Paradigma mı, perspektif mi?

Paradigma mı, perspektif mi?

….Varlıka (vucud) ilişkin yargılar ile var-olana (mevcud) ilişkin yargıları ve her ikisi ile onlara ilişkin bilgileri (malumat); kısaca mevcudiyetleri (var-olma) ile idraklerini (bilgi) birbirine indirgemeden yürünülecek yol, insanı mutlaklaştırmadan alıkoyabilir.

Kudema bu meyanda “âlim-malum-ilim” ya da “âkil-makul-akl” denklemini kurarken vucud ve mevcudu değil; insandan başlayan ve biten bilgiyi kast etmiştir.

Vucud ya da mevcuda ilişkin malum sürekli bir bakış açısından (perspektif) hareketle üretilir. Açı kavramının kadim Türkçede köşe ile karşılandığı dikkate alınırsa, açının yatay kenarı mekân ve dikey kenarı zaman boyutu olarak düşünülebilir ve her bakışın, ne kadar geniş tutulursa tutulsun, bu iki kenar arasında kaldığı, başka bir deyişle sınırlandığı kabul edilebilir. Bu nedenle bakmak için bir köşede konumlanmak ve iki kenar (mekân ve zaman) arasında durmak gerekir.

Nazar kavramının bakma eylemini içerdiği düşünülürse, bakış açısı olarak anlaşılabilir; ancak her nazar için bir noktaya gereksinim duyulduğu açıktır. Nokta-i nazar deyişinin kadim düşünce geleneğimizdeki kullanılışı, bu duruma güzel bir örnektir. Bu nedenle her bakışın bir köşesi, iki kenarı, dolayısıyla bir açısı; her nazarın da bir noktası vardır. Öyleyse, bakan, bir köşeden ve iki kenar arasından, bir açıdan mevcuda bakar ve onu malum hâle getirir. Köşe, nokta değiştikçe, iki kenarın, açının açılımı farklılaştıkça, mevcud değil ancak mevcudun malum hale gelme seviyesi değişecektir.

Bu nedenle tüm ilkeler, sabiteler, konumlanan noktaya göre bir anlama ve değere sahiptir; itibarîdir ancak izafî değildir. Yine bu nedenle çerçeveleri, dizgeleri de var-eden bakış açılarıdır. Çünkü, bakış açısının iki kenarını birleştirmek, bir çerçeve elde etmek paradigmadır ve bu anlamıyla paradigma kapalı bir dizgedir.

Kişioğlunun hiç değişmeyen sabit noktası insan olmaklıktır. Bunun dışındaki her durum bir köşede konumlanış, bir noktada duruştur. Bu çerçevede, vucuda ilişkin sabitelerimiz ile mevcuda ilişkin değişkenlerimizi dinamik bir ilişki içinde tutabildiğimiz, birini ötekinin yerine ikame etmediğimiz; kısaca açı (köşe) ile bakışı, nokta ile nazarı birbirine karıştırmadığımız sürece varlıka, var-olana ve insana ilişkin sahih, muhkem ve istikameti olan ilim üretebilir, onları maluma dönüştürebiliriz.

Metafizik güvenlik alanı mı? O insanın bitmeyen bir ara-yışıdır; geçici olarak giderilir ama tüketilemez; çünkü arayış bizâtihi ara-da olan insandır…

İrfanî geleneğimizde Hz. İnsan’a nispet edilen deyişle: “Bir peygamber olarak ben bile akıbetim hakkında emin değilim.”

İhsan Fazlıoğlu,Kendini Aramak

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*