Peygamber Postacı Değildir

Hadis ve sünnet inkârcıları, Müslümanları Peygamber Efendimizin etrafından uzaklaştırmak, onu ve hadislerini önemsizleştirmek için her yolu deniyorlar. Bir Müslümanın aslâ söylememesi gereken şu sözü bile söylemeye cür’et ediyorlar:

Kur’ân-ı Kerîm ‘deki “peygambere itaat edin” emri yanlış anlaşılıyor. Allah bu sözüyle, Peygamber’in Allah’tan alıp getirdiği âyetlere itaat edin, demek istiyor. Bu âyet hadisleri kapsamıyor.

Hadis karşıtları bu konuda kendilerine Kur’ân-ı Kerim’den delil de buluyorlar ve şu âyet-i kerîmelere sarılıyorlar:

Sana düşen, tebliğ etmekten ibârettir. ”106

“Peygamber’in görevi açıkça tebliğ etmekten ibârettir.”107

Ardından da şöyle diyorlar:

“Bakın, gördünüz mü, Peygamber’in görevinin Kur’an’ı tebliğ etmekten ibâret olduğunu bizzat Kur’an belirtiyor!” Böylece hadis karşıtları, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin şahsına, hadis ve sünnetine itaat etmenin söz konusu olmadığını ileri sürüyorlar.

“Tebliğ” Hem Kur’an, Hem de Sünnetle Olur

Hadislere sevecen bakmayanlar, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin, Allah’ın âyetlerini kullarına tebliğ etti. ğini, böylece vazifesini tamamladığını, daha kaba tabirle “işinin bittiğini” söylüyorlar. Böylece onun, Müslüman, ları Allah’ın kitabıyla başbaşa bırakmasını ve onların hayatından çekilmesini istiyorlar. Ben bu sözü, hadis tahsili yapmış birinden duyduğum zaman âdetâ nutkum tutuldu. Ona, kendisiyle bu konuları bir daha konuşmayacağımı söylemekle yetindim.

Gördüğünüz üzere hadis karşıtları Peygamber Efendimiz’e “postacı” gözüyle bakıyorlar. Allah Teâlâ’nın ona verdiği diğer görevleri dikkate almıyorlar. Her Müslümanın, dinini lâyıkıyla yaşayabilmek için onun rehberliğine her an muhtaç olduğunu görmezden geliyorlar.

Hâlbuki Resülullah sallallahu aleyhi ve sellemin, kendisine nâzil olan âyetleri insanlara açıklaması gerektiğini, bu âyetlerdeki emirleri nasıl uygulayacaklarını onlara göstermesi icap ettiğini anlamazdan geliyorlar.

Bir Müslüman şu âyet-i kerîmeyi nasıl gözardı edebilir:

Sana, kendilerine gönderileni insanlara açıklaman, onların da üzerinde düşünmeleri için bu Kur’an’ı ndirdik.”108

Fahr-i Alem Efendimiz kendisine nâzil olan âyetlerin nasıl anlaşılacağını ve bu âyetlerdeki emirlerin nasıl uygulanacağını hem davranışlarıyla, hem de sözleriyle, yani sünnet ve hadisleriyle göstermiştir.

Hadislerin de vahiy mahsülü olduğunu gösteren âyet-i kerîmelerden biri şudur:

Allah sana kitâbı indirdi, hikmeti verdi ve bilmediklerini öğretti.”109

Hikmet, sünnet demektir. Ünlü İslâm âlimleri bu görüştedir.

Tâbiîn müfessirlerinden Katâde bin Diâme es-Sedüsî der ki:

“Hikmet kelimesi, (Kitâb’ veya ‘Allah’ın âyetleri’ gibi ifadelerle birlikte kullanıldığı zaman Peygamber Efendimizin sünneti kastedilir.”110

İmam Şâfiî, Kur’ân-ı Kerîm’de geçen “hikmet”in sünnet olduğunu belirtir.111

Ayet-i kerîmede “Kur’an” kelimesinin hemen ardından “hikmet”in zikredilmesi, Kur’ân-ı Kerim’e ittibâ edildiği gibi, hadis ve sünnete de aynı şekilde uyulması gerektiğini gösterir.

Şu hadis-i şerif de bu gerçeği dile getirir:

“Şunu iyi bilin ki, bana Kur’an ile birlikte onun bir misli daha verildi.”112

Acaba Resul-i Ekrem Efendimize neden Kur’an’ın bir misli daha verilmiştir?

Bu sorunun cevabı şudur: Çünkü herkesin anlayışı bı, değildir. İnsanların büyük çoğunluğu, bazı konuları, onlar kendilerine açıklanıp izah edildikten sonra anlayabilir. lşıe bu sebeple hadîs-i şerifler, Allah’ın kitabını açıklama görevini ifâ etmiştir.

Bu bilgilerden çıkarılması gereken sonuç, hadis ve sünnetin de Peygamber Efendimiz’e vahyedildiğidir.

-Allah Teâlâ kullarına şöyle buyuruyor:

“Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok anan kimseler için, Allah’ın elçisinde size güzel bir örnek vardır.”113 Kâinatın Rabbi kullarından Resülünü kendilerine örnek almalarını istiyor. ‘

Örnek alınacak olan kimse, kendisini izleyenlere neyi, niçin yaptığını, kendilerinin de neyi, niçin yapmaları gerektiğini izah etmek durumundadır. Yoksa neyi niçin yaptığı tam olarak anlaşılmayabilir.

İşte Allah’ın Resülü hadîs-i şerîfleriyle kendisinden beklenen bu görevi yerine getirmiştir.

-Allah Teâlâ birçok âyet-i kerimede hem Kendisine, hem de Peygamberine itaat edilmesini emretmektedir. Müslümanlardan aralarında meydana gelen anlaşmazlıklarda Peygamber’i hakem yapmalarını ve onun verdiği hükümlere, içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tamamen teslim olmalarını istemekte, böyle yapmazlarsa mü’min olamaya caklannı belirtmektedir.114

Müslümanlar neden Resül-i Ekrem’in verdiği hükümlere, içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan teslim olacaklardır?

Hz. Ömer’in dediği gibi, Allah Teâlâ Resülüne doğru olan hükmü gösterdiği için 115 onun verdiği hükmü kabul edeceklerdir.

Ya kabul etmezlerse?

Müslümanlar için böyle bir tercih söz konusu değildir. Çünkü Allah Teâlâ, Kur’an ve Sünnet’in hakemliğini kabul etmeyenleri mü’min saymamaktadır.

Daha açık bir ifadeyle söylersek, Müslümanlar Resülullah sallallahu aleyhi ve sellemin sağlığında onun hükmüne başvuracak ve vereceği hükmü tereddütsüz kabul edeceklerdir. Onun vefâtından sonra da hadis ve sünnetini hakem kabul edeceklerdir. Çünkü Müslüman olmak bunu gerektirir.

Hadis ve Sünnetin Vahyedildiğini Gösteren Örnekler

Hadis ve sünnetin vahyedildiğini bazı âyet-i kerimelerden de öğrenmekteyiz:

– Resül-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem hicretin 4. yılında (m. 625) Beni Nadir Yahudilerini kuşatmıştı. Onların bir an önce teslim olmasını sağlamak için, ashabına, ‘Büveyre mevkiindeki hurma ağaçlarını kesmelerini emretti. Ashabı kirâm da hurmaların bir kısmını kesti, diğerlerini kesmeye kıyamadı. Fakat içlerine bir kurt düştü. Geri kalan hurmaları kesmedikleri için acaba günah mı işlemişlerdı Bu durumu Allah’ın Resülü’ne sordular. Bunun üzerine şu âyet-i kerîme nâzil oldu:

“Hurma ağaçlarını kesmeniz de, dikili bırakmanız de Allah’ın izniyle idi ve yoldan çıkanları perişan etmek içindi.116

Burada dikkatle düşünülmesi gereken şudur:

Müslümanların hurmaları kesmeleri konusunda Kur’an-ı Kerîm’de bir âyet yoktur. Demek ki hurma ağaçları Allah Teâlâ’nın değil, Resül-i Ekrem’in emriyle kesilmiştir. Öyleyse “Hurma ağaçlarını kesmeniz de, dikili bırakmanız da Allah’ın izniyle idi” ifadesini nasıl anlamak gerekir?

Hurma ağaçları Allah’ın izniyle kesildiğine göre demek ki Cenâb-ı Hak, Resül-i Ekrem’ine hurmaları kestirmesini Kur’ân-ı Kerîm dışındaki bir vahiyle emretmişti.

-Tahrim süresinin ilk dört âyetinden öğrendiğimize göre, Peygamber Efendimiz eşlerinden birine bir sır verdi. Eşi de o sırrı saklamayıp Peygamber hanımlarından birine söyledi. Fakat Allah Teâlâ, verdiği sırrın saklanmayıp bir başkasına söylendiğini Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme bildirdi. Bunun üzerine o da sır verdiği eşine, kendisine verdiği sırrı saklamayıp hanımlarından birine söylediğini haber verdi. Sır saklamayan annemiz hayretler içinde kaldı ve:

“Bunu sana kim haber verdi?” diye sordu. Allah’ın Elçisi de ona: “Her şeyi bilen ve her şeyden haberdâr olan Allah bildirdi” diye cevap verdi.117

Şimdi kendimize soralım:

Allah Teâlâ bu olayı, her şey olup bittikten sonra Kur’ân-ı Kerîm’inde anlatmıştır. Acaba Allah Teâlâ, verdiği sırrın fâş edildiğini Resül-i Ekrem’ine Kur’ân-ı Kerîm’de haber vermediğine göre, o bunu hangi yolla öğrenmiştir? Elbette “gayr-i metlüv” bir vahiyle öğrenmiştir.

Demek ki Peygamber aleyhisselâma Kur’ân-ı Kerîm dışında da vahiy gelmiştir.

Şimdi çok iyi bildiğimiz bir âyet-i kerîmeyi tekrar hatırlayalım:

Allah Teâlâ’nın yeminle belirttiği üzere: “0 Peygamber, kendi hevâ-hevesine göre konuşmaz. Onun söyledikleri kendisine vahyolunandan başka bir şey değildir.”118

Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem, Kâinâtın Rabbi’nden alıp insanlara tebliğ ettiği âyet-i kerîmelerde de, bu âyet-i kerîmeleri açıkladığı hadîs-i şeriflerinde de hevâ-hevesine göre konuşmaz. Çünkü bunlar ona bir şekilde vahyedilmiştir.

Birçok âyet-i kerîmede Resül-i Ekrem Efendimiz’den, “kitâbı ve hikmeti öğreten peygamber”119 diye bahsedilir. Bu âyetlerde geçen “hikmet” kelimesi, Peygamber aleyhisselâma Kur’ân-ı Kerîm ile birlikte hadis ve sünnetin de vahyedildiğini gösterir.

Sünnetin vahiy ürünü olduğu “Akıl Sünnetin Önünde Değildir“ konusunda bir başka açıdan ele alınacaktır.

Peygamber Sadece Kur’an’ı Tebliğ Etmekle Görevli Değildir

Şimdi tekrar konumuzun başına dönelim ve müstakil bir başlık altında ele alacağımızı söylediğimiz noktayı açalım:

Hadis ve sünnet karşıtlarının “Peygamber’in görevi sadece Kur’an’ı tebliğ etmektir” derken şu iki âyeti öne sürdüklerini belirtmiştik:

Sana düşen, tebliğ etmekten ibârettir.”120

Peygamber’in görevi açıkça tebliğ etmekten ibârettir“121

Önce birinci âyet-i kerîmeye bakalım:

Şura süresinin 48. âyet-i kerimesinde Rabbimiz yüce Peygamberine: “Senin görevin tebliğ etmektir” buyurmuştu. Böylece ona asıl görevinin insanlara Allah’ın dinini duyurmak olduğunu hatırlatmıştı. Ve ona, insanları îmân etmeye zorlamak ve bu yönde baskı yapmak gibi bir vazifesi olmadığını belirtmişti.

Bu âyet-i kerîme, tebliğin yerine getirilmiş olması için, muhâtabın onu kabul etmesinin gerekli olmadığı prensibini ortaya koymaktadır.

Demek oluyor ki, hadis ve sünnet karşıtları, “tebliğ” konusundaki âyetleri yanlış anlamış, dolayısıyla hatalı çıkarımda bulunmuşlardır.

Hadis ve sünnet karşıtlarının yanlış anladıkları âyet-i kerîmelerden birinde, Allah Teâlâ kullarını önce güzel güzel uyarıyor ve şöyle buyuruyor:

“Kıyâmet günü gelip çatmadan Rabbinizin çağrısına uyun. Yoksa o gün ne sığınacak bir yeriniz olur, ne de yaptıklarınızı inkâr edebilirsiniz.”

Ardından da Resülullah sallallahu aleyhi ve selleme görevini şöyle hatırlatıyor:

“Eğer onlar senin dâvetine kulak vermez, arkalarını dönüp giderlerse aldırma! Biz seni onların yaptıklarından sorumlu bir bekçi olarak göndermedik. Sana düşen, tebliğ etmekten ibârettir.” 122

-Şimdi de ikinci âyet-i kerîmeye bakalım: Nur süresinin 54. âyet-i kerimesinde Allah Teâlâ, Peygamber aleyhisselâma şöyle buyuruyor:

“De ki: Hem Allah’a itaat edin, hem de peygambere itaat edin. Eğer yüz çevirecek olursanız şunu bilin ki, Peygamber kendi görevinden, siz de kendi görevinizden sorumlu tutulacaksınız. Ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Zira Peygamber’in görevi açıkça tebliğ etmekten ibârettir.

Bu âyet-i kerîmeyi biraz açalım:

Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem insanların hidâyete ermesini çok istiyordu; bunun için kendini âdeta paralıyordu. Bu sebeple Allah Teâlâ onu zaman zaman sükunete dâvet ediyor ve şöyle buyuruyordu:

“Onlar îmân etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin. ” 123

Sanki Allah Teâlâ bu ve benzeri âyetleriyle Resül-i Kibriyâ’ya şunu telkin ediyordu:

Senin görevin onlara benim âyetlerimi bir kere duyurmaktan ibârettir. Haydi kendini rahatlatmak için âyetlerimi onlara bir kere değil de birkaç kere söyle. Ama illâ onların Müslüman olmasını sağlayacağım diye kendini tüketme!

Açıklamakta olduğumuz âyet-i kerîmenin baş tarafında insanlara: “Hem Allah’a itaat edin, hem de peygambere itaat edin” diye emrediliyor.

Yine aynı âyette “şâyet Allah’a ve Peygamber’e itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz” denmeyip, Resül-i Ekrem’e işaretle: “Şâyet ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz” buyurulması, asıl itaat edilmesi gerekenin Muhammed aleyhisselâm olduğu belirtiliyor.

Daha açık bir söyleyişle: Muhammed aleyhisselâmın getirip tebliğ ettiği İslâm şerîatını oluşturan âyet-i kerîme ve hadîs-i şeritlere itaat edilmesi isteniyor.

Allah Teâlâ, Muhammed aleyhisselâmın insanları îmân etmeye icbâr eden bir zorba olmadığını göstermek üzere de ondan şöyle demesini istiyor:

“Ey insanlar! İşte size Rabbinizden gerçek gelmiştir. Artık kim doğru yola girerse, bunu kendi iyiliği için seçmiş olur. Kim de doğru yoldan saparsa kendi zararına tercihte bulunmuş olur. Ben ise sizin hidâyetinizden sorumlu bir vekil değilim. ” 124

Sözün kısası, kötü niyetli bazı kimseler, Peygamber’in görevi Kur’an’ı tebliğ etmekten ibarettir sonucuna varmak için, açıkladığımız bu iki âyet-i kerîmeyi çarpıtmaya uğraşmışlardır.

Kur’ân-ı Kerîm’de Geçen “Resül” Kelimesi Kimi Gösteriyor?

Hadis ve sünnet karşıtlarının akıl dışı iddiaları var. Elbette bu iddialar ciddiye alınamaz. Fakat okuyucularımızı biraz tebessüm ettirmek için bunlardan birini zikredelim.

Hadis karşıtlarıı Kur’ân-ı Kerîm’de geçen “Resale itaat edin!” (*) ifadesiyle Peygamber aleyhisselâmın değil, Kur’ân-ı Kerîm’in kastedildiğini söylüyor. Onlara göre “Resüle itaat edin!” şeklindeki âyetleri “Kur’an’a itaat edin!” diye anlamak gerekiyor.

Bu görüşü ciddiye alıp, meselâ: “Muhammed yalnızca bir resüldür. Ondan önce de pek çok resüller gelip geçmiştir”125 âyet-i kerimesindeki “Resül” kelimesi yerine “Kur’an” kelimesini koyarsak, bakınız nasıl gülünç bir durum ortaya çıkıyor:

“Muhammed yalnızca bir Kur’an’dır. Ondan önce de pek çok Kur’an gelip geçmiştir.”

Ne yapalım ki, Müslüman kardeşlerimizi onların şerrinden korumak için, bu kitapta, onların birçok iddiasını Özetle de olsa, tekrarlayıp cevap vermek durumunda kaldık.

Bu Bahisterı Şunları Öğrendik:

1. Bazılarının kaba bir tâbirle söylediği gibi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir postacı değildir. O, getirdiği âyet-i kerimeleri açıklayan ve Müslümanlara dinlerini nasıl yaşayacaklarını uygulamalı olarak gösteren bir rehberdir.

2. İslâm âlimleri ”Allah sana kitâbı indirdi, hikmeti verdi”âyet-i kerimesindeki hikmeti ”sünnet” olarak anlamışlardır. Bu da Kur’ân-ı Kerim’e olduğu gibi, hadis ve sünnete de uyulması gerektiğini göstermektedir.

3. “Şunu iyi bilin ki, bana Kur’an ile birlikte onun bir misli daha verildi” hadis-i şerifi, hadis ve sünnetin de Peygamber Efendimiz’e vahyedildiğini ifâde etmektedir.

4. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hayattayken, Müslümanların arasında çıkan anlaşmazlıklarda hakemdi.Vefâtından sonra ise onun hadis ve sünneti hakem olarak kabul edilecektir.

5. Beni Nadir Yahudilerinin kuşatılıp hurmalarının kesilmesi ve Resul-i Ekrem’in hanımlarından birine sır vermesiyle ilgili âyet-i kerimeler, Peygamber aleyhisselâma Kur’ân-ı Kerim dışında da vahiy geldiğini göstermektedir.

6. Allah Teâlâ: “Şâyet Peygamber’e itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz” buyurmak süretiyle, İslâm şerîatını oluşturan âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfere itaat edilmesini istiyor.

M.Yaşar Kandemir – Hadis Karşıtları Ne Yapmak Istiyor?,syf.69-81

Dipnotlar:

106. Şurâ 42/48.

107. Nur 24/54.

108. Nahl 16/44.

109. Nisâ 4/113.

110. Buhârî, Tefsîr 33/5, bâb başlığında.

111. er-Risâle (Şâkir), s. 32, 73.

112. Ebü Dâvud, Sünnet 5, nr. 4604; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, |V, 131, nr. 17306.

113. Ahzâb 33/21.

114. Nisâ 4/ 65.

115. Ebü Dâvud, Akdiye 7, nr. 3586.

116. Buhârî, Hars 6, nr. 2326, Cihâd 154, nr. 3021, Megâzî 14, nr. 4031-4032, Tefsîr 59/2, nr. 4884; Müslim, Cihâd 29. nr. 1746

117. Tahrîm 66/14.

118. Necm 53/34; .

119. Cum‘a 62/2; Al-i Imrân 3/164.

120. Şura 42/48.

121. Nür 24/54.

122. Şürâ 42/47-48.

123. Şuarâ 26/3. Ayrıca bk. Kehf 18/6; Nahl 16/127.

124. Yunus 10/108.

125. Al-ı İmrân 3/144.

Yazar: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*