptir ki bu devlet başkanıdır, ya mutlak yönetilme durumundadır ki bu halktır ya da durumu ne öyle ne de böyle olanlardır ki bunlar hem yöneten hem yönetilendir. Devlet başkanında olması gereken özellikler vardır ve bunlar yedi tanedir.

 İlki, itaatin zor­la olmaması için asalettir.

 İkincisi, gönüllerin kendisine tâbi olması için tiksinti veren adi şeylerden uzak durmayı sağlayan yüce gönüllülüktür.

 Üçüncüsü, ülkesindeki düzenin bozulmaması ve devletinin temellerinin sar­sılmaması için sağlam görüşlü olmasıdır. Bu ancak doğru düşünce ve görüş ile takdir gören tecrübe ve öncekilerin durumundan ibret alma ile meydana gelir.

 Dördüncüsü, kararlılıktır. Buna “devlet başkanının kararlılığı” ve de “devlet adamlarının kararlılığı” da denir ve doğru görüş ve tam kararlılığının birleşiminden meydana gelir. Bu özellik zorunludur, zira işlerde tereddüt göstermek şairin dediği gibi atalete yol açar:

 ‘‘Bir görüşün olduğunda onda kararlı ol,

 Çünkü tereddüt etmek düşüncenin fesadıdır,

 Karar verdiğinde peşine düş, durma,

 Zira bozulan karar, azmi fesada uğratır.’*

 Beşincisi, gayelere ulaşması için sarsıcı durumlara karşı çok sabırlı olmasıdır, zira işlerde aceleci olmamak kişiyi doğruya ulaştırır. Tam da Hz. Peygamber in (a.s.) buyurduğu gibi; “Teenni Allah’tan, acele şeytandandır.’’(Tirmizi,Birr,66)Yine Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurur: “Âhiret işi müstesna, her işte tedbir­li davranmak hayırlıdır.’’(Ebu Ya’la,Müsned,2,123) Allah’ın “Rabbinizin bağışına koşun?’ (Âl-i İmrân, 133/3) hitabı gereği âhiret işi bundan istisna edilmiştir.

 Altıncısı, varlıklı ol­masıdır, çünkü bu, iktidarını artırma sebebidir ve zenginlik, istenilen şeylere ulaşma vesilesidir.

 Ve yedincisi, kendisiyle görüş birliği içindeki yardımcıla­rının olmasıdır ki bu sayede düşmanlarını püskürtmesi ve zalimi mazlumun hakkına girmekten alıkoyması mümkün olabilsin.

 Yönetilenlerden alacaklı ve kısas hakkı olandan başka hiç kimse hükümdara baskı yapamaz. Çünkü başkasının devlet başkanına üstün gelmesi devlet otoritesinin bozulmasına sebep olur. Ancak bundan, alacağı olan ve kısas hakkı olan müstesnadır, zira bu iki hak sahibinin haklarını almaktan alıkonmasında düzenin karışması ve insanlar arasında karmaşanın meydana gelmesi söz konusudur ki bu da otori­tenin yerle bir olmasına yol açar, öyleyse parçadan dolayı bütün terk edilmez [yani bütünün zarar görmemesi için parçanın zarar görmesine katlanılır].

 Bilmelisin ki başkanlığa ancak âlemin yapısını bilen, onun sağlığım korumaya ve hastalığını ortadan kaldırmaya muktedir bir kimse layıktır. Bu, üstünlük kurarak ya da yıkıcı bir savaşla olur. Devletin temelleri toplumun görüş birliği içinde olması ve sağlam bir ideale sahip olmasına bağlıdır. Devletin unsur­larının amaçlarının farklılaşması devletin sarsıntı geçirmesi demektir.

Devletin çökmesi devlet erkanının refah ve estetiğe rağbet etmesi, sabır ve tahammül yerine tembelliği tercih etmeleri, savaş ve mukâteleyi bırakmaları, savunma ve karşı koyma melekelerini unutmaları ve alçakların ve câhillerin âdetinde olduğu gibi mal varlığına bağlı tekebbür ve zorbalık ayıbının ortaya çıkmasıyla olur ve, bu, mücadele ettikleri herkesin onları hezimete uğratıp üstün gelmeleri ve sanki hiç var olmamışlar gibi köklerini kurutmalarına kadar gider.

 Düzenin korunmasında ona, yani hükümdara düşen dostlarıyla uyum içinde olmak ve düşmanlarını dağıtmaktır. Bu iki husus halkın mas­lahatını gözetmek ve adaleti ifsat edecek şeyden kaçınmakla tamama erer. Zikredilenlerin şartları ise şu üç şeydir: (i) Devlet başkanı bedendeki dört unsurun dengesiyle mizacın itidalinin sağlanması gibi ulemâ, asker, ticaret ve ziraat erbabı arasındaki dengeyi sağlamalıdır.

 Bunların ilki,din ve dün­ya işlerini ayakta tutan fakihler, kadılar, tabipler, müneccimler, yazı, hesap ve benzeri mesleklerle meşgul olan ilim ve mârifet sahibi bilginler sınıfıdır. Bunlar dört unsur arasında su konumundadır.

 İkincisi,askerlerdir, bunlar kendilerini halkın hayatına adayan yiğitlik ve cesaret erbabı olan savaşçı ve muhafızlardır. Bunlar hava mesabesindedir.

 Üçüncüsü,ticaret erbabıdır, bunlar alım satım yapanlar ile erzak, yiyecek ve kıymetli giysileri alıp top­lumsal düzenin temel ayakları olan halka getiren kervan sahipleridir. Bunlar ateş konumundadır.

 Dördüncüsü,değirmenciler, çiftçiler ve temel gıda mad­delerinin temini için zamanlarının büyük çoğunluğunu adayan diğer ziraat erbabıdır.

 Bunlar da dört unsur arasında toprak mesabesindedir. Toplumsal adalet sırasıyla bu dört sınıf arasındaki dengenin korunmasıyla gerçekleştiği gibi bu dört unsurdan bazılarının diğerlerine baskın gelmesi de mizacın bo­zulmasına ve bünyenin çözülmesine yol açar. Hükümdar bu dört sınıftan herhangi birinin diğerlerine üstün gelmesine fırsat vermemelidir. Çün­kü bu, temelde toplumdaki doğal düzenin çözülmesine ve bunun bir sonucu olarak da birlik ve eşitlik anlayışının dumura uğramasına yol açar.

Şu, filo­zofların sözlerindendir: “Çiftçilerin erdemi ziraat işlerinde yardımlaşmaları, tacirlerin erdemi ticaret mallarında yardımlaşmaları, hükümdarların erdemi siyasî görüşlerde yardımlaşmaları, metafizikçilerin erdemi de İlâhî hikmet­lerde yardımlaşma içinde olmalarıdır.” Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İyilik ve (Allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın” (Mâide, 5/2).

İkinci şart, tebaanın, istidadına uygun olan mertebede bulunmasını sağlamaktır, çünkü insanların tümü üç sınıftır: Doğaları iyiliğe yatkın olanlar, doğaları kötülüğe yatkın olanlar ve doğaları bakımından ne iyi ne de kötü olanlar. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “ Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır (Fâtır, 35/32).

Şerhu-l Ahlak-i Adudiyye – Taşköprülüzade Ahmed Efendi

Müellif:Adudüddin el-Îcî’

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*