Türkiye Selçukluları -I. Kılıç Arslan Dönemi-

     Turkiye Selcuklu Devleti

     

          Kılıç Arslan’ın Saltanata Hâkim Olması:

Ebu’l-Kasım’ın ölümünden sonra kardeşi Ebu’l-Gazî İznik’i elinde tut­makta devam etti. Tam bu sıralarda da Sultan Melikşâh’ın vefat etmiş olması onu Emîr Bozan’ın tazyikinden kurtarmış oldu. Zira Bozan bütün kuvvetleri ile birlikte Büyük Selçuklu Devleti’nde meydana çıkan karışıklıklarda rol oy­namak üzere Suriye’ye yollanmıştı. İmparator Aleksios bu sefer Ebu’l-Gazî’yi hediyeler ve vaatlerle kandırıp onun İznik’i terk etmesini sağlamaya çalıştı. Ebu’l-Gazî ise belki de henüz ağabeyinin ölüm haberini almamış olduğu ci­hetle, İmparator’u oyalamakla yetinmişti. Ancak Sultan Melikşâh’ın ölümü, onun tutuklu olarak İsfahan’da tuttuğu Süleymân-şâh’ın oğullarının serbest kalmalarını sağladı. Süleymân-şâh’ın iki oğlu, Kılıç Arslan ve Kulan (veya Dâvud) Horasan’dan kaçarak veya başka bir rivayete göre serbest bırakılarak süratle Anadolu’ya ve sonra İznik’e geldiler. Onların İznik’e gelişlerini belki de 1093 yılı başına koymak gerekecektir. Çünkü bilindiği üzere Melik-şâh’ın hanımı Terken Hatun, küçük yaştaki oğlu Mahmûd’un, babasının tahtına çıkmasını sağlamak ümit ve arzusu ile Melikşâh’ın ölümünü bir süre halktan saklı tutmuştu. Böylece haberin İsfahan’a ulaşması ve Kılıç Arslan ile karde­şinin buradan hareketleri ve İznik’e varışları her halde uzunca bir müddet sürmüş olmalıdır.

İznik’te bulunan Türkler, Selçuklu şehzadelerinin gelişini büyük bir se­vinçle karşıladılar. Ebu’l-Gazi’nin iktidarı hiç direnmeden Kılıç Arslan’a dev­rettiği anlaşılmaktadır. Kılıç Arslan bu suretle babası Süleymân-şâh’a halef oluyor, tabiatıyla babasının benimsemiş olduğu “Sultan” ünvanını da alıyordu. Ancak Anadolu henüz birliğe ulaşmış bir sultanlık olmaktan çok uzak idi. Kılıç Arslan’ın hâkimiyet sahası ancak İznik ve civarını kapsar görünmektedir. İzmit, Ebu’l-Kasım zamanında elden çıkmıştı. İzmit körfezi sahilleri ise boydan boya Bizanslıların elinde idi. İzmir ve çevresinde başka bir Türk beyi, Çaka hâkimdi. Öte taraftan Danişmendliler, Mengücükler ve Saltuklular gibi Türk beylikleri Anadolu’nun muhtelif bölgelerinde hüküm sürüyorlardı. Dikkatle bakılacak olursa Kılıç Arslan’ın Anadolu’daki mevkii bir ölçüde kendisinden iki yüz yıl sonraki Osmanoğulları’nın durumuna çok benzemektedir. Osmanoğulları’nın yapmış oldukları gibi o ve onun ahfadı Anadolu birliğini İznik, Bursa, Bilecik, Eskişehir ve civanndan hareket ederek gerçekleştirilmişlerdir.

I.Kılıç Arslan’ın Türkiye Selçuklu tahtına çıkarak “Sultan” ünvanı al­dıktan sonraki ilk işi devleti yeniden teşkilatlandırmak olmuştu. Ayrıca Çaka Bey’in kızı ile evlenmesi, bu iki Türk hükümdarı arasında bir dostluk kurul­masına sebep oldu. Bu dostluk semeresini vermekte gecikmedi, Kılıç Arslan Marmara sahillerine yerleşmeye çalışan Bizanslıları oradan çıkarttı. Öte ta­raftan Çaka Bey, Çanakkale’ye doğru ilerlemiş ve Abydos (Çanakkale’ye 8 ki­lometre mesafede)’u muhasara etmişti. Onun bu hareketiyle İstanbul yolu tehlikeye düşmüş oluyor, İmparator Aleksios bu tehlikeden kurtulabilmek için I. Kılıç Arslan’ı kendisine müttefik yapmaya çalışıyordu. Nitekim o bu arzusunda başarılı olmuştu. I. Kılıç. Arslan kendi hâkimiyet sahası içinde Çaka’nın beyliğinin genişlemesini iyi karşılamamış ve harekete geçmişti. İki taraftan sıkışan Çaka Bey bu durumdan kurtulmak için Kılıç Arslan’ın ya­nma gitti ise de, bir netice elde edemediği gibi damadı tarafından ortadan kaldırıldı. Kılıç Arslan ise Bizans ile yaptığı bu ittifak sayesinde doğuda geniş­leme imkânı buluyordu. İlk önce 1095’te Malatya üzerine yürüdü, bu şehir Gabriel adında bir Ermeni’nin idaresinde idi. Kılıç Arslan iyi tahkim edilmiş olan bu şehri şiddetle muhasara etti. Fakat bu sırada Avrupa’dan harekete geçmiş olan Haçlı orduları Türkiye Selçuklularının başkenti İznik’e, kadar ulaşmıştı. Sultan Kılıç Arslan bu bakımdan süratle geri döndü ise de, Haçlıla­rın kuşattığı İznik’e giremediği gibi, büyük ve muntazam Haçlı ordusuyla gi­riştiği savaşta da başarılı olamamıştı. Neticede İznik’e müdafaa eden Türkler Bizanslılar ile anlaşarak şehri onlara teslim ettiler (19 Haziran 1097). Öte ta­raftan Kılıç Arslan Anadolu’ya çekilmiş, öteki Türk beylerinden Danişmendli Gümüş Tegin (Emir Danişmend) ve Kayseri (Kapadokya) hâkimi Haşan Bey ile birleşerek ilerleyen Haçlı ordusuna karşı harekete geçmişti. Bu müttefik Türk ordusu Eskişehir (Dorylaeum) önünde Haçlı ordusu ile karşılaştı. Birkaç gün sürdüğü anlaşılan bu savaşta iki taraf kahramanca mücadele etmiş, ne­ticede Türkler üstün sayıdaki düşman karşısından çekilmek zorunda kalmış­lardı (1 Temmuz 1097). Sultan Kılıç Arslan bundan sonra bir çeşit çete savaşı yaparak düşmanı yıpratmak niyetinde idi. Nitekim bu çekiliş sırasında Türk­ler yol boyunca içecek ve yiyecek maddelerini yok ederek, bir ölçüde Haçlıları açlığa mahkûm ediyorlardı. Buna rağmen Haçlı ordusu Konya’ya kadar iler­ledi ve buradan sonra Ereğli’de ikiye ayrılarak yoluna devam etti. Bu sırada Anadolu’nun durumu yeniden değişiyor, Bizanslılar Türklerin elindeki Batı Anadolu’nun sahik bölgelerini İzmir, Efes, Sardes ve Eski Lydia’nın öteki bir­çok şehrini işgal ediyorlardı. Öte taraftan Türklerin gelişiyle Toroslara sığman Ermeniler de yavaş yavaş sahillere ve ovalara inmeye başlamışlardı.

Bu Haçlı seferi fırtınasının geçmesinden sonra Anadolu Türkleri tekrar toparlandılar. Sultan I. Kılıç Arslan ise Konya’ya yerleşerek burayı Selçuklu Devleti’nin başkenti yaptı. Bu sırada Haçlılara karşı Danişmendliler de başa­rılı savaşlar veriyorlardı. Nitekim Danişmendli ordusu 1100 yılında bir Haçlı ordusunu Malatya civarında mağlup ve Bohemund’u esir etti. Türklerin bu za­ferinden sonra 1101 yılı Haçlı seferlerini oluşturan Haçlı orduları Anadolu’ya girdi. Sultan Kılıç Arslan ve Danişmend Gazi Bohemund’u kurtarmak için Niksar’a doğru ilerleyen Haçlı ordusunun birinci grubunu Merzifon’da 1101 yılında imha ettiler. Yine aynı yıl içinde peşpeşe iki Haçlı ordusu da Sultan Kılıç Arslan ve Danişmendliler tarafından Konya Ereğlisi’nde büyük bir kıs­miyle ortadan kaldırıldılar. Böylece Anadolu Türkleri eski güvenlerine ka­vuşmuş oldular. Öte taraftan Haçlıların kendisi için bir tehlike teşkil ettiğini gören imparator Aleksios, Sultan Kılıç Arslan ile onlara karşı bir ittifak yaptı. Bu sırada Danişmend Gazi de boş durmuyor ve Malatya’yı fethediyordu (18 Eylül 1101). Sultan I. Kılıç Arslan ise 1103 yılında bir sefere çıktı, buna sebep aynı dinden olmalarına rağmen Ermenilerin Haçlılardan şikâyet etmeleri idi. I. Kılıç Arslan Elbistan’ı ve Maraş’ı Haçlıların elinden kurtardı. Danişmend Gazi’nin elinde tutsak olan Haçlı reislerini (Bohemund, Richard gibi) fidye karşılığı serbest bırakması, bu paranın yarısını isteyen I. Kılıç Arslan ile ara­larının açılmasına sebep oldu. Aslında sultan daha önce onun Malatya’yı ele geçirmesine kızmıştı, fidye olayı belki de görünürdeki bir sebep idi. Neticede sultan, Danişmend Gazi’nin üzerine yürüyerek onu mağlup etti (1103). Çok geçmeden Danişmend Gazi’nin 1105’te ölmesi, Sultana Malatya’yı ele geçir­mek fırsatım verdi. Aynı yıl içinde sultan Malatya’yı kuşatmış, Danişmend

Gazi’nin oğlu Yağı-basan mukavemet edemeyerek şehri teslim etmişti. Böylece Anadolu Beyliklerinin en kudretlilerinden biri olan Danişmendlilerin durumu sarsılmıştı. Sultan öteki beylikleri de kendine tabi kılmak istedi ve bunda da bir ölçüde başarılı oldu (Söz gelişi; Dilmaçoğulları, înaloğullan gibi). Ancak Saltuklular ve Sökmenliler (Ahlat-şâhlar) Büyük Selçuklulara tabi olarak kalmışlardı. Sultan Kılıç Arslan’ın bu genişleme siyaseti neticesinde Büyük Selçukluların hâkimiyet sahasına komşu olması, hanedanın bu iki ko­lunun çatışmasını beklenir hâle getirmişti. Nitekim çok geçmeden böyle bir olay vuku buldu. Musul’a hâkim olmak meselesi; Sultan Kılıç Arslan ile Büyük Selçuklu emirlerinden Çavlı’yı karşı karşıya getirdi. İlk etapta Kılıç Arslan üs­tündü ve 22 Mart 1107’de Musul’a girdi. Emir Çavlı ise mücadeleyi bırakma­mıştı, büyük bir ordu toplayarak harekete geçti. İki taraf Hâbur Nehri kenarında karşılaştı. Sultan I. Kılıç Arslan kahramanca dövüşmüş, ancak mağlup olacağını anladığı zaman atıyla Hâbur Nehri’ni geçerek kurtulmak istemişti. Fakat kendisine ve atma ait zırhların ağırlığı ona bu şansı tanımamış ve ne­hirde boğulmuştu (3 Haziran 1107). Emir Çavlı onun oğlu Şahinşâh’ı yakala­yıp, Sultan Muhammed Tapar’a gönderdi. Böylece Türkiye Selçukluları tahtı kısa bir süre için tekrar boş kaldı. Kılıç Arslan’ın Şahinşâh’tan başka Mes’ûd, Arap ve Tuğrul Arslan adlarında üç oğlu daha vardı (Muhtemelen bir de Gök- Arslan).

Sultan I. Kılıç Arslan’ın ölümünden sonra eşi beraberinde küçük oğlu Tuğrul Arslan olduğu halde Malatya’ya gelmiş ve burada Tuğrul Arslan’ın sul­tanlığı ilan edilmişti. Öte taraftan Bizanslılar Türkiye Selçuklu sultanlığının bu zayıf durumundan faydalanarak Türkleri oturdukları yerlerden uzaklaş­tırmaya başladılar. Bu özellikle sahil bölgelerinde kendisini göstermiş Türkler, Bizans saldırısı karşısında ağır kayıplar vererek Orta Anadolu’ya çekilmişler­di. Bizanslılara bu devrede Kayseri (Kapadokya) emîri Haşan karşı koymaya çalışmıştı.

Kaynak:

Erdoğan Merçil-Müslüman Türk Devletleri Tarihi

Gelen arama terimleri:

  • kılıç arslan dönemi

Yazar Hakkında: Harun Selçuk

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*