Peygamberlerin Hataları Kur’ân’da Neden Anlatılır?

Şöyle bir soru sorulursa: Allah’ın salât ve selâmı üzerlerine olsun peygamberlerin ve kitapta zikredilen seçilmiş kulların zellelerini (hataları) zikretmenin hikmeti nedir? Üstelik bu kusurların bizzat Cenâb-ı Hak tarafından örtüldüğü ve bağışlandığı belirtilmesine ve bize de kusur işleyen insanların kusurlarını örtmemizi, onları affetmemizi ve bağışlamamızı emretmesine rağmen… Peygamberlerinin ve seçilmiş kullarının işlediği zellelerin (kusurların) camilerde ve okullarda kıyâmete kadar yüksek sesle okunması için bunları nasıl zikreder? Bunları zikretmesinin hikmeti nedir?

Buna şu cevap verilir; Allah’ın salât ve selâmı üzerlerine olsun, peygamberlerin kusurlarını Cenâb-ı Hakk’ın gizlemeyip Kur’ân’da belirtmesinin çeşitli sebepleri vardır.

Birincisi, bunları Muhammed aleyhisselâmın peygamberliğine delil olsun diye beyan etmiştir. Çünkü insanların kalpleri ve nefisleri, babalarının ve atalarının kötülüklerini anmaya tahammül edemez, bizzat onların kalpleri de yaptıkları kötülüklerin zikredilmesine tahammül edemez. Cenâb-ı Hak Hz. Peygamber’e (s.a.) bunları söyleyince, bu söz onun, ilâhı buyrukla konuştuğuna işaret eder; Cenâb-ı Hak onun kendi elçisi olduğunu ve söylediklerinin de kendi emri olduğunu insanlar bilsinler diye bunları belirtmiştir. En doğrusunu Allah bilir.

İkincisi, Cenâb-ı Hakk’ın peygamberlerin hatalarını belirtmesinin sebebi, kullarını sınamaktır; kusurlarını ve hatalarını gördükten sonra peygamberlerine karşı nasıl davranacakları konusunda insanları denemek istemiştir. Peygamberlere merhamet ve sevgi gözüyle bakacaklar mı? Allah insanları çeşitli olaylarla imtihan ettiği gibi bu yolla da insanları imtihan etmektedir.

Üçüncüsü, insanlar kusur işlediklerinde ve hata ettiklerinde Rab’lerine karşı nasıl davranacaklarını bilsinler diye Allah bunları belirtmiştir. Yani peygamberler hata ettiklerinde nasıl gözyaşı döküyor, dua ve niyaz ediyor, Allah’a sığınıyor ve tövbe ediyorlar ise insanlar da günah işlediklerinde aynı yolu izlesinler diye bunları belirtmiştir. En doğrusunu Allah bilir.

Yahut Cenâb-ı Hak bunları, küçük günah işlemenin Allah’ın dostluğunu yok etmediği ve imandan çıkarmadığı bilinsin diye belirtmiş de olabilir. Bu yorum, Haricîlerin görüşlerini geçersiz kılmaktadır. Onlar şöyle diyorlar: Küçük veya büyük olsun günah işleyen herkes imandan çıkar. Yahut küçük günahların bağışlanmış olmadığı, Cenâb-ı Hakk’ın küçük günahlardan dolayı da cezalandıracağı bilinsin diye bunları belirtmiştir; bu yorum da Mûtezile’nin, küçük günah işleyen birini Allah’ın cezalandırması söz konusu değildir demelerini de geçersiz hale getirmektedir. En doğrusunu Allah bilir.

Küçük günahlar, haddi zatında efdal olanı terketmek anlamına geldiği için insanlar hakkında onlar bağışlanmış olsa bile, peygamberler hakkında yasaklanan bir şeyi yapmak anlamına gelir, bundan dolayı onlar azaba uğratılmaktan korkarlar. Eğer onlar, bundan dolayı Allah’m kendilerine azap edeceğini bilmemiş olsalardı, haklarında belirtilen bu hatalardan dolayı korkmazlardı.

Hasan-ı Basrî’den rivayet edildiğine göre Dâvûd aleyhisselâm zamanı dörde bölmüştü: Zamanın bir gününü eşleri için, bir gününü Rabb’ine ibadet için, bir gününü îsrâiloğulları arasında hüküm vermek için, bir gününü de İsrâiloğulları’nın âbidleri için ayırmış, onlara Allah’ı zikretmelerini ve gözyaşı dökmelerini hatırlatıyor, onlar da Allah’ı zikrediyorlar ve O’nun için gözyaşı döküyorlardı. İsrâiloğulları’nın zikretme günü olunca, şöyle dediler: İnsanın günah işlemediği gün var mıdır? Hz. Dâvûd (s.a.) buna gücünün yeteceğini düşünmüş, fakat açıklamayıp içinde saklamıştı. Sonra ibadet günü geldiğinde kapılarını kapattı, içeriye hiç kimsenin girmemesini emretti, [§]kendini Zebûr’u okumaya verdi, fakat sonra bahsettikleri günaha mâruz kaldı. Bundan dolayı kendisine “evvâb” denilmiştir.73En doğrusunu Allah bilir. İbn Abbâs (r.a.) ve insanlar şöyle dediler: Onun doksan dokuz karısı vardı, hergün eşlerinden birinin yanında kalırdı, yüzüncü gün geldiğinde kendisini ibadete verirdi. İşte o günde sözü edilen günah başına geldi.

İmam Maturidi – Te’vilat’ul Kur’an,cild.12,syf.260,261

73.Taberî, Câmi’u’l-beyân, XX, 69-70.

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir