Takrir-i Sükun Kanunu

Takrir-i Sükun Kanunu

Mustafa Kemal’i halk sevmiyordu. Bursa’da münferit bir in­tihap yapılmış, onun şiddetli gayretine rağmen, muarızı Nureddin Paşa intihap olunmuştur. Bunun parasını Miralay Osman’la o vakit Bursa Belediye Reisi kafalarıyla ödediler. Bu intihabı bunlar yapmışlardı. Miralay Kasap Osman hunhar idi. Bunu Mustafa Kemal, polislere vurdurmuştu. Bu polislerden biri, Ah­met Edip adında biridir. Sonra, Habeşistan’a gidip tanassur et­miş, sonra Mısır’a gelip, Müslüman olmuş, dolandırıcı, rezil bi­ridir.

Eskiden İstiklâl Mahkemelerinin idam kararlarım Millet Meclisi tastik ederdi. Bu sefer bunu da bazı idam olunacak ma­sumların idamına engel olur diye Mustafa Kemal Meclisten al­mış, İstiklâl Mahkemesi sade kendi hükmü ile asıp vuruyordu. Ve bu mahkemeler de bütün idamları Mustafa Kemal’in keyfi ile yapıyordu. O, şunu asın diyor, asıyorlardı.

Bu faciada böyle birçok adamı astığı gibi, hapsedip, muhtelif hapishanelere mahkûm olan veya beraet edenlerin de hesapsız olduğunu kaydedelim.

Nihayet kendilerince terörün tamam olduğuna hükmettiler, artık milleti susturduklarına, keyfemâyeşâ hüküm süreceklerine zahip oldular. Fakat İzmir suikastı gösterecek ki, zehapları yan­lıştır. Terör de kurtaramaz. Belki bazan sade ömrü uzun olur. Hele tarihin giyotininden asla kurtulamaz.

Sahife 540 dan itibaren Nutukta Takrir-i Sükûn ve asmalar­dan kendisini mazur göstermeğe çalışmış. Bu sahifeleri saçmalar doldurmuş. Meselâ diyor ki: “Takrir-i Sükûn Kanununun müd­deti hitamında Meclis lüzumuna mebni tecdid etti. Halbuki Meclis rey sahibi mi?

Sahife 541’de şunu söylüyor: “Cehil, gaflet ve taasubun te­rakki ve temeddün düşmanlığının alâmeti farikası gibi telâkki olunan fesi atarak, onun yerine bütün medenî âlemce serpuş olarak kullanılan şapkayı giymek ve bu suretle Türk milletinin medenî hey’eti içtimaiyeden, zihniyet itibariyle de hiçbir farkı olmadığını göstermek bir lâzıme idi… ilh…Şu adam bununla ne kadar basit fikirli olduğunu gösteriyor. Âlâ vesika. Zihniyet şapka ile değişir mi? O tahsil ve terbiyenin, bilhassa evolosyon ve uzun bir zamanın yapabileceği bir iştir. Bir saatte bir kanun darbesiyle bir kırmızı kumaşı değiştirmekle zihniyeti değiştir­diğini ve bunu da herkesin böylece oldu zannedeceği kanaatin­de…

Sahife 542’de Takrir-i Sükûn Kanunu Türk milletini mede­nî cihanda lâyık olduğu mevkiye çıkarmak… istibdad fikrini öl­dürmek için yaptık diyor. Bu kadar mugalata ve tezad nadir görülmüş bir şeydir. Hele ikinci cümle için kedinin sirke içme­sine şaşarım derim, istibdadı imha için, istibdad, mezalim, dere gibi kanlar!… Ayol böyle de olsa, ikisi de istibdad. Hem hangi istibdad fikrini öldürmek için? Ne mugalâta? Bunu ifade için kelime bulamıyorum, müşkilât içindeyim. Yok, tarifi yok… Hal­buki kolay yazı yazanlardanım. Türkiye’de bilhassa kuvvetim vardır.

Şunu açık söylesen! “Müthiş bir terrör ile milleti susturdum. Hareket ve icraatıma serbest yol vermek için Takrir-i Sükûn yap­tım, kanlar döktüm” desene. İşte hakikat budur…

Cumhuriyet Devrinin Perde Arkası , Dr. Rıza Nur

Gelen arama terimleri:

  • mugalata cemil meriç
  • sadetkrer
  • kashab ki takrir

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*