Resûl-i Ekrem’e İmân ve İtaat Etmenin, Sünnetine Uymanın Farz Oluşu -1

 

Daha önce verilen bilgilerden Resûl-i Ekrem Efendimiz’in Allah’ın Elçisi olduğu iyice anlaşıldığına göre(1), onun peygamberliğine îmân etmenin, Allah katından alıp getirdiği dinin esaslarını kabul ve tasdik etmenin farz olduğu anlaşılır.

Şerh:Şu ve benzeri âyetler de bunu gösterir: “Peygamber size neyi emrettiyse ona uyun; neyi yasakladıysa ondan da kaçının.” (2)

Allah’a resulüne indirmiş olduğumuz nur’a iman edin (3)

Şerh:Bu âyette Kur ana “nûr” dendiği görülmektedir. Şu âyet de Kur anın nûr olduğunu göstermektedir: “Biz Kuranı bir nûr yaptık ki, onunla kullarımızdan dilediklerimize yol gösteriyoruz.” Kurana îmân etmek, İslâm dinine inanmak demektir.(4)

Doğrusu seni şahit, müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Ey insanlar, siz de Allah’a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, O’na saygı gösteresiniz ve O’nu sabah akşam tesbih edesiniz.»(5)

Şerh;Bu âyette Resûl-i Ekrem Efendimiz’in, ilk olarak onun peygamberliğine kimlerin inandığına, kimlerin inanmadığına “şâhitlik edeceği” dile getirilmektedir. İkinci olarak “Beşîr” yani “Müjdeleyici” özelliğiyle mu minleri Cennet’teki sonsuz güzelliklerle müjdeleyeceği bildirilmekte, üçüncü olarak da “Nezir” yani “Uyarıcı” özelliğiyle kâfirleri Cehennem azabıyla uyaracağı dile getirilmektedir.

«Şöyle de: «Ey insanlar! Elbette ben, göklerin ve yerin sahibi olan, Kendisinden başka ilâh bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın hepinize birden gönderdiği elçisiyim. Öyleyse Allah’a îmân edin, Allah’a ve O’nun sözlerine îmân eden o ümmî Peygamber’e de îmân edin. Ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.»(6)

Resûlullah’a İnanmayan Müslüman Olamaz

Bu âyetler Allah’ın Elçisi olan Muhammed aleyhisselâma îmân etmenin farz ve vazgeçilmez olduğunu, ona îmân etmeyen kimseye mu min denemeyeceğini, ona îmân etmeden Müslüman olunamayacağını göstermektedir. Ve bu gerçeği Allah Teâlâ şöyle ifâde buyurmaktadır.

“Fakat kim Allah’a ve Resûlüne îman etmezse, bilsin ki Biz kâfirler için çılgın bir ateş hazırladık. ”(7)

Şerh;Bu âyet hem Allah’a hem de Resûlullaha îmân etmenin şart ve vazgeçilmez bir ilke olduğunu göstermekte, Alllah ile Resûlullaha, ikisine birden îmân etmeyen kimselerin kâfirlikten kurtulamayacağını ortaya koymaktadır.

Ebû Hüreyre radıyallahu anhın rivayet ettiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Allah’tan başka ilâh bulunmadığına, benim Peygamber olduğuma ve getirdiğim dine inanıncaya kadar insanlarla savaşmam emredildi. Eğer Allah’a, benim O’nun Peygamberi olduğuma ve getirdiğim dine inanırlarsa, kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar.(8)İslâm’ın gerektirdiği haklar ise bunların dışındadır. Onların kalplerinde gizledikleri şeylerin hesabı Allah’a âittir.”(9)

Şerh,“İslâm’ın gerektirdiği haklar bunların dışındadır”demek,Peygamber Efendimizin açıklamasına göre, evlendikten sonra zina eden, Müslüman olduktan sonra tekrar küfre dönen veya bir kimseyi haksız yere öldüren kimseler bu suçların karşılığı olan cezâyı görür demektir.(10)

Bir kimsenin ne düşündüğü, içinden neler geçirdiği ve özel hayatı kimseyi ilgilendirmez. Yaptığı gizli kapaklı işlerin hesabı ise Allah’a aittir. Bir kimse Kelime-i Şehâdet getirerek Müslüman olmuşsa, artık onunla savaşılmaz. Buna karşılık o da Kelime-i Şehâdet getirdiği için, İslâmiyet’in kendisinden beklediği görevleri yerine getireceğine dâir söz vermiş olur. Bu görevleri yapması kendisinden beklenir ve istenir.

“Peygamber aleyhisselâma îmân etmek”, onun peygamber olduğu» tasdik etmek, Allah’ın ona peygamberlik görevi verdiğini kabul etmek demektir; aynı zamanda Resûl-i Ekrem’in Cenâb-ı Hak’tan alıp getirdiği bütün inanç esaslarını, emir ve yasak mâhiyetinde ağzından ou. sözü tasdik etmektir(11) ve onun Resûlullah olduğunu kalbiyle tasdikle beraber, diliyle de aynı gerçeği söylemektir. İşte bir kimse bu kalbiyle tasdik, diliyle de ikrâr ederse, Muhammed aleyhisselâma ona tam mânasıyla îmân etmiş olur.

Nitekim yukarıdaki hadisin Abdullah ibni Ömer (12) tarafından nakl len bir başka rivayetine göre Allah’ın Elçisi “Allah’tan başka ilâh bulunmadığına, Muhammed’in Resûlullah olduğuna inanıncaya kadar insanlarla savaşmam emredildi.” buyurmuştur.(13)

Şerh;Bu cümlenin tam ifâdesi şöyledir: “Allah’tan başka ilâh bulunmadığına, Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna inanmcaya, namazı tastamam kılıp zekâtı hakkıyla verinceye kadar insanlarla savaşmam emredildi”

Cîbrîl Hadisi

Bu husus Resûl-i Ekrem’in Cibril hadisi olarak şöhret bulan aşağıdaki beyânlarında daha açık bir şekilde ifâde edilmiştir: Cebrail aleyhisselâm insan kılığına girerek Resûl-i Ekrem’in huzûruna geldiği ve ona: “Bana Islâm’ın ne olduğunu anlat!” dediği zaman, Peygamber aleyhisselâm “İslâm, Allah’tan başka ilâh bulunmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna şehâdet etmendir.” buyurdu;(14) ardından İslâm’ın esaslarını saydı. Daha sonra Cebrâil ona îmânın ne olduğunu sordu. Resûl-i Ekrem de bu soruyu: “îmân, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine… îmân etmendir.” diyerek cevaplandırdı.

Şerh:Bu hadisi Hz. Ömer rivâyet etmiş ve şöyle demiştir:

Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda bulunduğumuz sırada, elbisesi beyaz mı beyaz, saçları siyah mı siyah, yoldan gelmiş bir hali olmayan ve içimizden kimsenin tanımadığı bir adam çıkageldi. Peygamber’in yanına sokuldu, önüne oturdu, dizlerini Peygamber’in dizlerine dayadı, ellerini (kendi) dizlerinin üstüne koydu ve:

– Ey Muhammed, bana İslâm’ı anlat! dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– “İslâm, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın resûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı (tastamam) vermen, ramazan orucunu (eksiksiz) tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdu. Adam:

– Doğru söyledin dedi. Onun hem sorup hem de tasdik etmesi tuhafımıza gitti. Adam:

– Şimdi de imanı anlat bana, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir” buyurdu.

Adam tekrar:

– Doğru söyledin, diye tasdik etti ve:

– Peki ihsan nedir, onu da anlat, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– “İhsan, Allah’a onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdu.

Adam yine:

– Doğru söyledin dedi, sonra da:

– Kıyâmet ne zaman kopacak? diye sordu.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

– “Kendisine soru yöneltilen, bu konuda sorandan daha bilgili değildir” cevabını verdi.

Adam:

– O halde alâmetlerini söyle, dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– “Annelerin, kendilerine câriye muamelesi yapacak çocuklar doğurması, yalın ayak, başı kabak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek ve mükemmel binalarda birbirleriyle yarışmalarıdır ” buyurdu.

Adam, (sessizce) çekip gitti. Ben bir süre öylece kalakaldım. Daha sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

– “Ey Ömer, soru soran kişi kimdi, biliyor musun?” buyurdu. Ben:

– Allah ve Resûlü bilir, dedim.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

– “O Cebrâil’di, size dininizi öğretmeye geldi” buyurdu.(15)

Resul-i ekrem,bu hadisinde,Allah’a iman etmenin kalp ile inanmaya,İslam’ı kabul etmenin de,bunu dil ile söylemeye bağlı olduğunu ortaya koymuştur.

Bu konuda aranan ve arzu edilen bütün kalbiyle inanmak ve inandığını diliyle söylemektir.

Şerh:Mü’min sayılmak için kalben inanmak kafi gelse bile,bir kimsenin Müslüman olduğunu kabul edip cenaze namazını kılmak ve onu müslüman mezarlığına defnedebilmek için,onun bu inancınını diliyle söylemesi gereklidir.

Nifak-Münafık 

İman konusunda en kötü hal,samimiyetle inanmadığı halde,diliyle inandığını söylemektir.Bu halde,nifak,böyle olan kimseye de münafık denir.Allahu Teala Resulüne şöyle hitap etmiştir;

«Münafıklar sana geldiklerinde ‘Senin Allah’ın Elçisi olduğuna şahitlik ederiz’ dediler. Allah senin Kendi Resulü olduğunu elbette biliyor. Fakat Allah münafıkların yalancı olduklarına da şahittir.»(16) Yani onlar: “Sen Allah’ın Elçisisin.” derken bunu inanarak söylemiyorlar, yalan beyânda bulunuyorlar. Kalplerinde olmayan bir şeyi dilleriyle söylemeleri ise onlara bir fayda vermeyecektir. Bu tavırlarıyla onlar mü’min olmadıklarını ortaya koymuşlardır. îmân kalplerine yerleşmediği, onlar sadece dilleriyle îmân ettiklerini söylediği için, bunun âhirette kendilerine bir faydası olmayacaktır.

O münafıklar Cehennem’in en alt tabakasında kâfirlerle birlikte bulunacaklardır. Ancak Müslüman olduklarını söyledikleri için yöneticiler kendilerine Müslüman muâmelesi yapacak, Müslümanlara uygulanan hükümler onlara da uygulanacaktır. Çünkü bir kimsenin kalbinde gizlediklerini öğrenme imkânı yoktur. Ve hiç kimseye bir başkasının kalbindekileri öğrenmesi emredilmemiştir. Tam aksine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, savaştığı düşmanın Kelime-i Şehâdet getirmesine rağmen onu öldüren sahâbisine: “Yoksa onun kalbini yardın da içine mi baktın?” buyurmak sûretiyle birini kalbindeki düşünceye göre mahkûm etmeyi yasaklamıştır.

Şerh:Bir defasında Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem, bir müşrik grubuna Müslümanlardan oluşan küçük bir askerî birlik göndermişti. Müslüman askerler, müşriklerle karşılaştılar. Müşriklerden biri istediği Müslümana saldırıp öldürüyordu. İslâm askerlerinden biri de onun boş bulunacağı ânı gözlüyordu. Üsâme bin Zeyd kılıcını çekip de o müşriği öldüreceği sırada o: “Lâ ilâhe illallah” dedi; fakat Üsâme onu buna rağmen öldürdü. Peygamber Efendimize bu birliğin habercisi ön bilgiler getirdiği zaman, Allah’ın Elçisi ona askerî birliğin durumunu sordu, o da olup biteni kendisine haber verdi. Hattâ o adamın durumunu ve Üsâme’nin ona ne yaptığını da anlattı. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Üsâmeyi yanma çağırdı ve ona:

“Adamı niçin öldürdün?” diye sordu. Üsâme:

“Yâ Resûlallah! O adam Müslümanların canını yaktı; fa_ lanı ve falanı öldürdü.” diyerek birkaç şehidin adını saydı. Sözüne devamla şunları söyledi: “Ben ise onun üze-I üne yürüdüm. Kılıcı görünce:

”Lâ ilâhe illallah’ dedi.”

Resûl-i Ekrem Efendimiz:

“Böyle diyen adamı öldürdün mü?” diye sordu. O da:

«Evet» dedi. Bunun üzerine Allah’ın Elçisi:

“Onun lâ ilâhe illallah sözü kıyâmet günü karşına geldiğinde ne yapacaksın?” dedi. Üsâme bin Zeyd :

«Yâ Resûlallah! Cenâb-ı Hak’tan beni bağışlamasını dile.» dedi. Ancak Resûl-i Ekrem durmadan:

«Lâ ilâhe illallah kelimesi kıyâmet günü karşına geldiğinde ne yapacaksın, söyle? “Lâ ilâhe illallah sözü kıyâmet günü karşına geldiğinde ne yapacaksın?” diyor,başka bir söz söylemiyordu.

O zaman Üsâme: “Keşke daha önce değil de, bugün Müslüman olsaydım!” diye üzüntüsünü ifâde etti.(17)

devamı:http://ilimcephesi.com/peygambere-itaat-etmek-ne-demektir/

Kadı İyaz,Şifai Şerif Şerhi(Yaşar Kandemir).cilt.2,syf;273-280

 

 

Gelen arama terimleri:

  • resule iman
  • hz peygambere itaat etmenin farz oluşu

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*