Sanal Dünyanın Seyyar Ateistleri

 Fransız şair, yazar ve düşünür Paul Valery’nin şu sorusu pek manidar ve düşündürücü: İnsan aklı, kendisinin ürettiği şeylere hükmedebilecek mi? Modern iletişim teknolojisinin hâlihazırdaki göz kamaştıran ürünlerinden biri olan interneti düşündüğümüzde bu soruya olumlu cevap verebilmek pek mümkün gözükmüyor. Sayısız bilgi kaynakları, sosyal medyaları, web siteleri ile internet ürkütücü bir dipsiz kuyuya benziyor. Ucu bucağı belirsiz bu sanal dünyada sayısız haber, fikir, bilgi, ideoloji, inanç, kavram, sembol, söylem, resim, fotoğraf ve daha pek çok şey herhangi bir sınır, mekân, zaman ve kural tanımaksızın oradan oraya sürekli seyahat ediyor, hem de milyonlarca, milyarlarca kez. Bütün her şey bir göz açıp kapama mesafesinde olup bitiyor.

 

İnternetin, günümüz dünyasında insanların duygularını, düşüncelerini, davranış kalıplarını, değer yargılarını, sosyal ilişkilerini, tüketim alışkanlıklarını ve hatta gelecek tasarımlarını derinden etkileyen ve dönüştüren önemli unsurlardan biri olduğunda şüphe yok. Günün 24 saatinin büyük bir kısmını sanal internet ortamında gezinmekle geçiren milyonlarca ‘bağımlı’ insan var ve bunların önemli bir kısmı, sırf internet yüzünden yeme-içme, uyuma gibi temel ihtiyaçlarından vazgeçebiliyor.

Onlarınki, Fransız sosyolog Jean Baudrillard’ın tam teşhisiyle, bir ‘içine gömülme’ hâlidir. İnternetin girdabına kapılan bu fertler kendilerini ailelerine, çevrelerine kapatıp hırçın ve asosyal bireylere dönüşebiliyorlar. Hâliyle bu esnada çeşitli bedensel ve zihinsel hastalıklara da düçar olabiliyorlar. Bu kişiler, sanal dünyanın esirleridir. Gerçek dünyanın ‘özgür’ öznesi olma ülküsünden feragat etmiş, gerçek kimliğini, benliğini ve iradesini kaptırmış, kendilerine giydirilmiş sahte kisvelerle sanallığın illüzyondan ibaret aldatıcı, uçsuz bucaksız, hakikatten yoksun evreninde kaybolmuş zavallılardır.

İyi, güzel, faydalı, verimli şeylerle birlikte internette kötü, çirkin, zararlı ve hatta tüyler ürperten malzemenin de boy göstermesi, bu sanal dünyanın dizginlenemez karakterini de açıkça gösteriyor. Akla gelebilecek her türlü düşünce, hareket ve oluşumun internet üzerinden kendini rahatça ifade etme imkân ve özgürlüğü var; tabiatıyla inançsızlığın farklı tonlarını temsil eden ne kadar kişi, topluluk ya da kurum varsa onlar da bu teknolojik imkândan özgürce yararlanıyorlar. Eskiden toplumsal baskılar sebebiyle inkârcılıklarını gizleme ihtiyacı hissedenler bugün internet sayesinde fikirlerini rahatça ifade edebiliyorlar.

Küresel ölçekte internet üzerinden faaliyet gösteren binlerce bilinçli ateist kişi ve topluluk var. Bunlar oluşturdukları internet websiteleri, forumları, blogları, chat (sohbet) odaları, organizasyonları ve yardım kuruluşları ile fikirlerini sadece ifade etmiyorlar aynı zamanda propaganda ediyorlar. Hatta bazıları, içlerindeki ‘kemikleşmiş’ din nefretiyle inancı, inanma ihtiyacını ve duygusunu dünya gençliğinin beyinlerinden, kalplerinden sökmek için aktif çaba sergiliyorlar. Diğer taraftan bizler, çocuklarımızın gayet ‘saf ve masum’ biçimde internette ‘sörf’ yaptıklarını düşünebiliriz. Ancak aynı sanal ortamda ateist fikirlerini için yaymak için çocuklarımızın saf/masum (!) sanal gezilerini birer av şölenine dönüştürmek için ellerini ovuşturan ‘seyyar’ ateistlerin de dolandıklarını unutmayalım. İngiliz ateist yazar Christopher Hitchens’ın ‘seyyar ateist’ (portable atheist) kavramını internette gezinen bilinçli ve aktif ateistler için kullanmak kaydıyla ödünç alıyorum.

Gelin konuya ısınma sadedinde bu bilinçli ve aktif seyyar ateistlerden birine kulak verelim: “Ben ‘aktivist’ bir ateistim. İşimden arta kalan vakitlerde bıkıp usanmadan sosyal medyada gezinmek en büyük zevklerimden biri. Bunu özellikle Tanrıya inananları yani teistleri avlamak için yapıyorum. Genellikle dinî bakımdan sağlam alt yapısı olmayanların peşine düşerim. Kişinin nasıl bir alt yapıya sahip olduğunu birkaç tuzak sorudan sonra rahatlıkla anlarım. Balık misali oltama takılan bu kişilerle muhabbeti ilerletirim. Sonra sözü döndürüp dolaştırıp dine ve Tanrı inancına getiririm. Avımı köşeye kıstırmak için soruları sürekli ben sorarım. Dinlerin irrasyonel olup insanın korkularından türediğini, hayal mahsulü olduğunu, saçma sapan hurafelerden ve çöl hikâyelerinden ibaret olduğunu cümlelerimin aralarına sıkıştırırım. Muhatabımın tepkilerini ölçerim, cevaplarını dikkatle takip ederim, cümlelerinden bazılarını cımbızlarım, nerede ve nasıl yanıldığını örneklerle ona açıklarım. Baktım ikna çabalarım kâr etmiyor, körü körüne inanmakta ısrarcı, onunla alay ederim. Bazen kendimi tutamadığım olur, hakaretler yağdırırım. Böyle ahmaklara hakaret etmek beni rahatlatıyor. Sonra bırakırım yakasını gider ve başka bir avın peşine düşmek üzere internetin derin sularına dalarım.”

Evet, modern iletişim teknolojisi, devasa bir yelpazede yer alan her türlü fikrin internet üzerinden arzı endam ettiği bir dünyayı ayaklarımızın altına seriyor. İnternet, her çeşit fikrin, ideolojinin serbestçe üretildiği, yayıldığı, propaganda edildiği, birbiriyle buluştuğu, çarpıştığı, değiş-tokuş edildiği sanal bir dünya. Bunun insani, kültürel ve sosyal gelişim açısından katkısı elbette ki göz ardı edilemez. Ama ne var ki, her insan icadı gibi internet de insanın kendisi için tahmin edilemez riskler, tehditler ve tehlikeler barındırıyor. Başka bir ifadeyle, internet, insanı yoldan çıkarma potansiyeli kendinde her zaman var olan bir beşer icadı; an olur ki, boyutlarına akıl sır ermez. Nitekim internet aynı zamanda küresel terör organizasyonları için de son derece hayati ve kullanışlı bir araç değil mi?

Teolojik ve akademik araştırmaların ve tartışmaların konusu olan ateizm, internet sayesinde artık günlük hayatta sıkça duyulan kavramlardan biridir. Bugün ateizm, herkesin daha fazla farkına vardığı, bir şekilde duyduğu toplumsal bir inançsızlık hareketinin genel adıdır. Hiç şüphesiz internet, ateistler için bir araya gelme, buluşma, inançsızlık halini açıkça ilan etme hususunda bulunmaz bir fırsat sunmuştur. İlaveten internet, ateistlerin birbirlerine destek vermelerini, moral, motivasyon aşılamalarını temin açısından fevkalâde önemli bir işleve sahiptir. Belki ilginç gelebilir, ama bir kısım ateist internet sitelerinin kız veya erkek arkadaş bulma ihtiyacını karşıladığını bu vesileyle söylemiş olalım. Sözde ateist fikirleriyle sırf bu amaç için bu sitelere takılanların sayısı az değil.

Yeni ateistler, yeni ateizm  

Bugün, esasen bir İngiliz ve Amerikan patenti taşıyan yeni bir olgu ile karşı karşıyayız: yeni ateizm! ‘Ateistten nefret eden ateist’ namıyla meşhur Amerikalı felsefeci John Gray’e göre, yeni ateizm, entelektüel hamlığı ile önceki sapkın akımlardan ayrılan yeni tür bir Hristiyan sapkınlığı. Bu ateizmin öncüleri arasında Richard Dawkins, Sam Harris, Daniel Dennett, Christopher Hitchens, Lawrence Krauss, Peter Boghossian, Jerry Coyne, Robert L. Park ve Larry Moran gibi isimleri sayabiliriz.

Yeni ateizmin ‘öncü’ şahsiyetlerinin fikirleri birkaç noktada yoğunlaşıyor. Dini ve dinî inançları eleştirirken sıklıkla müracaat ettikleri alan tabii bilimlerdir. Onlar için deneysel bilimler, dünya ve evrenin gerçek bilgisine ulaşmada yegâne kaynaktır. Allah’ın varlığını kanıtlamak imkânsızdır; dolayısıyla, tabiatüstü bir varlık ya da ilahî bir gerçeklik söz konusu olamaz. Her türlü dinî inanç ve uygulama irrasyonel olup aklın kabul edebileceği şeyler değildir. Ahlakın kaynağı dinî değildir; evrensel ve nesnel seküler bir ahlaki standart vardır. Bilim zeki, rasyonel, iyi, güzel, ilericidir, din ise saçma, irrasyonel, kötü ve gericidir. Dinin, insan hayatına anlam kattığı, onu zenginleştirdiği iddiası tam bir safsatadan ibarettir. Bütün bu hususları üç ana kategoride özetlemek mümkün: Tanrı, melek, cennet, cehennem gibi bütün tabiatüstü unsurları inkâr; bilime iman derecesinde güven; dinin sert ve amansız biçimde eleştirilmesi.

Yeni ateistler dine karşı katı, tavizsiz bir muhalefet sergilerler. “Gerçek savaş rasyonalizm ile hurafeler arasındadır” der Jerry Coyne ve devam eder, “Bilim, bir rasyonalizm biçimidir, hâlbuki din hurafelerin en yaygın şeklidir.” Meşhur amansız ateist Dawkins’in tutumu daha da serttir: “Ben belli bir Tanrı’ya ya da tanrılar grubuna saldırmıyorum. Bilakis Tanrı’ya ve bütün tanrılara, tabiatüstü olan herhangi bir şeye veya her şeye saldırıyorum; bu tanrılar nerede olurlarsa olsunlar, iste geçmişte isterse şimdi icat edilmiş olsunlar, fark etmez.”

Hâlihazırda internette aktif biçimde boy gösteren yerli ya da yabancı ateizmin, yeni ateistlerden, onların eserlerinden ve internet yayınlarından ciddi biçimde etkilendiğini söylemekte yarar var. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre, Amerikan ateistlerinin %80’i yeni ateist hareketinin özelliklerini sergiliyor ve bu rakamın neredeyse tamamına yakını onların fikirlerinden besleniyor. Bizim yerli internet ateizminin fikri temellerinin bu güç kaynağından beslendiğini söylemek kesinlikle yanlış değil, zira savunulan fikirlerin önemli bir kısmı onlardan bire bir alıntı.

İnternet ateizmi 

Bu çağdaş ‘öncü’ ateistlerin fikirlerinden beslenen dünya çapında on binlerce, yüz binlerce yerli ve yabancı nihilist genç var. Bunların önemli bir kısmı, internette sosyal medya ağları üzerinden kurulan blog (ağ günlüğü, günce), weblog (ağ kütüğü) sohbet (çet) odası vb. sitelere ‘takma’ adlarla (ateist, dinsiz, düşünen ateist, meçhul, özgür, nihil, nihilist, agnostik gibi) üye olmuş vaziyetteler. Bu yerli ve yabancı siteleri gezdiğinizde özellikle şu üç husus dikkat çekiyor: basmakalıp söylemler, sloganlar, jargonlar üzerinden korkunç bir din düşmanlığı; tartışılan konular hakkında kimi zaman genellemeci, kimi zaman indirgemeci, derinlikten yoksun, sığ bir kara ‘cehalet’; dinî inanç sahipleri ile alay etme, onları ‘aptal’, ‘geri zekâlı’, ‘yobaz’ vb. lakaplarla niteleme. Karamsar, nihilist bir ‘şüphecilik’ bu kişileri esir almıştır. Dini ‘bronz çağı efsaneleri’, dini inanç sahiplerini ise ‘gerici yobazlar’ olarak gören bu ateistlerin derin bir kin ve nefretle inananları taciz etmek, dinlere saldırmak internetteki din tartışmalarının temel stratejisini oluşturuyor.

İnternetteki yerli ve yabancı ateist bloglarında tartışmalar birkaç anahtar konu üzerinde yoğunlaşıyor. Bunlar arasında ‘evrim’ önemli yer tutuyor. İnsanın ve hayatın kaynağını açıklamada eski cahil, temelsiz mitlere ihtiyacının olmadığı, zira bilimin bu meseleyi açıklığa kavuşturduğu klasik bir tez olarak savunulur. Bununla bağlantılı ikinci önemli itiraz Tanrı’nın varlığına yapılır. Ateist anlayışa göre, Tanrı’nın varlığını ispat imkânsızdır, dolayısıyla olmayan bir Tanrı’nın evreni yaratması da söz konusu değildir. Eğer evren Tanrı tarafından yaratıldıysa, onu da bir yaratan var demektir.  Bir diğer önemli konu ise ‘kötülük’ problemidir. Bu dünyada acı, ıstırap, çile ve ölümün varlığı her şeye kâdir, her şeyi bilen, merhamet ve sevgi dolu bir Tanrı’nın varlığı ile çelişmektedir. Bu bağlamda, mesela, şayet varsa, her dinin Tanrısı kötüdür. Aksi hâlde iki ihtimal söz konusudur; ya Tanrı sevgidir, fakat acıyı ve ölümü durdurmaya gücü yetmiyor, ya da Tanrı her şeye kâdir ama bizi umursamıyor.

İnternetteki yerli ateist bloglarda yapacağınız üstün körü bir gezintide dikkatinizi çekecek ilk şey, sadece dine ve dinî değerlere değil, aynı zamanda bu toplumun diğer sosyal ve kültürel değerlerine de isyan, inkâr ve küfür hâlidir. Haşmet Babaoğlu’nun ifadeleriyle söyleyecek olursak, ‘üzeri örtülmüş bir eziklik’ ile ‘kendini imhaya yönelmiş bir saldırganlık’ hâlidir onlarınki. “Gençlerin hâlleri nicedir, kafaları nerelerdedir, kalpleri yerli yerinde midir?” diye soran Babaoğlu. “Ete kemiğe bürünmüş can sıkıntısı ve hüzün” olan bu gençlik, “içinde yaşadığı Müslüman kültür ikliminin Allah, âlem ve insan tasavvurlarından nasibi kesilen karamsar nihilistler ordusunun” yalnız bir eridir.

İnternet ateizminin ‘tuhaf ve basit’ dünyasından edindiği bilgi kırıntıları ile sosyal medya üzerinde dini inanç sahiplerini ‘tirollemek’ (taciz etmek) peşinde koşan yerli ateistler de mevcut. Bunlar kendilerini ‘aktivist ateist’ olarak tanıtırlar. Din mensuplarını uyarmak ve yanlış yolda gittiklerini onlara anlatmak, dinin modern dünyanın sorunlarını çözmede ve evrenin işleyişini açıklamada yetersiz kaldığını açıklamak, şiddet ve terörden başka bir şey üretmediğini göstermek gibi gerekçelerle inananları taciz ederler. Bu sitelerin üyelerinin kendi kimliklerini gizleme noktasında oldukça hassas davrandıklarını vurgulamış olalım.

Nasıl günümüz inanç toplumu geçmişin inanç toplumlarının genlerini taşıyorsa, günümüz ateist toplumu da geçmişin ateist toplumlarının genlerini bünyesinde taşıyor. İnkârcılar dün vardılar, bugün de varlar ve yarın da var olacaklar. Tarih boyunca en esaslı ve çetin mücadele inanç ile inançsızlık yani iman ile küfür arasında olmuştur ve bu mücadele yeryüzünde insan varlığı devam ettiği sürece sürecektir.

İnternetin ‘kirli’ dünyası ile beyinleri, dimağları kirlenen, safiyetleri kaybolan, hiçliğin kucağında çırpınan ‘yerli’ seyyar ateistlerine el uzatmalıyız; bunu kalpleri taşlaşmadan, mühürlenmeden yapalım…

Yazan  Prof. Dr. Adnan Bülent BALOĞLU | DİB Başkanlık Müşaviri

http://www.diyanetdergi.com/gundem/item/1528-sanal-dunyanin-seyyar-ateistleri

Gelen arama terimleri:

  • güzel anlamlı sözler sevgiliye

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*