Tasavvuf Yabancı Kaynaklı Değildir

Tasavvuf Yabancı Kaynaklı Değildir
Kimileri, ‘tasavvufi eylemlere bakıyoruz, bir de Hindistan’da yogilerin veya Hind rahiplerinin vs. yaşantılarına bakıyoruz; ikisinin birbirine benzediğini görüyoruz. Öyle ise tasavvuf çoğunlukla eski Hind kültürüne dayanıyor, diyorlar. Bir kısmı da eski Yunan’a benzetiyor. Eflatun’un ideler alemine vs. şuna buna benzetmeye çalışıyor. Özellikle Muhyiddin b. Arabi’nin temsil ettiği Vahdet-i Vücud görüşünün Yunan felsefesinden kaynaklandığını söylemeye çalışıyorlar. Şimdi gelelim acaba bu iddialer ne kadar doğrudur meselesine.
İki şey arasında benzerlik varsa, acaba biri diğerinden alınmıştır, denilebilir mi ? Hatta ben bir zamanlar dergide okumuştum. Amerika’nın neresinde birisi elçilik yaparken o zaman Türkiye’deki üstlerine bir mektup göndermiş. “Ben, burada bir kabile yaşantısı gördüm. O kabilenin insanları, dört duvar bir binanın etrafında, senenin belli zamanlarında dolaşıp duruyorlar”, diye yazmış. Sonra da “Haa demek ki bizim hacda yapılan tavaf buradan alınmaymış,”diye iddiasını patlatmış. Yani hac bilmem Güney Amerika’nın hangi kabilesinden, hangi yortusundaki hangi adetten gelmişmişmiş… Bunu iddia edebilmek için biraz tarihi bilgi gerekmez mi ? Peygamber Aleyhi´s-Salâtu ve´s-Selâm’ın, Güney Amerika’nın o kabilesini biliyor muydu? Onların kültürünü alacak şekilde okuma yazması var mıydı ? Hicaz’ın dışına ne kadar çıkmıştı…?

Adamın birazcık da olsa düşünmesi lazımdır. Biraz mantık, muhakeme ve akıl varsa bir insanda bu soruların cevabını düşünerek iddiasını söylemesi lazım. İnsan bir defa saptı mı, ona Cenâb-ı Hakk ‘ne halin varsa gör’ dedi mi o insana akıl pompalasan da yolunu bulamaz artık. Çünkü bir defa aklı kendisinin şeytanı gibi olmuştur. Onun yaptığı batıl şeyleri şeytan ona süslü göstermeye başlamıştır. Yukarıdaki olayın izahına gelelim : Kurban kesmek benim bildiğim kadarıyla gerek ilahi dinlerde olsun, gerek sonradan uydurulmuş beşeri dinlerde olsun hepsinde var. Diyelim ki Asya’nın taa ücra bir köşesinde Kâfiristan diye bir yere gitseniz, o dediğiniz coğrafyalarda onların da bir takım eylemlerden sonra bir keçiyi kestiğini, kurban ettiğini görebilirsiniz, kanını sağa sola sürüyorlar, kutsal gördükleri için böyle yapıyorlar tabiatıyla. Yani o kafirlerde kurban adetini görürsünüz. Şimdi buna göre birisi çıksa ve İslam’daki kurban ibadeti filan yerdeki Kafiristan denilen beldeden alınmıştır, dese doğru olur mu? Bu iddia sahibi insanların esas basiretsizliği şu bilgisizliğe dayanıyor: İnsanlığın ilk dini ne idi ? Hak / İlahi din miydi yoksa uyduruk bir beşeri din miydi ! Dinler tarihi kitaplarında bu söz konusu yapılır. İnsanlığın ilk dini olarak onlar Kur´ân-ı Kerîm’den uzak bir değerlendirme yaptıkları için ampirizm, totemizm… insanlığın ilk dinidir, diyorlar. Halbuki insanlığın ilk dini, ilk insan Hz.Ademi’in getirdiği din idi ki Hz. Adem aynı zamanda ilk peygamberdi. Yani insanlığın ilk dini hak din, ilahi din idi.
FATİH KUT: Soradan insanlık putperest olmuş, putları ilah edinmişler yani.

PROF. DR. ORHAN ÇEKER: Evet. Totemizmde totem diye kutsal saydıkları bir hayvan ya da bir şey vardır. O dinin mensupları kendilerinin totemden geldiklerine inanırlar vs. Böylece insanlar din uydurup din oluşturmuştur. Şimdi insanlığın ilk dini Kur´ân’dan ve Sünnet’ten uzak olarak değerlendirilirse bu iddialar söylenir. Ama Kur´ân diyor ki, ilk insan Âdem’dir. Âdem de Peygamberdir.
Yani ilk insanın dini hak din idi, İslam idi. Benim bildiğim şey şudur ki ilahi dinlerin hepsinde namaz var. Hepsinde oruç var. Hepsinde zekâta benzer bir harcama var. Hepsinde kurban var. Hepsinde ziyaret, hac, tavaf var. İlahi din, İnsanlar tarafından bozula bozula tahrif edildi. Bu dine kendilerine göre çeşitli unsurlar yerleştirdiler. İlahi din bozuntusu olarak ortaya çıkan bu bozuk beşeri dinler normal olarak ilahi dinlerden de bazı unsurlar ihtiva etti. İşte o kurban uygulaması hak dinden o batıl beşeri dine geçmedir. Yoksa batıl dinlerden ilahi / hak dine geçme değildir.

FATİH KUT: Demek öyle !

PROF. DR. ORHAN ÇEKER: Evet öyle tabii ki. Yani kurban o batıl dinlerden hak dine gelmiş değil. Hak dinden oraya kalıntı olarak geçmiş. O batıl dinden olup hak dindekine benzeyen bazı şeyler, batıl dinlerin uydurukları değil, hak dinden o batıl dine geçmiş kalıntılardır. Bunu göremeyen bizim saf insanlar veya güya kimi âlimlerimiz diyor ki “tasavvufi yaşantı hindulardan gelmiştir”. Yahu hinduların geçmişine bir bak bakayım, o noktaya nasıl geldiler. Bir de bakacaklar ki onların bir eylemi, bir ritüeli taa bin sene, üç bin sene önce bir peygamberin ortaya koyduğu ilahi din kaynaklı bir kalıntıdan oluşmuş. Dolayısıyla batıl dinlerden hak dinlerdekine benzer bir takım eylemleri, hak din onlardan aldı değil, onlar hak dinden bunları aldılar, anlamına gelir. Bunun doğrusu budur.

FATİH KUT: Ve o kadar çok Peygamber gelmiş ki değil mi ? 124 bin olarak geçiyor ama belki daha da fazla.

PROF. DR. ORHAN ÇEKER: Evet öyle fakat gerçek sayısını bilmiyoruz. Ama Peygamber gönderilmeyen bir kavim, bir kabile yok. Bütün insanlara peygamber gönderilmiştir. Her peygamber tabiidir ki ilahi ibadet biçimini ortaya koymuştur. İnsanlar bu ibadetlerin, emir ve yasakların içerisinde, nefislerine zor gelenlerini, terk ettiler, unuttular, kimini değiştirdiler, yozlaştırdılar. Hoşlarına giden bir iki eylem de onların arasında yaşamaya ve kalıntı olarak kalmaya devam etti. Eğer O peygamber onlara ziyareti, tavafı… öğretti ise, o insanlar, peygamberin bu doğru ibadet biçimi yerine uyduruk olarak mesela Ka’be yerine, bir ev kutsamışlar, ‘haydi bu evin etrafında dönelim, tavaf edelim…’ falan demişlerdir. Dolayısıyla İslam’daki tavaf oradan değil, o uyduruk dönme, hak dinden yani Ka’be tavafından oraya geçmiştir. Bunu böyle görmek gerekir. Bir de şunu ekleyelim : Dinlerin genel özelliklerine baktığımız zaman, ben şahsen iki grupta görüyorum dinleri. Kur´ân-ı Kerîm mesela Fatiha Sûresini okuyoruz.

Fatiha Sûresinde
غير المغضوب عليهم ولا الضالين
“Ya Rabbi bizi, kendilerine gazab edilenlerin ve sapıkların yoluna iletme”, diye dua ediyoruz.
Peki kendisine gazab edilenler kimler? Sapıklar kimler? Hadîs-i Şerîflere baktığımız zaman kendilerine gazab edilenler; yahudiler olarak, sapıklar da hristiyanlar olarak îzâh edilmiştir. Tabii ki bunlar içerisinde hakkı görüp hak dine gelenler kesinlikle müstesnadır. Bir de yahudilerin hepsi gazab edilmiş değildir. Kur´ân-ı Kerîm’de onların hangi çeşit yahudiler olduğu söyleniyor. İftira edenler, eziyet edenler … Peki bu iki dinin dışındaki dinler için niye “bizi o dinlerden etme” diye duamızda onları da dile getirmiyoruz ? Yani dünya üzerinde kala kala bu iki din mi kaldı ki biz Fatiha Sûresinde “Ya Rabbi bizi bu iki din mensuplarından etme” diye dua ediyoruz. Bu konuyu incelediğimiz zaman şunu görüyoruz : Dünya üzerindeki bütün dinler ya yahudilik ya da hristiyanlık özelliğindedir.

