Şeytanın İnsana Girdiği Yollar

Şeytanın insana nüfuz edebildiği yollar, aslında üçtür. Bunlar şehvet, gazap ve hevadır. Buna göre şehvet, hayvanî; gazap, parçalayıcı ve hevâ da, şeytanîdir. Buna göre, şehvet bir afettir. Ne var ki, gazap ondan daha büyüktür. Gazap, bir afettir, ne var ki, hevâ ondan daha büyüktür. Buna göre Cenâb-ı Hakk’ın “Çünkü namaz edebsizlikten nehyeder” (Ankebut, 45).

Bu ayetteki “fahşâ”dan murad, şehvet eserleridir, Ayetin devamında gelen “münker”den maksad, gazab eserleridir, “bağy” dan maksat ise hevâ eserleridir. Buna göre insan, şehvet ile nefsine, gazap ile başkasına zulmetmiş olur, hevâ ile de zulmü Cenâb-ı Allah’ın celâline taşmış olur. Bu sebeble Hz. Peygamber (s.a.s.),

“Zulüm üç kısımdır: Affolunmayan zulüm, peşi bırakılmayan zulüm, Cenâb-ı Allah’ın peşini bırakması (affetmesi) umulan zulüm. Affolunmayan zulüm, Allah’a şirk koşmaktır. Peşi bırakılmayan zulüm kulların birbirlerine yapmış oldukları zulümdür. Allah’ın, peşini bırakması umulan zulüm ise, insanın kendine yapmış olduğu zulümdür”(Benzeri bir hadis için bkz Müsned, 6/240: Aynı metinle, el-Camiu’s-sağîr Suyûtî, (2157).)

Bu hadîse göre affolunmayan zulmün kaynağı hevâ, peşi bırakılmayacak olan zulmün menşei gazap ve Cenâb-ı Allah’ın, peşini bırakması (affetmesi) umulan zulmün kaynağı ise şehvettir. Sonra bunların her birinin bir neticesi vardır. Buna göre hırs ve cimrilik, şehvetin; kendini beğenme ve kibir, gazabın; küfür ve bidat da hevânın neticesidir. Bu altı şey insanda bulunduğu zaman, bir yedinci şey daha meydana gelir ki, o da hasettir. Haset ise, kötü ahlâkın zirvesidir. Şeytan, kınanmışların en ilerisi olduğu gibi…

İşte bu sebebten dolayı,Cenâb-ı Hakk, insana ait şerlerin hepsinin,

“Haset ettiği zaman haset edenin şerrinden sığınırım.” (Felâk, 5) diyerek, “ha-sed ile”, zirvesini göstermiştir. Nitekim şeytana ait bütün kötülüklerin zirvesinde Vesvese” olduğunu;

“Gerek cinden gerek insandan olsun, o şeytan insanların göğsüne daima vesvese verendir” (Nâs, 5-6) diyerek göstermiştir.

Şeytan da vesveseden daha şerli bir şey olmadığı gibi, insanda da hasedden daha kötü bir şey yoktur Hatta bundan öteye, “Hased eden, iblisten daha şerlidir” denilmiştir. Çünkü, anlatıldığına göre iblis Firavun’un kapısına varmış ve kapıyı çalmış. Firavun: “Kim O?” deyince de, iblis: “Eğer sen tanrı olsaydın beni bilirdin” demiş. İblis eve girince de Firavun; “Yer yüzünde seninle benden daha şerli bir kimse tanıyor musun?” diye sormuş. Buna cevaben iblis: “Evet, bu hased eden kimsedir. Çünkü hasedimden ötürü ben bu belâya düştüm” demiş.

Bunu iyice kavradığında deriz ki: Kötü huyların temeli şehvet, gazab ve nevadır. Bu üçünden doğan şeyler ise şu zikredilen yedi şeydir (Hırs. cimrilik, ucub, kibr, küfür, bidat ve haset). İşte bundan dolayı Cenâb-ı Allah yedi ayet olan Fatiha Sûresi’ni indirmiştir. Bu yedi ayet, geçen yedi belayı defetmek içindir.

Fatiha Sûresi’nin kökü besmeledir. Bu besmelede de üç isim vardır Bu üç isim ise temel üç bozguncu ahlâka karşılıktır (şehvet, gazab ve hevânın). Buna göre şu temel olan üç isim, kötü ahlâkın üç esasının; Fatiha Sûresi’nin yedi ayeti de, yedi kötü huyun mukâbilindedir. Sonra Kur’ân’ın tamamı sanki Fatiha Sûresi’nden çıkmış dallar budaklar gibidir. Aynı şekilde bütün kötü huylar da, bu yedi kötü huydan çıkan dallar ve budaklar gibidir.

Üç esas isim karşılığında olan üç temel kötü huyun izahına gelince, deriz ki, Allah’ı tanıyıp, O’ndan başka mâbud bulunmadığını bilen herkesten, şeytan ve hevânın tesiri uzaklaşır Çünkü hevâ, Allah’ın dışında ibadet olunan bir ilâhtır. Zira Cenâb-ı Hakk,

“Hevâsını ilâh edineni gördün mü?” (Câsıye, 23) buyurmuştur.

Ve yine Allah Hz. Musa’ya- “Ey Mûsâ,hevâna muhalefet et. Çünkü ben hevadan başka benim mülkümde bana karşı koyan bir mahlûk yaratmadım” demiştir. Allah’ın Rahman olduğunu bilen kimse kızmaz, çünkü kızgınlığın kaynağı hükümran olma ve yönetme isteğidir. Halbuki “velayet”. Rahmân’a aittir. Zira Cenâb-ı Hakk,

“O gün gerçek mülk, Rahmân’indır.” (Furkân, 26) buyurmuştur.

Cenâb-ı Hakk’ın rahîm olduğunu bilen kimsenin. O’nun rahim olması hususunda O’na benzemeye çalışması gerekir. Rahîm olunca da. nefsine zulmetmez, böylece de nefsini hayvanlara ait işlere bulaştırmaz. Fâtiha’nın yedi ayeti mukabilinde olan bu yedi kötü huya gelince, bu karşılıklı olma durumunu açıklamadan önce, başka bir incelikten bahsedelim.

Bu incelik şudur: Cenâb-ı Hakk, besmelede zikretmiş olduğu bu üç ismi Fatihada da zikredip, burada bu üç isimle beraber “Rabb” ve “Mâlik” isimlerini de zikredince deriz ki, “Rabb” ismi Rahîm’e yakındır. Çünkü Cenâb-ı Hakk

“Rahîm olan Rabb’den sözlü bir selâm vardır” (Yâsin, 58) buyurmuştur.

“Mâlik” de Rahmân’a yakındır. Nitekim, Cenab-ı Hak,

“O gün gerçek mülk, Rahmân’mdır” (Furkân, 26) buyurmuştur Böylece bu üç isim “Rabb”, “Melik” ve “İlâh” olarak ortaya çıkmış olur. İşte bu sebeple de, Cenâb-ı Hakk Kur’an sûrelerinin sonuncusunu bu üç isimle bağladı. Buna göre takdir, sanki şöyle denilmiş olmasıdır: Şayet sana şeytan şehvet tarafından gelmek isterse,

“İnsanların Rabbine sığınırım” (Nas. 1) de!

Eğer gazab tarafından yaklaşmak isterse, “İnsanların Melikine” de; hevâ cihetinden gelmek isterse, “İnsanların ilâhına” de!

Bu yedi şeyin yedi ayete karşılık olmasını izaha başlıyor ve şöyle diyoruz: Kim ” derse, Allah’a şükretmiş ve eldekiyle yetinmiş olur. Böylece de, şehveti yok olur. Kim O’nun âlemlerin Rabbi olduğunu bilirse, bulamadığı ve elde edemediği şeyler hususundaki hırsı; elde ettiği şeyler hususundaki cimriliği zail olmuş olur. Böylece de ondan şehvet ve onun lezzetlerinin belâsı savuşmuş bulur. Kim Allah’ın Rahman ve Rahîm olduğunu bildikten sonra, O’nun din gününün sahibi de olduğunu bilirse, gazab ve öfkesi zail olur.

Kim, ”إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ” derse, birincisiyle (Yalnız sana ibâdet ederiz) kibri; ikincisiyle de (Yalnız senden yardım isteriz) kendini beğenmesi yok olmuş olur. Böylece de ondan, gazab ile ondan meydana gelmiş olan kibir ve kendini beğenme afeti savuşmuştur.

“Bizi dosdoğru yola ilet!” deyince de ondan hevâ şeytanı bertaraf olmuş olur,

“Kendilerine nimetler verdiklerinin yoluna..” deyince ise, kendisinden küfür ve şüphe gitmiş olur.

“Kendilerine gazab olunmuşların ve sapılmışların yoluna değil” dediği zamansa, ondaki bidatler savuşmuş olur. Böylece, Fâtiha’nın bu yedi ayetinin bu yedi kötü ahlâkı defetmiş olduğu ortaya çıkar.

Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 1/372-374.

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*