Peygamberler Hakkında Vacip Olan Şeyler

59-Peygamberler hakkında emanet ve sıdk vaciptir.Bunlara fetanet sıfatını da ekle.

‘ve vacibun hakkihim’ Resuller hakkında vacibtir.

Cümlede geçen zamir resullere nisbetle tüm resullere işa­ret etmektedir. Tebliğ sıfatı dışında nebiler de resuller gibidir. Bu sıfatlar resuller hakkında hem aklen, hem de naklen va­cibtir. Ancak bu iki delilden en kuvvetli olanı naklî delildir. Bu nedenle ilerde (60. beyitte) müellif, ‘rivayet ettikleri gibi’ cümlesini kullanacaktır.

Emanet. Emanet, nebilerin zahirlerini ve batınları­nı; küçüklükte, büyüklükte, nübüvvetten önce ve sonra evla­nın hilafına da olsa yasaklanan şeylerden kendilerini muhafa­za etmelerine denir. Ancak nebilerden mekruh ve evla olanın hilafına olan şeyler sadır olabilir.

Onlardan bunların sadır olması demek, mekruh ve evlanın hilafına olan şeyleri yaptıkları kast edilmemektedir. Belki hük­mü belirleme açısındandır. Ayakta bevl etmek, ayakta su içmek ve rağbet edilen bazı şeyleri terk etmek gibi. [Yani, onlardan sadır olan şey mekruh veya evlanın hilafına olsa bile onların bunlan işlemesi, işlenen fiilin mübah olduğuna delalet eder.]

Haram olan şeylere gelince; icma deliliyle sabittir ki, resul­lerden haram olan şeyler sadır olmaz. Şayet deseniz ki, Hz. Yu­suf’un kardeşleri ona karşı zahiren haram işlediler, onlar Nebi değillerse bunda bir sorun yok, nebi iseler bunda sorun var.

Buna cevabım şudur: Bunlar her ne kadar enbiya olsalar da hüküm koyucu değiller. Bu itibarla nebiler, hakikatin gerek­tirdiği şekilde ve işin batını durumuna göre hareket edebilirler.

Hz. Hızır (a.s.)’m gemiyi delmesi ve genç çocuğu öldürme­si, zahire göre haram ve batmî (gizli) duruma göre maslahattır.

Allah (c.c.), Yusuf’un kardeşlerine, bir gün Yusuf’un Mı­sır ülkesine melik olacağını, Mısır’da büyük bir makam elde edeceğini ilham veya vahy yoluyla bildirmiştir. Bu nedenle zahiri olarak haram olsa bile bazı şeyleri yapmaları onlara belli olmuştur.
Bu şeyler zahirî olarak haram olsa da yapmaları batini olarak onlara vaciptir. Ki Yusuf’un Mısır ülkesine ulaşması­na vesile olsunlar. Böylece onların yaptıkları zahirî olarak haram, fakat batınî olarak yaptıklarıyla emr olunmuşlardır. Onlar hakkında Hz. Hızır’ın dediği gibi söylenir. Ayetin ifa­desiyle Hz. Hızır şöyle demişti:“Bun/arı ben kendi görüşüme göre yapmadım.” (Kehf, 82)

Haklarında vacib olan emanete muhalif olduğu vehmi veren naslar te’vil edilir. Şu ayetlerde olduğu gibi: “Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar”(Fetih,2) “Belini büken yükünü senden alıp atmadık mı?” (İnşirah, 2-3)
Bu ayetlerde geçen günahtan kasıt, ümmetin günah ve hataları (vizir)dır. Veya vizr’den kasıt, vahyin ağırlığıdır. Zira vahiy geldiğinde bu durum Peygambere çok ağırlık veriyordu, uyuyamıyordu. Allah, göğsünü genişlettiğini ve vahyin ağırlı­ğını giderdiğini ona haber veriyor.

Bundan sonra vahiy geldiğinde artık ona ağır gelmezdi. Veya vizr’den kasıt, meydana gelmesi farz edilen günahtır. Yani senden bir günah veya vizr sadır olursa biz onu bağışla­mışız ve senden gidermişiz.

