Sahabelerin Hayatını Sünnete Göre Değerlendirmeleri

Sahabelerin Hayatını Sünnete Göre Değerlendirmeleri

 

Din, insanlara bir hayat tarzı sunar, bir dünya görüşü verir. Buna göre o dinden olanlar, hayata ve olaylara kendi inanç ve anlayışlarına göre değer biçerler. Bir kimseye bağlılığın en üst seviyelerinden ve göstergelerinden biri, herşeyi onun bakışı ile görmek ve “ona göre” değerlendirmektir. Tabiî olarak bu seviye Hz. Peygamber ve onun hayatı olan sünnet, (sonuç itibarıyla din) söz konusu olduğunda çok daha yükselir. Sünnete bağlı yaşama ve bunda başarılı olma; hayatı, insanları, çevreyi sünnete göre değerlendirme ile mümkündür. Değerler, arzular, fikirler, tercihler onunla ölçülür ve ona yakınlık ve uzaklığa göre değer kazanır.

Hz. Peygamber, mihenktir. Nitekim Kuran-ı Kerîm’de “Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni ha­kem yapıp sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın onu tam mânâsıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar”(Nisa,65) buyurulmuştur.

Hz. Peygamber de çeşitli vesilelerle kendisini merkez olarak belirleyen değerlendir­melerde bulunmuştur. Tercihlerin, arzuların dışındaki konularda dahi bu, böyledir. “İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarımdır. Sonra benimle yaşayanlara yakın olanlardır…”(1) hadîsiyle Hz. Peygamber, bütün insanların değerim, kendisini müslüman olarak görme şartıyla ölçmüş ve sahabıleri diğer insanla­rın üstünde tutmuştur. Aynı şekilde kendisiyle akraba olma farkını minberden ilân etmiştir. “Bazılarına ne oluyor ki Resûlullah’ın akrabalığı dünyada fayda vermez diyor, vallahi, benim akrabalığım, dünyada da âhirette de geçerlidir.

Kıyamet gününde bütün akrabalık ve hısımlık kesilir, ancak benim akrabalık hısımlığım kalır.”(2)Bu sebeple Hz. Ali’nin, Hz. Fâtıma hayattayken gördüğü itibar, Fatıma vefat edince azalmıştır.(3) Hz. Ömer de Allah’ın Nebi­de kemli arasında akrabalık ve hısımlık kurmak için aslında kendisinden ç0k genç birisiyle evlenmeyi arzu etmediği halde Hz. Ali’nin kızının yaşı çok küçük olmasına rağmen onunla evlenmiştir.(4) Sünnete ayarlı bir hayat yaşamanın gereğini Abdullah b. Mes’ûd şöyle belirtmiştir “Kavi, amel, niyet, sünnet muvafık değilse fayda vermez.”(5)

İbadetlerde sünnete endeksli olmak gerektiğini söylemek aslında zâiddir Hz. Peygambere uymadan farz veya nafile hiçbir ibadeti yerine getirmek mümkün değildir. O, sünnete göre bayram geçirmenin nasıl olacağını dahi belirtmiştir: “Bugün başlayacağımız ilk iş, namaz kılmak sonra dönüp kurban kesmektir. Kim böyle yaparsa bizim sünnetimize uymuş olur.”(6)

Hz. Peygamber, duygularda dahi kendisini ölçü göstermiş, “Bir kimse beni, babasından, evlâdından daha çok sevmedikçe (kâmil) mü’min olamaz” buyurmuştur.(7) Torunları Hz. Hasan ve Hüseyin için “Kim onları severse beni sevmiş olur, kim onlara buğzcderse bana buğzetmiş olur”(8) ve kendisinden dolayı nesiller içinde farklı bir konumda bulunan ashâbı için de “Ashâbım hak­kında Allah’tan (korkun), Allah’tan (korkun), benden sonra onları hedef edin­meyin, kim onları severse benim sevgimden dolayı sevmiştir, kim onlara buğzederse bana buğzettiği için onlara buğzetmiştir. Onlara eziyet eden bana eziyet etmiştir. Bana eziyet eden Allah’a eziyet etmiştir”(9) buyurmuştur. Hz. Abbas, kendisine kaba davranan bir grubu Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) şikâyet et­miş, o da “Benden dolayı sizleri sevmedikçe cennete giremezler” buyurmuştur.(10)

Bu sebeple sahâbîler, onun sevdiklerini severlerdi. Meselâ, Hz. Ebû Bekr sevgisini Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) göre ayarlamış ve “Allah’a yemin ede­rini ki benim için Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) akrabaları ile ilgilenmek kendi akrabalarımla ilgilenmekten daha sevimlidir” demiştir.(11) Sahâbîler, Hz. peygamber’in sevdiklerine de ayrı bir değer verirlerdi. Meselâ, Hz. Âişe’yi sev-digini bilen sahâbîler, Hz. Peygamber’e hediye verecekleri zaman hediyelerini o, Aişe’nin evinde iken verirlerdi.(12) Bu durumdan şikâyetçi olan hanımları, Hz. Fâtıma’yı babasına gönderdiklerinde Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Kızım, benim sevdiğimi sen de sevmez misin?”(13) buyurarak sevginin kendisine göre ayarlanması gerektiğini ifade etmiştir. Hz. Peygamber’in sevgisine mazhar olan Âişe, buna lâyık olmaya çalışmış, öyle ki Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sevmediği şeyleri sevmemiştir. Kendisine kına kullanmanın helâl olup olmadı­ğını soran bir hanıma “Kına kullanmanın mahzuru yoktur. Fakat ben sevmiyo­rum. Çünkü Habîbim (sallallahu aleyhi ve sellem) onun kokusunu sevmezdi” demiş, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) vefatından sonra da kına kullanmamıştır.(14)

Bir rivâyette ise Fâtımâ bint Kays, Usâme’yle evlenmesinde Hz. Peygamber’in aracılık etmesi yanısıra onun “Beni seven, Usâme’yi de sevsin” buyurduğunu öğrenmiş olmasının etkili olduğunu belirtmiştir.(15) Hz. Peygamber, Usâme b. Zeyd’in kumandanlığını yadırgayanlara “Onun kumandanlığını yeriyorsunuz, daha önce de babasının kumandanlığına dil uzatmıştanız. Allah’a yemin ederim ki Zeyd, kumandanlığa gerçekten lâyıkta ve bana insanların en sevgililerindendi.

Oğlu da babasından sonra insanların bana en sevgililerindendir”(16) bu sevdiklerim diğer kimselerin de sevmesi gerektiğini imâ etmiş, ayrıca onların kumandanlıktaki kâbiliyetlerine dikkat çekmiştir. Hz. Ömer halifeliği sırasında Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sevdiklerini, kendi sevdiklerinden üstün tutmuş ve yetkisini bu yönde kullanmıştır. Usâme b. Zeyd’e Bedir’de bulunan muhacirlere verdiği maaşı vermiş, kendi oğlu Abdullah, Usâme’den daha fazla savaşa katılmasına rağmen Hz. Peygamberin sevgisini gerekçe göstererek oğlunun itirazını kabul etmemiştir.(17) İbn Teymiye (v. 728/1328), naslardan ve sahâbîlerin bu gibi tatbikatından şu neticeyi çıkarmıştır. “Bir müslümana gereken, Allah ve Resûlü’nün takdim ettiğini takdim, te’hir ettiğini te’hir etmek Allah ve Resûlü’nün sevdiğini sevmek, buğzettiğine buğzetmektir.”(18)

Helâl ve haram, Hz. Peygamber’e göre belirlenir. İbn Abbas “Keler, haram olsaydı, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sofrasında yenmezdi ve onların yenilmesini de emretmezdi” demiştir.(19)Yine İbn Abbas “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hacamat yaptırdı. Hacamatçıya ücretini verdi, eğer (ücret verme) haram olsaydı, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vermezdi” demiştir.(20)

Bazı sahâbîler, hayata, Hz. Peygamberin hatıralarıyla bağlı olduklarım, hayatı o hatıralarla değerlendirdiklerini açıkça dile getirmişlerdir. Abdullah b. Amr, “Beni şu hayata, başkası değil sadece es-Sâdıka ve el-Veht bağlıyor; es- Sâdıka, Resûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) yazdığım bir sahîfedir. el-Veht ise, babam Amr İbnu’l-Asin, vakfettiği bir yerdir” demiştir.(21)

Sahâbîler, sünnete bağlılığı nisbetinde kişilere değer veriyorlardı. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) pislik yiyen devenin etinin yenmesini, sütünün içilmesini yasakladığı ve böyle bir deve ile hacca gidilmesini kerih gördüğü için İbn Ömer “(Hac yolculuğunda) sana arkadaş olmak istiyorum” diyen bir kimseye “Pislik yiyen devenin üzerinde bana arkadaşlık etme” demiştir.(22) Yine İbn Ömer, “Seni Allah rızası için seviyorum” diyen bir kimseye “Fakat ben Allah rızası için sana buğzediyorum” karşılığını vermiş ve bu tavrının sebebini şöyle açıklamış­tır: “O kişi, ezan okumakta aşırı gidiyor ve ücret alıyor.”(23) İbn Ömer, böylece

Allah rızâsı için olan buğzdaki ölçüsünde sünnet olduğunu belirtmiştir. Abdullah b.Mesud’da Allah, yüzünün kıllarını alan ve dişlerini incelten kadınlara lanet etsin. Dikkat edin, ben Resûlullahın(sallallahu aleyhi ve sellem) lanet ettiği kişiye lanet ediyorum”(24) diyerek, beddua etmekte bile Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) uyduğunu göstermiş ve “Eğer hanımım bunları yapsaydı benimle biraraya gelemezdi”(25) diyerek eşinin de sünnete uygun hayat yaşamasının şart olduğunu belirtmiştir. Sofrasında muhakkak bir fakirin bulunmasını arzu eden ibn Ömerin sofrasına getirilen kişi çok fazla yemek yiyince ibn Ömer, o kimsenin yemek yemesini kâfirlere benzetmiş ve “Bu adamı bir daha yanıma getirmeyin. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Mü’min bir midesi ile yer, kâfir yedi midesi ile yer’ buyurdu” demiş,(26) Allah rızâsı için yapılan ikrâmda sün­nete uygunluk aramıştır. İbn Teymiye, müslümanların sünneti merkeze alan bu anlayışlarını şöyle değerlendirmiştir: “Allah ve Resûlü’nün râzı olduğundan razı olmak gerekir. Kişiler, Allah, Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ve mü’minlerin indinde, Allah’ın dinine, Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine uygun davrandığı zaman övülür. Çünkü övgü, hasenâta yapılır. Hasenat ise, Allah’ın haberini tasdik ve emrine itaat olarak Allah ve Resûl’üne itaata uygun olan şeylerdir. Bu da sünnettir.”(27) Her devirde ümmet içerisinde takdir ve tekdir aslında sünnete ittibaa ayarlıdır. İttiba edenler övülmüş, muhâlefet edenler ise yerilmiştir. Şafii, Buhârî, Evzâî (v. 157/774), Sevrî (v. 161/778) ve Ebû Hanıfe (v. 150/767) gibi ümmetin genelinde seçkin kişilerin sözleri, hadîs ve sünnete uygun olduğu için kabul görmüştür.(28) İbn Abdüber de “Kur’an ve sünnetin ölçü olduğunu, aslı bilmeyenin fürua varamayacağını” belirtmiştir.(29)

Sahâbîler, kişileri Hz. Peygamber’e benzeyişine ve onun râzı oluşuna göre değerlendiriyorlardı. Iraklı bir kimse, ibn Ömer’e, (ihramda) elbiseye bulaşan sinek kanının hükmünü sorunca İbn Ömer “Şuna bakınız! Peygamber’in toru­nunu öldürmüş oldukları halde gelmiş bana sinek kanının hükmünü soruyor! Hâlbuki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Hasan ve Hüseyin, benim dünyadaki iki çiçeğimdir (reyhânımdır)’ buyurmuştu’’(30) diye Hz. Peygamberin değer verdiklerine değer vermek gerektiğini çarpıcı bir biçimde ortaya koymuştur” Hz. Aişe, Hz. Fatıma’dan daha çok hal, hareket ve yaşayışı bakımdan Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) benzeyen hiç kimse görmedim”(31) diye . bu farka işaret etmiştir.

Hz. Peygamber’e en çok benzeyen kişinin, sünnetin izini en çok taşıyan kimse olacağı gerçeğinden hareketle tabiîler de bu farkı sahâbîlerden öğrenme peşinde olmuşlar ve bir nevi en sağlam kaynak araştıması yapmışlardır. Abdurrahman b. Yezîd en-Nehâî (v. 83/702), Huzeyfe’ye sahâbiler içinde hali, hareketi ve yolu bakımından Resûlullah’a (sallallahu aleyhi vc seiicm) en çok benzeyen (yakın olan) kim? Biz de ona göre ondan (sünneti) öğrenelim» diye sormuş, Huzeyfe de “Hâli, meşrebi ve sireti yönünden Resûlullah’a (sallal­lahu aleyhi ve sellem) İbn Ümmi Abd’den (Abdullah b. Mesud) daha yakın kimse bilmiyorum.” demiştir.(32) Abdullah b. Amr da Hz. Peygamber’in Abdullah b.Mes’ûd’un da içlerinde bulunduğu “Kur’ân’ı, dört kişiden alın…” takdirini duyduktan sonra onu sevdiğini söylemiştir.(33)

Aynı kriter, sahâbîlerin kendi aralarında sünnet bilgisini ölçmekte de kulla­nılmıştır. Ebû Humeyd es-Sâidî, diğer sahâbîlere, “Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi vc sellem) namazını ben, hepinizden daha iyi bilirim” deyince sahâbîler “Neden sen hepimizden iyi bileceksin? Hepimizden daha çok onun izini takip etmiş değilsin, hepimizden önce onun sohbetinde bulunmuş değilsin” demişler,(34) en yakından takip edenin sünneti en iyi bilen olacağına işaret etmişlerdir. İbn Abbas, bazı konularda Hz. Peygamber’in hanımlarının sünnet bilgisinin farklılığım belirtmiş­tir. Hayızlı ve lohusa kadının namazı kaza edip etmeyeceğini soran bir kimseye “İşte Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) hanımları, onlar bunu yapsalardı, biz de hanımlarımıza emrederdik” demiştir.(35)

