Tesettür Giyimdeki Kararsızlıklar

Başörtülü kızlarda görülmeye başlanan giyimin tesettür ilkesinden koparak moda çizgilerine bürünmesi; kimliklerin ifade edilme biçimiyle yakından alakalıdır.

Tesettürün modaya dönüşerek, İslamî ilkelerin bertaraf edilmesi, kararsız kalınmış bir kimlik hükmünde görünmektedir. Tesettüre riayet olarak baştaki başörtü korunurken, pantolon-ceket, yırtmaçlı etek giyilmeye başlanması giyim dilinin kim için ortaya konmakta olduğunun tartışılmasını gerekli kılmaktadır. Çünkü giyim kişinin hangi dili kimlere karşı sunduğu ile yakından alakalıdır. Blumer, giyimin bir konuşma şekli olmasına karşın diyaloğa izin vermeyen bir dil olduğu üzerinde durur. Buradan yola çıkarak, başını örten fakat tesettür ilkelerine uyma konusunda hassas davranmayan bir kadının, başındaki örtü üzerinde yoğunlaşmak; kararsız kimliğin önemli ipuçlarını sunacaktır.

Başını örten fakat pantolon ceket, pantolon kazak giyen kadının nasıl bir dil ve kimlik ortaya koyduğunu açalım: Başörtüsü ile dinî hükümlere riayet ettiğini ifade etmekte; pantolon kazak giyerek, geleneksel kadın imajından kopmak istediğini söylemektedir. Bir başka ifade ile modern kadınların dünyasından, başörtüsü ile koparken pantolon kazak ile o dünyaya yeniden eklemlenme ihtiyacı duyduğunu hissettirmektedir. Bu ihtiyaç ne reden kaynaklanmaktadır? Bu dünyadan kopmak istemiyorsa başını örterek daha kararsız bir kimlikte kalmayı tercih edişinin sebebi nedir?

Başı örtülü olup tesettüre riayet etmeyenlerin tavrını, değişik kategorilerde toplamak mümkün:

1.Başını örtmek İslamî ilkelere riayet etmek mânâsından daha öncelikli olarak; ailenin, başı örtülü kızın sokaktaki insan tarafından ahlâkî ilkelere riayet eden bir ifade taşımasından dolayı rahatsız edilmeyeceğine olan inancına karşılık gelmektedir. Bu durum Özellikle ailedeki erkeğin ahlâkî ilkelerin yaşanırlılığının farkında olmaksızın ahlâkın belli bir şey -ki burada başörtüsüdür- ile temsil edilebilirliğine olan inancından kaynaklanmaktadır. Bu tutuma daha ziyade kırsal kesimde ve gecekondu muhitlerinde rastlanılmaktadır. Başındaki örtüyü ailesinin baskısı sonucu taşıyan genç kız / kadın dinî ilkelere uymak konusunda kendini mesul hissetmemektedir. Bu mesuliyetsizlik başörtüsünün kitleselleşmesine; başörtülülerde beklenmeyen davranışlara rastlanmasına sebep olmaktadır.

2.Başörtüsü, pantolon, ceket (burada bahsedilen pantolon uzun pardesüler altına giyilen pantolon olmayıp; pantolon ve diz üstü kazak/ceket kullanımıdır) şeklindeki giyim tarzının bir başka kategorisini ise üst gelir seviyesinden genç kızlar oluşturmaktadır. Dinî yöneliş ile başını örten bu genç kızlar eski çevrelerinden kopmadıklarını ispat etme yükümlülüğü hissetmektedirler. Dolayısıyla kararsız kategorisinin en iyi temsilcisi bu grup olmaktadır. Maddî olarak bulundukları dünya ile manevî olarak bulunmak istedikleri dünya arasında kopuş olmaksızın yer alma talebinde olmaları tesettürlü kadın kategorisindeki “modern” vurgusunu şiddetlendirmektedir. Bu kategorinin mensupları maddî ve manevî dünya arasında yaşanan kararsızlığın maddî dünyadan yana ağır basan kısmını temsil etmektedir.

Fred Davis’in “giyilen kıyafet ile kimin memnun edilmek istendiği” sorusunu” bu bağlamda sorduğumuzda, mesajın dindar kesimden ziyade modern / laik zihniyete ulaştırılmak istendiği görülmektedir. Çünkü dinin doğrudan gösteri diline dönüşmesi bizzat dindarlar tarafından hoş karşılanmaz. İşte tesettürde kararsızlık tam bu noktada kendini gösterir. Bir yandan başını örterek seküler bir zihniyet taşımadığını ifade etme ihtiyacı duyan modern kıyafetli kadın, diğer taraftan da, başındaki örtünün geleneksel kodlar içinde değerlendirilmesini bertaraf etmek için modern kadının simgesi olan pantolonu tercih etmektedir.

Başını; saçının bir tek telini göstermemek üzere örten genç kız ve kadınlarda, bugün tesettüre riayet etmeyen bir kıyafet çeşitliliği dikkat çekiyorsa eğer; önemli ve tehlikeli fay hatlarından bahsetmek gerekmektedir.

1970’li yıllarda tek tip ve birkaç renkle sınırlı “Müslüman kadın” kıyafeti; özellikle 80’li yılların ilk yarısından başlayan bir hareketlenmeyle “tesettür defileleri” ile modalaşma sürecine girdi. Bu modalaşma sürecinde bir ölçüye kadar siyasî ve bürokratların tesettürlü eşleri de rol oynamakla birlikte: Müslümanların da bir modası olması gerektiği özellikle müteşebbis beyler ve Müslüman estetisyenler tarafından müdafaa edildi. “Müslümanlar her şeyin en iyisine layıktır” sloganı ile birlikte “en iyi” üzerinde anlaşamayan kafalar en iyinin “en pahalı markalar” olduğu konusunda hemfikir kaldılar.

Tesettür giyimdeki en önemli fay hattı “en iyi” vurgusundaki mânâ kaymasından kaynaklanmaktadır. “En iyi” kimin için en iyidir? Rejim için “en iyi”, şehirli bir görüntü için “en iyi”, diyalog arayışı için “en iyi”… Bütün bunlar bir noktada randevulaşmakla beraber, Müslüman kadının saygınlığını ifade eden “en iyi” hanesi henüz boş gözükmektedir.

* Fred Davis, Moda, Kültür ve Kimlik, :. 36

Fatma Barbarasoğlu – İmaj ve Takva,syf.117-120

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir