Peygamberlerin Günahlardan Masum Oluşu

Bizim tercih ettiğimiz görüşe göre peygamberler peygamber oldukları zamanda mutlak olarak büyük günahlardan ve kasten küçük günahlardan masumlardır. Bizim buna dair birkaç delilimiz vardır.

Birincisi: Eğer onlar günah işleseydi günah işledikleri hususta onlara tabi olmak haram olurdu. Zira günah işlemenin haramlığı bunu zorunlu kılar. Bu yani söz ve fiillerinde peygamberleri izlemek ise vâciptir. Zira bu hususta icma vardır ve yüce Allah “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin”(Al-i İmran,31) buyurmaktadır.

İkincisi: Eğer peygamberler günah işleseydi şahitlikleri reddedilirdi. Çünkü faşığın şahitliğinin kabul edilmeyeceği hakkında hem icma vardır hem de âyette “Size bir fasık haber getirirse onu tahkik edin”(Hucurat,6)buyrulmaktadır. Peygamberlerin şahitliğinin reddedilmesinin yanlış olduğunda ise icma vardır. Ayrıca çabucak zail olan az dünya metaı hususunda şahitliği kabul edilmeyen kimsenin kıyamet gününe dek geçerli olan din hakkında şahitliği nasıl dinlenir!

Üçüncüsü: Eğer onlar günah işlerse iyiliği emretme ve kötülüğü menetme kuralının genelliği nedeniyle peygamberlerin zecredilmesi ve cezalandırılması gerekir. Kuşkusuz peygamberlerin zecredilmesi onlara eza vermektir. Halbuki peygamberlere eza vermek hem icmayla hem de “O kimseler ki Allah’a ve resulüne eza ederler… ”(Ahzab,57) âyeti nedeniyle haramdır.

Yine eğer peygamberler günah işleselerdi “Kim Allah’a ve resulüne isyan ederse onun için cehennem ateşi vardır”(Cin,23) âyetinin, “Bilin ki Allah’ın laneti zalimler üzerine olsun”(Hud,18) âyetinin, kınama ve yerme amacı taşıyan “Niçin yapmadıklarınızı söylüyorsunuz”(Saff,2) âyetinin ve “insanlara iyiliği emredip de kendinizi unutuyor musunuz!”(Bakara,44) âyetinin kapsamına girerlerdi. Bu durumda peygamberlerin cehennem azabıyla tehdit edilmiş, lanetlenmiş ve yerilmiş olması gerekir. Bütün bunlar ise icmayla yanlıştır.

Dördüncüsü: Peygamberler günah işlemeleri halinde ümmetin asilerinden daha kötü durumda olacaktır. Çünkü onların yaptıkları günah karşılığında azapları katlanacaktır. Zira şerefçe daha üst mertebede bulunan kimse kendisine bahşedilen nimetlerin en büyüğüne isyanla karşılık vermesinden ötürü aklen ve dinen daha şiddetli azabı hak eder. Bundan dolayı hür kişinin haddi iki kattır.

Yine Hz.Peygamber’in (s.a.) eşlerine şöyle denilmiştir: “Siz diğer kadınlardan biri gibi değilsiniz.”(Ahzab,30) “Sizden kim apaçık bir fenalık yaparsa onun azabı katlanır.”(Ahzab,32) Mâlûmdur ki peygamberlik bütün nimetlerden daha büyüktür. Kim ona masiyetle karşılık verirse kat be kat azabı hak eder.

Beşincisi: Peygamberler yüce Allah’ın ahdine ulaşmamış ulurlar. Zira yüce Allah şöyle demektedir: ”Benim ahdime zalimler ulaşamayacaktır”,.(Bakara,124)

Günahkar ise nefsine zulmeden demektir. Hangi ahit, peygamberlikten daha büyüktür. Ayetteki ahit, peygamberlik ahdine yorulursa dediğimiz doğrudur; imamet ahdine yorulursa peygamberlik ahdi de öncelikli olarak bu kapsama girer. Çünkü daha aşağıyı hak etmeyen, daha üstünü hak edemez.

Altıncısı: Yine ihlassız olurlardı. Çünkü günah, şeytanın saptırmasıyla gerçekleşir. Şeytan ise ihlaslı kimseleri saptıramaz- Zira âyette Şeytan’ın sözü tasdik edilerek şöyle anlatılır: “Onların hepsini azdıracağım fakat aralarında ihlaslı kulların hariç”(Hicr,40). Oysa peygamberin ihlassız olması doğru değildir. Zira yüce Allah Hz. İbrahim, Hz. İshak ve Hz. Yakub hakkında ”Biz onları daima ahiret yurdunu düşünen ihlaslı kimseler kıldık”(Sad,46).

Hz. Yusuf hakkında ise “0, ihlaslı kullarımızdandır.”(Yusuf,24) Ancak bu, adı geçen peygamberlerin dışındakilere İblis’in azdırmasının ulaşmadığını ve onların günah işlemediklerini göstermez gerekçesiyle reddedilmiştir.

Yedincisi şu âyettir: ”Andolsun ki iblis onlar hakkındaki zannını doğru çıkardı da bir grup mümin hariç hepsi Iblis’e uydular”(Sebe,20). Buna göre eğer Iblis’e uyanlar şayet peygamber idiyseler ulaşmak istediğimiz sonuç budur, yok peygamber değil de başkaları iseler peygamberler de öncelikli olarak Iblis’e tabi olmamıştır. Zira peygamberler, Iblis’e tabi olmamaya diğer müminlerden daha layıktır.

Yahut deriz ki eğer Iblis’e uymayan fırka peygamberlerden başkaları ise peygamberlerden daha üstün olacaklardır.

Çünkü âyette “Sizin en üstününüz, en takvalı olanınızdır”(Hucurat,13) buyrulmaktadır. Peygamber olmayanların peygamberlerden üstün tutulması icmayla yanlıştır. Şu halde peygamberlerin Iblis’e uymadıkları ve günah işlemediklerini kesinlemek zorunludur.

Sekizincisi: Yüce Allah mükellefleri Allah’ın grubu ve Şeytanin grubu olmak üzere ikiye ayırmıştır. Eğer peygamberler günah işleselerdi Şeytanin grubundan olurdu. Çünkü itaat eden kişi görüş birliğiyle Allah’ın grubundandır. Eğer günah işleyen de Allah’ın grubundan olsaydı taksim yanlış olurdu. Bu durumda günahkar peygamberler hüsrana uğramışlardan olurlardı. Zira yüce Allah “Bilin ki Şeytanin grubu hüsrana uğrayanlardır”(Mücadele,19) demektedir. Oysa ümmetin fertlerinden zahitler kurtuluşa erenler grubuna girmektedir. Bu takdirde ümmetin bir ferdi, pek çok peygamberden üstün olmaktadır. Oysa bu, yanlışlığı kuşku götürmez bir düşüncedir.

Dokuzuncusu, Hz. İbrahim, Hz. Ishak, Hz. Yakub ve onların davetlerine cevap veren peygamberler hakkındaki şu âyettir: “Kuşkusuz onlar iyiliklere koşarlar”(Al-i İmran,114). “El” takısı almış çoğul, genellik bildirir. Dolayısıyla âyetteki iyilikler, fiil olsun terk olsun bütün iyilikleri içerir.

Yine şu âyet: “Onlar bizim nezdimizde seçilmiş iyilerdendir”(Sad,46). Bu iki söz yani seçilmişler sözü ile iyiler sözü bütün fiilleri ve terkleri içermektedir. Zira sözde istisna yapmak mümkündür. Çünkü “falan şu husus hariç seçilmişlerdendir” veya “şu husus hariç iyilerdendir” demek mümkündür. Dolayısıyla âyet, onların bütün hususlarda seçilmiş iyilerden olduğuna delalet eder. O halde onların günah işlemesi mümkün değildir.

Şöyle denilemez: “Seçilmişlik, günah işlemekle çelişmez. Nitekim ‘Sonra kullarımızdan seçtiklerimizi kitaba varis kıldık. Onların kimisi nefsine zulmeder, kimisi orta yolu tutar kimi ise Allah’ın izniyle iyiliklerle öne geçer.’(Fatır,32) âyeti de bunun göstermektedir. Zira âyet, seçilmişleri zalim, orta yolu tutan ve öne geçen şeklinde taksim etmektedir.” Çünkü biz şöyle diyoruz: “Onlardan” kelimesindeki zamir, seçilmişlere değil, kullara dönüktür, zirs zamirin zikredilen iki şeyden daha yakma dönmesi evladır.

İşte bunlar, İmâm Râzî’nin el-Erbaîn ve diğer eserlerinde zikrettig masumluğun delilleridir. Yazar şöyle dedi: Sen biliyorsun ki bu âyetlerin tartışma mahalline yani peygamberlerin yanlışlıkla büyük günah işlemekten ve kasten küçük günah işlemekten masum olmalarına delaleti güçlü değildir.

Zira ittiba, onlardan kasten çıkan fiillerde zorunludur, yanlışlıkla çıkan fiillere değil. Kasıtta ise bizi yaptığından men etmemesi şartı vardır. Şahitliğin reddi, kasten işlenen küçük günahlar ve yanlışlıkla yapılan büyük günahla birlikte varlığını sürdüremeyen fasıklığa dayalıdır. Zecretmeye gelince bu, yanlışlıkla değil kasten büyük günah işleyen hakkında zorunludur. Büyük günahlardan kaçınan kimsenin arada bir kasten işlediği küçük günah affedilir. Diğer delilleri de derinlemesine düşün!

Seyyid Şerif Cürcani – Mevakıf Şerhi,cilt:3,syf:494-498

Türkiye Yazma Eserler

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*