Saltanatın Kelleler Kesme Tehdidiyle Kaldırılması

Atatürk’ün şu sözleri dikkate değerdir:

“Efendim, dedim, hâkimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından, hiç kimseye ilim gereğidir diye, görüşme ve tartışma ile verilmez. Hâkimiyet, saltanat, kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk milletinin hâkimiyet ve saltanatına el koymuşlardır. Bu zorbalıklanm altı yüz yıldan beri sürdürmüşlerdir. Şimdi de Türk milleti bu saldırganlara isyan ederek ve artık dur diyerek, hâkimiyet ve saltanatını fiilen kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldu bittidir.

Söz konusu olan, millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele, zaten oldubitti haline gelmiş olan bir gerçeği kanunla ifadeden ibarettir. Bu mutlaka olacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes meseleyi tabiî olarak karşılarsa, sanırım ki uygun olur. Aksi takdirde, yine gerçek, usulüne uygun olarak ifade edilecektir. Fakat belki de bazı kafalar kesilecektir.”

Atatürk’ün, Osmanoğullarını zorla Türk milletinin üzerinde hâkimiyet kurmakla itham etmesi, muhtemelen Gökalp’ın tavsiyesine uyarak “eskiyi kötülemek” maksadı gütmesindendir. Zira çok az tarih bilgisine sahip olan bir insan bile, Osmanlıların Türk milleti üzerine zor kullanarak saltanat kurduklarım düşünmez. “‘Temel türkçülük” bölümünde anlatıldığı gibi, Gökalp’ın da Osmanlı döneminde Türklerin millî adlarını söylemekten korktukları şeklinde iddiası vardır.

Zamanla komşu beyliklerle savaşarak Anadolu’da da genişlemişse de bir aşiret reisliğinden beyliğe dönüşerek başlayan Osmanoğullarının asıl hedefi, batıdaki gayrimüslim topraklarıydı. Bu hedefe yönelmiş olmalarından dolayıdır ki, diğer Müslüman ve Türk beyliklerinden de çoğu tarikat mensubu olan dindarlar, akın akın Osmanlıya gelip katılmışlar ve İslam’ın verdiği gaza görevini ifa etmişlerdir. “Alp Erenler. Gazi Dervişler” denilen bu Müslümanlarla birlikte “İlayı Kelimetu’llah” aşkına fetihler yapma şuuruyla hareket eden Osman Bey, Orhan Bey vc Murat Bey, unvanlarında derviş gazilerin reisi olduklarım belirtmeyi de itiyat etmişlerdir. Ayrıca Osman Bey’in bir unvanı da “Fahreddin” (dinin kendisiyle iftihar ettiği) idi.

Buna karşılık, Müslüman Türk oldukları hâlde Bizans tarafında yer alıp Osmanlıya saldıran “Türkopol” denilen ücretli askerî birlikler de vardı., Onlara bakıp genelleme yaparak, “Türkler, Bizans’la birleşip Osmanlı’yı vurdu” demek nasıl büyük bir yanlışlık olacaksa; Osmanlının Türkler üzerinde zorla saltanat kurduğunu iddia etmek de öyle, hatta daha da büyük bir yanlışlık olacaktır. Burada önem arz eden husus, kavmiyet değil, bu iki kitleden hangisinin bu topraklardaki Türk devletini kurup yaşatan ruha sahip olduğudur. Tarihî gelişme açıkça göstermiştir ki, devleti kuran ve yaşatan güç; yabancılardan ücret gözetip Osmanlı’ya vuran Türkopollerin ruhu değil, Osmanlı’nın çeşitli kavimleri birleştiren İslâmî gaza ruhu olmuştur. Fatih döneminin tarihçilerinden Oruç Bey, Osmanlıların bu özelliklerini şöyle anlatır:

“Gaziler ve düşmanı yenicilerdir. Allah uğruna hak yoluna durmuşlardır. Gaza malını toplayıp hak yoluna sarf edicilerdir. Hak’tan yana gider, din yolunda gayretlilerdir.”

Diğer Türk beylikleri de genişleme gayesi gütmüşlerdiyse de onların çevreleri Müslüman Türk beylikleriyle çevrili olduğundan dolayı bu. daha çok birbirlerinin zararına bir genişleme gayretiydi. O zamanlar çok yüksek olan dinî hassasiyetin, Anadolu’daki diğer beyliklerin yöneticilerinin de Müslüman ve Türk olmasına rağmen, Osmanlı ya destek vermesinin sebebi de bu “gaza ruhudur.

Aslında fesin kaldırılıp şapka giyilmesi, milliyetçi İttihat ve Terakkinin de gündemindeki konulardan biriydi. Bu cemiyetin ilk kurucularından olan ve cemiyette ateist kimliğe bürünen Abdullah Cevdet, ikinci Meşrutiyet’in ilanından dört yıl sonra (1912 yılında) editörlüğünü yaptığı “İçtihad” dergisindeki, “Pek Uyanık bir uyku)başlıklı makalesinde; medreselerin, tekke ve zaviyelerin kapatılmasını,fesin yasaklanarak,erkeklere şapka giyilmesini telkin ediyordu.Bu görüşleri, mahiyeti itibarıyla Batılılaşmacilık içinde açıklayan Peyami Safanın belirttiği gibi; Türkçüler, inançlarının bazı esaslarını Batı Nasyonalizminden aldıkları için, tarihçi görüşlerinin yanısıra böyle sosyolojik uygulamalar da arzuluyolardı.

Hüseyin Dayı, Milliyetçiliğin Dinle Kavgası

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.