Aynı şekilde Sa’d b. Ebî Vakkâs, Hz. Peygamber’in Ali’yi öven sözleri sebebiyle Ali-Muâviye muhalefetinde Hz. Ali aleyhine birşey söylemekten kaçınmıştır.(36) Urve, hac aylarında umre yapılabileceği fetvasını veren ibn Abbas’a “insanları daha ne zamana kadar yanıltacaksın?Ebû Bekr ve Omer onu nehyetmişti” deyince ibn Abbas, sözünün kaynağını göstermiş ve “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu yaptı” demiştir. Urve, “Onlar Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) bağlılıkta (ittiba) senden ileri ve onun hakkında senden daha bilgili idiler”(37) diyerek sünnete ittibadaki üstünlükleri sebebiyle onların icraatının da sünnetten kaynaklandığım belirtmiştir. Cerîr b. Abdullah el-Becelî (v. 51/671), ensârın fazileti sebebiyle(38) Enes b. Mâlik’le çıktığı bir seferde, yaşı Enes’ten büyük olmasına ve Enes’in bu durumu arzu etmeme­sine rağmen ona hizmet etmiş ve “Ben ensarın Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sel­lem) verdiği desteği bizzat görmüşümdür. Onlardan biri ile arkadaşlık edersem, mutlaka kendisine hizmet edeceğime yemin ettim” demiştir.(39) Ensaridan bir genç kız, Hz. Peygamberim aracılık ettiği Cüleybîb adlı bir kimseyle ailesinin önce istememesine rağmen “Resûlullah’ın râzı olduğuna ben de râzı olurum” diyerek evlenmiştir.(40) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), uygun gördüğü, aracılık ettiği için Cüleybib’e değer vermiştir. Nitekim bu kişi, savaşta şehît olduğunda Hz. Peygamber “Yedi kişi öldürdü. Sonra onu öldürdüler. Bu bendendir. Ben de ondanım! Bu bendendir, ben de ondanım!” buyurmuş ve onu bizzat kendisi kabre yerleştirmiştir.(41) Ebû Mûsâ, ağır hasta iken bayılmış, bunun üzerine ha­nımı çığlık koparmış. Ebû Mûsâ, ayıldığında “Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) uzak olduğundan ben de uzağım. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vâveylâcı, saçını başını yolan, elbisesini yırtan kadınlardan uzak idi”(42) diyerek hanımının sünnete uymasını, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) beğenmediği davranışları yapmamasını istemiştir. Hz. Aişe, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Hassan b. Sâbit’i (v. 54/674) şiir söylemekle görevlendirdiği için Hassan’a sövülmesine müsa­ade etmemiş,(43) Hassan ifk hadisesinde kendi aleyhine konuştuğu halde yanına gelmesine müsaade etmiştir.(44) Bu durum, Hz. Aişe’nin kendisini, Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) göre ayarladığının güzel bir örneğidir.

Hz. Peygamber, İslâm devlet başkanının kalitesini, kendi sünnetine uygunluğuyla değerlendirmiştir. Sefih emiri tarif ederken “Benim yolumu tutmayanlar, sünnetimi izlemeyenler”(45) buyurmuş, bu konudaki temel şartı belirlemiştir. Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) vefatından sonra da Hz Ömer Hz. Ebû Bekr’e ‘’Biz sana biat ediyoruz. Çünkü sen bizim seyidimiz,hayırlımız ve Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) en sevgili olanımızsın”(46) diyerek halifenin, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) yanındaki konumuna göre belirleneceğini ifade etmiştir. Hz. Ömer’in tereddütsüz biatinin bir başka sebebi de Hz. Peygamber’in Ebû Bekr ve Ömer’i işaret ederek “Benden sonra şu ikisine uyun” buyurmuş olmasıdır.(47) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat edince Ensâr, “Bir emîr bizden, bir emîr sizden olsun” teklifinde bulunmuş. Hz. Ömer onlara, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sağlığında Ebû Bekr’e imamlık yapmasını emrettiğini hatırlatmış “Ebû Bekr’in önüne geçmek hanginizin hoşuna gider” demiştir.(48) Ensâr da “Ebû Bekr’in önüne geçmekten Allah’a sığınırız” demişler ve tekliflerinden vazgeçmişlerdir.(49)

Ebû Bekr halîfe olunca, Ömer’in sözlerindeki isabeti, icraatı ile ispatlamış ve emirliğin işleme şartı ya da emirin hakkı olan itaati, Kitab ve sünnete bağlayarak “Allah’a ve Resûl’üne itaat ettiğim sürece bana itaat edin. Allah’a ve Resûl’üne isyan ettiğimde, bana itaat borcunuz yoktur” demiştir.(50)

Hz. Ebû Bekr’in ken­disinden sonra Ömer’i tavsiyesi de şüphesiz “Bu iki zâta uyun” hadîsine göreydi. Hz. Ömer de halîfe olunca Hz. Peygamber’in şartı üzere olduğunu belirtmiş ve bunu vâlilerine de bildirmiştir. Ebû Mûsa’ya yazdığı mektupta “Ben, Kur’ân’ın size emrettiğini emrediyorum. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) size yasakla­dığım yasaklıyorum. Fıkha ve sünnete tâbi olmanızı emrediyorum.” demiştir.(51) Hz. Ömer, halifeliğinin başlangıcında gösterdiği anlayışı, halîfeliğinin son günle­rinde de göstermiştir. Ona, halife olarak Ali’yi vasiyet et” denildiğinde o “Halkı, Nebinizin (sallallahu aleyhi ve sellem) sünneti üzere tutmada en güçlü olanınız, Ali’dir”(52) demiş, ama Hz. Peygamber halîfe tayin etmediği için o da kimseyi tavsiye etmemiştir.(53)Aslında sahabeler,şahsi tercihlerinde de sünnet üzre olmaya önem vermişlerdir.Bununla birlikte Hz.Ömer için devlet başkanlığı için düşünülen kişinin böyle bir özelliğinden bahsetmesi, onların hayatları, düşünce ve niyetlerinin sünnete göre olduğunu ve sünnete bir bütün olarak baktıklarını ortaya koymaktadır.İbn Ömer de Abdülmelik b. Mervân’a (v.86/706) biat ederken, aynı usûle uymuş “Allah’ın sünneti ve Resulünün sünneti üzere, Allah ve Resûlü’nce uyman şartıyla biat ettik” demiştir.(54) Kastallâninin (v. 923/181) “Allah’ın sünneti, Resûlü’nün sünneti üzere olan kimsenin, Allaha vce Resûlü’ne i’tisâm ettiği tesbiti(55) mesele­nin i’tisâm ile ilgisini kurmuş olması noktasında oldukça önemlidir.

Sahabıler, ahlakî değerlere, göreneklere aykırı gibi görünen durumlarda, o davranışın değerini, Kur an ve sünnete uygun olup olmamasına göre ölçüyor­lardı. Enes, Bir kadın, Resûlullah a (sallallahu aleyhi ve sellem) geldi ve ‘’Ey Allah’ın Nebisi, bana ihtiyacın var mı?’ diye sordu” hadîsini rivâyet ederken kızı “O ka­dının hayâsı ne kadar azmış!” deyince Enes, ‘’O, senden hayırlı idi. Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) arzu duydu ve nefsini ona arzetti” demiştir.(56)

Hz. Peygamber’in eğitiminden geçmiş kimseler olan sahâbîlerin fikirleri de sünnetten kaynaklanıyordu. Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) İbn Ömer’e “Ab­dullah, sen bu dünyada garip gibi yâhut yolcu gibi ol” buyurmuş, bu tavsiyeye muhatap olan İbn Ömer, etrafındakilere “Akşama eriştiğinde sabahı bekleme, sabaha eriştiğinde akşamı bekleme, sıhhatinden bir kısmını hastalık zamanına ayır, hayatından bir kısmını ölümün için faydalı kıl”(57) tavsiyesinde bulunurdu. O, bu sözüyle Hz. Peygamber’in öğüdünü bir anlamda yorumlamış olmaktay­dı. Tavsiyeleri, nasihatları sünnetle idi. Hz. Ali “Kefen (seçmekte) pahacılığa sapmayınız. Çünkü ben, Rasûlullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) Kefen konusunda pahacılık yapmayınız. Çünkü o, çabuk soyulur derken işittim demiştir.(58)

Sahabîler, günlük işleri ve beşerî ilişkileri de sünnete göre tanzim ederdi. Bir başka ifadeyle onlar, hayata sünneti hâkim kılmışlardı. Birgün Ebû Mûsa Hz. Ömer’in yanına girmek için sünnet gereği üç kere izin istemiş ve cevaplamayınca derhal oradan uzaklaşmıştır.(59) Hz. Peygamberin hanımı Meymune, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), keler yemeyince “Ben, ancak Resûlullahin (sallallahu aleyhi ve sellem) yediklerini yerim” deyip helâl olduğu halde keler yememiştir(60) Ibn Abbas, zemzem suyunu kıbleye yönelip, Allah’ın ismini andıktan sonra üç kerede içilebileceğini, bitirince de Allah’a hamdedileceğini ve doya doya içileceğini anlattıktan sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) “Bizimle münâfıklar arasındaki alâmet, onların zemzemi kana kana içmemeleridir”(61) hadîsini rivâyet etmiş ve zemzem suyunun içiminin de onun tavsiye ettiği tarzda olması gerektiğini belirtmiştir. Akil b. Ebû Tâlib (v. 60/680) evlenince misâfirler “Mesûd olun ve oğullarınız olsun” temennisinde bulunmuşlar. Akîl, duanın da sünnete uygun olmasını istemiş ve “Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) söylediği gibi, ‘Evliliğinizi, Allah sizin hakkınızda hayırlı ve mübârek kılsın’ deyin” ikazında bulunmuştur.(62) Abdullah b. Ömer’in yarımda bir kişi varken, kendisi ile gizli konuşmak isteyen birisi olduğunda dört kişi olmak için bir başka kimseyi çağı­rır ve “Ben Resûlullah’ı (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Bir kişinin yanında iki kişi gizli konuşmasın’ buyururken duydum”(63) hadisine göre hareket edermiş.

Sahâbîler, tasavvurları sünnete uygunsa gerçekleştirirlerdi. Hz. Ömer, Kâbe’deki altın ve gümüşleri müslümanlara dağıtmaya niyeti olduğunu söyle­diğinde, Şeybe, bunu yapamayacağım, çünkü iki arkadaşının (Hz. Peygamber ve Ebû Bekr’in) yapmadığını söylemiş, Hz. Ömer de “Onlar, uyulmaya lâyık iki kişidirler” diyerek niyetinden vazgeçmiştir.(64) Sahâbîler, kefenlerinin de Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) gibi olmasını istemişlerdir. Hz. Ebû Bekr, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) kefenini sorup öğrenmiş,(65) oğlu Abdullah da Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) giydirilen kefenle onun cildine değdiği için kefenlenmek istediğini belirtmiş, ancak “Allah’ın, Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) üzerinden çıkarttığı (Nebi’sine nasip etmediği) elbiseyle kefenlenmem”diyerek vazgeçmiştir.(66)

Sahâbîlerin bu davranışları, sünneti her hareketlerinde gözettikleri ve herşeyde ölçü aldıklarının delillerindendir. Sahâbîler, ikâmet edecekleri yerin de sünnete göre düzenlenmesi gerektiğini belirtirlerdi. İbn Ömer, Şam’a hicret etmek isteyen Mücahid b. Cebime (v. 104/722), “Mekke fet­hinden sonra hicret yoktur, lâkin cihad vardır. Eğer cihad için gideceksen git, bu gücü kendinde bulamazsan geri dön” demiştir.(67)

Sahâbîler, sünnetin hakemliğini her alanda benimsemişlerdi. Ahnef b. Kays, Sıffin savaşında Hz. Ali tarafına katılmaya giderken Ebû Bekre onu durdurmuş ve “Dön, çünkü Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘İki müslüman kı­lıçlarıyla karşılaştıkları zaman ölen de öldüren de ateştedir.’ buyurdu” demiştir.(68) Ebu’d-Derda, farklı kıraati sebebiyle Şamlılarla ihtilafa düşünce Abdullah b. Mes’ûd’un talebesi Alkame’ye, İbn Mes’ûd’un kıraatini sormuştur.(69)

Ebu’d- Derdâ, bu hareketiyle “Kur’ân’ı dört kimseden alın. Abdullah b. Mes’ud…’’(70) hadîsine uymuş ve sünnetin hakemliğini esas almıştır.

Sahâbîler, toplumsal hareketlerin, hak veya bâtıl oluşlarını sünnetle ölç­müşlerdir. Daha sonraları İbn Teymiye, bu esası “Bir kişinin dalâlet ve küfür üzerinde olması Kitab ve sünnete göre tâyin edilir”(71) sözleriyle ifade etmiştir. Meselâ, Muâze (v. 83/702) adlı bir hanım Hz. Âişe’ye, hayızlı kadının namazı ka­za edip etmeyeceğini sorunca Aişe, “Sen Harûriyye misin? Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), hanımları hayız oldukları zaman onlara kılamadıkları namazı kaza etmelerini emretmezdi” cevabını vermiştir.(72)

Sahâbîler, ibâdetlerin Hz. Peygamber’in uygulamasına uygun olarak ifası üzerinde ısrarla durmuşlardır. Bu, Hz. Peygamber’in sağlığından itibaren böyle idi. Bu konuya, araştırmanın muhtelif yerlerinde işaret edildiğinden burada kı­saca temas edeceğiz. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Ubey b. Kab’ı zekât me­muru olarak görevlendirdiğinde verilen genç ve semiz deveyi kabul etmemiş ve “Emrolunmadığım şeyi almam, istersen Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) so o kabul ederse ben de kabul ederim” demiştir.(73)

Ebû Bekre, “Kadir gecesini’ Ramazan’ın son on gününde aramam, ancak ve ancak Resûlullah’tan (sallahu aleyhi ve sellem) duyduğum söz sebebiyledir”(74) diyerek sünnet kaynağına göre hareket ettiğini belirtmiştir. es-Subeyy b. Ma’bed, hac ve umre için ihrama girdiğinde kendisine Selman b. Rabîa (v. 32/653) ve Zeyd b. Sühan (v. 36/656) yaptığa yanlış olduğunu söylemişler, o da meseleyi Hz. Ömer’e sormuş. Ömer, “Onların dediği bir şey ifade etmez. Sen Nebî’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnetine uymuş, sun” demiş,(75) ibadetlerde doğru ve yanlışın Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) göre belirlendiğini ve belirleneceğini kesin şekilde ifade etmiştir. Abdullah b. Mes’ûd, cemaatin kendilerine hergün vaaz etmesi isteğini “Hz. Peygamber, bize usanç gelmesinden endişe ettiği için durumumuza uygun zamanlan kollardı” diyerek geri çevirmiş,(76) Hz. Peygamberim metodunu takip etmiştir.

Sahâbîler, Hz. Peygamber sonrasını sünnete göre değerlendirirlerdi. Enes b. Mâlik ve Ebu’d-Derdâ ‘’Vallahi ben, Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetinden, onların, cemaatle namaz kılmalan dışında (kusursuz yaptıkları) birşey tanımıyorum”(77) diyerek o gün yaşadıkları dönemlerini tenkit etmiştir.(78) ibn Ömer de “Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) savaşı sizin gibi saltanat için değildi” demiştir.(79)

Araştırmamız boyunca yaptığımız nakillerden sahâbe-i kirama ait düşünce, tenkit, takdir, tavır ve davranışların, Hz. Peygambere (sallallahu aleyhi ve sellem) en-deskli olduğu açıkça görülmektedir. Onların dünyasının merkezi Hz. Peygam­ber (sallallahu aleyhi ve sellem) İdi. Onun (sallallahu aleyhi ve sellem) herşeyi onların mese­lesi idi. Dünyaları oydu, kültürleri, tepkileri, zevkleri oydu. Onun (sallallahu aleyhi ve sellem) dışında birşeyi ölçü almıyor, ondan başka kimseyi anlatmıyorlardı.

Dipnotlar:

(1)-Ahmed b. Hanbel I, 417, 434, 438, 442; II, 228, 410, 479; IV, 267, 276, 277-278, 426, 427 436, 440; V, 350, 357; Buhârî, Şehâdât 9; Fedâilu’l-Ashâbi’n Nebi 1; Rikâk 7* Eymân 10 27′

(2)-Ahmed b. Hanbel III, 18, 62. Hz. Peygamber “Önce en yakın akrabam uyar” (Şuara, 26/214) âyeti nâzil olunca Safa tepesine çıkmış ve “Ey Muhammed’in kızı Fâtıma, Ey Abdülmuttalib’in kızı Safiyyc, Ey Abdulmuttaliboğullan! Sizin için Allah’tan hiçbir şeye mâlik değilim, malımdan dilediğinizi isteyin” buyurmuştur. (Müslim, imân 350.) Hz. Peygamber’in bu sözleri, âhirette şefaati devreye girmeden önceki durumla ilgili olmalıdır.

(3)-Müslim, Cihad 52.

(4)-Abdurrezzâk, Musannef VI, 163-164.

(5)-İbn Receb el-Hanbelî, Câmiu’l-ulûm, s. 10.

(6)-Ahmed b. Hanbel IV, 281-282; 303; Buhârî, İydeyn 3, 8, 10, 17, 23; Edâhi 1, 11; Müslim, Edâhi 7.

(7)-Abdurrezzâk, Musannef,XI, 200.

(8)-Abdurrezzâk, a.g.e. III, 472.

(9)-Abdurrezzâk, a.g.e. V, 54-55, 57; Ahmed b. Hanbel IV, 87; Tirmizî, Menâkıb 58.

(10)-İbn Teymiye, Mecmuu Fetâvâ 3, 408.

(11)-Ahmed b. Hanbel I, 4, 6, 9-10; Buhârî, Humus 1; Ferâiz 3; Fedâilu Ashâbi’n-Nebi 12; Meğazi 14, 38; Müslim, Cihâd 52, 54; Ebû Dâvûd, İmâre 19.

(12)-Ahmed b. Hanbel VI, 293; Buhârî, Hibe 8; Fedâilu Ashâbi’n-Nebî 30; Müslim, Fedâilu’s-sahâbe 82; Tirmizî, Menâkıb 62; Nesâî, İşretu’n-nisâ 3.

(13)-Ahmed b. Hanbel VI, 150; Buhârî, Hibe 8; Nesâî, İşretu’n-nisa 33. Aynı konu için Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) gelen Ümmü Seleme’ye Resûlullah (sallaUahu aleyhi ve sellem) “Âişe hakkında söylenip bana ezâ verme. Bana hiçbir kadının örtüsü altındayken vahiy gelmez. Ancak onun evinde vahiy gelir” buyurmuştur. (Bk. Ahmed b. Hanbel VI, 293; Buhârî, Hibe 8; Fedâilu Ashâbi’n-Nebî 30; Müslim, Fedâilu’s-sahâbe 82; Tirmizî, Menâkıb 62; Nesâî, İşretu’n-nisâ 3). Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Âişe’ye olan muhabbeti, Âişe’nin Allah katındaki mev­kiinin yükselmesine vesile olmuş olabileceği gibi (bk. Sindî, Haşiye VII, 68), Âişe’nin Allah Teâlâ indindeki mehdinden de kaynaklanabilir. Hz. Peygambere (sallallahu deyhi ve sellem) Ka’b b.Malik’in tevbesinin kabul edilmesine dair vahiy,Ümmü Seleme’nin yanında iken gelmişti.(bk.Buhari,Tefsir 9/18) Muhtemelen Resulullah (a.s) o sırada Ümmü Seleme’nin yatağında değildi.

(14)-Ahmed b. Hanbel VI, 210.

(15)-Bk. Müslim, Fiten 119.

(16)-Buhârî, Fedâilu Ashâbi’n-Nebî 17; Tirmizî, Menâkıb 39.

(17)-Tirmizî, Menâkıb 39. Tirmizî, hadîsin “hasen-garîb” olduğunu belirtmiştir.

(18)-Mecmûu Fetâvâ III, 420.

(19)-Ahmed b. Hanbel I, 329; Buhârî, Efime 8; itisâm 24.

(20)-Abdurrezzâk, Musannef,XI, 30.

(21)-Dârimî, Mukaddime 43.

(22)-Abdurrezzâk, Musannef,IV, 521, 522.

(23)-Abdurrezzâk, a.g.c. I, 481.

(24)-Nesâî, Ziyne 72.

(25)-Ahmed b. Hanbel 1,415,416-417,434,443; VI, 257; Dârimî, İsti’zan 19; Buhârî, Libâs 82, 84,85, 87 ; Tefsir 59/4; Müslim, Libas 120; İbn Mâce, Nikâh 52; Ebû Dâvûd, Tereccül 5; Nesâî’ Ziyne 24, 26, 71.

(26)-Ahmed b. Hanbel n, 43; Buhârî, Et’ime 12; Müslim, Esribe 183

(27)-Mccmûu Fetâvâ IV, 14.

(28)-Bk. İbn Teymiye, a.g.e. IV, 420; IV, 11,14,17

(29)-Camii,2, 173.

(30)-Buhârî, Fedâilu Ashâbi’n-Nebî 22; Edeb 18; Tirmizî, Menâkıb 30.

(31)-Ebû Dâvûd, Edeb 144; Tirmizî, Menâkıb 60.

(32)-Ahmed b. Hanbel V, 389, 395,401,402; Buhârî, Edeb 70; Fedâilu Ashâbi’n-Nebî 27; Tirmü Menâkıb 37.

(33)-Müslim, Fedâilu’s-sahâbe 116.

(34)İbn Mâce, İkâme 72.

(35)-Dârimî, Tahâret 102.

(36)-Müslim, Fedâilu’s-sahâbe 32.

(37)-Ahmed b. Hanbel I, 313, 314.

(38)-İbn Hacer, Fethu’l-bâri VI, 179.

(39)-Buhârî, Cihâd 71; Müslim, Fedâilu’s-sahâbe 181.

(40)-Ahmed b. Hanbel III, 136.

(41)-Müslim, Fedâilu’s-sahâbe 131.

(42)-Müslim, İmân 167.

(43)-Buhârî, Meğâzi 34; Edeb 91.

(44)-Buhârî, Meğâzi 34; Tefsir 24/10.

(45)-Abdurrezzâk, Musannef,XI, 345-346

(46)-Buhârî, Fedâilu Ashâbi’n-Nebî 5.

(47)-Ahmed b. Hanbel V, 385

(48)-İbn Ebî Asım, Sünne II, 553. (Muhakkik Albânî, hadîsin isnâdının “hasen” olduğunu belirtmiş­tir). Hz. Peygamber’in ölüm döşeğinde iken Ebû Bekri imam tayin etmesi için bk. Muvatta, Sefer 83; Ahmed b. Hanbel 96, 202, 210, 224, 229, 270; Dârimî, Mukaddime 14; Buhârî, Enbiya 19; İtisâm 5. Ayrıca Hz. Peygamber, “tekrar geldiğimde seni bulamazsam ne yapayım?” diyen Ensârîdan bir kadına “Beni bulamazsam Ebû Bekr’e git” buyurmuştur. İbrahim b. Sa’d, kadın bu soruyu sorarken ölümü kastediyordu, demiştir. (Buhârî, İtisâm 24).

(49)-Ahmed b. Hanbel I, 396; Hâkim, Müstedrek III, 67 (Hâkim, hadîsin isnâdının “sahih” olduğunu belirtmiş, Zehebî de Telhîs’te hadîse “sahîh” demiştir).

50)-Abdurrezzâk, Musannef,XI., 336.

(51)-Abdurrezzâk, a.g.c. XI, 213.

(52)-Abdurrezzâk, a.g.c. V, 448.

(53)-Abdurrezzâk, a.g.e. V, 449; Ahmed b. Hanbel I, 43, 47; Buhârî, Ahkâm 51; Müslim, İmâre 12; Ebû Dâvûd, Haraç 8.

(54)-Muvatta, Bey’a 3; Abdurrezzâk, Musannef VI, 6 ; Buhârî, Buhârî, Fiten 21(İbn Ömer, Yezid b. Muâviyeye biat ederken bu sözleri söylemiştir); Ahkâm 43; İ’tisâm (Giriş kısmı).

(55)- İrşâdu’s-sârî XV, 265.

(56)-Ahmed b. Hanbel III, 268; Buhârî, Nikâh 32; Edeb 79; Nesâî, Nikâh 25. Enes’in, o sahâbî hanı­mı, kendi kızından daha üstün, daha hayırlı tutmasının ölçüsü; “Peygamber, kendisiyle evlenmek istediği takdirde kendisini Peygamber’e hibe eden mümin kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere helâl kıldık” âyeti [Ahzâb, 33/50] ve Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem), eşlerinden Meymûne bint el-Hâris’le bu usûlle evlenmiş olmasıydı. (Bk. Abdurrezzâk, Musannef,VII, 75).

(57)-Buhârî, Rikak 3; Tirmizî, Zühd 25.

(58)-Ebû Dâvûd, Cenâiz 30.

(59)-Ahmed b. Hanbel IV, 400; Buhârî, Buyu’ 9; itisam 22.

(60)-Müslim, Sayd 47.

(61)-Abdurrezzâk, Musonnef,V, 113.

(62)-İbn Mâce, Nikâh 23; Nesâî, Nikâh 73.

(63)-Muvatta, Kelâm 13.

(64)-Ahmed b. Hanbel 3, 410; Buhârî, İtisam 2; Ebû Dâvûd, Menâsik 93.

(65)-Abdurrezzâk, Musannef,3, 422.

(66)-Abdurrezzâk, o.g.e. III, 423; Ahmcd b. Hanbel VI, 132.

(67)-Buhârî, Meğâzi 53.

(68)-Buhârî, İmân 22; Diyât 2; Fiten 10; Müslim, Fiten 14; Ebû Dâvûd, Fiten 5.

(69)-Ahmed b. Hanbel VI, 451; Buhârî, Tefsir 92/2; İsti’zan 38; Müslim, Müsâfkîn 282.

(70)-Buhârî, Fedâilu’l-Kur’ân 8.

(71)-İbn Teymiye, Mecmuu Fetâvâ III, 420. Sahâbîlerin sünneti ölçü olarak kabulü, daha sonraki âlimlere örnek olmuştur. Onlar da Kitab’a re sünnete göre değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Ebû Hanife, Ebû Yûsûf re Şâfii; kelâmdan, Nebi’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) re ashâbının sustukları konuda konuştukları için tenkit etmişlerdir. (Bk. İbn Hacer Fcthu’l biriXV 1791

(72)Ahmed b. Hanbel VI,231-232..

(73)-Ebû Dâvûd, Zekât 5.

(74)-Tirmizî, Savm 72.

(75)-Ahmed b. Hanbel I, 37, 53; İbn Mâce, Menâsik 38; Ebû Dâvûd, Menâsik 24;Nesâî, Menâsik 49.

(76)-Ahmed b. Hanbel I, 378, 425, 427; Buhârî, İlim 12; Müslim, Münâfıkîn 82, 83.

(77)-Ahmed b. Hanbel VI, 443; Buhârî, Ezan 31; Mevâkît 7.

(78)-İbn Mâce, İkâme 163.

(79)-Buhârî, Tefsir 8/5.

 

Aynur Uraler – Sahabe Uygulaması Olarak Sünnete Bağlılık

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*