Sünnet’in Bağımsız Olarak Hüküm Koyabileceğine Dair Açıklama

Muhalefetine itibar edilmeyenler hariç, ümmet alimlerinin tümü, sünnetin Kur’an-ı Kerim’i te’kit (vurgulayıcı) ve açıklayıcı olduğunda ittifak etmişlerdir. Sünnetin, bağımsız olarak hüküm koymakla, (sünnetin) üçüncü bir kısmının varlığı ve bu kısmın hüccet olduğundan, sımsıkı sarılmak ve gereğini yerine getirmekle, yüce Allah’a hakkıyla ibadet edebileceğimiz konusunda da müttefiktirler. Bunu ispatlayacak bir çok susturucu ve karşı konulmaz delil vardır. Bu delillerin bir kısmını zikretmekle yetiniyor, kalanını “Hüccet Değeri ve Tedvin Açısından Sünnet” adlı kitabımıza havale ediyoruz.

Birinci delil: Resulullah’ın (sav) “Ben Allah’ın elçisiyim” deyip bunu mucize ile teyit etmesi, daha önce de zikrettiğimiz gibi İslam’ın bütün hükümlerini ispat eden, nebevi sünnet ile nübüvvetini ispat etmesi anlamına gelir.

İkinci delil: Peygamber (sav)’in, Kur`an-ı Kerim için; “O, yüce Allah’ın kelamıdır” demesidir ki bu söz, Kur`an-ı Kerim’in Allah’ın (cc) kelamı olup, sorumluluk gerektiren bir hüküm olduğundan, iman edilmesinin vacip olduğunu ispatlar. Peygamberin bu iki sözü, başlı başına hüküm bildirmiş ve Kur’an-ı Kerim dahil bütün İslami hükümleri ispatlamıştır.

Üçüncü delil: İslam ümmetinin, sünnetin hükmetmekle müstakil olan kısmının, hüccet olup amel edilmesinin vacip olduğuna icmâ etmeleri, fikir birliğine varmaları. Çünkü Müslümanlar, sünnetin bu üçüncü kısmı dışında bir dayanağı olmayan bazı fer’i hükümlerin varlığına icmâ ettiler.

Bu icmâları, sünnetin üçüncü kısmının bu hükümlere hüccet olduğuna dair icmâ etmelerini gerektirmiştir. Bu hükümlerden bazıları şunlardır:

1.Anneannesi veya babaannesi olan nenenin südüs (altıda bir) payı olmakla varis olabileceği.
2.Şufa hakkı (eski ortağın yeni ortağa karşın öncelik hakkı)
3.Musakat (ekin sulama işi karşılığında ekinden verilecek pay üzerine yapılan anlaşma).
4.Kırad (mal sahibiyle, malı işleten işçi arasındaki kâr anlaşması).
5.Bir kadınla halasını beraber nikah altına almanın haram oluşu.
6.Ayakları yıkama yerine mesh yapılabileceği.
7.Güneş ve ay tutulmasında kılınacak namaz.
8.Yağmur duasında kılınacak namaz.

Bu hükümlerin Kur’an-ı Kerim’de yer almadığı, ancak dayanağının sünnet olduğu ümmet icmâ’ının düğüm noktasıdır.

Bu kadarıyla, sünnet kısımlarının hüccet olduğunu açıkladık ve kuşkuya kapılanların kuşkusunu giderdik.

Sünnetin hüccet olduğunu inkar edenlerin hükmü nedir?

Ve şimdi “Sünnetin hüccet olduğunu inkar edenlerin hükmü nedir?” sorusuna dönüp, cevap olarak derim ki; genel bir kavram kullanacak olursak, sünnetin veya sadece sünnetin ‘haber’ül âhad’ kısmının hüccet olduğunu inkar edene ‘kafir’dir hükmü verilir.

Ancak, ‘haber’ül âhad’ yeterince tenkit edilmemiş kuşkusunda bulunana veya sünnetin başlı başına hüküm koyduğunu inkar edene ‘kafir’ hükmü verilmeyip hata ve bid’ate sapmış hükmü verilir.

Bir makale ile böylesine çok yönlü ve derin bir konuya hakkettiği beyan, tahlil ve tahkikin verilemeyeceği, eminim ki sizlerin de malumudur. Bu yüzden, bu meseleleri her yönüyle ve derinlemesine ele alan, “Hüccet Değeri ve Tedvin Açısından Sünnet” (Rağbet Yayınları) adlı kitabımıza müracaat edilmesinde fayda mülahaza ediyorum.

Allah en iyi bilendir.

Muhammed Salih Ekinci

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir