Şapkadan Sonra Başlatılan Sindirme Hareketleri Ve Sınırtanımaz Devlet Terörü (1.Yazı)

Şapkadan Sonra Başlatılan Sindirme Hareketleri Ve Sınırtanımaz Devlet Terörü (1.Yazı)

24 – 25 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu ve İnebolu seyahatleriyle başlayan şapka serancamı, kısa zamanda o kadar büyük boyutlara ulaşmıştı ki, artık tek mesele şapkayı veya fesi giymek değil, her ikisini de giyecek kafayı yerinde tutabilmek olmuştu. Bu sebeple Eylül-1925 – Şubat 1926 tarihleri arasında yoğun bir sindirme ve terör diyebileceğimiz şiddetli halkı bastırma hareketlerine şahit olundu.

‘ ‘Şapka meselesi artık istekle yürütülen değil, kanla yürütülen bir mesele halini almıştı.” (1) Şapkayla ilgili İstiklal Mahkemesinde yargılanan ve çoğunluğunu dini etkinliği olan kişilerin oluşturduğu binlerce mahkumdan idamla cezalandırılanların sayısı o kadar çoktu ki, Orhan Koloğlu’nun “İslâm’da Başlık” adlı kitabından şu küçük İstiklal Mahkemesi istatistiklerini aktarmak, idam edilenlerin genel sayısının kavranmasında önemli bir ipucu oluşturacaktır kanaatindeyim.

Aralık 1925 :75 dava, 163 sanık, 3 idam

Ocak 1926:78 dava, 582 sanık, 41 idam

Şubat 1926: (ilk 15 gün): 63 sanık, 13 idam.

Görüldüğü gibi 2,5 ay içerisinde tam 57 kişi idam edilmiş ve yüzlerce kişi de, ağır hapis cezalarına çarptırılmışlardır.(2)

Biz şapkayla ilgili; aslında dinî gösterilerle ilgili tepkilerin bastırılması konusunda, ülkede olup bitenlerden bu kadar aktarma yapmakla yetinmiş olacağız.

Şapkayla ilgili gelişmelerin en ilginci de, şapkanın dini bir kıyama vesile olmaması gerektiğini ve şapkanın dince hiçbir mahzur teşkil etmediğini beyanla Diyanet İşleri Reisliğinin “Şapka ve Din” adı altında bir beyannameyi müftülüklere göndermiş olmasıdır.

 

Diyanet – Devlet İşbirliği!..

Diyanet İşleri Reisi Rıfat Börekçi Mart 1926’da müftülüklere gönderdiği ta-miminde: “Şapka başlıbaşına bir hristiyan adeti ye hıristiyanların sembolü değildir.

Sadece başı güneşten korumak için ve libası tamamlamak için kullanılan serpuştur. Binaenaleyh şapka ile namaz kılınabileceğini duyurur, müftülerimizin bu konuda halkı tenvir eylemesini rica ederim.

Ayrıca başı açık olarak namaz kılmak İslamda caiz midir- diye soranlar olmaktadır. İsteyen her mümin ister başı açık, ister şapkalı bir şekilde namazlarını kılabilirler…” diyerek (3) şapka – ibadet ve şapka – din konusunda bir açıklık getirmişti.(4)

Başı açık bir şekilde genelde öğünlere kadar namaz kıiınmadığı için, halk başı açık olarak namaz kılan kişileri de yadırgıyordu. Bu durum, İstanbul Başmüftüsünün bir yaklaşımı ile ilginç bir boyut kazandı: “Baş açık namaz kılmak, Allah’a karşı bir saygının alâmetidir.” (5)

Evet böyle diyordu İstanbul Başmüftüsü ve olayın mantığım da şu kıyasa bağlıyordu: ‘Türkiye artık yeni bir anlayış, modem bir anlayış benimsedi. Bu anlayışa göre saygı duyulan kişiler önünde şapka çıkartılıyor. Bundan böyle baş açık bulunmak bir saygının ifadesidir. Faziletli bir kişi karşısında gösterilen bu üstün saygı davranışım Allah’ın huzurunda yapmamak düşünülebilir mi?” (6)

Diyanet İşleri Reisi Rıfat Börekçi ile, İstanbul Başmüftüsünün şapka vesile-siyle gündeme getirdikleri hususlar artık 1926’dan itibaren dinde reformların yapılacağını ve en başta ibadetler de bir ıslahat programına, yenileştirme faaliyetlerine geçileceğinin işaretini de veriyordu.

Ve nitekim ilk ciddi uygulamayı, hiçbir yerden emir almamama rağmen ve tamamen belli çevrelerin gözüne girebilmek için Göztepe Camii İmamı Hacı Cemalettin Efendi gerçekleştirdi.

Devamı:http://ilimcephesi.com/cemaleddin-hoca-ve-ilk-dinde-reform-gayretleri-2-yazi/

 

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*