*Onların sadık olmaları. Yani, verdikleri haber gerçeğe uygundur. Mizah şekliyle olsa bile. Nitekim hadiste şöyle varid olmuştur: “Ben şaka ederim ama şakalarımda da gerçek olanı söylerim.”(Taberani, Evsat, 3578)

Zahiri yalan olan halleri peygamberler hakkında tevil ederiz. Hz. İbrahim’in putlarla ilgili durumu gibi. Ayette şöyle buyrulmuştur: “Dedi ki: Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır.” (Enbiya, 63) Bu sözün söyleniş nedeni, kınamak, tehdit etmek ve onları küçük düşürmek içindir. Zira putların yanında Hz. İb­rahim’den başkası yoktu. Bu itibarla onların şöyle demelerinin bir anlamı olmaz: “Bunu tanrılarımıza kim yaptı?” (Enbiya, 59)

*Fetaneti de bunlara ekle. Resuller için vacip olan şeylere fetanet sıfatını da ekle. Fetanet, aklın zekâsı yani, yan­lış olan davayı doğru olan davadan ayırma yollarını bilmektir.

60– Allah’tan getirdikleri haberleri tebliğ etmek, geçen sıfat­lar gibi vacibtir. Bu sıfatların zıddı rivayet ettikleri gibi muhaldir.

‘ve mislu za’ Bunun gibi. Daha önce geçen vacibler gibi.

‘teblihunne lima etva’Getirdiklerini tebliğ etmeleri. Allah indinden getirdiklerini [tebliğ etmeleri kendilerine vacibtir.]

Hâsıl-ı kelam resullerin Allah katından getirdikleri şeyler üçtür:

1- Tebliğ ile emr olundukları şeyler. Bundan bir harfi bile gizleyemezler.

2- Gizlemekle emr olundukları şeyler. Bundan bir harf bile tebliğ edemezler.

3- Gizlemeleri ve tebliğ etmeleri konusunda serbest olduk lan şeyler. Bunların bir kısmını tebliğ ederler, bir kısmını gizlerler.

Şayet gizlemek caiz olsaydı Nebimiz şu ayeti gizleyecekti- “(Resulüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, ..(Ahzab, 37) ve şu ayet: “…yüzünü ekşitti ve çevirdi(Abese, 2)
Peygamberimiz nehyedilen bir şeyi yapmış olmakla hain olsaydı, nehyedilen fiil ibadet olması gerekirdi. Bu da imkânsızdir. Zira Allah kötü olanı emretmez. Allah, onlara uymamızı emretmiştir. [Şu halde peygamberler nehyedileni yapmazlar.]
Nebi (hâşâ) yalancı olursa Allah’ın haberinde de yalan olması gerekirdi. Zira Allah onları mucizeleriyle tasdik etmiştir. Yalancıyı tasdik etmek de yalandır. Yalan Allah için imkânsızdır.

Peygamber’in beşer olması, erkek olması ve kadın ol­maması vacibtir. Hz. Meryem’in durumu ise, mu’temet olan görüşe göre o, bir sıddikadır. Ayette şöyle ifade edilmiştir: “Musa’nın annesine vahyettik.” (Kasas, 7) Buradaki vahy ke­limesinden kasıt ilhamdır. Nübüvvet vahyi değildir. Keza mu* temed görüşe göre Hz. Asiye veliyedir. [Yani kadın velidir.]

Peygamber’in hür olması, köle olmaması da vacibtir. Hz. Lok­manın nebi olduğu görüşüne gelince, hâlbuki o köledir. Onun köle olmasından kasıt, onun rengi esmer idi. Kölelere benzerdi.

Nebinin erginlik yaşını idrak etmesi gerektiği konusunda ihtilaf yoktur. Bir görüşe göre nebinin baliğ olması şart değil­dir. Bunun delili Hz. İsa ve Yahya (a.s.) hakkındaki ayetlerdir. (Meryem, 12) Bir görüşe göre, Hz. İsa ve Hz. Yahya hakkında varid olan haberler, kesin oldukları için mazi sığasıyla -mecaz olarak- gelecek zaman sığası kast edildiğine tevil edilir. Şu ayet gibi: “Allah’ın emri gelmiştir.” (Nahl, 1)

Resul Hakkında Muhal Olan Şeyler

*Onların zıddı.Yani daha önce geçen bu sıfatların zıddı olan; hıyanet, yalan, ahmaklık ve ketum olmak (dini emirleri tebliğ etmemek) gibi sıfatların peygamberlerde bu­lunması imkânsızdır.

61- Yemek ve helal yolda nikâh ile kadınlarla ilişkide bu­lunmak gibi hususlar peygamberler için caizdir.

Peygamberler Hakkında Caiz Olan Şeyler

Yemek. Peygamberlerin yüce mertebelerine nok­sanlık getirmeyen uyku ve benzeri beşerî arazlar peygamber­ler için caiz olan şeylerdir. Ancak onların yemeleri ve uyuma­ları şehvet için değil, belki takva içindir.

*Kadınlarla evlenmeleri gibi. Kadın mülk edinmek suretiyle olsun, Müslüman olsun, kitabî olsun fark etmez. Ancak peygamberler Mecusi olan bir kadınla evlenemezler. Veya peygamberler hür ve Müslüman bir kadınla evlenirler.

*«Mertebelerine noksanlık getirmeyecek noksanlıklar» sözü­müzle delilik, cüzam, beres, körlük, muhtaçlık, kötü ahlak, neseb ve değersiz olma gibi nefret ettirici arazlar (asıl olmayan şeyler) kapsam dışı kalmıştır. Bu arazlar nebiler hakkında imkânsızdir. Hz. Şuayb’m özürlü olması tespit edilmemiştir. Hz. Yakubun gö­zündeki arıza, gözyaşından dolayı göze gelen perdedir.

Bu sebeple “Beşir” gelince gözyaşı durduğundan görür ol­muştur. Hz. Eyyüb un başına gelen bela -her ne kadar büyük ise de- doğru olan bu deri ile kemik arasında idi. Nefret ettirici bela değildi. Rivayetlerde meşhur olan hikâyeler nefret ettirici nitelikte olup, uydurma şeylerdir.

Sehv etmek, tebliğle iigili haberlerde onlar için söz konusu olamaz. Mesela kabir azabı ve kabir nimeti ile ilgili haberlerde onlar için sehiv olmaz. Tebliğle ilgili olmayan haberlerde de sehv etmezler. Zeyd’in ayağa kalktığını haber vermeleri gibi.

Şayet desen ki: Resulüllah (s.a.s.) hurmaları aşılayan ki­şinin fiilini tasvip ettiğini itiraf etmiş ve onlara şöyle demiştir: Böyle yapmasanız da belki meyveler iyi olur. Onlar da aşı yapma işini bıraktılar ve meyveler iyi çıkmadı.

Buna cevabım şudur: Bu kıssa doğruluk ve yalana ma­ruz kalan haber türünden değildir. Bu dinî bir emir ve hü­küm olmayan dünyevi bir işte “rey ve istişare” babındandır. Bu nedenle kendi adetleri gibi yapmalarını emretmiştir. Ama tebliğle ilgili olan ve ilgili olmayan fiillerde sehiv etmek caizdir. Namaza başlamada sehiv etmek gibi.

Unutmak ise, tebliğ etmeden önce ve tebliğ edilmesi ge­reken işlerde ister kavlî olsun ister fiili olsun mümkün değildir. Tebliğden sonra zikrettiklerini unutmaları caizdir. Zira tebliğ edilen şey tebliğden sonra ezberlenmektedir. Tebliğ edilenle amel etmesi için, kendisine tebliğ edilenin onu zapt etmesi vacibtir. Hem manen hem de lâfzen nesh edilmiş olanı unut­maları ister tebliğden önce olsun, ister tebliğden sonra olsun onlar için bir mani yoktur.

Tenbih

*Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan giz- liyordun” (Ahzab, 37). Ayetinde bildirilen Peygamberimizin giz­lediği şey, “Zeynebi nikâh etmendir” ilah sırrıdır. Zira Allah bunu ona haber vermiştir. Bunu gizlemesinin sebebi, Zeyd’e olan şef­katinden dolayıdır. Ayrıca insanların ‘evlat edindiği kişinin eşiyle evlendi’ sözlerinden dolayı zayıf Müslümanların fitneye düşme korkusudur. Gizlediği şeyden kasıt, Zeyneb’e karşı olan sevgisi değildir. Bu görüş, [Zemahşerî gibi] bu düşüncede olanların gö­rüşüne aykırıdır. Böyle düşünmeleri kapalı olmayan bir terbi­yesizliktir. Araştırmacı üstatlarımızdan da böyle öğrenmişizdir. Hemeziye şerhimizin “Zevcelere Tevessül Etme” bahsinde bu hususu daha uzun anlattık.

İmam Savi – Cevheretü’t-Tevhid Şerhi,syf:181-187

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*