FATİH KUT: İki ana özellik var yani.

PROF. DR. ORHAN ÇEKER: Evet İki ana özellik var. Yahudilikte rijit hükümler var. Yani zühd hayatıyla ya da mistik hayatla, tasavvufi hayatla ilgili olmayan, zahiri hükümler çoğunluktadır. Hristiyanlıkta ise eyleme yönelik hükümlerden ziyade iç dünya ile ilgili yani mistik özellikler ağırlıktadır. Demek istiyorum ki yeryüzünde bütün dinler ya hristiyanlık ya da yahudilik özelliği taşır. Yani ya mistik tarafa ağırlık vermişler yada ahkam yığını görüntüsü vermişlerdir. Dolayısıyla Fatiha suresinde hristiyanlık ve yahudilik kasdedilmiş ama aslında bu özellikteki bütün dinleri kasdetmek anlamına geliyor.

FATİH KUT: İkisi de aşırıdır değil mi?

PROF. DR. ORHAN ÇEKER: İkisi de aşırıdır. Dünyaya baktığımız zaman genelde doğu dinleri mistik özelliktedir. Hind dinlerine bakınız mesela. Baştan sona mistik vaziyette görürsünüz. Onu, yani iç dünyamız ile ilgili, ruhu yüceltmeyi, ruhu temizlemeyi, iç dünyayı süslemeyi hedef edinen bir yapıda görürsünüz. Ama batı dinleri öyle değil. Batı dinlerinde ise özellikle materyalizmin etkisinde kalmış çevrelerde rijit bir hayat görürsünüz. Yani bu dinler kaideseldir. Şunu yaparsın, şunu yapamazsın, biçimindedir. Avrupa’nın yaşantısına bakarsanız onu kaideler yığını olarak görürsünüz.. Bizim işçiler bile geldikleri zaman burada “oh” diyorlar. Orada kaideden bıkmışlar. Doğuya doğru gittiğin zaman orada da kaide azlığı ile karşalaşırsın. Buna karşılık iç bünyemiz ile ilgili şeyleri daha yoğun görürsün. O zaman, doğu dinleri ruh terbiyesi ile ilgili, nefis terbiyesi, tezkiyesi ile ilgili olarak yoğunlaştıkları için onların dinleri bu özellikte gelişmiştir. Dolayısıyla tasavvuf da iç dünya ile uğraştığı için, doğu dinlerinden alıntıdır denmesi biraz da oradan kaynaklanır. Aradaki benzerliklere bakarak İslami tasavvuf onlardan alıntıdır, demek çok yanlıştır. Daha önce anlattığım bu konuyu çok canlı bir örnekle tekrar izah edeyim :
Mesela Haccı örnek verelim. Müşrikler haccı Hz. İbrahim’den beri gördükleri adet üzere yaparlar. Peygamberimiz Aleyhi´s-Salâtu ve´s-Selâm hac etti, müşrikler de hac ediyorlardı. Hac organize işlerini müşrikler yapıyorlardı. Onlar her sene hac ediyorlardı, umre yapıyorlardı. Peki Peygamberimiz haccı müşriklerden mi almış oldu ? Nasıl ki Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem haccı müşriklerden öğrenip aldı demek ne kadar yanlış ve mantıksız ise tasavvuf hindulardan alındı demek o derece mantıksız ve yanlıştır. Hz. İbrahim’in yaptığı haccı müşrikler nisbeten bozmuşlardı. Peygamberimiz Aleyhi´s-Salâtu ve´s-Selâm, Hz. İbrahim’in yaptığı şekli ile yeniden ortaya koyarak ve müşriklerin bozmayıp muhafaza ettikleri kısımlarını da alarak doğru haccı ortaya koymuş ve uygulamıştı. Mesela müşrikler, ihramı bozmamışlardı. Tavaf yapıyorlardı. Umre devam ediyordu onlarda, mîkat yerlerinden ihrama giriyorlardı. Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem orijinal olarak duran o menasiki alarak müşriklerin terk ettiklerini ve bozduklarını düzeltip ekleyerek, net biçimde ilahi haccı ortaya koymuştur. İşte İslami tasavvuf aynen hacdaki gibi değişik toplumlarda bozukluğa uğramış tasavvufi yaşantıyı ıslah ederek, meşru / eski şekline çevirerek, net olarak ortaya koyan bir harekettir. Başka yerlerden alıntı değil, o başka yerler hak dinden alıntı yapmıştır. Bunu net olarak söylüyoruz. Sanıyorum bu noktada bir istifham kalmamıştır.

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*