Peyami Safa ve Kemal Tahir

Bir bakışta, bu, birbiriyle ilgisizmiş gibi, hatta çok yerde birbirine zıt gibi duran bu iki ismi bir araya getiren ortak nokta, onların ileri sürdükleri ve savundukları fikirlerin mahiyetinden doğmuyor; bu fikirlere yaklaşırken kullandıkları yöntemden ileri geliyor. Değindiğimiz incelik gözden kaçırılırsa, meselâ Peyami Safa gibi komünist düşmanı olarak tanınmış bir ismin Kemal Tabir gibi bir komünistle yan yana getirilmesi hayret uyandırabilir. Ama her ikisinin de, başka başka alanlarda olsa bile “sentetik fikirler” imal ettikleri gözlerden kaçınl- mazsa, konuya ne taraftan baktığımız anlaşılabilir.

Özellikle Peyami Safa ile Kemal Tahir arasındaki benzerlikler şaşırtıcı noktalara ulaşıyor.

İkisi de temelde Batıcıdır: Biri küll halinde Batı medeniyeti adına (Peyami Safa), diğeri ‘sosyalist medeniyet’ adına.

İkisı de Kemalist devrimin kendi medeniyetiımizi tümüyle Batı medeniyeti ile ikame etmek biçimindeki tavrını yanlış bulur. Maamafıh burada küçük bir farklılığa dikkat çekmek isterim: Kemalist devrim hakkında gördükleri bu yanlışlığı ele alırlarken Kemal Tahir, Kemalizm yerine yem bir Batili’laşma önerir (sosyalizm); Peyami Safa’ysa Kemalizmi tevil etmeye çalışır.

İkisi için de iki tür Batı vardır Materyalist ve spiritüalist Burada da ortak bir fikir içindedirler. Ama işte bu iki tür Batıdan hangisini benimseyeceğimiz konusunda fikirleri ayrılır. Peyami Safa’ya göre, materyalist Batı 19. yüzyıla mahsus bir olaydı, bu gün ölmüştür. Biz, Batının bu gelişmesini izleyemediğimiz için onu hâla materyalist sanmaktayız. Türkiye’de- ki komünizmin kökeni de bu yanlış anlamadan ileri gelmektedir. Oysa Kemal Tahir, spiritüalist Batının hiç sözünü etmeksizin iki Batıdan İkincisinin 1917’de Leninizm olarak doğduğu ve aynen almamak şartıyla bu ikinci Batıyı denememiz gerektiği görüşündedir.

İkisi de, bir “medeniyet olarak” Osmanlıya kıyamazlar. Kemalist devrimin Osmanlı medeniyetine karşı “redd-i miras” ilân ettiğini düşünerek bu tutumu eleştirirler.

Türkiye’nin Batılılaşması için ikisi de örneklerim dışardan seçer. Peyami Safa için Batılılaşmamız yolundaki model Japonya’dır, oysa Kemal Tahir Sovyet Rusya modelini tercih eder.Her ikiside, taraftar olduğu görüşleri ele alıp tartışırken İslâmî bir endişe gütmezler. Yazılarında İslâmiyet, manlık gibi adlandırmalara zaman zaman yer verilmiş olsa bile, hadiselere laik açıdan bakmaya titizlik gösterirler.

Laiklik icabı her ikisinin de İslâma karşı “saygısı” vardır

İkisi de faşizmden hoşlanmaz.

İkisi da irticadan (gericilik) nefret eder, ama irticanın mahiyeti hakkında anlaşamazlar.

İkisinin de fikirlerinin kaynağı Batı uygarlığıdır, fakat ikisi de fikirlerini yerlileştirmek için gayretler sarfetmişlerdir

Avrupa malını nasıl yerli malı haline getirebileceğimizi çok düşünmüşlerdir. Bu bakımdan her ikisi de sentetik taraftarıdır. Kısacası her ikisi de, naylonlarını yerli tezgâhlarla imal etmek isterler.

Şu satırlar Peyami Safanın:

”Hiç bir medeniyet, ona yabancı bir memlekete, o memleketin tarihine selâm vermeden, damdan düşercesıne girmemiştir ve giremez. O tarihin canlı değerleri arasında hallüha-mur olmak (ona pek çok şey katmak ve ondan pek çok şey almak) zorundadır. Medeniyetlerin tarihi bu kaynaşmaların tarihidir. Kendi medeni tarihimizi toptan ve bir kalemde silip Avrupa medeniyetini olduğu gibi almamız gerektiğini sanan bir kısım aydınlarımla, Suleymanıye gibi sanat abidelerimizi vücuda getiren milli kültürümüzü yok farzedip sıfırdan başlamanın mümkün olduğuna inananlarımızdır. Tarih, yok farzedılmekle yok olmaz. Hatta tarihlerini inkâr eden milletler yok olur, fakat tarihleri kalır”

Şu satırları da Kemal Tahinden:

“Biz Osmanlılıktan çıkar yol aramıyoruz ki! Fransa’daki çıkar yol bizim yolumuz olmuş Hele Mustafa Kemalcilikten sonra biliyorsunuz, tekrar dönülmeyecek? Harf değişiklikleri falan filan… Biliyorsunuz tarihle ilişiğini kesmiş bir toplumuz (a 42). (Sosyalizmi) aynen almak ayn-ı ölümdür. O da Batı ürünüdür. Diğerleri (İslamcılık, Turancılık gibi) nasıl ölüme götürdüyse, aynen alınmış sosyalizm de Osmanlı bünyesi için ölümdür. O da bir Batı ürünüdür. Aynen alıyorsunuz. Kendinize uydu ramıyorsunuz. Kendi dertlerinize çare bulur hale getiremiyorsunuz, (s. 20). Tabii» Batılılaşma hareketinin bir kolu da sosyalist harekettir. Yanı laikliğin yanı sıra, sosyalizmi biz, tıpkı Batılılaşmacılarımızın Batılılaşmayı aldığı gibi aldık. (s. 29) 1960’da Marks’ın yazdığı sözleri, aynen burada kullanacağız diyorlar. Yani hiç onun üzerinden geçmeden, ondan yeni bir keyfiyet çıkarmadan- kendi gerçeklerimizle onu karşılaştırıp ondan bir fikir, bir aydınlık almaya, gerekli ayırmaya lüzum görmeksizin, hazır diyorlar. Müslümanlıkla sosyalizmin karşılaştırılmasını, herif kitabını yazdı da —saçma sapan bir kitap— (Garaudy) ondan öğrendik” (s. 30).

Dikkat edilirse, Peyami Safa ile Kemal Tahir arasında Batıcılığa yaklaşırken temel espri bakımından fazlaca bir fark yoktur. İkisi de Kemalizmi, kendi geçmişimizi, kendi medeniyetimizi toptan reddettiği ve Batı medeniyetini olduğu gibi ve aynen almaya teşebbüs ettiği için eleştirmektedirler.

İşin tuhafi, her iki laik düşünür romana da, bu eleştirileri Batılılaşma adına yaptıklarının farkındadır. Bütün kaygıları, daha iyi bir Batılılaşmanın yollarını keşfetmektir.

Temelde Batılılaşmaya evet dedikten sonra, yani Batıcı olmaya karar verdikten sonra, Batının içindeki ayrımlar, ayrılıklar bir Batıcıya çok önemli görünebilir. Nitekim bu yüzden birbirlerini faşistlikle, komünistlikle yahut materyalist veya spiritüalist olmakla suçlayabilmektedirler. Oysa olaya müslümanca bir açıdan bakıldığında bütün bu tartışmaların, yumurtayı sivri ucundan mı kırmalı mı yoksa yassı ucundan mı kırmalı tartışmasından daha anlamlı olmadığı görülecektir.

Kaynak:

Rasim Özdenören – Yumurtayı Hangi Ucundan Kırmalı

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*