Teşhir Toplumu: Kavramlar, Kuramlar ve Pratikler

 

Giriş

Yaşadığımız çağ, insanın eski dönemlerden bugüne geçirdiği en büyük mutasyonu sahnelemektedir. Görme ile işitme, söz ile jest ve mimikler arasın­daki hassas dengenin, işaretler ve görme lehine değiştiği bir çağ bu. İnsanlar artık işitme üzerinden hakikati inşa etmek yerine, görme duyusuyla gerçekliğin sırrına nail olmaktadırlar. Hemen her şey görme tarafından kuşatma altına alın­mış durumda. Zira insanlar artık konuşmuyorlar, sergiliyor, sahneliyor, ifşa edi­yor ve gösteriyorlar (Ellul, 2004:259). İnsanlar içsel değerleri değil, gerektiğin­de zorluklarla biçimlendirilen dışsal ölçülerin sunumunu gerçekleştirmektedir.

Görünür olanın ve dışsalın mutlaklaştırılması, görünmez ya da sergilen(e)mez olanın herhangi bir ilgi oluşturmamasından kaynaklı olarak “yok hükmünde” telakki edilmektedir (Han, 2017:29). Giderek kanıksanan, adeta genel geçer bir “sosyal teori”ye doğru evirilen bu paradigma, gündelik yaşam pratikleri üzerin­de de radikal kültür değişmelerine sahne olmaktadır. Böylece çağımızın insanı; düşünmekten ziyade seyretmeyi, bilmekten ziyade görünmeyi, beyinden zi­yade ayn’i (gözü), meslek sahibi olmaktan ziyade şöhret sahibi olmayı, çalış­maktan ziyade kolay para kazanmayı ve emekten ziyade eğlenmeyi yaşamının temel ilkeleri haline getirmeye başlamıştır (Atay, 2017:20).

Bugünün toplumları, adeta imajlar evreni tarafından kuşatılmış bir hayatı yaşamaktadır. Fotoğraflar, filmler, televizyon, reklam, billboardlar, yol işaretle­ri, resimlemeler (Ellul, 2004:155; Fidan, 2018: 101), gazeteler, dergiler, kitap­lar, internet, telefonlar, sosyal medya, bilgisayar oyunları, vitrinler, camekânlar, afişler, duvarlar, zeminler, tablolar, parklar, bahçeler, seyir terasları, seyir tepeleri, fuarlar, müzeler, çevre düzenlemeleri ve daha birçok görsel imaj nesnesi ve mekânı, hayat sahnesinin görmeye ve gösteriye ayarlı gerçekliklerini oluşturmaktadır. Görmek ve göstermek eylemleri üzerine kurgulanan bu sosyal gerçeklikler, görmenin ve göstermenin birbirini beslediği, hatta aynı göbek bağından beslendiği yeni toplum biçimlerini üretmiştir: Tüketim toplumu (Baudrillard), gösteri toplumu (Debord), şeffaflık toplumu (BC, Han), gözetim toplumu (Foucault), ağ toplumu (Castells, Dijk) ve bunlara eklenebilecek yeni bir toplum tasavvuru olarak teşhir toplumu.

Görme ve gösterme, felsefi düşünce geleneğine telmihle, çağımızın insanını ontolojik olarak tanımlayan temel bir “varoluş” biçimi haline gelmiştir.

Felsefe geleneğinde, düşünen (Descartes), sorgulayan (Sokrates), şüphelenen (Septisizm), eleştiren (Kant), tartışan (Heraklitos), deneyimleyen (Locke), mücadele eden (Marx), başkaldıran (Camus) gibi eylem ve pratikleriyle beraber rasyonel bir varlık olarak temellendirilen insan, aklın baş rolde olduğu varoluş biçimleriyle tasvir edekteydi. Bugünün gören ve gösteren insanı, duyuların özellikle “gözün iktidarına gönüllü kulluk etmekle meşgul olmaktadır. Böylece i akletmek, idrak etmek, fehmetmek, tahayyül etmek gibi düşünmenin, vakıf olmanın, hikmetini anlamanın, kemale ermenin “emek” gerektiren zorlu süreç­lerinin yerine gösterinin, gösterişin, imajların, tüketimin, kolaylığın, ışıltılı ve şatafatlı yaşamların hazcı tercihi söz konusu olmaktadır.

Ekran, bu gösterişçi geçişlerin en işlevsel aracı haline gelmiştir. Ekran artık insanların diğerleriyle iletişime geçtiği ya da etkileşimde bulunduğu bir sos­yal var olma biçiminin adı haline geldi. Bugün herkes en az bir ekrana sahip. Televizyonlarla birlikte sahip olunmaya başlayan bu ekranlar, o dönemde ge­nellikle çoğunluğun ekran içerisindeki azınlığı izlediği, gördüğü bir etkileşimi içermekteydi. Çoğunluğun izlediği bir dönemden hızlıca çoğunluğun izlendiği bir döneme geçiş yaşandı. Ekran sayıları arttı. Televizyon, telefon, bilgisayar, fotoğraf makinaları ve sayısı gittikçe artan ekranlara sahip olma şehveti bite­viye çoğaldı. Kaldı ki birden fazla ekrana sahip olan birey, görmeyi değil daha çok göstermeyi tercih eder hale geldi. Çünkü yaşanılan şey, bir “hayat sahnesi” olarak tanzim edilmekteydi. Ekranlar, bazılarının hayatlarını teşhir ettikleri, ba­zılarının bu hayatları dikizlediği bir gösteri alışverişine dönüştü. Böylece ekran, çarpık bir sosyalleşme aracı olarak kültüre yeni bir boyut kazandırdı.

Düşüncenin, söylemin ya da eylemin yerine görünmenin önemli olduğu bu imaj çağında, görünür olmanın ya da “teşhire teşne” olmanın 3G formülü­nü Atay şu şekilde kodlamaktadır: Giyim, gençlik ve güzellik (2017:102). Bu üç unsur, esasında teşhirin ya da teşhir toplumunun yapı taşlarından bazılarını da oluşturmaktadır. Giyim, geçmişten bugüne daha çok kılık kıyafet üzerinden şekillenen modanın sergileme, ifşa etme dürtülerinin bütünselliğini; gençlik, be­klenin fetişleştirilerek teşhir edebilmenin yaşlılık karşıtı bir tutumla gerçekleştilebileceği varsayımını; güzellik ise gerek bir teşhir sermayesi olarak bedenin gerekse de sahip olunan gösterişçi tüketime endeksli nesnelerin sunum şeklini ifade etmektedir.

Teşhir toplumu çoğunlukla bu üç unsurun bileşenlerinden ve bu bileşenlerin çeşitli değişkenlerle birlikte oluşturduğu sosyal diyagramlardan oluşur. Din, ekonomi, siyaset, moda, medya, internet, beden, tüketim bu diyagramın parçalarıdır da aynı zamanda. Bu çalışmayla birlikte, “teşhir toplumu’na ilişkin sosyal diyagramın anlaşılmasında ihtiyaç duyulan anahtar kavramların ve sosyal bilimlerde yer alan temel tartışmaların analizi yapılacaktır.Ayrıca teşhir kavramının sosyal bilim literatüründe yer alan anlamlarının yanı sıra kuramsal düzeyde “teşhir toplumu”nun sosyoloji literatüründeki teorik kökenleri de yine bu çalışmanın kapsamı içerisindedir.

Teşhirin Sosyo-psikolojik Soy Kütüğü

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre “teşhir” sözcüğü, Arapça kökenli bir kelime olup “gösterme, sergileme, herkese duyurma dile düşürme, bir hükümlüyü ceza olarak halka gösterme” anlamlarına gelmektedir. Teşhircilik kelimesi ise “göstermecilik” anlamıyla karşılanmaktadır (www.tdk.gov.tr). Gündelik yaşam­da, çoğunlukla “gösterme”anlamında kullanılan teşhir, esasında “göstermenin/ gösterilmenin arzulandığı bilinçli bir sergilenme”halidir.Teşhirde gösterilen sa­dece bireyin kendisi ya da benliği değildir. Teşhir, gösterme tutkusu ve şehveti yüklenen nesnelere, kendisini ya da benliğini iliştirmektir. Amaç her ne kadar salt kendini göstermek gibi görünse de, asıl amaç “gösteri nesnesi”yle dona­tılmış benliğinin ya da sosyal var oluşunun sergilenmesidir. Böylelikle statü­nün, sınıfın, zenginliğin, gençliğin, bedenin, güzelliğin, entelektüelliğin ya da refahın “parıltılı” halleri sunulur.

