Sünnet,Evrensel Çapta Yapılmış İslamın Yorumudur

Sünnet,Evrensel Çapta Yapılmış İslamın Yorumudur

Âişe radıyallahu anha der ki:

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem bir şey yaptı ve onun yapılma­sına ruhsat/izin verdi. Fakat bir grup müslüman onu işlemekten (hoşlanmadı ve) uzak durdu. Onların bu halleri Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e ulaştı. Bunun üzerine Allah’a hamd ettikten son­ra şöyle buyurdu:

“Bazılarına ne oluyor ki, benim bizzat işlediğim (ve yapılmasına ruhsat verdiğim) bir şeyi işlemekten (hoşlanmıyor ve) çekiniyorlar. Allah’a yemin ederim ki, ben Allah’ı onlardan daha iyi bilir ve Al­lah’a karşı onlardan çok daha fazla haşyet duyarım.”(Buhari,İ’tisam,5)

Ne dindarlık ne de tembellik gerekçesiyle Sünnet dışına taşmak hakkına kimse sahip değildir.

Sünnetteki uygulamayı önemsememek ve değiştirmeye kal­kışmak, hem itaatsizlik hem de “sünnetsiz Müslümanlık arayışı” olarak başına iş açmaktır ve de büyük bir yanlıştır. Nitekim Secde şeklini değiştirmeye kalkışan, kâfir olarak öldü.

“Sağ elinle ye!” tavsiyesine itiraz eden, elini kullanamaz oldu.

Güneş doğduktan sonra namaz kılmaya kalkışan, uyarılınca da “Allah’ın beni namaz kıldığım için cezalandıracağını mı söylemek istiyorsun” diye yanlışını savunmaya kalkışan kişiye, Süfyân b. Uyeyne, “Allah, seni namaz kıldığın için değil, sünnete uymadığın için cezalandırır!” cevabını verdi.

O halde Hz. Peygamber’den daha ileri müslüman olmak ve Hz. Peygamber’i dışlayarak Müslümanlığı yaşamak hiç kimse için mümkün değildir. Çünkü Sünnet, İslâm’ın Hz. Peygamber tarafın­dan evrensel çapta yapılmış yorumudur.

Buradan hareketle bir-iki güncel duruma dikkatinizi çekmek is­terim.

a-Din pratiğine Karşı Çıkmak

“Din öğretimine evet,

Din eğitimine hayır” diyenler ile;

“Kur’an’a evet,

Sünnet’e hayır” diyenler, demeye getirenler arasında tam bir amaç birliği söz konusudur:

“Din pratiğine karşı çıkmak.”

Birinciler, güncellik, çağdaşlık v.s. adına; İkinciler Kur’an ve Kur’an’daki İslâm adına böyle bir ikilemi ortaya atmakta ve anlam­sız bir tartışmaya kapı açmaktadırlar. Oysa bizzat Kur’an, Hz. Pey- gamber’in uygulamalarını yani sünnet’i tasvib, terviç ve teşvik et­mekte onu mü’minlere “en güzel hayat modeli (Üsvetün hasene) olarak takdim etmektedir. Hatta Hz. Peygamber’e uymayı, Allah sevgisinin hem göstergesi hem de ön şartı olarak önümüze koy: maktadır.

“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sev­sin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir. De ki: Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Eğer yüz çevirir­lerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.”(Al-i İmran,32-33)

Din sadece kabulden ibaret değildir. Din aynı zamanda pratik­tir. Bu sebeple din pratiğine karşı çıkmak, korkarım kabulünü de ortadan kaldıracak son derece tehlikeli bir yaklaşımdır.

Sünnet, hayatımıza getirdiği yeni, güzel, tabiî, yaşanabilir ve evrensel çerçeveden dolayı bizim için yegâne örnektir.

Bunun farkına varmamak veya onun paylaşılmasına karşı çık­mak, farkında olunsun olunmasın, Kur’an-ı Kerîm’deki ifadesiyle saddün an sebilillah, Allah kullarını Allah yolundan alıkoymak de­mektir ve büyük cinayettir.

 

b-Hz. Peygamber’e rol biçmeye kalkmak

 

Yine bazen kimilerinden duyarız; “Bunu Peygamber söylemiş olamaz. Eğer o söylemişse de ben kabul etmem” gibi sözler sarf edilir. Hz. Peygamber’i kendi akıl ve anlayışımızla sınırlamaya kalkmamız, en hafif deyimiyle haddini bilmemek olur. Zamanında­ki müşrikler de onun söylediklerini ve yaptıklarını doğru algıla­mamakta ve karşı çıkmakta değiller miydi?

Unutulmamalıdır ki Hz. Peygamber, konumu gereği, bizim mevcut şartlarımızda anlayamayacağımız ya da bize ters gelebile­cek bir beyanda bulunmuş olabilir. Onu hemen reddetmek hakkı­na sahip değiliz. Onun yapıp ettikleri ve beyanları bize güvenilir bir yolla ulaştıktan sonra, bizim ukalalık etmemize gerek yoktur. Çünkü dünya bizim çevremizden, müslümanlar da bizden ibaret değildir. Dünyadaki tüm insanları ve müslümanları düşünüp kıya­mete dek geçerli bir beyanı, günümüze, kendi kişisel veya yöresel şartlarımıza mahkum edemeyeceğimizi bilmeliyiz.

 

c-İ’zâzü’ş-şer’ bi’sti’mâli’l-meşrû’

Öte yandan giderek yaşayan değil tartışan müslüman olmaya başladık. Bir kez daha vurgulayalım ki din, sadece iman değil, ameldir de. İmam el-Evzâî’nin (v. 157) şu tespiti fevkalâde dikkat çekicidir:

“Allah, bir topluluğa şer murat ederse, onlara tartışma (cedel) kapısını açar ve onları amelden alıkor.”

Yaşanmayan, hayata intikal etmeyen, vicdanlara hapsedilmiş bir din ve iman sadece bir iddiadır. İddia ile dindarlık olmaz. Din­darlık ve dine saygı, dinî olanı, dinden olanı yaşamakla ve kullan­makla ispat edilebilir.

 

İsmail Lütfü Çakan – Siret ve Sünnet

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*