Sünnet’in Kur’an’a Arzın Dair Iki Mesele

Günümüzde “Kur’an İslam’ı”, “İndirilmiş Din” gibi söylemleri benimseyen farklı kesimler sıklıkla “Hadislerin Kur’an’a arz edilmesi gerektiği” meselesini gündeme getirmekte ve buna da Hanefî usulünde “manevî inkıta” kapsamında yer alan “Kur’an’a arz” düşüncesini delil olarak göstermektedirler.

Gerçekten de Hanefî usul düşüncesinde hadislerin Kur’an’a arzı önemli bir kriter olarak kabul edilmiş ve bilfiil de uygulanmıştır. Bununla birlikte Hanefî düşüncesinde Kur’an’a arz ile günümüzdeki Kur’an’cı söylem arasında özellikle iki açıdan bariz farklılık bulunmaktadır:

a) Uzlaştırma Arayışı

Hanefîler bir hadisten ilk anda anlaşılan anlam, herhangi bir âyetten ilk anda anlaşılan anlama aykırı olduğunda hadisi tamamen devre dışı bırakmak ve yok saymak için usulde bilinen tevil yöntemleri doğrultusunda hadisle Kur’an’ı uzlaştırmanın mümkün olmaması şartını ortaya koyarlar. Bir şekilde uzlaştırmanın mümkün olduğu durumda hadisi devre dışı bırakmazlar. Kur’an seviyesinde de görmezler. Ona ara bir kategoride yer verirler.

Hanefî usul düşüncesinde “vâcip” ve “tahrimen mekruh” şeklindeki hüküm kategorilerinin bulunmasının en önemli gerekçesi budur.

Meşhur iki örnek üzerinden gidelim.
Müzzemmil sûresinde namazda Kur’an okuma konusu ile ilgili olarak “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun” (Müzzemmil, 20) buyrulmuştur. Haber-i vâhid şeklinde gelen hadiste ise Allah Resûlü (s.a.v.) “Fâtiha okumayanın namazı yoktur” buyurmuştur. Burada görünürde bir çelişki bulunmaktadır.

Zira Kur’an “kolayınıza ne geliyorsa onu okuyun” dediği halde hadis “Fatiha okumazsanız olmaz” demektedir. Bu durumda hem sübut hem de -Hanefîlere göre- delaleti kat’î olan âyet, hem sübut hem de delaleti zannî olan bu hadisle aynı derecede görülmez ama hadis tamamen devre dışı da bırakılmaz. Fâtiha okumak farz olarak görülmemekle birlikte vâcip olarak görülür. Kıraat farzdır, o kıraati Fâtiha okuyarak yerine getirmek vâciptir.

Diğer bir örneğe bakalım:

Âyette “[Boğazlanırken] Allah’ın adının anılmadığı hayvanları yemeyin” (En’am, 121) buyrulmaktadır.

Bir hadiste ise “müslüman ister Allah’ın adını ansın isterse anmasın Allah adına boğazlar” buyrulmaktadır. Âyet, müslüman ile gayr-i müslim arasında ayrım yapmadığından burada görünürde bir çelişki var gibidir. Bununla birlikte Hanefîler hadisi tamamen devre dışı bırakmayıp bir tür yorumla âyet ve hadisi şöyle uzlaştırırlar:

Bir müslüman, hayvan boğazlarken Allah’ın adını anmayı unutarak boğazlasa bu hayvan helaldir, yenilebilir. Kasten Allah’ın adını anmazsa o zaman kestiği hayvan murdar olur yenmez.

Her iki örnekte görüldüğü üzere Hanefîler, söz konusu hadisleri Kur’an’a arz etmişler, aralarında aykırılık gibi görülen durumu bir tür yorumla uzlaştırmışlar, böylece ne hadisi tamamen devre dışı bırakmışlar ne de hadis ile âyeti aynı seviyede görmüşlerdir.

Günümüzde “Kur’an’a arz” görüşünü ileri sürenler ise hadis ile âyetleri tevilin şartlarına uygun bir biçimde uzlaştırma yol ve yöntemlerine başvurmaksızın ve tevil imkânını tüketmeksizin karşılaştıkları ilk tearuzda hadisleri devre dışı bırakabilmektedir. Bu durumda binlerce hadis, aslında uygun ve meşru bir teville âyetlerle uzlaştırılabilecek konumda iken devre dışı bırakılmakta, söz konusu hadisler yerine yorumcunun keyfî ve indî yorumları âyete giydirilmektedir.

b) Kur’an’da yer almayan konulara dair hadisler

Hanefîlere göre Kur’an’da yer almayan konularda hüküm getiren hadisler Kur’an’a aykırı sayılamaz. Oysa günümüzde “Kur’an’a arz” konusunu dillendirenlere göre bir hadis Kur’an’da hiç yer almayan bir konudan söz ediyorsa otomatik olarak Kur’an’a aykırı kabul edilir.

Söz gelimi Kur’an’da oruç keffaretinden söz edilmemektedir. Hadiste ise yer almaktadır. Bu durumda “nasıl olur da oruç keffareti Kur’an’da yer almaz? Bu durum Kur’an’a aykırıdır” diyerek görüş belirtenler çıkabilmektedir.

Yine meselâ kadınların özel hallerinde oruç tutmamaları konusu Kur’an’da yer almayıp hadislerde geçmektedir. Oysa Kur’an’a arzı savunanlar, otomatik olarak bu hadislerin Kur’an’a aykırı olduğunu iddia etmektedirler.
Meseleye böyle yaklaşıldığında Kur’an’da hiç yer almayan konularda bilgi veren binlerce hadis “Kur’an’a aykırı” görülerek devre dışı bırakılmaktadır.

Peki söz konusu görüş sahiplerinin sahih kabul ettiği hadisler hangileri?

Bu görüş sahipleri Kur’an’a dair kendi şahsî yorumlarıyla uyum arz eden bir rivayet bulduklarında bu rivayet hangi kaynakta yer alırsa alsın, sıhhat durumu ne olursa olsun o hadisi doğru kabul ederek “bakın biz de hadisleri kabul ediyoruz” diyerek bunlara yer vermektedirler. Gerçekte bu, hadisleri kabul ettiklerinden değil, söz konusu rivayetler kendi görüşleriyle uyum arz ettiğinden dolayıdır. Vallahu a’lem.

Soner Duman /19.Şaban.1439/06.Mayıs.2018/Pazar)

Yazar: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*