Örneğin pahalı çantalar, markalı ayakkabılar ve şatafatlı elbiseler içerisinde olan kadının teşhir ettiği şey kuşkusuz sadece ken­disi değil statüsü ya da sınıfıdır. Kabe’ye karşı dua ederken çektirilen fotoğrafın sosyal medyadan paylaşılması, bireyin bu kutsal mekanı “göstermesi” değil, her ne kadar İslam riyayı şirkin bir türü olarak görse de, bu bireyin görece dindarlı­ğıdır. Tatil ya da gezi mekânlarının, yenilen yemeklerin, hürmete değer yaşlılara yapılan ziyaretlerin ve buna benzer fotoğrafların instagram’da paylaşılması,[1] ne gezilen mekânların ya da yemeklerin tanıtılmasını, ne de toplumsal kültürün bilinçli aktarımını önceler. Salonların vitrinlerinde ya da gümüşlüklerinde sergilenen yemek takımları, yurtdışından getirilen nesneler, antika eşyalar ya da eskiden misafir odalarında ritüele dönüşen hamaratlıklar, kuşkusuz bir müze ya da galeri kaygısıyla düzenlenmemiştir. Buradaki amaç, evlerin ve paylaşıma açılan mekânların adeta baştan aşağıya gösterişin şubelerine dönüştürülme­sidir.

Kadim gelenekte yaratıcının “emanet” ettiği beden, artık bir sermaye de­ğildir. Beden tüm sunum biçimleriyle birlikte başlı başına bir “teşhir ürünü”dür. Düşünceler, dünya görüşleri, inançlar, alt kültürler, ideolojiler, hazlar, nefretler, protestolar, sosyal sınıflar, statüler ve daha birçok parametre, bedenin bürün­düğü biçimlerle teşhir edilir. Apaçi gençler, emo gençler, hippiler, femenler, yırtık pantolonlar, blue jeanler, pardösüler, feraceler, başörtüler, küpeli erkek­ler, uzun saçlılar, top sakallılar, makyajlılar, fondötenler, ojeler, rujlar, parfümler, : esanslar, estetikli yüzler, diyetli vücutlar, hilal ya da badem bıyıklılar, yeşil tak­keler, yüzükler, piercingler, hızmalar, bilezikler, tek taşlar, beşi bir yerdeler ve bedende gösterime açılan bütün semboller, her biri kendi kültürel ve sınıfsal kodlarıyla birlikte koskoca bir”beden galerisi”ni oluşturur.

Teşhir, yabancı literatürde çoğunlukla psikolojinin, psikiyatrinin ya da psi­kanalizin ilgilendiği bir konudur. Bu çalışmanın konusunu oluşturan “teşhir toplumu”düşüncesi, psikoloji ya da psikiyatrinin çalışma alanı olan “teşhir”(ex­hibition) konusundan oldukça geniş ve kapsamlıdır. Dolayısıyla bu çalışmanın inşa ettiği “teşhir” ve “teşhir toplumu” nosyonlarıyla, yabancı literatürdeki bu kavramların inşa edildiği bağlam arasında kapsam ve sınırlılıklar bakımından önemli ayrışmalar bulunmaktadır. Çünkü bu çalışmada teşhir, sosyal ve kültürel bağlamları içerisinde bireyin gösterime dayalı varoluşsal biçimlerini temel alır­ken, yabancı literatürde bireyin cinsellik (genital) eksenli problemlerini, sapkın davranışlarını ve suça eğilimini konu edinir. Bu çalışmanın iddiasını oluşturan “teşhir toplumu” söylemi ise, bu yönüyle sosyolojik düşünceye katkı sağlamayı amaçlayan “özgün” bir düşünüştür.

İngilizcede “teşhir etmek”, “exhibition” kelimesiyle karşılanırken bazı çalış­malarda “expose, exposure” fiilleriyle de karşılanmaktadır. Teşhircilik “exhibiti­onism”, teşhirci ise “exhibitionist” kelimeleriyle karşılanmaktadır. Esasında ex­hibitionism kavramı Latince “exhibere” kelimesinden türemiş olup “göstermek, sergilemek” (to display) anlamına gelmektedir (Kahr, 2001:4). Bir kavram olarak teşhir etmek (exhibitionism), Amerikan Psikiyatri Derneği tarafından, tekrarla­yan yoğun cinsel dürtüler ve cinsel organlarını yabancılara gösterme gibi sap­kın davranışlar olarak tanımlanmaktadır (Morin ve Levenson, 2008: 2). Klinik düzeydeki bu teşhirciler (genital exhibitionist), sapkın cinsel tatminlerini sağlamak için toplumda uygunsuz ortamlarda cinsel organlarını ya da bedenlerinin bazı kısımlarını insanlara gösterme eğilimindedirler (Freund vd., 1988:246; Cahr, 2001:4; Bastani, 1976). Ayrıca teşhirciler, halk dilinde “flashers”2 (gösterip kapatma), psikoloji literatüründe “indecent exposers'(uygunsuz sergileyiciler) ve psikoterapi kliniklerinde ise ‘exhibitionists’ (teşhirciler) olarak adlandırıl-maktadır (Kahr, 2001:4).

İlk dönemlerde mental bir hastalık olarak tanımlanan teşhircilik, böylelikle ilkin psikiyatrinin konusunu ve çalışma alanını oluşturmaktaydı.Teşhirciliğe ilişkin psikiyatrik çalışmaların ilki Parisli psikiyatr Ernest Charles Lasêgueln (1816- 1883) 1877’de yayınladığı ‘Les Exhibitionistes’ adlı makalesidir. Lasègue bu makalesinde teşhirciliği, toplumsal ortamlarda aniden ortaya çıkan ve kişinin cinsel organının gösterilmesi olarak tanımladı (Kahr, 2001:13-14). Sonrasında Lasêgue’nun çalışmalarını destekleyen çalışmalarıyla Avusturyalı Richard von  Krafft-Ebing, 1886’da yayınladığı ‘Psychopathia Sexualis” adlı çalışmasıyla teşhirciliği ahlaka karşı işlenen bir suç olarak niteledi.

Ayrıca Krafft-Ebing, teşhircilik ile alkolizm, yaşlılık, bunama, nörolojik bozukluklar, taciz ve istismar gibi klinik durumlar arasında ilişki olduğunu da bulguladı (Kahr, 2001:15). Bugün ise teşhircilik, birçok psikiyatr, psikopatolog ve psikanalistlerin çalışma konusu­nu oluşturmaktadır. Ayrıca teşhircilik), psikopatoloji ve psikiyatri alanıyla ilgili devasa literatürün oluştuğu bir çalışma alanına dönüşmüştür (Kahr, 2001:17). Bugüne gelindiğinde, doktorlar, psikologlar ve cinsel davranış uzmanlarının klinik teşhircilikle ilgili “flashing, indecent, exposure, exposure of person, ob­scene exposure, public indecency and male genital exposure” gibi bir takım tanımlamalar önerdikleri görülmektedir (Kahr, 2001:18).

Teşhirin farklı bağlamlarıyla ilgili literatürde birçok çalışmaya rastlan­madadır: Teşhir ve teşhircilikle ilgili klinik psikolojinin çalışmaları (Abouesh ve Clayton, 1999; Morin ve Levenson, 2008; Langevin vd., 1979; Grob, 1985; Firestone vd., 2006; Jones ve Frei, 1977; Bastani, 1976), sosyal ağlar, sosyal medya ve dijital teşhir (Munar, 2010; Yeşil, 2001; Koskela, 2004), kriminal açı­dan teşhir ve teşhircilik (Bader vd. 2008; ), teşhirin bir kültürel aktarım olarak öğrenilebilirliği (Smith ve Guthrie, 1920), teşhirciliğin tarihi ve güncel teşhir araştırmaları (Kahr, 2001; Langevin vd., 1979; Clark vd., 2016; Hugh-Jones, vd. 2005; Lângström ve Seto, 2006) bu çalışma ve araştırma konuları arasında yer almaktadır.

Teşhircilik, çoğu çalışmalarda tekrar eden sapkın davranışlar olarak ifa­de edilirken, bazı çalışmalarda cinsel suçların bir türü olarak belirtilmektedir (Bader vd. 2008: 270). Teşhirciliğin saptanması ve değerlendirilmesi, esasında karmaşık bir ilişkiler bütününün tanımlanmasıyla mümkündür. Birbirleriyle iliş­kili farklı semptomlar, psikopatolojik durumlar, sapkın davranışlar, suçluluk ve kişilerarası ilişki kurma biçimleri, teşhirciliğin belirlenmesinde ihtiyaç duyulan parametrelerdir (Morin & Levenson, 2008:5). Smith ve Guthrie, teşhirin, korku­nun öğrenilmesi gibi, çocukluk döneminden itibaren toplumun kültürel kalıp­ları çerçevesinde rutinleşen birtakım edepsiz (immodest) davranışlarla birlikte öğrenilebileceğini iddia eder (1920:207-211). Freudyen teoriye göre ise teşhir, insanın doğası gereği eğilim duyduğu bir içgüdüdür. Bu teoriye göre teşhirin ilk formları arasında, açık saçık ve edepsiz davranışların isteyerek sergilenmesi ve heyecanların gösteri altında yabancılara sunulması gibi davranışlar yer almaktadır (Smith ve Guthrie, 1920:206; Freund vd., 1988:246).

Teşhircilik, bir tür “cinsel ve cinsiyet kimlik bozukluğu” olarak tanımlana­bilir. Buna göre teşhirciliğin üç tür nedeninden söz edilebilir: 1. Cinsel işlev bozuklukları (sexual dsyfunctions), 2. Cinsel sapmalar (sexual deviations) ve 3. Cinsel kimlik bozuklukları (gender identity disorders) (Kahr, 2001: 18). Bu sapma ve bozuklukların tedavisinde klinik psikoloji devreye girmiş, teşhircili­ğin tedavisinde bazı terapi yöntemleri geliştirmiştir. Psikoterapi, grup terapisi, davranış terapisi, hipnoterapi ve farmakoterapi bu tedavi yöntemleri arasında yer alır (Bastani, 1976). Klinik psikolojinin yaptığı çalışmalara göre teşhircilik çoğunlukla cinsel sapkın eylemler dizisine katılan erkeklerde görüldüğü gibi (Morin & Levenson, 2008:3; Firestone vd., 2006:350; Bastani, 1976), benzer teşhirci davranışlar kadınlar arasında da (Grob, 1985: 253; Hugh-Jones, vd. 2005; Balsam, 2008) yaygınlık kazanmaktadır.

Teşhir toplumunu ele alırken değinilmesi gereken bir diğer önemli kav­ram “voyörizmdir. Fransızcada “görmek, görünüm” anlamlarına gelen “voir” kelimesinden türeyen voyörizm (voyeurism), birini veya bir şeyi gözlemlemek/ gözetlemek; birine ya da bir şeye ilgiyle, merakla ve hatta gizlice bakmayı ifa­de eder. Türkçede “dikizcilik” ve “röntgencilik” gibi argo anlamlarla karşılanan voyörizm, saf bir bakış ve görmenin dışında sapıkça ya da suç unsuru taşıması­na gözetlemektir (Bkz. Yurdigül ve Elitaş, 2017:133

Voyörizm,  bir türü olarak düşünülmektedir. Çünkü in­sanların özel yaşamlarını, onların bilgisi olmadan gözetlemek ve bu durum­dan hoşnut olmak ya da haz almak hastalıklı bir durumdur (Munar, 2010:412), Psikiyatri literatüründe patolojik bir hastalık olarak görülen voyörizm, İnsanla­rın diğerlerini çıplakken, giyinirken, cinsel bir davranış sergilerken dolayısıyla İnsanların “özel” hallerini gizlice ve haz alma amacıyla gözetlemesine yönelik bir eğilimdir (Freund vd., 1988: 246; Baruh, 2010: 203). Dolayısıyla hem voyö- ristler hem de teşhirciler böylece klinik psikolojinin çalışma ve araştırma konu­larını oluşturmaktadır (Freund vd., 1988; Abouesh ve Clayton, 1999).

Teşhircilerln müşterilerini kuşkusuz voyöristler oluşturmaktadır. Esasında teşhircilik ve voyörizm bir bütünü tamamlayan parçalardır. Birbirlerini besle­yen, üreten, tetikleyen, körükleyen, kışkırtan, varlığını diğerinin varlığına borç­lu olan siyam ikizleri gibidir adeta. Çünkü bakmayı saf doğasından çıkartarak istekle, hazla, tutkuyla, arzuyla hatta gizlice bakmayı ayartan neden, teşhir ürününün kendini sere serpe, aleni, göz önünde, bilinçli bir şekilde sergileme motivasyonudur.

Dikizlemeyi (voyörizm) insanlar hakkındaki her şeyi bilme ve öğrenme iş- sahası olarak İfade eden Dikizleme Günlüğü kitabının yazarı Nledzviecki, insa­nın dikizleme hakkını, kendi hayatını kamuya açma eylemi karşılığında elde ettiğini öne sürer (2010:15). Niedzviecki’ye göre dikizleme,”insanlığını yitirmiş İnsanlık” problemine bulunan çarpık bir çözümdür. Çünkü birey olabilmenin İmkânı, “sosyal” bağlamlarımız içerisinde değil narsisist bir tavırla kendimizi iz­lettirme ve kendimiz hakkında yorum yaptırma şehvetinde yatmaktadır (2010: 38). Bu şehvet, günümüzde görüntü teknolojisinin hızla toplumları kuşatma­sıyla, voyörizmi ve teşhirciliği spesifik bir durum olmaktan çıkartarak kitlelere gündelik yaşamda “olağan” görülen bir pratik kazandırmıştır.

Teşhircilik ve dikizcilik, yeni interaktif internet araçlarıyla ve özellikle Web 2.0 ile birlikte bireyin yaşamının sosyal ağlarda sergilenmesine, böylece fark­lı bir boyuta geçişe imkan tanıdı (Munar, 2010: 402). Sosyal ağlar, voyöristik etkinlikleri olabildiğince kolaylaştırırken, dijital teşhircilik de dijital voyörizmin gelişmesini sağladı (Munar, 2010:412). Birbiriyle yakinen ilişkili olan dikizleme ve teşhircilik kültürü, ağ içindeki sosyal paylaşım platformlarıyla ılımlı düzey­de normal kabul gören ve bu iki durumun kronikleşmesine neden olan ciddi bir kişilik bozukluğuna (psiko-patolojik hastalık) sebebiyet verdi (Yurdigül ve Elitaş, 2017:134). Böylece dikizleme kültürü, insan yaşamının hem dijitalleşmesi hem de elektronik ortamlara kaymasıyla izleyenlere “tam pansiyon” teşhir vaat eden, izlenenler ve izleyiciler arasında da gerçek anlamda bir ilişkinin ku­rulmasını önleyen (Niedzviecki, 2010:27) insanlık durumlarını ortaya çıkardı.

Televizyondaki reality şov programları, kameralı mobil telefonlar ve ev webcamleri teşhir ve teşhirciliği motive eden, teşhirciliği güçlendiren (eıry. powering exhibitionism) (Koskela, 2004: 199) ve voyörizme cansuyu olan önemli teknolojik araçlar ve organizasyonlar olarak görülmektedir. Gerek re­ality şov programları, gerekse de magazin programlan ve webcam siteleri, voyörist bireylerin artışında önemli bir etken olarak gösterilmektedir (Baruh, 2010; Yeşil, 2001). Kaldı ki insanlar bu programları sadece izlemek için değil, aynı zamanda da izlenmek için tercih etmektedirler (Yeşil, 2001:4).

