Peygamberlerin Peygamber Olmadan Önce de Günahtan Korundukları

Peygamberlerin peygamber olmadan önce küçük günahlardan korunup korunmadıkları husûsunda âlimlerin farklı görüşleri vardır. Kimi onların peygamber olmadan önce, büyük günahlardan korundukları gibi küçük günahlardan da korunduklarını söylemiş, kimi de küçük günahlardan korunmadıklarını ileri sürmüştür. Doğru olan görüş -inşallah söylediğim gibidir- onların her türlü kusurdan münezzeh oldukları, kendilerinden şüphe edilmesine yol açacak her kabahattan korunduklarıdır. Onların günah işleyeceklerini düşünmek imkânsızdır; çünkü günahlar ve yasaklar dinin yerleşmesinden sonra söz konusudur. Peygamber gelmeden önce din olmayacağına göre, o zaman günah anlayışından nasıl söz edilebilir?

Peygamber Olmadan Önce Bir Şeriata Bağlı mıydı?

Âlimler, kendisine vahiy gelmeden önce Peygamber Efendimiz in daha önceki peygamberlerin şeriatından birine bağlı olup olmadığı konusunda ihtilâf etmişlerdir. Bir kısmı onun herhangi bir şeriata bağlı olmadığını söylemiştir: İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğunun (cumhûrun) görüşü böyledir, Bu görüşe göre, Resûlullah Efendimizin peygamber olmadan önce günah işleyip işlemediği söz konusu değildir, çünkü farz, vacip, müstehap, haram gibi dînî hükümler ancak emirler,yasaklar belli olduktan ve şeriat ortaya çıktıktan sonra söz konusu edilebilir.

“Bir Şerîata Bağlı Değildi” Görüşü

Resul-i Ekrem sallailahu aleyhi ve sellemin, peygamber olmadan önce, kendisinden evvelki peygamberlerden birinin şeriatına bağlı olmadığını kabul edenler de kendi aralarında farklı düşünmüşlerdir.

Ehl-i sünnetin keskin kılıcı ve sünnî akidenin önderi ünvanıyla anılan Eş ari kelamcısı ve Mâliki fakihi Kâdî Ebu Bekir el-Bâkıllanîye göre, Peygamber Efendimiz in daha önceki bir şeriata bağlı olup olmadığı akılla değil,nakille bilinir; şayet bu konuda bir bilgi olsaydı, mutlaka nakledilirdi; zira böyle bir bilgiyi gizleyip saklamak mümkün olamazdı. Çünkü bu durum Resûl-i Ekrem’in hayatıyla ilgili en önemli meselelerden biri olduğu için, daha önce bağlı olduğu dine inananlar, “O bundan önce bizim şeriatımıza bağlıydı” diye övünürlerdi ve Resûlullah Efendimiz onları Islâm dinine davet ettiği zaman da kendisine: “Sen daha önce bizim dinimizde değil miydin, şimdi ne oldu da dinimizden vazgeçmemizi istiyorsun?” diye ona sorarlardı. Oysa bu konuda hiçbir haber nakledilmemiştir.

Âlimlerden bir kısmı, bir peygamberin kendinden önceki bir şeriata bağlanmasının aklen de mümkün olmadığını söylemiş ve: “Daha önce bir başka dîne mensup olduğu bilinen peygamberin sözüne inanılıp da ardasından gidilemez” demişlerdir. Bu görüş, bir şeyin iyi veya kötü olduğunun ancak akılla bilineceğini söyleyenlerin ileri sürdüğü bir görüş olup doğru değildir. Kâdî Ebu Bekir el-Bâkıllânî’nin de dediği gibi, iyi veya kötünün ne olduğu akılla değil, nakille bilinir.

Şerh:Bir şeyin iyi veya kötü olduğunu din tesbit eder. Dinin emrettiği şeyler iyidir, yasakladığı şeyler ise kötüdür. Diğer bir söyleyişle bir fiil ve davranış din tarafından emredildiğı için iyidir, yasaklandığı için de kötüdür. İnsan aklını kullanarak iyinin ve kötünün ne olduğunu bilemez. İmam Bâkıllânî, aklın iyi dediği ve kötü kabul ettiği şeyin Allah katında da iyi veya kötü olmadığını söylemiştir.Ehli Sünnet alimleri;Hayatında hiçbir eğitim ve öğretim görmemiş kimse iki kere ikinin dört ettiğini bilir ama yalan söylemenin kötü, doğru söylemenin iyi olduğunu bilemez” demişlerdir. Öte yandan Mutezile başta olmak üzere bazı alimler ise iyi veya kötünün (hüsün ve kubhun) akılla bilineceğini ileri sürmüşlerdir.

Bir peygamberin kendinden önceki bir şeriata bağlanmasının aklen mümkün olmadığını söyleyenlerin görüşü doğru değildir. Şu üç misâl bunu ispatlamaya yeterlidir;

Hz. Musa, peygamber olmadan önce biri kendi kavminden diğeri düşman tarafından iki kişinin kavga ettiğini görmüş, kendi kavminden olanın yardım istemsi üzerini ötekine bir yumruk atarak onun ölümüne sebep olmuştu. Ardından bunu şeytanın yaptırdığını söyleyerek “Rabbim! Ben kendime yazık ettim. Beni bağışla!(Kasas,16) diye duâ etmişti. Hz. Mûsâ» adam öldürmenin şeytan işi ve günah olduğunu, Benî İsrail’den daha önceki bir peygamberin dinine mensup olduğu için bilmişti.

2.Diğer taraftan Hz. Lût, amcası Hz. İbrahim peygamber olduğu zaman ona ilk inanan kimseydi, ‘’Lut,İbrâhime îmân etti.”(Ankebut,26) âyeti bunu göstermektedir. Daha sonra kendisi de peygamber oldu.

3. Burada Hz. İsa da anılabilir. O kendisine inanılan bir peygamberdi. Kıyamet yaklaşıp da yeryüzüne İndiği zaman» Peygamber Efendimize imân edecek ve Allah’ın kitâbını ve Resûlullah’ın sünnetini uygulayacaktır,’ De mek ki bir peygamberin bir başka peygamberin dinine mensup olmasında bir sakınca yoktur.

Bir Şeriata Bağlı Olduğu Bilinemez Görüşü

Bazı alimlerde Peygamber Efendimiz daha önceki bir şeriata bağlı olup olmadığı konusunda bir şey söylememek ve bir hüküm vermemek gerektiğini söylemişlerdir. Zira Efendimiz’in daha önceki bir şeriata bağlı olduğunu da, olmadığını da akılla söylemek mümkün değildir;öte yandan bize Resülullah Efendimiz in daha önceki bir şeriata bağlı olup olmadığı konusunda da herhangi bir nakil gelmemiştir- Ünlü Eşari kelamcısı ve Şafiî fakihi İmâmül-Haremeyn Ebü l-Meâli el Cüveyni’nin görüşü böyledir.

“Bazı Durumlarda Bir Şeriata Bağlıydı” Görüşü

Üçüncü bir grup âlim de Resûlullah Efendimizin işlerinde ve ibâdetlerinde daha önceki şeriatlardan biriyle amel ettiğini söylemiştir. Daha sonra bu âlimler, acaba Peygamber Efendimizin hangi şeriata bağlı olduğu bilinebilir mi, bilinemez mi şeklinde farklı görüşlere sahip olmuşlar; kimi bunun bilinemeyeceğini söyleyip susmayı tercih etmiş, kimi de bunu bilmenin mümkün olduğunu söyleme cesâretini göstermiş, onlardan da kimi Hz. Nûh’un, kimi Hz. İbrahim’in, kimi Hz. Mûsâ’nın, bir kısmı da Hz. İsa’nın dinine tâbi olduğunu söylemiştir. Bu konuda mezheplerin görüşü işte böyle birbirinden farklıdır.

En İsabetli ve En İsabetsiz Görüşler

Bu görüşler içinde en isabetli olanı Eş’ari kelâmcısı ve Mâlikî fakihi Ebu Bekir el-Bâkıllânî’nin (v 403/1013) görüşüdür. En isabetsiz olanı ise Peygamber Efendimiz in belli bir dine mensup olduğunu söyleyenlerin görüşüdür zira Allah’ın Elçisi peygamber olmadan önce herhangi bir dine mensup olsaydı bu bize nakledilirdi ve bu konuda büsbütün bilgisiz kalmazdık. Peygamber Efendimiz’in belli bir şeriata bağlı olduğunu söyleyenlerin elinde Hz. Isâ’nın şeriatının, kendisinden sonra gelenleri de bağlayan sonuncu şeriat olduğuna dâir bir delil yoktur. Esasen Peygamber Efendimiz dışında. dâveti bütün insanlığı kapsayan hiçbir peygamber İbrahim’in şeriatına bağlı olduğunu söyleyenler için ‘’Tek Allah’a inanan ve hiçbir zaman müşriklerden olmayan İbrahimin tertemiz dinine uy!”(Nahl,123) âyeti delil olamaz; çünkü bu ayet, Resul-i Ekrem peygamber olduktan sonra nazil olmuştur; biz ise onun peygamber olmadan önce hangi dine bağlı olduğunu konuşuyoruz.

Resul-i Ekrem in Hz. Nûh ve Hz. Mûsâ’nın dinine mensup olduğunu ileri sürenler için de “Allah Nûha emrettiği şeyi sizin için de din olarak yasalaştırdı.”(Şura,13) âyeti delil olamaz; çünkü bu âyet Resul-i Ekrem Efendimiz peygamber olduktan sonra nazil olmuştur. Bu âyetlerde. Peygamber Efendimize, Allah’ın birliği (tevhid) konusunda diğer peygamberlerin şeriatına uyması tavsiye edilmektedir. Nitekim şu âyet-i kerîme de böyledir: “İşte o peygamberler Allah’ın doğ-ru yola ilettiği kimselerdir. Öyleyse sen de onların yolundan git!”(En’am,90)

Şerh:Burada “Resul-i Ekrem’in, dolayısıyla onun ümmetinin, daha önce gelip geçmiş peygamberlerin yolundan gitmesi emredilmektedir, Çünkü peygamberler doğru yolu gösteren kimselerdir. Allah Teâlâ onlara birbirinden farklı üstünlükler vermiş; kimini sabırda, kimini iffette, kimini adalette, kimini şükürde örnek yapmış. Kuran-ı Kerîm’i kendisine gönderdiği son peygambere ise bütün peygamberlerin üstün yönlerini vermek suretiyle onu kıyamete kadar gelecek insanlara eşsiz bir örnek kılmıştır”

Allah Teâlâ. “İşte o peygamberler Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir.” âyetinde zikrettiği “o peygamberler”, yeni bir şeriatla gönderilmeyen peygamberlerdir. Yeni bir şeriatla gönderilmeyen peygamberlerin misâli Hz. Yaküb’un oğlu Yûsuf aleyhisselâmdır; “Hz. Yûsuf nebidir, resul değildir” diyenlere göre böyledir.

Şerh:Her ne kadar bazı âlimler Hz. Yûsuf’un nebî olduğunu,tebliğ etmekle görevlendirildiği bir şeriatı bulunmadiğını söylüyorsa da, İslâm âlimlerinin büyük ekseriyeti (cumhur) “Daha önce Yûsuf da size apaçık deliller âyetine bakarak onun resûl olduğunu söylemişlerdir. Nitekim tâbiîn neslinden tefsir, hadis, fı-kıh ve kıraat âlimi ibni Cüreyc Hz. Yûsuf’un Kıptîlere (Mısır’ın yerlilerine) resûl olarak gönderildiğini söylemiştir. Bu konuda daha başka görüşler de vardır.

Allah Teâlâ, En’âm sûresinin 84-86. âyetlerinde şeriatları birbirinden farklı olan peygamberlerin adlarını zikretmiş, 90. âyetinde de Peygamber Efendimiz e onların yolundan gitmesini emrederken. Allahın birliği ve O na ibâdet hususunda peygamberler arasında bir fark bulunmadığı için sadece tevhid ve ibâdet bakımından onlara uyması emredilmiş, onların şeriatına uyması istenmemiştir.

Şerh:En’âm sûresinin 84-86. âyetlerinde şeriatları birbirinden farklı olan peygamberlerin adları şöyle sayılmaktadır:

“Biz ona îshâk ile Ya’küb’u bağışladık; hepsini de doğru yola ilettik. Daha önce Nûh’u ve onun soyundan Dâvûd, Süleymân, Eyyûb, Yûsuf, Mûsâ ve Hârun u da doğru yola iletmiştik. İşte iyilik eden ve işini güzel yapanları Biz böyle mükâfâtlandırırız. Zekeriya, Yahyâ, îsâ ve îlyas’ı da doğru yola ilettik. Onların hepsi sâlihlerdendi.

İsmâil, Elyesa’, Yûnus ve Lût’u da doğru yola ilettik. Onların hepsini diğer insanlara üstün kıldık.”

Bir Peygamber Başka Şeriatlara Tâbi Olabilir mi?

İnanç bakımından peygamberler arasında bir fark bulunmadığı, Resûl~i Ekrem Efendimiz’in de şerefinin yüceliği sebebiyle başka peygamberlerin şeriatına uymasının mümkün olmadığı anlaşıldıktan sonra şu soruyu sorabiliriz: Acaba bir peygamber kendisinden önceki diğer bir peygamberin şeriatına tâbi olabilir mi?

Peygamberlerin birbirinin şeriatına tâbi olmasını aklen mümkün görmeyenler,bunun sadece Peygamber Efendimiz’e özel olmadığını, hiçbir peygamberin diğerinin şeriatına kesinlikle tâbi olamayacağını söylemişlerdir.

Bazı alimlerde bu meselenin akılla değil nakille bilinebileceğini söylemiş, bir peygamberin diğerinin şeriatına uyduğuna dâir bir nakil varsa bunun kabul edileceğini ifade etmiştir. Bu konuda görüş belirtmeyenler, peygamberlerin birbirlerinden üstünlüğünü de kabul etmemişlerdir. Bir peygamber kendisine vahiy gelmeden önce, kendinden evvelki peygamberin şeriatına tâbi olması gerektiğini söyleyenlerin ise her peygamber hakkında şu peygamber falan peygambere tâbi olmuştur diye delillerini zikretmeleri gerekir.

Kadı İyaz,Şifa-i Şerif Şerhi(Yaşar Kandemir) – cilt:3,sayfa;90-96

 

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*