Sahabelerin ‘Sünnete Uymamada’ Sözlü ve Fiili Tepkileri

 Sahabelerin 'Sünnete Uymamada' Sözlü ve Fiili Tepkileri

SÖZLÜ TEPKİLERİ 

Üzüntüsünü Belirtme

“Sünnete uymama”yı çirkin gören sahâbîler, sebep ve gerekçe ne olursa olsun sünnete uyulmadığını görmekten son derece rahatsız olurlardı. Dihye b. Halîfe (v. 50/670), bir Ramazanda yolculuğa çıkmış, bazı insanların yol­culukta oruç tuttuklarını görmüş, geri döndüğünde “Vallahi bugün göre­bileceğime hiç ihtimal vermediğim bir şey gördüm. Bir grup Resûlullahın (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashâbının yolundan yüz çevirdiler. Allahım, beni yanına al (ruhumu kabzet)” demiş,(1) sünnete uymamayı, ölümü isteyecek kadar vahim saymıştır. Ayrıca Dihye, Kur’ân’ın verdiği ruhsata uymamayı, Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) uymamak saymıştır. Çünkü Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bu durumdaki tepkisini biliyorlardı. Resûlullah

(sallallahu aleyhi ve sellem), Ramazan’da yolculuk esnasında oruç tutmamış ve tutmayı da yasaklamıştı.(2) Ancak İbn Abbas’ın “Oruç tutanı da, tutmayanı ayıplama. Çünkü Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) seferde hem oruç tutun hem tutmamıştır”(3) rivâyeti olduğuna göre Dihye’nin tepkisi, Ramazanda oruç tutmakla ilgili olmalıdır.

İkaz ve Sünneti Hatırlatarak Irşâd Etme

Sahâbîler, gerekçe göstersinler veya göstermesinler uyarıları, sünnete müsteniddi. Meselâ, Abdullah b. Ömer, bir adamın elleri üzerine dayandığım görmüş ve ona “Namazda gazaba uğramışların oturuşu gibi oturma” demiştir.(4) İbn Ömer, o kimseye Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) namazda, kişinin ellerine dayanıp oturmasını yasakladığını(5) haber vermeden uyarmıştır. Hz. Aişe de yatsıdan sonra ailesinden bazılarına haber göndererek “Kâtip meleklere istirahat vermez misiniz?” demiş,(6) fakat sünnetten delilini(7) zikretmemiştir. Yine İbn Ömer, sabah namazından soma cemaate vaaz eden ve sonra da secde yapan Ebû Temime el-Huceymî’ye (v. 95/714), üç kere bunu yapmama­sını söylemiş, fakat o, buna devam etmiştir. Bunun üzerine İbn Ömer “Ben, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem), Ebû Bekr, Ömer ve Osman’ın arkasında namaz kıldım. Hiçbiri güneş doğuncaya kadar secde etmedi”(8) diyerek bu yasaklamasının sünnete göre olduğunu belirtmiştir.

Sahâbîler, uyanlarında çoğunlukla sünneti gerekçe göstermişlerdir. Bu metodları, sahâbîlerin tepkilerinin aslında sünnetten kaynaklandığının açık ifadesidir. Ayrıca onlar, sünneti gerekçe gösterince uyanlarında daha etkili ol­muşlardır. Yaptıkları uyarılar, müdâhale ettikleri konulara bakıldığında sünne­tin şumûlüne uygun olarak her alanla ilgili olduğu görülür. Bu, onların çevreye karşı sünnet adına son derece duyarlı ve aktif olduklarım gösterir.

Kûfe emiri olan Muğire b. Şube (v. 50/670) ikindi namazını geç kıldırınca Ebû Ukbe b. Amr (v. 42/62), ona “Biliyorsun ki, Cibril inip namazı kıldı, Resûlullah da (sallallahu aleyhi ve sellem) beş vakit namazı kıldı. Sonra Cibril, ona bunlarla emrolunduğunu bildirdi” diyerek(9) Muğîre’yi hem vaktin sün­net olan kısmına riayet konusunda uyarmış, hem de bildiği bir sünneti ona hatırlatmıştır. Abdullah b. Büsr de bayram namazım kıldırmak için imamın gecikmesini yadırgayıp “Biz bu saatte namazı bitirmiş olurduk. Bu vakit nafile vaktidir” demiştir.(10) Ibn Ömer, kurbanlık devesini çöktürerek kesmekte olan birisinin yanına gelmiş ve ona “Deveni kaldır, ayakta ve ayağı bağlanmış olarak kes. Bu, Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetidir” demiştir.(11) Abdullah b. Amr, kurban bayramında bir gün babasının yanına gitmiş. Babası ona yiye­cek ikram edince Abdullah, oruçlu olduğunu söylemiş. Amr b. el-As (v. 43/664) da “Orucunu boz. Çünkü bu günler, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bize oruçların açılmasını emrettiği, bizi oruç tutmaktan menettiği günlerdir” demiş, bunun üzerine Abdullah da orucunu bozup yemek yemiştir.(12)

Ebû Mûsâ el-Eş’arî, kendisini ziyaret eden bir gruba yemek ikram etmiş, sofrada tavuk eti de bulunmaktaymış. Misâfirlerden biri yemeğe oturmayınca Ebû Mûsâ, bunun sebebini sormuş, o da “Ben tavuk eti yemem. Çünkü bir tavuğun iğrendiğim bir şeyi yediğini gördüm, bir daha tavuk eti yememeğe yemin ettim” demiş, Ebû Mûsâ da “Ben, Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) tavuk eti yediğini gördüm” diye cevap vermiş(13)tavuk etinin haram olmadığını, ye­nilebileceğini göstermek istemiştir.

Abdülmelik b. Mervân, çağırdığı hizmetçi ağır davranınca ona lânet et­miş. Orada misâfir olarak bulunan Ümmü’d-Derda Lanet etme demiş ve “Lânetçiler, kıyamet gününde şefaatçi ve şâhid olmaz” hadîsini rivâyet etmiştir.(14) Hz. Âişe, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hanımlarının, Resûlullah’ın(sallallahu aleyhi ve sellem) mirasından kendilerine hisse vermesi için Hz Ebû müracaat ettiğini öğrenince onlara “Allah’tan korkmaz mısınız) Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Biz miras bırakmayız (vâris olunmayız) bizim bıraktığımız sadakadır’ buyurdu”(15) diyerek onları uyarmıştır. Hz. Âişe’nin bu olayda “Allah’tan korkmaz mısınız?” demesi, sünnete uymamanın sonucunun nereye varacağını göstermesi bakımından ilgi çekicidir.

Ezvâc-ı tâhirâtın sün­neti duyunca görüşlerinden hemen vazgeçmeleri(16) ise onların sünnete aykırı hareket etme niyetinde olmadıklarını gösterir. Enes b. Mâlik de savaşma tarzı konusunda etrafındakileri uyarmıştır. Askerlerin dağınık savaştığını görünce “Önümüzden çekilin de düşmanla savaşalım. Biz Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) ile harbederken böyle yapmazdık (saflarımızı dağıtmazdık)” demiştir.(17) Muğire, kumandan Nu’man b. Mukarrin’e (v. 21/642) “harbe başla” emrini verince Nu’man, ona “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile savaşta bulundum. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gündüzün ilk saatinde harp etmezse, zevalden sonra rüzgârlar esip namazlar kılınıncaya kadar beklerdi” demiştir.(18)

Sahâbîler, hadîs söz konusu olduğunda son derece dikkatli olunması hususun­da birbirlerini uyarırlardı. Ebû Hüreyre ateşte pişen yemeği yedikten sonra abdest alırdı. (Bu kanaatte olmayan) İbn Abbas bunu duyunca, Ebû Hureyre’ye “Ne der­sin güzel koku alıp onu sakalıma sürsem, abdest almış sayılır mıyım?” diye haber göndermiş, Ebû Hüreyre de onu “Kardeşimin oğlu! Resûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) hadîs anlattığımda misâl verdiğimde cedel yapma (kıyas yapma)”(19) diye ikaz etmiştir. İbn Abbas, bu sözüyle yemeğin kokusunu gidermek için abdest alı­nıyorsa koku sürerek bunu yapsam olur mu, demek istemiş ve o böylece, hikmetin temizlik, yani kokunun giderilmesi olduğunu düşünmüş olmalıdır. Ebû Hüreyre ise, bu tutumu dinin temeline yönelik bir itiraz olarak nitelendirmiştir. O, burada illeti, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) öyle emretmiş olması olarak belirlemiştir.

Sahâbîler, yanlış fetva verildiğinde buna tepki gösterirlerdi. Hz. Ali, İbni Abbas’ı kadınlara mût’a yapmak hususunda müsamahakâr konuşurken işitmiş ve ona “Yavaş ol, ey İbn Abbas! Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Hayber günü hem mûfadan, hem de ehli eşeklerin etlerini yemekten nehyetti” diyerek uyarmıştır.(20)

İlân

Sahâbîler, sünnete aykırı durumları ilân ederek yanlış uygulamaların yayılmasını önlemeye çalışırlardı. Ebû Bekre, duhâ namazı kılan bazı kimseler görünce iyi bilin ki, bunlar ne Resûlullah ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ne de bütün ashâbın kılmadıkları bir namaz kılıyorlar” demiştir.(21)

Alay

Bir adam Abdullah b. Ömer’e çok uzun bir selâm vermiş. İbn Ömer de hoş karşılamadığını belli eden bir ifade ile “Bin kere de senin üzerine olsun” diye mukabele etmiştir.(22) Ebû Mûsa, imam olduğu bir sırada terliklerini çıkarmış. Abdullah b. Mes’ûd da ona “Niye terliklerini çıkardın, sen mukaddes vadide misin?”(23) diyerek alaylı bir şekilde müdâhalede bulunmuştur.

Ağlama

Ebû Eyyûb el-Ensârî, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) kabrinin taşma yüzünü koymuş, Mervân bu hareketinin sebebini sorunca, o ne yaptığının far­kında olduğunu belirtmiş ve “Ben Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) geldim, taşa değil. Çünkü Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Din işlerini ehil olanlar üst­lendi mi din için ağlamayın, ama ehil olmayanlar din işini üstlendi mi o zaman ağlayın’ buyurmuştu”(24) diyerek sünnetten öğrendiği bir usulü uygulamıştır. Enes b. Mâlik de aynı tepkiyi göstermiştir. Dımaşk’ta bulunduğu bir sırada ağlayarak “(Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında) erişmiş olduklarımdan namaz dışında, hiç bir şeyi tanımadığımdan ağlıyorum. Bu namaz dahi zayi edilmiştir” demiştir.(25)

Tenkit

Sahâbîier, sünnete uymadıklarında birbirlerini veya tâbiîleri tenkit eder­lerdi. Hz. Ömer, cuma günü hutbe irâd ettiği esnada, (Hz. Osman) mescide girmiş, Ömer, ona niçin geciktiğini sormuş, o da pazardan döndüğünü ezanı işitince abdest alıp ancak yetişebildiğim söyleyince Hz. Ömer “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yıkanmayı emrettiğini bildiğin halde yalnız abdest almak ha!”(26) diye azarlamış, namazdan sonra İbn Abbas, Hz. Ömer’e bu davra­nışının sebebini sorunca “O, bizim gusulle emredildiğimizi biliyor”(27) diye cevap vermiştir. Hz. Ömer’in hutbede iken tenkit etmesi, bildiği sünneti yerine getirmemenin affedilecek bir durum olmadığının ifâdesidir. Başka bir olayda Hz. Ömer’in sınıra gönderdiği askerî birlik, nöbet değişimi için yeni birlik gelmeyince dönüp gelmişler. Hz. Ömer onlara çıkışınca birlikte bulunan sahâbîler “Sen bize ilgisiz kaldın ve Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sıınrda bulunan gazilerin arkasından (nöbet teslim almak üzere) başka bir askerî birlik gönderi­leceğine dair emrini terkettin”(28) diyerek hem kendilerini savunmuşlar hem de Hz. Ömer’i ikaz ve tenkit etmişlerdir.

Kınama

Hz. Peygamber’in hanımları, Sa’d b. Ebî Vakkâs’ın cenazesinin mescide getirilerek, nam azmin orada kılınmasını, kendilerinin de namaza iştirak etmek istediklerini bildirince halk kendilerine itiraz etmiş ve onları kınamışlardır. Bunun üzerine Hz. Âişe “Bu insanlar Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem), Sü­heyl b. Beydâ’nın cenaze namazını mescidde kıldığını ne çabuk unutmuşlar!”(29) diyerek sünneti hatırlatmış ve bundan dolayı onları kınamıştır. Ebû Seleme b. Abdurrahman da mescide gelince tahiyyetü’l-mescit namazım kılmayan Ömer b. Ubeydullah’ın bu hareketini kınamıştır.(30)

Berî Olma

Yahya b. Ya’mur, İbn Ömer’e, kendi memleketlerinde kader hakkında konuşan (kaderi inkâr eden) kimseler olduğunu anlatınca İbn Ömer “On­ların yanına döndüğünde onlara benim, onlardan berî, onların da benden berî oldukların haber ver” demiştir.(31)Ebû Mûsa, hasta yatağında bayı­lınca âilesindeki hanımlardan biri çığlık atmış,(32) Ebû Mûsa ayıldığında Resulullah’ın(a.s) beri olduğu şeyden bende beriyim.Resulullah(s.a.v)vevayelacı,saçını başını yolan ve elbisesini yırtan kadınlardan beri idi.’(33)

Söylenme

Enes b. Mâlik, Haccâcın yanından söylenerek çıkmış, bunun sebebini soranlara “Bu adam yemek istedi, o ve diğer kimseler yediler, sonra abdest al­madan veya suya dokunmadan (ellerini ağızlarını yıkamadan) namaza kalktılar” demiştir. Enes b. Mâlik, ateşte pişen yemeği yedikten sonra abdest aldığı(34) için hu hareketi sünnete aykırı saymış ve tepki göstermiştir. İbn Abbas, Arafat’ta cemaatin telbiye getirmediklerini görünce bunun sebebini sormuş, halkın Muâviye’den korktukları için telbiye getirmediğini öğrenince hemen çadırından çıkmış ve “lebbeyk Allahümme Lebbeyk, onlar Ali’ye kızgınlıkları yüzünden sünneti terk ediyorlar” diye söylenmiştir.”(35)

Kızma

Birgün Ebu’d-Derdâ eve kızgın olarak gelmiş ve “Vallahi onlarda Re- sûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) işlerinden hiçbirini görmüyorum, ancak (O’nun işlerinden olan) toplu halde namaz kılıyorlar” demiştir.(36) Hz. Ömer, seferde Hz. Ali’nin ikindi namazından sonra iki rekât kıldığını görünce ona kızmış ve “Dikkat et, vallahi sen Resûlulah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu nehyettiğini biliyorsun”(37) demiştir.

Sahâbîler, hadîse itiraz sayılabilecek sözler söylendiğinde çok kızar­lardı. İmrân b. Husayn “Hayânın hepsi hayırdır” hadîsini rivayet eder­ken Buşeyr b. Ka’b, bazı kitaplarda hayanın bir kısmının za’f olduğunun belirtildiğini söylemiş, bunun üzerine İmrân hadîsi tekrarlamış, Buşeyr de sözünü tekrarlamış. Bu durum üç kere olunca İmrân kızmış, gözleri kızarmış ve “Ben sana Resûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) hadîs rivayet ediyorum, sen kitapların sözleriyle itiraz ediyorsun” demiş. Orada bulananlar İmrân’ı, Buşeyr’in niyetinin kötü olmadığına güçlükle inandırararak sakinleştirmişler.(38)

Azarlama

Sahâbîler, sünnete uymayanları azarlamışlardır. Azarlama sırasında ile konuyla ilgili sünneti söylemekten geri durmamışlardır. Abdullah b. Mes’ûd mescidde halka kurup toplu halde zikir yapanları “Resûlullah’ın (sallallahu aley­hi ve sellem) bulamadığı yolu siz mi buldunuz?”(39) diye azarlamıştır. Abdullah b. Ömer’in azadlı bir câriyesi ona Medine’den gitmek istediğini, zamanın kötüleştiğini söyleyince Abdullah b. Ömer “(Yerinde) otur, aptal! Zîra ben Resûlullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) “Eğer bir kimse Medine’nin şiddet ve sıkın­tısına katlanırsa, kıyamet gününde ben ona şahit yahut şefaatçi olurum” buyu­rurken işittim” demiştir.(40)

Sahâbîlerin uyarılarında bazı kalıplaşmış ifadeler vardır. Bunlardan biri de “Sünnetten yüz mü çeviriyorsun?” ifadesidir. Böylece yanlış uygulamaların so­nucunun ciddiyetine dikkat çekilmiştir. Meymûne, yeğeni İbn Abbas’ın hanımı hayızlıyken yatakta ona yaklaşmadığım öğrenince İbn Abbas’a “Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetinden yüz mü çeviriyorsun? Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hanımları hayızlı iken dizlerine veya uyluklarına kadar bir bez örtülüyken onlarla mübaşeret ederdi” diye haber göndermiştir.(41) Ebû Basra el-Gıfarî, Ramazanda Fustat’tan gemiyle hareket etmiş, gemi demir aldıktan az sonra Ebû Basra’ya yemek getirilmiş, Ebû Basra yanında bulunan (bu hadîsin râvisi) Ubeyd b. Cübeyr’i de yemeğe çağırmış, Ubeyd “Sen evleri görmüyor musun?” diyerek daha seferî olmadıklarım anlatmak istemiş. Ancak Ebû Basra “Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetinden yüz mü çeviriyorsun?” kar­şılığım vermiş ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) üe beraberken bu konuda yaptıkları uygulamayı nakletmiştir.(42)

Sahâbîler, sünneti naklettikleri halde, hemen itaat verine itiraz sadedinde sayılabilecek sözler söyleyenlere hiç müsamaha göstermemişlerdir. Bir kimse İbn Ömer’e Hacer-i Esved’in çevresinde izdiham varsa nasıl istilâm edileceğini,bu konudaki görüşünün ne olduğunu sormuştu.İbn Ömer, bu soruyu tepkiyle karşılamış’ Ne dersin’i Yemende söyle. Ben Resûlullah’ı (sallalahu aleyhi ve sellem) hacer-i esvedi istilâm eder ve öperken gördüm, o kadar” demiştir .(43) Abdullah Ömer, bu konuda oğluna da müsamaha getirmemiş, sünnete görüşü  ile karşı gelenlerin mutlaka  te’dib edilmesi gerektiğini göstermiştir, “İzin istediklerinde kadınların mescidlere gitmesine mâni olmayın” hadisini rivayet ederken oğlu “Biz onları mescide gitmekten men ediyoruz,” deyince Ibn Ömer “Ben,Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu, diyorum, sen ‘men ediyom/’ diyorsun”(44) diyerek azarlamiştir. Cabif b. Abdullah, Resûlullah’ın (sallalahu aleyhi ve sellem) gusül âbdestini anlatırken başına üç avuç su döktüğünü rıvâyct ettiğinde Hasan b. Muhammed(45) Cabir’e “Ama benim saçım yok” deyince “Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) saçı senin saçından daha yok ve daha temizdi. Saçı senden daha gür, kendisi de senden daha hayırlı olan bir zata bu kadar su yetiyordu,” demiştir.(46)

Kötü söz

Abdullah b. Ömer’in oğlunun, hanımım mescide göndermeyeceği ile ilgili başka bir rivâvette Abdullah b. Ömer’in, oğluna daha önce hiç kim­seye etmediği şekilde ağır küfür ettiği belirtilmiştir.(47) İbn Ömer, kendi­sine uzunca selâm veren bir kimseye de “ Eğer daha artırsaydın (uzatsay­dın) sana kötü (söz) söyleyecektim” demiştir(48) Bir kimse İbn Ömere “Ramazanda (teravihi) imamın arkasında kılayım mı?” diye sormuş, İbn Ömer ona Kur’ânı okuyup okuyamadığını sormuş, “Evet cevabını alınca İbn Ömer, “Niye eşek gibi susuyorsun, git evinde kıl demiştir.(49) Onun bu ikazları, hangi sebeple olursa olsun Resûlullah ın (sallalahu aleyhi ve sellem) yaptığını değiştirmeden yapmanın daha efdal olduğuna olan inancını göstermektedir.

Beddua ve Lânetleme

Sahâbıler, sünnete uymamaya tepkilerini bazan da beddua etmek şeklinde göstermişlerdir. Umâre b. Rueybe, Bişr b. Mervân’ı (v. 75/694) minberde cuma günü (ellerini kaldırarak) dua ettiğini görünce “Allah bu elleri çirkinleştirsin (cezasını versin) Resûlullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) minber üzerinde gördüm Şuna -baş parmağın yanındaki işaret parmağını kastederek- bir şey ziyâde et­mezdi” demiştir.(50)Hz. Ömer “Yatsıyı kırmızılığın kaybolmasından itibaren gecenin üçte birine kadar kılın” demiş, sonra da üç kere “Yatsıyı kılmadan uyuyanların gözüne uyku girmesin”(51) diye beddua etmiştir.

Hadîs rivâyeti sırasında hadîse saygısızlık edenlere de sahâbîler beddua ederek tepki göstermişlerdir. Ebû Hüreyre, iyi bir kıyâfet giyip böbürlene böbürlene yürüyen bir kimsenin bundan dolayı Allah’ın onu yere batırdığı hadisini rivâyet ederken takım elbise giymiş bir genç “Ebû Hüreyre! O genç böyle mi yürüyordu deyip yürümüş, yürürken tökezlemiş, bunun üzerine Ebû Hüreyre “Burnu ve ağzı yere çarpılsın, Allah ‘O alay edenlere karşı biz sana yeteriz’(52) buyurdu” demiştir.(53) Durumun ciddiyetini ve sonucunun nereye varacağını âyede teyid etmiştir. Abdullah b. Ömer de yukarıda işaret edildiği gibi kadınların mescidden menedilmemesi ile ilgili tartışmada, oğluna “Allah seni cezalandırsın, ben Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘menetmeyin’ buyurdu diyorum sen onları bırakmıyorsun” diye beddua etmiştir.(54) Hatta olayla ilgili bir başka rivayette Abdullah b. Ömer’in oğlu Bilâl, “İsteyen ailesine izin versin, ben ailemin mescide gitmesine mâni olacağım” deyince İbn Ömer kızmış ve üç kere “Allah sana lanet etsin” dedikten sonra kalkıp gitmiştir.(55) Oğlunun, ge­lecekte menedeceğini söylemesine rağmen İbn Ömer, o anda olmuş gibi tepki göstermiş, sünnete uymama niyetinde olmayı dahi affetmemiştir.

Sahâbîlerin, kolay kolay bir kimseye lânet etmeleri mümkün değildi. Ancak sünnete uymayanların âhirette dahi lânetleneceklerini biliyorlardı. Abdullah b. Mes’ûd “Güzellik için dövme yapan ve yaptıran, kıyamet gününde Resûlullah’ın aleyhi ve sellem) lisanından lânedenecektir” demiş(56) ve bu işleri yapanlara «Ben Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) lânet ettiği kişiye lânet ediyorum” diye lanet etmiştir.(57)

Tehdit

Sahâbîler, sünnete aykırı davrananları sünnete uymadıkları takdirde cezalan­dıracaklarına dâir tehdit de etmişlerdir. Ebû Hüreyre, komşunun komşusunu, duvarına direk dayamaktan menedemez hadîsini rivayet ederken dinleyenlerin bunu hoş karşılamadıklarını görünce “Ne oluyor ki, sizi ben, bu sünnetten yüz çevirir bir halde görüyorum. Vallahi ben (duvarın yerinde siz olsaydınız) o dire­ği sizin omuzlarınızın araşma koyardım”(58) diye tehdit etmiştir. Ebû Hüreyre, dinleyenlerin fiilî bir durumlarını görmemesine rağmen, onların hadîsi duyduk­ları zamanki tavırları sebebiyle bu tepkiyi göstermiştir.

 

FİİLİ TEPKİLERİ

Düzeltme

Hz. Peygamberim (sallallahu aleyhi ve sellem) azatlı kölesi Ebu Rafi (v. 40/660), saçlarını örgü yapıp toplayarak namaz kılmakta olan Hasen b. Alı yi görünce onun saçlarını çözmüş, kendisine öfkeli bir halde bakan Hasana: ‘Namazına dönüp devam et ve kızma, çünkü Peygamberim (sallallahu aleyhi ve sellem) Bunlar (yâni saç topuzu) şeytanın oturak yeridir” buyurduğunu duydum demiştir.(59)

El koyma

Küfe vâlisi(60) Velid b. Ukbe bir kere namaz kıldırmayı geciktirmiş. Bunun üzerine İbn Mes’ûd müezzine kâmet getirmesini söylemiş ve geçip namaz kıldırmış. Durumu öğrenen Velid ona haber göndermiş ve “Seni beni beklemekten ne menetti, emirden haber mi geldi, sen mi uydurdun?” diye sormuş. İbn Mes’ûd da “Hiç biri olmadı. Ama Allah ve Resûlü, sen kendi işinde meşgulken namaz kılmak için beklememizi menetti” demiştir.(61)Abdullah b. Mes’ûd, aynı zamanda Hz. Peygamber’in şu emrine muhatap olmuş kimse idi: Hz. Peygamber, ona “Sünnetin (nurunu) söndüren ve namazların vaktini geciktiren emirler geldiğinde ne yapacaksın?” diye sormuş. İbn Mes’ûd da «Ne yapmam gerekir?” demiş. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) da “Ne yapacağım bana mı soruyorsun! Allah’a isyanda kula itaat edilmez” buyurmuştur.(62)

Engelleme

Sahâbîler, sünnete aykırı bir durum olduğunda o işin yapılmasına engel olurlardı. Ebû Saîd el-Hudrî, namazda önünden geçmek isteyen bir kimseye engel olmuş, bu hâdise üç defa tekrarlanmış, Ebû Saîd namazı bitirince “Na­mazı hiçbir şey bozamaz. Lâkin Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) “Gücünüz yettiği kadar (önünüzden geçene) mâni olunuz. Çünkü o şeytandır” diye buyurmuştur”(63) diyerek gerekçesini de belirtmiştir. Ubey b. Ka’b da ilk safa ilerleyen Kays b. Abbad’ı omuzundan geri çekip onun yerine geçmiş ve namazdan sonra ona “Seni geri çektim. Çünkü Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bize, ‘muhâcirler ve ensâr ilk safta namaz kılsınlar’ diye emretti. Senin onlardan olmadığını anladım ve geri çektim” demiştir.(64) Ubâde b. Sâmit de Medine’nin Harem bölgesinde kuş avlayan bir çocuğu görünce hemen onun elinden kuşu almış ve uçurmuş sonra da ona Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem), Medine’yi harem ilân ettiğine dâir hadîsi nakletmiştir.(65)İbn Ömer, atış yapılan bir tavuğun bağını çözmüş ve atış yapan çocuğu alıp ailesine gö­türmüş, sonra da hareketinin gerekçesini, “Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), öldürmek için herhangi bir canlıyı bağlayıp hapsetmeyi yasakladı”(66) diye açıklamıştır.

Hz. Ömer, altınla gümüşü değiştirmek isteyen Talha b. Ubeydillah’a‘Olmaz,ya bu şahsın gümüşünü verirsin,yahut altınını iade edersin.Çünkü Resulullah(a.s)’Altınla gümüş satın almak ribadır,ancak ikisi de peşin olursa o başka’buyurdu.’’diyerek mani olmuştur.(67) Kızlarını birbirlerine veren kimselerin kıydığı nikâhları duyan Muâviye -mehir vermelerine rağmen- hemen Mervân’a mektup yazıp onları aparmasını emretmiş ve mektubunda “İşte bu Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yasakladığı şigârdır” demiştir.(68) Hz. Ömer, zina yapan akıl hastası bir kadını istişare neticesi recmettirirken, Ali buna mâni olmuş ve Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) “Sorumluluk (kalem) üç kişiden kaldırılmıştır, iyileşene kadar deliden…” hadîsini hatırlatmış ve kadım serbest bırakmasını söylemiş.

Hz. Ömer de onu serbest bırakmış ve tekbir getirmiştir.(69) Halîfelere yapılan uyarılar, asla yetki tecavüzü olarak değerlendirilmemiştir. Çünkü onlara göre sünnet, her yetkilinin bağlı kalması gereken bir esastır.

Selâmı Kesme

Sahâbîlerin tepki şekillerinden biri de selâmı kesmekti. Imran b. Husayn,dağlanarak tedavi olmaya başlayınca onunla selâmlaşma kesilmiş, dağlanmayı bırakınca kendisine yine selâm verilmeye başlanmıştır.(70)

Darılma

Sahâbîler, sünnetten haberdâr olduğu halde ona muhalefet edenlere darılma ve küs durma şeklinde tepki göstermişlerdir. Abdullah b. Mugaffel (v. 60/680), sapanla taş atan bir arkadaşım görmüş, ona Hz. Peygamberdin (sapanla veya elle) taş atmayı yasakladığım haber vermiş, daha sonra arkadaşım yine taş atarken görünce“Ben sana Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yasakladığım haber vermedim mi? Vallahi seninle ebediyen konuşmayacağım” demiştir.(71) Ebû Bekre de hadîs rivâyet ederken yapılan saygısızlığa, lâubaliliğe aynı tepkiyi göstermiştir. Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) taş atmayı yasakladığını rivayet ederken amcasının oğlu taşı almış ve “Bunu mu yasakladı” diyerek atmış. Ebû Bekre bunun üzerine “Dikkat et, ben sana Resûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) haber veriyorum ve nehyettiğini söy­lüyorum, sen ise hâlâ atıyorsun. Vallahi yaşadığım sürece artık seninle konuşmam” demiştir.(72) İbn Ömer, hanımını mescide gitmekten men edeceğini söyleyen oğ­luna gösterdiği tepkilerden biri olarak onunla ölene kadar konuşmadığı şeklinde bir rivâyet de vardır.(73)Ebû Dâvûd, “Müslümanın kardeşinden üç günden fazla dargın kalması helâl değildir..’’ hadîsine rağmen İbn Ömer’in, oğluyla ölene kadar dargın kaldığım söylemiştir. İbn Hacer de şu izâhı yapmıştır. “Sahâbîlerin bu tavırlarına göre, sünnete muhalefet edenden ayrılmaya ve onunla konuşmamaya cevaz vardır. Onların bu tutumları, müslümanların birbirleriyle darılmalarının yasak oluşu kapsamına girmez. Yasak, kişinin kendini gözeterek dargın kalmasıyla ilgilidir. Hâlbuki sahâbiler, dinde yer alan konunun ciddiye alınmaması üzerine böyle davranmışlardır.”(74)

İlişik Kesme

Sahâbîlerin sünnete aykırı hareket edenlere gösterdikleri tepki şekillerinden biri de onlarla ilişkilerini kesmeleridir. Musab b. Sad (v. 103/721) anlatıyor: (Ba­bası) Sad (b. Ebî Vakkas)ın bağları ve çok üzümleri vardı. Bağlarında işlerini k gören ve idare eden bir de bahçıvanı vardı. Bağlarında o yıl üzüm çok olmuştu. Bahçıvan, Sad’e mektup yazarak, “Üzümlerin zâyi olmasından korkuyorum, uygun görürsen suyunu sıkayım(75) demiş. Sa’d, mektubu alınca hemen şu cevabı yazmış: “Mektubumu alır almaz, bağlarımı bırak, işimden el çek. Bundan sonra sana asla güvenemem” diyerek bahçıvanı işinden ve bağlarından uzaklaştırmış.(75) İbn Ömer’in Şamlı bir arkadaşı ona mektup yazmış. Abdullah b. Ömer de ona şöyle cevap yazdı “Senin kader hakkında konuştuğunu (inkâr ettiğini) öğren­dim. Bana mektup yazma, ben Resûlullahı (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur­ken duydum: “Ümmetimden kaderi yalanlayan bir kavim olacak.”(76)

Boykot ve Terk

Sahâbılerin sünnete uymayanlara karşı gösterdikleri fiilî tepkilerinden biri, onlarla biraraya gelmemek, onları boykot etmekti. İbn Ömer, mescidde hadîs rivayet ederken orada bulunan bir kıssacıya sırtını çevirerek oturmuş, kıssacı ellerini kaldırıp dua etmiş, İbn Ömer ise elini kaldırmamıştır.(77) İbn Ömer’in kıssacıya sırtını dönmesi ona bir tepki idi. Kıssacının bir de sesli olarak duaya kalkışması, İbn Ömer’in tepkisine sebep olmuştur. Ayrıca İbn Ömer, toplu halde dua etmenin bid’ate yol açabileceğini düşünmüş olabilir. Sabah nama­zından sonra (kerahet vaktinde) bir kıssacı secde âyeti okumuş, İbn Ömer de ona bağırmış. Kıssacı secde etmiş, ancak İbn Ömer secde etmemiş, sonra güneş doğunca, secdeyi kaza etmiştir.(78) İbn Ömer, kerâhet vaktinde yapmamak için secdeyi ertelemiştir.

Zühdüyle meşhur sahâbî Ebû Zer, Kureyş’in ileri gelenlerinden bir ce­maatin yanına gelmiş ve onlara dünya metaı topladıklarım söylemiş ve onların yarımdan ayrılmış. Ahnef b. Kays, bu sözleri niçin söylediğini sorunca Ebû Zer, bu davranışının sebebini şöyle açıklamıştır: “Onlar hiçbir şeyi akletmıyorlar, dostum Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), bana ‘Ey Ebu Zer, Uhud dağı kadar altınım olsa üç dinar hariç hepsini infak etmek isterim’ buyurdu. Bu insanlar ise dünya metâı topluyorlar. Allah’a yemin ederim ki Allah ve Resulü ne (sallallahu aleyhi ve sellem) kavuşuncaya kadar onlardan hiçbir dünya metaı istemem ve onlara din­den birşey sormam.”(79)

Sahâbîler, sünnete aykırı davranışların bulunduğu mekânları terketmişlerdir. Ubâde b. es-Sâmit, Hz. Peygamber’in yasakladığı bir alışverişten bahsetmiş. Oradaki biri “Peşin olursa ben bu alışverişte mahzur görmüyorum” deyince Ubâde “Vallahi, seninle ebediyen bir tavan altında bulunmayacağım” demiştir.(80) O kimse, sünnete sözlü olarak itiraz etmiş, o fiili işlememiştir. Ancak Ubâde b. Sâmit, sünnete itiraz edenle aynı çatı altında kalamayacağım belirterek sün­nete bakışım göstermiştir. Muâviye b. Ebû Süfyan, altın veya gümüşten ya­pılmış su kabını kendi ağırlığından daha fazlası ile satınca Ebu’d-Derdâ “Ben,Resûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve selem) işittim, o böyle yapılmasını yasakladı Ancak misli misliyle satılmasına izin verdi” demiş. Bunun üzerine Muâviye, “Bunda bi mahzur olduğunu sanmıyorum” deyince Ebu’d-Derdâ, “Bunun yaptığını kınayıp bent destekleyecek yok mu? Ben ona Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) söylediğini naklediyorum. O ise bana kendi görüşünü  söylüyor. Ben senin bulunduğun yerde artık kalamam” demiş ve oradan ayrılmış. Ebu’d-Derdâ, bununla da kal­mamış, Hz. Ömer’in yanına gidip durumu anlatmış. Bunun üzerine Hz. Ömer Muâviye Ye “Bunu misli misline, eşit ağırlıkta satmasını” yazmıştır.(81) Konuyla ilgili pekçok örnek bulunmaktadır. Ebû Vâil, bir düğün yemeğinde iken (misa­firler) oynamaya, şarkı söylemeye başlayınca Ebû Vâil gitmek için hazırlanmış ve “Şarkı, kalpte nifak üretir” hadîsini nakletmiştir.(82) İbn Ömer, Ebû Eyyûb’u evi­ne davet etmiş. Ebû Eyyûb, duvara perde asıldığını görmüş. İbn Ömer “Kadınlar duvara perde asma konusunda bize ağır bastı” diye mazeret göstermek isteyince Ebû Eyyûb, “Ben herkesten bunu beklerdim, senden beklemezdim, vallahi senin yemeğini yemeyeceğim” demiş ve geri dönmüştür.(83)İbn Mes’ûd da bir evde resim (sûret) görünce geri dönerek durumu protesto etmiştir.(84)

Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), kurban ve ramazan bayramı günleri namazgâha çıkar ve evvelâ bayram namazını kılarmış. Vâli Mervân b. Hakem (v. 65/684) sünnette olanın aksine bayram namazında, hutbeyi öne alınca Ebû Saîd, bunun sebebini sormuş, Mervân, bu durumun terkedildiğini söyleyince Ebû Saîd, üç defa “Asla olamaz! Allah’a yemin ederim ki siz, benim bildiğimden daha hayırlısını yapamazsınız” demiş ve oradan ayrılmıştır.(85)

Uzaklaştırma, Terkettirme

Sahâbîler, sünnete uymayanları yanlarından uzaklaştırırlardı. Hz. Aişe, evinde bulunan bir ailenin yanında tavla olduğunu öğrenince onlara “Eğer o tavlayı çıkarmazsanız, ben sizi evimden çıkaracağım” diye haber göndermiştir.(86)

Başka bir olayda ise Hz. Aişe’nin yanına gelen bir kadın “Devemi bağlamam gerekir mi?” diye sormuş, Hz. Âişe de bağlayabileceğini söylemiş. Kadın «Kocam için korkuyorum (böylece kocamı bağlayacağımdan korkuyorum)” deyince Hz. Âişe “Şu büyücüyü yanımdan çıkarın” demiş ve o kadını oradan çıkarttırmıştır.(87) Hz. Ömer de Ebû Bekr’in kızkardeşini ölü ardından feryatla ağladığı için yanından uzaklaştırmıştı.(88)

Red

Sahâbîler, sünnete aykırı buldukları istekleri reddetmekte tereddüt göster­mezlerdi. Hz. Fâtıma, Hz. Ebû Bekr’den babasının Hayber ile Fedek’te bıraktığı terikesinden ve Medine’deki sadakasından hissesini istemiş, ancak Ebû Bekr, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetinin dışında bir şey yapmasının müm­kün olmadığım belirterek onun isteğini reddetmiştir.(89)Hz. Ömer, ıhramlı iken nikahlanan bir kimsenin nikâhını kabul etmemiştir.(90) Ebu’l-Âliye, Ebû Saîd el-Hudrî’ye üç kere selâm vermiş, cevap alamayınca kapının bir kenarına çekilip beklemeye başlamış. Ebû Saîd, dışarı çıkınca ona “(Üçten fazla) izin isteseydin, sana izin vermezdim”(91)diyerek geri çevireceğini belirtmiştir. İbn Ömer, mektup yazarken kendi adından başlar, sonra hitap edeceği kişinin adım yazardı(92) ve yaşı küçük hizmetçilerine, mektup yazdıklarında kendi isimlerinden başlamalarını söy­ler aksi halde cevap yazmayacağını belirtirdi.(93) İbn Ömer, büyük ihtimalle Hz. Peygamberce yazılan mektuplarda mektup sahibi adını Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) adından sonra yazılması(94) sünnetine uymuştur. Yine Abdullah b. Ömer, semiz et pahalı olduğu için alamamış, ancak âilesinin hiç etsiz kalmaması için ke­mikli et ve biraz da yağ almış, et ve yağ pişirilmiş, İbn Ömer de babasına eti ikram etmiş, Hz. Ömer, yemeğe başlayınca yağın tadını farketmiş ve “Resûlullah’ın (sal­lallahu aleyhi ve sellem) evinde et ve yağ biraraya geldiği zaman onlardan birini sadaka olarak verirdi” diyerek yemeği yememiş, Abdullah babasına bu hadîsi bilmediğini bir daha böyle bir durumda Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gibi davranacağını bu defalık yemeği yemesini söylemiş, ama Hz. Ömer yemeği yememiştir.(95)

İtaat Etmeme

Sahâbîler, sünnete karşı gelene -bu kimse vâli veya devlet başkanı da olsa- itaat etmezlerdi. Çünkü Hz. Peygamber, kendilerine bunu emretmişti. Ubâde b Sâmit, vâli olan Muaviye’ye itaat etmemiş ve bunun sebebini Hz. Osman’a şöyle açıklamıştır: “Ben Resûlullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Benden sonra işlerinizi (bazı) adamlar üstlenecek, kötü gördüğünüzü iyi gösterecekler, iyi gördüğünüzü kötü gösterecekler, Allah Tebâreke ve Teâlâ’ya isyan edene itaat edilmez, Rabbinizle bana delil getirmeyin (kendinizi mâzur göstermeyin) buyururken işittim”(96)Yemâme valisi olan Useyd b. Hudayr el-Ensâri’ye, halîfe Muâviye’nin “Kimin eşyası çalınırsa, malını bulduğu yerden alır” kararı ulaşınca Useyd de ona “Eşyası çalınan kimse, çalınan malını satın alan dürüst kimsenin yanında bulursa, isterse malını o adamdan onun -satın aldığı fiyata- satın alır. İsterse hırsızı takip eder” hadîsini ve Hz. Ebû Bekr, Ömer ve Osman’ın da böyle hükmettiklerini yazmış ve göndermiş. Muâviye “Bana hüküm beyân edemezsiniz. Fakat ben -halîfe olmam hasebiyle- size hükmümü bildiririm. Sana verdiğim emri infaz et” diye cevap göndermiş. Useyd de bunun üzerine ona “Valilikte devam ettiğim müd­detçe Muâviye’nin görüşü ile hükmetmeyeceğim” diye yazmıştır.(97)

Kuvvet Kullanma

Sahâbîlerin sünnete uymamaya gösterdikleri tepkiler, kuvvet kullanmaya kadar varabiliyordu. Hz. Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) yırtıcı hayvan derilerinden elbise giymeyi yasakladığını rivâyet eden Hz. Ömer, başında kedi derisinden bir şapka olan adam görmüş ve alıp onu yırtmış ve ‘ben bunu ancak leş olarak görüyorum’ demiştir.(98) Mesleme, ganimete hıyânet eden bir kimse yakalamış. Sâlim b. Abdullah, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kimi, Allah yolunda hıyanet etmiş bulursanız onun malını yakın” hadîsini nakledince Mesleme, o kişinin eşyalarım yaktırmıştır.(99)

Sünnete aykırı davrananlar, yapılan ikaza uymadıklarında, aynı şe-kilde davranmaya devam ettiklerinde sahâbîler, kuvvet kullanmak zorunda kalırlardı. Huzeyfe, Medâin’de iken kendisine gümüş kapta su getiren kimsenin elinden bardağı alıp sahibine fırlatmış ve “Ben bunu ilk defa yapmadım. Ben onu gümüş bardakla su vermekten nehyetmiştim, fakat o vazgeçmedi” demiş, konuyla ilgili hadîsi rivayet etmiştir.(100) İbn Ömer de kendisine gümüş kaplı (su) verilirse o kabı kırardı.(101)

Hz. Ömer, Kur’an’ın müteşâbih âyetlerini müslüman şehirlerinde dola­şarak gündeme getiren Sabiğ el-Irâkî adlı bir kimseyi “Bid’at arıyorsun öyle mi?” diyerek dövmüş, sonra memleketine göndermiş ve müslümanların onunla konuşmalarım yasaklamış. Ebû Mûsâ el-Eş5arî vasıtasıyla onun durumunu takip etmiş, Sabiğ durumunu düzeltince müslümanların onunla konuşmasına izin vermiştir.(102)Hz. Ömer, ‘Namaz kılmak için güneşin doğduğu ve battığı anı beklemeyiniz. Çünkü şeytan, doğarken ve batarken güneşle beraberdir” der ve o saatlerde namaz kılanları dövermiş.(103) Yine Hz. Ömer, yatsıdan sonra sohbet eden bir grubu kamçıyla vurarak dağıtmış ve “yatsıdan önce sohbet, sonra uy­ku” demiştir.(104) Namaz kılan bir kimse elini böğrüne koyunca İbn Ömer onun eline vurmuş ve doğru şekli göstermiş, namazdan sonra da “Bu yaptığın çarmı­ha gerilmeyi andırıyor. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bizi böyle yapmaktan nehyetmişti” diyerek(105) gerekçesini belirtmiştir.

Sahâbîlerin sünnete aykırılıkları engelleme şeklindeki tepkilerinde geçen Ebû Saîd el-Hudrî’nin namaz kılarken önünden geçen kimseyi engellemesi hadîsinin bir başka rivayetinde Ebû Saîd, Medine valisi Mervan ın ailesinden bir genç namazda önünden geçmek isteyince iteklemiş, genç vazgeçmeyince vurmuş, o da ağlayarak çıkıp gitmiş ve olayı Mervân’a anlatmış, Mervân sebebini sorduğunda Ebû Saîd el- Hudrî, “Ona vurmadım, şeytana vurdum Çünkü ben, Resûlulullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Biriniz namazda iken bir insan önünüzden geçmek isterse mümkün olduğu kadar mâni olsun, geçir­mesin. Çekilmez de, mutlaka geçmek isterse ona vursun, çünkü o şeytandır’ buyurduğunu duydum” demiştir.(106)

Bir rivâyete göre Ebû Saîd, o kimseyi üç kere ikaz etmiş ve sonra “eğer vazgeçmeseydi saçlarından tutup çekecek­tim” demiş,(107)müdahalesinden vazgeçmeyeceğini belirtmiştir. Çünkü Hz. Peygamberdn tavsiyesine ve sahâbînin uygulamasına göre sünnet, ciddiye alınmalı ve sünnetin emri karşısında kayıtsız ve lâubâli kalınmamalıdır. Vali Mervân, o gence “O, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ashâbıdır” diyerek duruma müdahale etmemiş, ancak sahâbîlerin bu davranışının haklı bir sebebi olduğunu düşünerek sebebini sormuştur.(108) Çünkü diğer olaylardan da anladığımıza göre sahâbîler, sünnetin korunması için ellerin­den geleni yapıyorlardı. Ebû Saîd’in bu konuda hakkında söylediği, “Hz. Peygamber, ikazımızı dinlemeyenlere böyle davranmamızı emretti”(109)sözü de sahabılerin sünnete göre davrandıklarını, tepkilerinin sünnetin emri olduğunu doğrulamaktadır.

İbn Ömer farz namazı kılıp, aynı yerde sünneti kılmaya kalkan adamı itmiş, o kişi namazı bitirince İbn Ömer Sen farzı bitirdikten sonra konuşmadın ve öne ilerlemedi.(110) demiştir. Yine, cuma günü hutbe okunurken konuşan iki ki­şiye Abdullah b. Ömer, çakıl taşı atmış ve böylece susmalarını ihtar etmiştir.(111)

Hadis kaymaklarında yer almayan bir rivayete göre Bişr adlı bir münâfık ile bir yahudi anlaşmazlığa düşmüşler, Yahûdî, meseleyi Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) götürmeyi teklif etmiş, münâfık da Ka’b b. el-Eşref e gitmeyi istemiş, Yahudi, bu teklifi kabul etmemiş ve Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) gitmek­te ısrar etmiş. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) yahudi lehine karar vermiş, münafık kararı beğenmemiş, Ebû Bekfe gidelim demiş, o da yahudinin lehine hükmetmiş, münâfık bu sefer Ömer’e gidelim demiş, Ömer’e olanları anlatmış­lar, Ömer de “Allah’ın Resûlü’nün hükmüne râzı olmayana böyle hükmediyo­rum” diyerek münâfığı öldürmüş, münâfığm Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)yerine bir başka münafık olan Ka’b b. El-Eşrefin hakemliğini istemesiyle olarak şu âyet nâzil olmuşturL112) “Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tâğut’a inanmamaları kendilerin emrolunduğu halde Tâğut’un önünde muhâkemeleşmek istiyorlar. Hâlbuki şeytan onları, büsbütün saptırmak istiyor.”(Nisa,60)

Nihayet sahâbîlerin sünnete aykırı davrananlara gösterdikleri tepki Hz. Ebû Bekimin mürtedlere yaptığı gibi savaş açma noktasına bile ulaşabilirdi. Hz. Peygamberin vefatından sonra zekât vermeyenler hakkında Hz. Ebû Bekr “Val­lahi, namazla zekâtın arasım ayıranlarla mutlaka harp edeceğim. Çünkü zekât malın hakkıdır. Vallahi Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) veregeldikleri bir deve yularım bile bana vermezlerse, bundan dolayı onlarla harp ederim” diyerek savaş açmış, bu konuda yapılan itirazları kesinlikle reddetmiştir.(113) Zekât farzdır, ancak hangi şeyden ne kadar zekât alınacağı sünnetle belirlenmiştir. Hz. Ebû Bekr, bu tutumuyla dinin ünitelerini bir anda korumaya çalışmıştır.(114) Ayrıca o, mürted­lere tek başına karşı koyarken “Artık Allah yolunda savaş. Sen, kendinden başkası sebebiyle sorumlu tutulmazsın”(115) âyetine ve Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) uymuştur. Çünkü Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ebû Süfyan’a söz verdiği için Uhud’dan bir yıl soma Bedir’e gitmek için hazırlanmış, fakat bazı kimseler çekinmişler, söz konusu âyet nâzil olunca Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Ben yalnız kalsam da giderim“ buyurmuştur.(116) Bunun bilincinde olan Ebû Bekrin bile bile duruma seyirci kalması mümkün düşünülemezdi.

Bu bölümde görüldüğü gibi sünnete uymayanlar içinde sahâbî olanlar da bulunmaktadır. Bu şaşırtıcı olmamalıdır. Önemli olan, uyarılan kişilerin uyarı­lara kulak verip vermemesidir. Sahâbîler, uyarıldıklarında sünnete bağlılıklarını göstermişler ve sünnete aykırı olduğunu öğrendikleri davranışlara son vermiş­lerdir. Onlar, bu yönleriyle de i’tisâm örneği vermişlerdir.

Sahâbîlerin müdâhalelerine karşılık verilmemesi, onlara gösterilen saygının bir ifadesi olduğu gibi sahâbîlerin sünneti yerleştirme, te’dip niyetinden başka niyetlerinin olmadığının göstergesidir.

İmam Şâfıî, “Sahibeden olsun, tâbiînden olsun, herhangi bir kimseye Resûlullah’tan (sallallahu aleyhi vc sellem) bir haber verildiği zaman, o haberi kabul etmeyen, ona muhalif söz söyleyen ve bu sözü sünnet kabul etmeyen birisini bilmiyorum”(117) diyerek selefin yaklaşımlarını tesbit etmiştir.

Dikkat çeken başka bir durum da sahâbilerin tepkilerinde ısrarlı olmaları ve kendilerini haklı görmeleridir. Onlar böyle davranışları için kimseden özür dikmemişlerdir.

Öte yandan sahâbîlerin tepkileri, çocukları sünnete göre yetiştirme, büyük­leri sünnete bağlı yaşama, çevreyi, hâsılı herşeyi sünnete uygun hale getirme gereğini göstermektedir. Ayrıca onlar böyle davranmakla, sünnet konusunda lâkayd davranılmamasını öğretmek istemişlerdir. Bu durum aynı zamanda İslâm toplumunu oluşturulması ve yaşatılması, korunması için “sünnetin ge­rekli olduğu gerçeğini de açık-seçik ortaya koymaktadır.

Sünnet ile biçimlenen İslâm toplumu, yine ancak sünnede korunup kendi özellikleri içinde yaşatılabilir. Sahâbîlerin tepkilerinden çıkarılabilecek asıl so­nuç ve mesaj -bize göre- budur.

Dipnotlar:

(1)-Ahmed b. Hanbel VI, 398; Ebû Dâvûd, Sıyâm 47.

(2)-Bk. Muvatta, Siyam 22; Müslim, Sıyâm 90; Nesâî, Sıyâm 49. Bir rivâyette, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) seferde orucu soran bir kimseye “İstersen tut, istersen tutma” buyurmuştur. (Nesaı, Siyam 58). Buna göre o, (sallallahu aleyhi ve sellem), duruma göre hareket etmiştir. Ni­tekim Ramazan’da orucu yasakladığı zaman Mekke’yi fethe gidiyorlardı.

(3)-Müslim, Sıyâm 89.

(4)-Abdurrezzâk, Musannef,2., 197. Başka bir rivâyette İbn Ömer, “azaba uğrayanların oturuşu gibi oturma” demiştir.

(5)-Bk. Abdurrezzâk, Musannef,2, 197; Ahmed b. Hanbel II, 147; Ebû Dâvûd, Salât 182.

(6)-Muvatta, Kelâm 9.

(7)-Bk. Abdurrezzâk, Musannef,l, 561; Ahmed b. Hanbel IV, 423; Buhârî, Mevâkît 23, 39; Ezân 104; Müslim, Mesâcid 236; İbn Mâce, Salât 12; Tirmizî, Salât 11; Nesâî, Mevâkît 20.

(8)-Ebû Dâvûd, Sucûdu’l-Kur’ân 8.

(9)-Buhârî, Meğâzi 12. Aynı konudaki başka bir rivâyeder için bk. Müslim, Mcsâcid 166 vr Ahmed b. Hanbel V, 439, 440; İbn Mâce, Tahâret 89.

(10)-Ebû Dâvûd, Salât 240.

(11)-Ahmed b. Hanbel II, 139; Buhârî, Hac 117. Hz. Peygamber’in kurbanı ayakta kestiğine dair bk. Buhârî, Hac 118. “Biz büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın (dininin) işaretlerinden (kurban) kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onları ayakları üzere dururken üzerle­rine Allah’ın ismini anınız” [Hac, 22/36] âyetinde de büyük baş hayvanlan ayakta iken kesmek gerektiği belirtilir.

(12)-Ahmed b. Hanbel IV, 197; Dârimî, Sam 48; Ebû Dâvûd,savm,50

(13)-Buhâri, Zebâih 26; Keffâretu’l-eymin 10.

(14)-Abdurrezzâk, Musannef,X,412 ‘Şefaatçi olamazlar’ ifâdesi, şahitlikler, kabul edilmez manâsındadır.

 

(15)-Buhârî, Meğâzi 14; Ferâiz 3.

(16)-Buhârî, Meğâzi 14.

(17)-Buhârî, Cihâd 39; İbn Hacer, Fethu’l-bâri VI, 138-139.

(18)-Buhârî, Cizye 1.

(19)-Abdurrezzâk Musannef,l, 174. Ateşte pişen yemeği yedikten sonra abdest alınıp alınmayacağı konu­sunda farklı rivâyctler bulunmaktadır. Bk. Abdurrezzâk, Musaımcfl, 172-174; Ahmed b. Hanbd VI, 326; Tayâlısî, Müsned, s. 223; Ebû Dâvûd, Tahiret 74,75; Nesâî, Tahâret 122,123.

(20)-Abdurrezzâk, Musannef,’VII, 501-502; Müslim, Nikâh 31.

(21)-Ahmed b. Hanbel V, 45; Dârimî, Salât 152. Hz. Peygamber, duha namazını fazla kılmadığı için bunu bilmeyen sahâbîier, tepki göstermişlerdir.

(22)-Muvatta, Selâm 7.

(23)-Abdurrezzak,Musannef,1,386 Hz.Peygamber ayakkabılı ve ayakkabısız namaz kılmıştır.(bk.Abdurrezzak,Musannef,1,387..)

(24)-Hanbel,V,422

(25)-Buhari,Mevakit,7

(26)-Muvatta, Cum’a 3; Abdurrezzâk, Musannef,lII, 195; Buhârî, Cum’a 2, 5; Müslim, Cum’a 3.

(27)-Abdurrezzâk, Musa/ıneflII, 195.

(28)-Abdurrezzâk, MusanncfV, 291-292; Ebû Dâvûd, Harâc 17.

(29)-Müslim, Cenâiz 99-101.

(30)-Muvatta, Kasru’s-salât 58. Tahiyyetü’l-mescid namazı ile ilgili hadîs için bk. Muvatta, Kasnı s- salât 57; Buhârî, Salât 60; Müslim, Müsâfirîn 70.

(31)-Abdurrezzâk, AiusannefXI, 114; Müslim, İmân 1; Ebû Dâvûd, Sünne 16; Tirmizî, İmân 4.

(32)-Ebû Dâvûd, Cenâiz 24’de “Ebû Mûsa, ağır hasta iken hanımı ağlamaya başladı. Yahut da ağlamaya yeltendi” şeklindedir.

(33)-Müslim, İmân 167. Ebû Mûsa, hanımına bu hadîsi daha önceden de rivayet ettiği için bu şekilde tepki göstermiştir.

(34)-Abdurrezzâk, Musannef,l, 173,174. Ateşte pişen yemekten sonra abdest alıp almamaya dair farklı rivâyctlcr bulunmaktadır. Bk. Abdurrezzâk, Musannef,l, 172; Ahmed b. Hanbel VI 326- Ebû Dâvûd, Tahâret 74, 75; Nesâi, Tahâret 122, 123.

(35)-Nesâî, Menasik 197.

(36)-Ahmed b. Hanbel, VI, 443. Ummâre b.Rüveybe          es-Sakafî nın benzer tepkisi için bk. Nesâî,Cuma,29

(37)Abdurrezzâk, Musannef,2,430.

(38)-Ahmed b. Han bel IV, 427,445; Buhârî, Edeb 77; Müslim, İmân 60, 61; Ebû Dâvûd, Edeb 6.

(39)-Dârimî, Mukaddime 23; Şatibî, itisam I, 98.

(40)-Müslim, Hac 482.

(41)-Abdurrezzâk, Musannef,l, 321; Ahmed b. Hanbel VI, 336.

(42)Ahmed b. Hanbel VI, 7,398; Dârimî, Savm 17; Ebû Dâvûd, Sıyâm 46. Atâ’nın İbn Cüreyc’i aynı şekildeki ikazı için bk. Abdurrezzâk, Musannef,2, 463.

(43)-Ahmed b. Hanbel II, 108; Buhârî, Hac 60; Müslim, hac 246,

(44)-Ahmcd b. Hanbel II, 76, 77, 90.

(45)-Bu zât, Haşan b. Muhammed b. Ali el Hanefîyye’dır. (Kk. İbn Hacer,Fethul Bari, 1, 488)

(46)-Ahmed b. Hanbel I, 289; Buhârî, Gusl 3; Müslım, I hayz 57.

(47)-Abdurrezzâk, Musannef,lII, 147; Dârimi, Mukaddime 40; Ahmed b. Hanbel II, 76, 77, 127, 140; İbn Mâce, Mukaddime 2.

(48)-Abdurrezzâk, Musannef’X, 390. İbn Ömer, Hz. Peygambere verilen selam şekillerini bilip rivayet eden bir kimse olduğu için (bk. Abdurrezzâk, Musannef X, 389-390) sünnet dışı uygulamaya böyle tepki göstermiştir.

(49)-Abdurrezzâk, Musannef,l V, 264.

(50)-Müslim, Hac 53; Ebû Dâvûd, Salât 222.

(51)-Muvatta, Vukûtu’s-salât 6. Saîd b. Zeyd’in sünnete aykırı davranan bir kimseye yaptığı beddua için bk. Müslim, Müsâkat 138.

(52)-Hicr, 15/95.

(53)-Dârimî, Mukaddime 40.

(54)-Ahmed b. Hanbcl II, 143,145.

(55)-İbn Abdilber, Câmi II, 195. İbn Ömer’in asünda lânetlemekten ne kadar çekindiği için bk. Abdurrezzâk, Musannef,X, 413.

(56)-Nesâî, Ziyne 25. Sahâbîlcrin tutumu sonraki devirlere de etki etmiştir. Melikler ve emirler, Râfıza… yı minberlerde lânetlcdiler, hatta bid’atçılan da lanetlediler.. Sünnete muhalefet ettikleri için bid’atçılar zemmedilir. Muhalefederi kalkıp sünnete muvafakat etmedikçe zemleri kaldırıl­maz. İbn Teymiyc, Mecmûu Fetâvâ IV, 15.

(57)-Nesâî, Ziyne 72.

(58)-Buhârt, Mezâlim 20. Hz. Ömer de “gusül alınması gereken bir durumda gusül abdesti almayanı duyarsam onu iyice cezalandıracağım” demiştir. (Bk. Ahmed b. Hanbel V 1151

(59)-Ebû Dâvûd, Salât 87. Abdullah b Abbasın benzer müdahelsi için bkn:Ebu Davud,Salat,87;Nesai,Tatbik,57

(60)-Zehebî, Siyer 3, 414.

(61)-Abdurrezzâk, Musannef,2, 384.

(62)-Abdurrezzâk Musannef II, 383.

(63)-Ebû Dâvûd, Salât 114. İbn Ömer’in de benzer tutumu için bk.          Muvatta,Kasru’s-salât 37; Sefer37; Abdurrezzâk, Musannef,2,20, 24. Hz. Peygamber’in namaz kılanın önünden geçmeyi ya­saklaması için bk. Abdurrezzak, Musannef II,     21; Muvatta,   Sefer 33; Ahmed b.    Hanbel III, 34, 43-44, 57; Dârimî, Salât 125; Müslim, Salât 258; Ebû Dâvûd, Salât 107; Nesâî, Kıble 8; Nesâî, Kasâme 47; İbn Mace, İkâme 39.

(64)-Abdurrezzâk, Musannef II, 53-54.

(65)-Ahmed b. Hanbel V, 317-318.

(66)-Ahmed b. Hanbel II, 94; Buhari, Zebâih 25.

(67)-Muvatta, Buyu’ 38; Buhârî, Buyu’ 76; Müslim, Müsâkât 79; Tirmizî, Buyu’ 24.

(68)-Ebû Dâvûd, Nikâh 14. Bu nikâhlarda mehir verilmesine rağmen iki nikâh bir akidde gerçekleştirilmiş olmaktadır. Evliliğin kabulü, diğerinin kabulüne bağlıdır. Bu sebeple Muâviye nikahlan kabul etmemiştir. O, şeklen tek nikâhla iki nikâhın akdedilmesini şigâra benzetmiştir.

(69)-Ebu Davud,Hudud 17..

(70)-bk.Müslim,Hac 167

(71)-Abdurrezzâk, MusannefXI, 262; Ahmed b. Hanbel IV, 86; V, 46, 54, 57; Dârimî, Mukaddime 40; Buhârî, Zebâih 5; Müslim, Sayd 54, 56; İbn Mâce, Sayd 11.

(72)-Ahmed b. Hanbel V, 46; Dârimî, Mukaddime 40; Müslim, Sayd 54; İbn Mâce, Sayd 11. Aynı durum karşısında İbn Şîrîn de aynı tepkiyi göstermiştir. (Bk. Dârimî, Mukaddime 40).

(73)-Bk. Ahmed b. Hanbel II, 36; Ebû Dâvûd, Edeb 47.

(74)-Fethu’l-bâri’XÎ, 31.

(75)-Nesâî, Eşribe 52.

(76)-Ebû Dâvûd, Sürme 6.

(77)-Abdurrezzâk, Musannef,3,, 218.

(78)-Abdurrczzâk, Musannef,lll, 350.

(79)-Ahmed b. Hanbel V, 176; Buhâri, Zekât 4; Müslim, Zekât 34

(80)-Darimi,Mukaddime 40

(81)-Muvatta, Buyu’ 33. İmam Şâfıî, Ebu’d-Derdâ’nın tepkisinin sebebini şöyle izah etmiştir: “O, bu haberinin Muâviye’ye karşı hüccet olduğu görüşünde idi. Muâviye bunu kabul etmeyince Ebu’d- Derdâ, bunu büyük bir hata olarak kabul edip onunla yaşadığı yerden ayrılmıştır. Zira Muâviye Resûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) bildirilen güvenilir bir hadisi kabul etmemişti.» Şâfıî, Risale, s. 192.

(82)-Ebû Dâvûd, Edeb 52.

(83)-Buhârî, Nikâh 76 (tercüme).

(84)-Buhârî, Nikâh 76 (tercüme).

(85)-Müslim, Salâtu’l-iydeyn 9.

(86)-Muvatta, Rü’ya 6; İbn Mâce,Edeb 43;Ebû Dâvûd,Edeb 56.

(87)-Abdurrezzâk, Musannef,Xl, 211. Uğur, uğursuzluk, büyücülüğün zemmi için bk. a.e.e a v

(88)-Buhârî, Husûmat 5 (terceme).

(89)- Müslim, Cihâd 54.

(90)-Mu vatta, Hac 71.

(91)-Abdurrezzâk, Musannef,X, 381.

(92)-Abdurrezzâk, a.g.e. XI, 428.

(93)-Abdurrezzâk, a.g.e. XI, 429.

(94)Bk. Kcttânî, Terâtib I, 221,222

(95)-İbn Mâce, Et’ime 57.

(96)-Ahmed b. Hanbel V, 325. Ubâde, biatrna aykırı bulduğu için itaat etmediğini belirttiği bu sa­vunmasında söze “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)” ile başlayarak olaylara onun bakışıyla baktığım belirtmiştir.

(97)-Nesâî, Buyu, 96.

(98)-Abdurrezzâk, Musannef,l, 71.

(99)-Tirmizî, Hudûd 28.

(100)-Ahmed b. Hanbel V, 396, 397, 398,400; Dârimî, Eşribe 25; Buhârî, Libâs 25; Eşrıbe 27; Müs­lim, Libâs 4; Ebû Dâvûd, Eşribe 17; Tirmizî, Eşribe 10; Nesâî, Ziyne 87.

(101)-Abdurrezzâk, MusannefXI, 70.

(102)-Dârimî, Mukaddime 19.

(103)-Mu vatta, Kurân 49, 50; Abdurrezzâk, Musannef ,2, 430. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ikindinin farzından sonra güneş batmeaya kadar, sabahın farzından sonra da güneş doğuncaya kadar nafile namaz kılmayı yasaklamıştır. Mu vatta, Kuriân 47,48; Müslim, Müsifirîn 285. Hz. Ömer ile İbn Abbas’ın ikindiden sonra iki rekât namaz kıianlan dövdükleri için bk. Buhârî, Sehv 8; Meğâzi 69; Müslim, Müsâfirin 297, 302, 303. Benzer bir örnek için bk. Abdurrezzâk, Musannef ,2,, 432; Ahmed b. Hanbel IV, 115 ve Abdurrezzâk, Musannef,2, 22.

Müslim, Müsâfirin 302, 303’de yer alan bir rivâyette ise Enes b Mâlik, Hz. Peygamberin (sallal­lahu aleyhi ve sellem) devrinde güneş kavuştuktan sonra akşam namazından evvel iki rekât nafile kıldıklarını Hz. Peygamberim de onları gördüğünü ne emir ne de nehy ettiğini bildirmiştir.

(104)-Abdurrezzâk, Musannef I, 561. Hz. Peygamberim yatsıdan önce uykuyu, yatsıdan sonra da sohbeti kerih gördüğüne dâir bk. Abdurrezzâk, Musannef I, 561.; Ahmed b. Hanbel IV, 423;..

(105)-Nesai, iftitah 12.

(106)-Abdurrezzâk, Musannef,lI, 21, 22; Ahmcd b. Hanbel III, 57; Ncsâî, Kasâme 47.

(107)-Abdurrezzâk, a.g.e. II, 2

(108)-Abdurrezzâk, a.g.e. II, 21; Ahmcd b. Hanbel IH, 57.

(109)-Abdurrezzâk, a.g.e. n, 21; Ahmcd b. Hanbel III, 57……….

(110)-Abdurrezzak,Musannef,2,416-417

(111)-Muvatta,cuma,9

(112)-Kurtubî, Cami 3, 1833-1834, İbn Hacer, Fethu’l-bâri V, 311.

(113)-hmed b. Hanbel 1,11,19, 36,47-48; II, 314, 345, 377,423,439,475,482, 502, 527,528; IH, 199, 295, 300, 332, 339, 394; Dârimî, Siyer 10; Buhârî, İmân 17, Zekât1, Salât 28; Cihâd 102; İstitâbe 3; Posam 2, 28; Müslim, İmân 32; İbn Mâce, Fiten 1; Ebû Dâvûd, Zekât 1; Nesâî, İmân 15; Zekât 3; Cihâd 1; Tahrîm 1; Tirmizî, İmân 1,2; Teftir 88/1. Şia da Hz. Hüseyin’in kıyâmının, ictihad ve re’yle amel ederek Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetinden inhiraf edilme­sinden dolayı yapıldığını söylemiştir. Murtaza el-Askerî, Meâlimu’l-Medreseteyn 3, 7 vd.

(114)-Konuyla ilgili izah için bk. Abdullah Mahfûz, es-Sünne ve’l-bid’a, s. 122.

(115)-Nisâ, 4/84.

(116)-Elmalılı, Hak Dini D, 1406.

(117)- Suyûtî, Miftâhu’l-cenne, s. 34-35.

 

Aynur Uraler – Sahabe Uygulaması Olarak Sünnete Bağlılık

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*