Big Brother, Televole, Biri Bizi Gözetliyor, Survivor, Ütopya, O Ses Türkiye, Yetenek Sîzsiniz, Bu Tarz Benim, Bugün Ne Giysem, Yemekteyiz, Evim Şahane, Gelinevi, Kısmetse Olur, Gelinim Olur musun?, Ana Ocağı gibi onlarca şov programı, hem dünyada hem de Türkiye’de biteviye teşhirci ve voyörist üreten bir “gösteri fabrikasını hizmete açmıştır. Dolayısıyla Descartes’in ünlü önermesinden mülhemle ifade etmek gerekirse, “seyrediliyorum; o halde varım” mottosu, birçok kişinin hayata dair temel referansını oluşturmaktadır. Sadece görünür ya da göz önünde ol­manın kişide uyandıracağı narsisist etki, kişinin kabaran iştahasını doyurmaya yetmemektedir. Kişi neyi ortaya saçmak, sergilemek, ifşa etmek ya da teşhir etmek istiyorsa, şüphesiz sadık izleyicilere, takipçilere ya da dikizcilere ihtiyaç duyacaktır.

Teşhir Toplumunu Sosyolojinin Vitrinine Çıkarmak

Batı düşüncesi, insanı yaşadığımız çağın ruhuna uygun bir biçimde ta­nımlama veya adlandırma gayretine girişmiştir. Yığın insanı (Ortega y Gasset), organizasyon insanı (William Whyte), dışa dönük, kantitatif insan (Bernard Ronze), teknik insan, ötekine yönelimli insan (W. Miles) (Ellul, 2004: 264) gibi tanımlamalar, referans gösterilen sistemler temelinde esasında insanın yeni­den üretimidir. Bu tanımlamalara, tüketen, anı yaşayan, sekülerleşen, gören, gösteren, dikizleyen, sergileyen, ifşa eden gibi “anahtar kavramların toplamı ve terkibi olarak “teşhir eden insan” da eklenebilir.

Sosyal psikolog George Herbert Mead geçmişten bugüne Batı toplumlarında gerçek Ben ile başkalarının gördüğü Ben arasında ayrım olduğunu ve bunun bir insanlık durumu olduğunu ifade eder. Çünkü benliğin topluma su­numu, her zaman bir “sahneleme” faaliyetiyle birlikte gerçekleşir. Bu faaliyet­te oyuncu olan insan, diğerlerine bir “yüz” ya da “cephe” gösterirken, benliğin önemli bir kısmını ise kendine saklamaktadır (Rojek, 2003:13-14). Zira yaşadı­ğımız çağda bu denge, “yüz” ve “cephe” lehine sürekli genişlemiş, fotoğraf makinası ve sonrasında kameranın icadıyla da, sahnelemenin dur durak bilmez mecralarına ve maceralarına yelken açılmıştır. Bu teknik gelişmeyle birlikte tuplumlar, büyük oranda kültür değişmelerine sahne olmuş ve bu sürec sosyojik imgeleme yön veren bilimsel bir sermayeye donüşmuştür.

John Berger, 1839 yılında kamera icaî ediidiği sıralarda August Comte’un Pozitif Felsefeye Giriş kitabını tamamlamak üzere oiduğundan bahçeden öyle ki pozitivizm ile kameranın birlikte büyümesi. bilim adamları ve uzmanlar tarafın dan kaydedilen gözlemlenebilir ve sayılabilir gerçekliklerin “epistemlk iktidarını” başlatmıştı. Ayrıca doğayı ve toplumu denetleme düşüncesi ve inancı da pozitivizm ve kamera işbirliğiyle beraber giderek güçlendi (Robins, 2013: 251 252). Kaldı ki ”pozitivistiere göre dünyayla, dünyanın doğası ve içeriğiyle ilgili ‘doğruları’anlamada fotoğraf ayrıcalıklı bir amaç demekti. Dünyayla Ilgili görsel bilgiler hiç kuşkusuz, uygulamada dünyayı kullanma ve dünyadan yararlanma projesiyle de yakından bağlantılıydı. Bu açıdan kamera, iktidar ve denetim aracıydı” (Robins, 2013: 252).

Sosyoloji literatüründe “teşhir toplumu” (the society of exhibition) olarak adlandırılan, sınırları ve kapsamı belirlenmiş ve herhangi bir sosyal teoriyle temellendirilen bir çalışma konusu veya alanı bulunmamaktadır. Yabancı literatürde yer alan, çoğunlukla psikoloji ve psikiyatrinin “cinsel sapkın davranış”ve ‘cinsel suçlar” ekseninde yaptığı çalışmalar ve araştırmalar, teşhircillği sadece klinik psikoloji düzeyine îndirgemiştir. Gerek teşhir konusunun cinsellikle sınırlı kalması, gerekse de toplumla etkileşiminin ve toplumsal etkilerinin sosyolojik düşüncenin referanslarından hareketle bir muhayyileye dönüştürülememesi. teşhircilik konusunda bütünsel bir okuma yapılmasını engellemiştir. Zira teşhircilik, sadece ”genital exhibition”ı kapsamamakla birlikte neredeyse gündelik yaşamın tüm pratiklerinde izleri görülen bir toplum kurgusudur.

Bu anlamda teşhir, bir kişinin sadece bir yönünün sapkınca ya da kriminal vaka oluştururcasına sergilediği bir eylem olarak değil, aksine bir toplumu oluşturan çok sayıda üyenin din, ekonomi, siyaset, kültür, sağlık gibi toplumsal kurumlarıyla; tüketim, giyinme, moda, ibadet, diyet, estetik, protesto, seçmen davranışı, internet kullanımı, sosyal medya gibi birçok eylemleriyle; ev, araba, eş, arkadaş, sınıf, statü, meslek gibi sahip veya ait olunan tüm nesne ya da sosyal rolleriyle büsbütün bir toplumdur.Teşhir toplumuna yönelik her ne kadar müstakil bir çalışma alanı olmasa da, teşhir toplumunun yapı taşlarını oluşturan birçok teorik izlek mevcuttur.

Özellikle sosyolojinin postmodern düşünürleri içerisinde, teşhir toplumunu inşa edebilecek pek çok teorik malzeme bulunmaktadır. Ayrıca teşhir toplumu kavramsallaştırmasının soy kütüğünde modern döneme yani sosyolojinin bir disiplin olarak ortaya çıktığı dönemlere kadar uzanan köklere de rastlanılmaktadır. Dolayısıyla yüzyılı aşkındır süregelen sosyolojik düşünce geleneğinden beslenerek ve çağımızın yeni “insanlık durumlarını analiz ederek “teşhir topIumu”nun teorik inşası gerçekleştirilebilir. Kuşkusuz bu çalışma kapsamında teşhir toplumu ile doğrudan bağlamı olan tüm teorilere ve yaklaşımlara yer vermek mümkün değildir. Bu nedenle bu çalışmada “teşhir toplumu” iddiasına  ilham veren teorilere, düşüncelere ve yaklaşımlara da ayrıca yer verilmektedir.

Bu bağlamda Thorstein Veblen’in “aylık sınıflın teorisine ve “gösterişçi tüketim’’ kavramına; Jean Baudrillard’ın “tüketim toplumu”, “look”, “simülakr ve simülasyon” kavramlarına; Guy Debord’un “gösteri toplumu” teorisine, Byung-Chulf Han’ın “şeffaflık toplumu”söylemine; Jacques Ellul’ün “sözün düşüşü”,”imajların yükselişi” retoriğine, Erving Goffman’ın “benliğin sunumu” ve “vitrin” kavramla­rına çalışmanın sınırları içerisinde yer verilecek ve bu kavramlar teşhir toplumu bağlamında örneklendirilecektir. Bu isimlere şüphesiz pek çok isim daha ek­lenebilir: Michel Foucault, Manuel Castells, Zygmunt Bauman, Georg Simmel, Richard Sennett, John Berger, Werner Sombart vd. Ancak çalışmanın sınırları içerisinde bu mümkün olmadığı için, bu isimlerin kavram ve teorilerinin yer alabileceği daha kapsamlı bir çalışma da pekala düşünülebilir.

Teşhir toplumunun ilk izleği Baudrillard’ın “gerçeklik, gösterge, look, tüke­tim, simülakr ve simülasyon” kavramlarında aranabilir. Baudrillard’a (2008:89) göre modern gösterge, doğalın yerini alabildiği yani doğalın simülakrı olabil­diği ölçüde bir değere sahip olabilmektedir (Baudrillard, 2008:89). Simulakrlar, gerçekliklerin yerine geçebilen, hatta bir süre sonra gerçeklik atfedilebilen bir nitelik kazanmaktadır. Kaldı ki bir müddet sonra gerçekliğin kendisine dahi ih­tiyaç duyulmayan bir simülasyonlar dünyası kurulabilmektedir. Hipergerçekya da simülasyon bir köken ya da gerçeklikten yoksun gerçeğin modeller aracılı­ğıyla türetilmesiyle var olmaktadır (Baudrillard, 2011:14). Teşhir toplumunun üyeleri ise, bir yönüyle hipergerçekliklerin ürettiği mekanlarda “gerçeklik” ara­yışında olan bireylerdir.

Baudrillard’a göre çağımızın temel hastalığı, gerçeğin üretimi ve yeniden üretimi denilen şeydir (2011: 44). “Göstergenin en yüce işlevinin gerçekliği oradan kaldırmak ve aynı zamanda bu kayboluşu perdelemek olduğu bir dün­yada” (1998: 16) yaşadığımızı belirten Baudrillard, insanların esasında kendi görünümünü (look) aradığını İfade eder. Bu arayış, tarihsel ve kültürel gelene­ğin temel anlayışlarından birini oluşturan beden-ruh dengesini olabildiğince tersine çevirmiştir. Baudrillard’a göre geçmiş dönemlerde ruh, bedeni sarma­lamaktaydı. Günümüzde ise beden, ruhu sarmalamaktadır. Fakat ruhun bu şekilde sarmalanması sadece çıplaklığın ve arzunun patlaması olarak ten” değil, prestij giysisi, gösterge ve moda göndergesi olarak sunulan “ten”dir (2004: 165). Look, prestij giysilerinde ve moda göstergelerinde kendi görünümünü aramanın gayretidir aslında. Tüketim ise, birçok sosyal ve ekonomik bağlamı­nın yanı sıra bir şekliyle de kendi görünümlerinin, dolayısıyla gerçekliklerinin izhar edilmesinin çabasıdır.

Moda ve görünüş terimleriyle söylenirse, aranan şey güzellik ya da cazibe değil artık; look [görünüm]…Her kişi kendi görünümünü arıyor. Kendi varoluşunu ile­ri sürmek artık olanaklı olmadığından, ne var olmayı ne de bakılıyor olmayı dert etmeksizin boy göstermekten başka yapılacak bir şey kalmıyor geriye. Varım, bu­radayım değil; görülüyorum, bir imajım; bak bana, bak! Narsisizm bile değil bu; sığ bir dışadönüklük, herkesin kendi görünüşünün menajeri haline geldiği bir tür reklama saflığı Look, şimdiden moda olmaktan çıkmış, modayı aşmış bir biçimdir. Artık bir fark mantığına bile gönderme yapmaz bu, bir farklılıklar oyunu değildir, farklılığa inanmaksam farklılık süsü verir. Farksızlıktır bu. Kendi olmak, geçici ve yarını olmayan bir başarıdır. (Baudrillard, 1995:30).

Teşhir toplumu inşasında ikinci durağı, Thorstein Veblen ve onun “aylak sınıfı” ve’gösterişçi tüketim”i oluşturmaktadır. Veblen, “aylak sınıfı’nı ele aldı­ğı kitabında, nesnelerin, eşyaların akla gelen ilk işlevlerinin dışında, gösterişçi tüketimi sübvanse eden ve sosyal statü üretimini önceleyen işlevlerini ortaya çıkarmıştır (Veblen, 1995). Veblen, egemenlik altına alınmış sınıfların asıl gö­revlerinin üretmek ya da çalışmak olduğunu, ancak aylaklık yapılmasına mü­saade edildiği zamanlarda da bu zamanı, sahip olduğu statüyü ya da yaşam standartlarını herkese sergileyerek adeta firsata dönüştürdüklerini ifade eder (Baudrillard, 2009:3).

Veblen’deki “aylaklık”, tembellik ya da asudeliği ifade et­mez. Aylak, zamanı üretken olarak kullanmayandır. Kaldı ki aylaklar için zaman, üretken çalışmanın değersiz olduğu duygusundan dolayı ve maddi olarak işsiz bir hayatı tedarik edebilecek güçte olunduğunu sergilemek için, üretken olma­yan bir biçimde harcanır (Veblen, 1995:53). Giyime, diyete, güzelliğe, makyaja, potlaçlara, kokteyllere, evcil hayvan bakımlarına, yemeğe ve yüksek statü gös­tergesi olan tüm etkinliklere ve gündelik yaşam pratiklerine bolca zaman ayı­ran sınıftır aylak sınıfı. Ayrıca aylaklık, tümüyle aristokrat ya da burjuva sınıfına özgü bir durum değildir. Aylaklık, Veblenin uyarladığı görece bir hiyerarşiyle, diğer sınıfları da içerisine alabilir.

Kültürel değişim zemininde düşünüldüğünde, aylak sınıfının ortaya çıkı­şı ile mülkiyetin başlangıcının eşzamanlı olduğu söylenebilir. Çünkü bu sınıf, çalışmayı ihmal etmekle değil bizatihi mülkiyetin üretimiyle ortaya çıkmıştır (Veblen, 1995: 40). Gösterişçi tüketim davranışı, mülkiyetin üretimiyle daha fazla yaygınlık kazanmıştır. İnsanın doğal ihtiyaçları, bir vitrin ya da gösteriş seremonisiyle sergilenmektedir. Teşhir edilmeye endeksli giyim, yiyecek, ev ve diğer tüketim eşyaları, statü hiyerarşisinin muzaffer hakimiyetine dönüşmektedir. Veblenin de kitabında geniş bir yer ayırdığı kadınlar, bu gösterişçi tüketimin gönüllü kulları olmayı üstlenmiştir. Çünkü Veblen’e (1995) göre kadınların gösterişli giysilere sahip olmasının nedeni sadece güzel görünmesini sağlamak değil, bu ihtişamlı giysiler aracılığıyla efendisinin/erkeğinin sahip olduğu toplumsal iktidarı, statüyü ya da ayrıcalığı sergilemektir.

Teşhir toplumunun köken arayışında diğer bir durak Guy Debord ve onun  “gösteri toplumu”dur. Debord’a göre modern üretim koşullarının hakim olduğu toplumlarda yaşam, her şeyin yerini temsillere bırakarak adeta gösteriler cennetine dönüşmüştür (2006: 35). Debord gösteriyi, kendi bütünselliği içerisinde mevcut üretim biçiminin hem’ sonucu hem de tasarısı olarak betimlemekte, böylelikle gösterinin bir eklenti ya da bu eklentiye ilave edilen bir süs olmadığını, gerçek toplumun gerçek dişiliğinin can alıcı noktası olduğunu vurgular (2006: 37). Günümüzde üretilen nesnelerin kaçınılmaz süsü olarak gösteri, “sistemin rasyonelliğinin genel açıklaması olarak sayıları giderek artan imaj-nesneleri doğrudan doğruya biçimlendiren ileri bir iktisadi sektör olarak güncel toplumun esas üretimidir” (Debord, 2006:40).

Gösteriyi “görme” kategorilerinin hakimiyetinde bulunan bir etkinlik anla­yışı olarak değerlendiren Debord, aynı zamanda gösteriyi Batılı felsefe projesi­nin tüm zayıflığının mirasçısı olarak nitelendirir (2006:41). Bu proje, bugünün toplumlarının tümüne sirayet etmiş ve bir sistem olarak toplumun “temel taşla­rını yerinden oynatmıştır. Toplumlar, kültürden eylemlere kadar bütün sosyal araçlarıyla, birbirine benzeyen insanlar kalabalığı formunu almıştır. Debord’un da (2006: 37) tespitiyle gösteri, gerek enformasyon veya propagandanın, ge­rekse de reklam veya doğrudan eğlence tüketiminin bütün özel biçimleriyle, toplumsal olarak hakim olan yaşamın mevcut modelini oluşturmaktadır.

Kendini tartışılmaz ve erişilmez bir olumluluk paradigması üzerine kuran gösterinin temel mottosu, “görünen şey iyidir, iyi olan şey görünür” biçimin­dedir (Debord, 2006: 39). Görünmeyi, kendinden menkul bir ahlaka bürüyen gösterinin totolojik karakteri, araçları amaç haline getiren basit bir olgu üzerine kuruludur (Debord, 2006:39). Böylelikle gösteri, sadece bir imajlar toplamı ola­rak değil kişiler arasında kurulu ve imajların kurgusallığıyla gelişen bir toplum­sal ilişki (Debord, 2006:36) olarak tesis edilir.

Teşhir toplumu kurgusunda Erving Goffman ve onun “performans* ve “vit­rin” kavramları önem arz eder. Goffman, yaşadığımız çağda gerçek benlik İle sunumu yapılan benlik arasında bir tutarsızlık olduğunu, ayrıca insanların ideaLize ettiği ya da sahip olmayı arzu ettiği gösteriler üzerinden inşa edilmeye çalışıldığını belirtir. Benlik artık teşhir edilen ve teşhir edildikçe gerçekliğinden ya da otantisitesinden (sahihlik) farklılaşarak “kamuya arz edilmiş” yeni benliklere dönüşmektedir. Goffman (2016:33) benliğin “kar amacı güden” bu sunumunun, gündelik yaşamda bir takım araçlarla gerçekleştirildiğini belirtir. Bu araçları belirli kavramsallaştırma ya da metaforlarla ifaden eden Goffman,iki kavramı ön plana çıkartın Performans ve vitrin.

Goffman performans kavramını, “bir kimsenin belirli bir gözlemci kümesi önünde sürekli bulunduğu bir süre boyunca gerçekleştirdiği ve gözlemciler üzerinde biraz da olsa etkisi olan tüm faaliyetleri anlatmak için” kullanmaktadır (2016:33). Müzikolojide ve teatral eylemlerde de kullanılan bir terim olan “perförmans”, gündelik yaşamın görülmeye ve gösterilmeye değer bütün pratiklerinde de kullanılmaya başlanmıştır. Esasında performans, göstericilerin sergilediği ve izleyenler üzerinde bir etki oluşturmak için gösterilen çabadır. Ayrıca performans, vitrine çıkabilmek için ifşa edilmesi gereken bir zorunluluktur.

Goffman vitrin kavramını ise, “kişinin performansının, gözlemcilere durumu tanımlamak için genel ve değişmez bir şekilde işleyen kısmı”nın (2016: I 33) sahnelenmesi olarak tasvir eder. Yaşadığımız çağ, “dünyanın bir sahne” ol­duğu varsayımını olabildiğince içselleştirmiştir. Sokaklar, caddeler, evler, odalar, ekranlar, dijital platformlar bir sahne gibi telakki edilmeye başlanmıştır. Sahnelerden kaçabilecek bir mekan bulmak oldukça zordur kuşkusuz. Kaldı ki insanların “sahne arkası’nda olmak gibi bir düşüncesi de yoktur. Hatta sahne arkasında olmak, bir”korku”ya dönüşmüştür. Çünkü insanlar, hayatı bir sahne, içinde bulunulan tüm mekanları ise bir “podyum” gerçekliğiyle yaşamaktadır artık.

Goffman, vitrin kavramının bir cüzü olarak “kişisel vitrin” kavramını öne çıkarır. Kişisel vitrin, Goffman’ın yine bir kavram olarak metaforlaştırdığı, ifade araçlarının görselliğini betimlemek için kullandığı “set”i, kişinin gittiği her yer­de kendine has durumuyla sergilemesidir. Kişisel vitrin; cinsiyet, yaş, ırksal özel­likler, boy ve görünüş, duruş şekli, konuşma kalıpları, yüz ifadeleri ve vücut dili gibi parçalardan oluşmaktadır (Goffman, 2016:34-35). Dolayısıyla kişisel vitrin, kişinin sahip ya da ait olduğu biyolojik, sosyal ve kültürel niteliklerinin beden­de veya benlikte gösterime girmesidir.

Teşhir toplumu düşüncesinin ortaya çıkışında Jacques Ellul ve onun “sö­zün düşüşü” ve “imajların yükselişi” söylemleri önemli bir yere sahiptir. Modern dönem hakikati gerçekliğe indirgeyerek hakikat ile gerçekliği birbirine eşitle- miştir (Sözen, 1997:78). Jacques Ellul, Sözün Düşüşü adlı kitabında, gerçeklik ile hakikati farklı ontolojik zeminde ele alır. Gerçekliği, göze ve görme duyusuna hakikati ise kulağa ve işitme duyusuna bağlayan Ellul, göze gelen şeyin “imaj’’ kulağa gelen şeyin ise’söz’ olduğunu belirtir. Öyleyse çağımız göz ile gerçekligi inşa etme telaşında olan bir imaj çağıdır (Ellul, 2004:55).

Esasında Ellul’ün ‘görme” ve “işitme” özerinden kurguladığı bu diyalojik ilişki, aynı zamanda modem veya postmodern düşüncenin “gerçeklik’ ve “hakikat” eksenli giriştiği epistemolojik tartışmalardan da beslenmektedir. Zira bu kadim tartışmada teşhir toplumu, düşüncesinin kökenini “hakikat”te değil “gerçeklik’te bulur. Çünkü hakikat, bir yönüyle varlığı metafizik boyutlarıyla ele almaktır. Hakikatin ‘görünür olma gibi bir kaygısı olmamıştır. Ancak gerçeklik, kendini ispat etme ihtiyacı duyar, bu onun ontolojik zorunluluğudur. Dolayısıyla teşhir toplumu,’gerçeklik’te ve hatta Baudrillard’ın kavramsallaştırmasıyla gerçekliğin yerini | dolduran “hipergerçeklik’te mevzilenir.

Ellul’e göre ‘görülen şey, inşa edilen şeydir” (2004: 36). Manzaraya yöne­limli olan toplum her şeyi manzaraya, görüntüye dönüştürerek bu sayede her şeyi kaskatı hale getirir. Görselleştirme araçlarıyla ve görselleştirme görevi için oluşturulan bu toplumda her şey, görselleştirmeye tabi tutulur ve onun dışında hiçbir şeyin anlamı yoktur (Ellul, 2004:156). Görülerek veya gösterilerek inşa edilen varoluş, pozitivist düşünceyi modern bilimlerin tasarrufundan alır ve tahsilli olandan cahil olana, burjuva sınıfından proletaryaya, dindar olandan dindar olmayana, gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine, kısacası yediden yetmişine toplumun her üyesine bir kültür olarak yerleşir.

Görülene/gösterilene atfedilen bu kutsallıkla beraber mahremiyet, hikmet, aşk, bereket, kanaat, irfan, edep, saygı, ahlak ve “sayılabilir olmayan” diğer tüm kültürün ve inancın temel dinamikleri, istatiksel bir gerçeklikle yok sayılır. Teşhir toplumu, bu görülemeyen/gösterilemeyen dinamikler olmadığında/görmezden gelindiğinde/ varlığına inanılmadığında, iktidarını ilan eder. “Sayılabilir olmayanları” göster­mek kaydıyla bu dinamiklere sahip olduğunu iddia edenler, aslında hakikati değil, fantazmalarını teşhir etmektedir.

Son olarak Byung-Chul Han ve onun “şeffaflık toplumu” kavramsallaştırmasına değinmek gerekir (Han, 2017). Şeffaflık modern toplumun işlevsel bir söylemine dönüşmüştür. Objektif olma, adil olma, eşitlikçi olma, demok­rat olma gibi olumlama sözcükleriyle birlikte kullanılan şeffaflık, esasında bir ‘kontrol’ve’denetim” altına alma teşebbüsüdür.

Han’a göre şeffaflık toplumu, bir güven toplumu değil bir kontrol toplumudur (2017: 11). Çünkü güvenin tesis edildiği toplum, tüm sermayelerin vitrinde olduğu veya ifşa edildiği bir toplum olmamıştır. Bireyin, kurumların ve tüm örgütlü yapıların sosyal bağlam­larını halka arz etmek güveni oluşturmanın aksine teşhiri dolaşıma sokar. Zira güven, varlığını İfşaya veya gözetlemeye borçlu değildir. Can’a (2015:17) göre güven, toplumsal ilişkilerin temelinde bulunan temel bir rezerv, sosyal ilişkileri düzenleyen belirleyici bir güç, bireyler arasındaki yazılı olmayan bir sözleşmedir.

Modern toplumlarda, “açık olma” ya da “gizli işlerin içerisinde olmama” anlamlarıyla bir tür “güven telkin etme” işlevini pazarlayan şeffaflık, esasında sırrın ifşasını, mahremiyetin teşhirini, özel yaşamın kamuya açılmasını tesis eder. Han’ın da belirttiği üzere “şeffaflık (transparan), aşkınlığa (transandantal)  karşıttır” (2017: 26). Çünkü aşkın olma; derinliği, metafiziği, aklı, sözü, düşünceyi, varoluşu ve hakikat arayışını uhdesinde taşır. Ancak şeffaf olma; gözü, görmeyi, göstermeyi, fiziği, hazzı ve ifşayı İlke olarak içselleştirir. Han, kapitalist ekonominin şeffaflaştırma ve ifşa tutkusunu körüklediğini belirtir. Zira “kapitalist ekonomi her şeyi sergilenme mecburiyetine tabi kılar. Sadece sergilemeye yarayan sahnelemedir değer yaratan, şeylerin her türlü kendine özgülüğü feda edilmiştir. Şeyler, karanlığın içinde değil aşırı ışık altında ortadan kaybolmaktadır” (Han, 2017:28).

Şeffaflık insanı camlaştırır. Görsel teknoloji, bu “camlaştırma” faaliyetinin değirmenine sürekli su taşımaktadır. İnsanlar kendini ne kadar çok “cam”da veya ekranda gösterirse, kontrol ve denetime de bir o kadar açık hale gelmek­tedir. Örneğin bu yönüyle sosyal medya, giderek toplumu disiplin altına alan ve sömüren dijital panoptikonlara dönüşmüştür (Han, 2017: 12). Aslında bu gözetleme tarzı “panoptikon”dan, Bauman’ın dikkat çektiği, “sinoptikon” tarzı bir gözetlemeye doğru evirilmiştir.

Bauman’a (2017: 135) göre azınlığın ço­ğunluğu gözetlediği panoptikon tarzı bir gözetlemeden, rollerin değişmesiyle, çoğunluğun azınlığı gözetlediği sinoptikon tarzı bir gözetlemeye geçiş yaşan­mıştır. Gözaltına almanın, gözaltında tutmanın temel ilke olduğu panoptikon- dan, disiplin sağlayıcı işlevi aynen koruyan seyirlik gösterilere yani sinoptikona geçişte insanlar, baskı ve zorlamayla değil ikna ve baştan çıkarma yoluyla stan­dartlara riayet ettirilmektedir. Boyun eğme dışarıdan gelen zorlayıcı bir güç aracılığıyla değil, özgür iradenin bir tezahürü gibi, bir şenlik gibi sunulmaktadır.

Teşhir toplumu, “olumlama” retoriği üzerinden tesis edilir. Olumluluk sıfatı­nı kendine peçe edinen toplumun genel yargısı “like” (beğenmek) olarak tecelli eder. Facebook’un “dislike” (beğenmeme) seçeneğini sunmaması da, olumla­manın görmezden geldiği bir sürekliliği ifade eder (Han, 2017:23). Teşhir toplumunu çepeçevre kuşatan şeffaflık tutkusuna karşı Han, “mesafe tutkusu”nu hayata geçirmeyi öğrenmemizi tavsiye eder. Çünkü mesafe ve utanç; doğası gereği sermayenin, enformasyonun ve iletişimin hızlandırılmış dolaşımına dahil edilemez. Sermaye, enformasyon ve iletişimin oluşturduğu bu dolaşım, İnsanın çekilebileceği mahrem alanların şeffaflık adına ortadan kaldırılmasına neden olmuştur (2017:18). Bu şeffaflık ya da teşhir tutkusu, bir yöntem olarak mesafe ve utanç İlkeleriyle karşılanmadığında, dolaşımın bu alanları ışıklandıkrılır ve tüketilir. Böylelikle dünya, daha utanmasız, daha çıplak bir hal alır (Han, 2017:18).

Sonuç

Kavram, kuram ve pratikleriyle teşhir toplumu, zamanla yaşadığımız ça­ğın bir gerçekliğine dönüşmüştür. Toplumların tarihinde sözlü kültürden ya­zılı kültüre geçişle nasıl bir “devrim” gerçekleştirilmişse, kökenini görüntü ve imajların oluşturduğu bugünün “gösteri” kültürü de en az o denli bir kırılmaya sahne olmaktadır. Gözün ve görmenin üstünlüğüyle oluşan iktidar, sözün ve yazının mahiyetine karşı hükümranlığını ilan etmiştir. “Okumadan öğrenmek, konuşmadan anlatmak” prensibi, yürürlüğe giren bir toplum yasası gibi ka­bullenildi. Çünkü “görerek öğrenmek, göstererek anlatmak” genel geçer bir gerçekliğe büründü.

Sahneler, slaytlar, projeksiyonlar, akıllı tahtalar, film kare­leri, fotoğraflar, ekranlar ve bunun gibi görüntülerin bir nehir gibi akıp gitti­ği bir dönemde, eğitim araçlarından boş zamanı değerlendirmeye kadar her şey “görme yasası”yla çalışan bir mekanizmayı andırmaktadır. Kaldı ki hayata başladığı ilk aylardan itibaren sosyalleşmesine en az bir ekranı, genellikle te­levizyonu, mihmandar kılarak büyütülen bireylerin, yazıya, söze ve kitaba ilgi göstermesi şüphesiz pek de muhtemel değildir.

Teşhir toplumu söyleminin oluşmasında, sosyoloji literatüründe ele alınan görme, gösterme, gösteri, gözetleme, dikizleme, imaj, gerçeklik, hipergerçeklik, simulakr, simülasyon, performans, vitrin, set, sahne, şeffaflık, gösterişçi tü­ketim, benlik gibi konular; Baudrillard, Bauman, Berger, Veblen, Debord, Ellul, Goffman, Han, Niedzviecki gibi sosyal bilimciler etkili olmuştur. Teşhir toplumu söyleminin, yeni bir teori ortaya atmak ya da bahsedilen konuları veya sosyal bilimcilerin tezlerini çürütmek gibi bir iddiası bulunmamaktadır.

Teşhir toplu­mu söyleminin amacı, yukarıda tartışılan problemlerin temel sayıltıları ve iddia­ları doğrultusunda, bugünün toplumlarını tanımlayabilecek, tasvir edebilecek ve bir muhayyile geliştirebilecek yeni bir adlandırma önerisidir. Çünkü “teşhir toplumu” düşüncesi; tüketim toplumu, gösteri toplumu, gözetim toplumu, şeffaflık toplumu, ağ toplumu gibi toplum kurgularının temel önermelerinden beslenen ve yaşadığımız çağın verili gündelik yaşam pratiklerini yorumlayarak analiz eden bir terkiptir. Dolayısıyla teşhir toplumu, yaşadığımız çağın toplumlarının yeni adıdır.

Sosyoloji Divanı – Teşhir Toplumu(sayı.11),syf.9-26

Yrd. Doç. Dr. İslam CAN

Dipnot:

1] Günümüzde yaşlılar, toplumsal dışlanmaya maruz kalabilmektedir. Yaşlı insanların daha çok anımsandığı belirli gün ve haftalarda yaşlılarla fotoğraf çektirip sosyal medyada paylaşılması, aynı zamanda toplumsal dışlanmaya maruz kalan bu insanlara sahip çıkıldığı ve unutulmadıkları izlenimi verilmektedir. Dini bayramlar, anneler ya da babalar günü sosyal medya, adeta bu denli fotoğrafların paylaşım patlamasına yol açmaktadır. Ayrıca yaşlılık ve toplumsal dışlanma ilişkisi için bkz. Dağ, (2016).

2-Flasher kelimesi “yanıp sönme, ortaya aniden çıkıp kaybolma, belirip kaybolma” gibi anlamlara gelir, Exhibitionistler, cinsel organlarını teşhir ederken bu eylemi bazen “gösterip kapatma’ şeklinde ger­çekleştirmektedirler. Bu eylem şeklinden dolayı halk arasında “flashers” olarak tanımlanmaktadırlar.

Kaynakça

Abouesh, Atina ve Clayton, Ahmed (1999). “Compulsive Voyeurism and Exhibitionism: A I Clinical Response to Paroxetine” Archives of Sexual Behavior, 28 (T): 23-30.

Atay, Tayfun (2017). Görünüyorum O Halde Varım *Meşhuriyet Çağanda Kültür ve İnsan,İstanbul: Can Yayınları

Bader Shannon M. vd. (2008). “Exhibitionism, Findings from A Midwestern Police Contact Sample” International Journal of Offender Therapy and Comparative Criminology, 52 (3): 270-279.

Balsam, Rosemary H. (2008).”Women Showing Off: Notes on Female Exhibitionism”, Journal of the American Psychoanalytic Association, 56 (1: 99-121.

Baruh, Lemi (2010). “Mediated Voyeurism and the Guilty Pleasure of Consuming RealityTelevision”, Media Psychology, 13:201 -221.

Bastani, Jehangir B. (1976;Treatment of Male Genital Exhibitionism”, Comprehensive Psychiatry. 17(6): 7769,774

Baudrillard, Jean (2011). Simülakrlar ve Simülasyon, (6. Baskı), (Çev. Oğuz Adanır). Ankara: Doğu Batı Yayınlar^B

Baudrillard, Jean (2009). Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri. (2. Baskı), (Çev. Oğuz . Adanır ve AlMlgin), İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi YavınlarıİH Baudrillard, Jean (2008). Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm, (2. Baskı), (Çev. Oğuz Adanır) İstanbul: m Boğaziçi Üniversitesi Yayinarı

|Baudriliard, Jean (2004). Tüketim, Toplumu2. Baskı), (Çev. Hazal Deliçaylhye Ferda Keskin), İstanbul: Ayrıntı Yayınları. jBaudrillard, Jean (1998). Kusursuz Cinayet, (Çev. Necmettin Sevil), İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

[Baudrillard, Jean (1995). Kötülüğün Şeffaflığı. Aşırı Fenomenler Üzerine Bir Deneme. (Çev. Işık Ergüden), İstanbul: Ayrıntı Yayınları.. _ f Bauman, Zygmunt (2017). Akışkan Modernite, (2. Baskı), (Çev. Sinan Okan Çavuş), İstanbul: Kipi Yayınları

Can, İslam (21^^¿Türkiye’de Siyasal Güven. Liderler Kurumlar Süreçler. İstanbul: Açılımkitap. Clark, StephaniaşK. vd. (2016). “More Than a Nuisance: The Prevalence and Consequences of Frotteurism and Exhibitionism”. Sexual Abuse: A Journal of Research and Treatment. 28(1): 3-19.

Dağ, Adem (2016). “7bplumsa(f|insiyet Bağlamında Yaşlılık ve Sosyal Dışlanma”, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, 4 (28): 480-500.

Debord, Guy (2006). Gösteri Toplumu ve Yorumlar, (2. Baskı), (Çev. Ayşen Ekmekçi ve Okşan Taşkent), İstanbul: Ayrıntı Yayınları

Ellul, Jacques (2004). Sözün Düşüşü, (2. Baskı), (Çev. Hüsamettin Arslan), İstanbul: Paradigma Yayınları.

Fidan, Ali (2018). “Sosyal Teoloji, Ekonomi ve Kadın” İlahiyatta Akademik Araştırmalar, Ankara: Gece Kitaplığı. 85-107.

Firestone, P. vd. (2006).”Long-Term Follow-up of Exhibitionists: Psychological, Phallometric, and Offense Characteristics” The Journal of the American Academy of Psychiatry and the Law, 34 (3): 349-359.

Freund, K. vd. (1988).”The Value of Self-reports in the Study ofVoyeurism and Exhibitionism”, Annals of Sex Research, 1:243-262.

Goffman, Erving (2016). Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu, (3. Baskı), (Çev. Barış Cezai), İstanbul: Metis Yayınları.

Grob, Charles (1985). “Female Exhibitionism”, Journal of Nervous And Mental Disease, 173 (4): 253-256,

Han, Byung-Chul (2017). Şeffaflık Toplumu, (2. Baskı), (Çev. Haluk Barışcan) İstanbul: Metis 1 Yayınları.

Hugh-Jones, S. vd. (2005). “Sexual Exhibitionism as ‘Sexuality and Individuality’: A Critique» of Psycho-Medical Discourse from the Perspectives of Women who Exhibit” Sexualities 1 8 (3): 259-281.

Jones, Ivor H., ve Frei, Dorothy (1977). “Provoked Anxiety as a Treatment of ExhibitionisrmB British Journal of Psychiatry, 131 (3): 295-300.

Kahr, Brett (2001). Exhibitionism, Austrilia ve USA: Icon Book

Koskela, Hille (2004).”Webcams,TV Shows and Mobile phones: Empowering Exhibitionism^ Surveillance & Society, 2 (2/3): :199-215.

Langevin, R., vd. (1979). “Experimental Studies of the Etiology of Genital Exhibitionism^ Archives of Sexual Behavior, 8 (4): 307-331.

Lângström, Niklas ve Seto, Michael C. (2006). “Exhibitionistic and Voyeuristic Behavior in a 1 Swedish National Population Survey”, Archives of Sexual Behavior, 35:427-435.

Morin, J. W., ve Levenson, J. S. (2008). Exhibitionism: Assessment and Treatment, in D. R. Laws ve W. O’Donohue (ed.), Sexual Deviance (2. ed.). New York: Guilford Press.

Munar, Maria A. (2010). “Digital Exhibitionism: The Age of Exposure”, Culture Unbound. 2: 401-422.

Niedzviecki, Hal (2010). Dikizleme Günlüğü, (Çev. Gökçe Güiıdüç), İstanbul: Ayrıntı Yayınları, i

Robins, Kevin (2013). İmaj, Görmenin Kültür ve Politikası, (2. Baskı), (Çev. NurçayTürkoğlü),| İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Rojek, Chris (2003). Şöhret, (Çev. Semra Kunt Akbaş ve Kürşat Kızıltuğ), İstanbul: Ayrıntı; Yayınları.

Smith, S. ve Guthrie, E. (1920). Exhibitionism. University of Washington. 205-211.

Sözen, Edibe (1997). Medyatik Hafıza. İstanbul: Timaş Yayınları.

Veblen,Thorstein (1995). Aylak Sınıf, (Çev. İnci User), İstanbul: Marmara Üniversitesi Yayınları.

Yeşil, Bilge (2001). “Reel Pleasures: Exploring The Historical Roots of Media Voyeurism and Exhibitionism” The e-Journal of Culture and Communication, 1 (1): 1-8.

Yurdigül, Yusuf ve Elitaş,Türker (2017).”Voyörizm veTeşhirajlk Bağlamında Sosyal Medyanın Mahremiyet Sorunu: Instagram ve Periscope örneği”, Sosyoloji Divanı, 5 (9): 129-148.

 

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir