Orucun Fazilet Ve Faydası

Orucun Fazilet Ve Faydası

Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz, şöyle buyurmuştur:

“Sabır İmanın yarısıdır.”(2) “Oruç da sabrın yarısıdır. “(2) Denilmiştir ki: “Kıyâmet günü insanoğlunun bütün amelleri, zulmettiği kim­seye karşılık olarak verilir; ancak oruç bundan müstesnâdır. Çünkü ona kısas dâhil olmaz. Allahu Teâlâ, kıyâmet günü, oruç için: “Bu benim içindir. Hiç kim­se ondan bir şey noksanlaştıramaz.” buyurur.

Kudsî bir hadiste şöyle buyrulmuştur: ”Oruç benim İçindir; onun mukâ faatını ben vereceğim.”(3)

Denilmiştir ki; Allahu Teâlâ orucu zâtına izâfe etti; çünkü oruçta Allah’ın Samediyyet sıfatının tecellilerinden bir ahlâk vardır. (Kul geçici bir zaman ve beşerî fıtratına uygun bir şekilde de olsa yiyip içmemekle, Allahu Teâlâ’nın ezelî ve ebedî olan hâline bir derece benzemektedir). Hem oruç, terk edilen şeyler yönüyle, Allah’dan başkasının bilemiyeceği gizli amellerdendir.

Tevbe sûresinin 112. âyetinde geçen, (seyâhat edenler mânasındaki) “es- Sâihûn” âyeti, “oruç tutanlar” şeklinde de tefsir edilmiştir. Çünkü mü’minler, açlık ve susuzluklarıyla kalben Allahu Teâlâ’ya yolculuk yapmaktadırlar.

“Ancak sabredenlerin mükâfaatları hesabsız olarak verilecektir.” (4)âyetinin tefsirinde, sabredenlerin, oruç tutanlar olduğu söylenmiştir. Çünkü “sabır”, orucun isimlerinden birisidir. Oruçlu olan kimseye bol bol İlâhî ihsânlar dökülür ve kendisine sayısız mükâfaatlar verilir.

 

Allahu Teâlâ’nın: “İşledikleri amellere mûkafaat olarak saklanan, göz­lere aydınlık olacak İhsanları hiç kimse bilemez.”(5) âyetinin tefsirinde, on­lara bu mükâfaatı te’mln edecek amelin oruç olduğu söylenmiştir.

Yahya b. Muaz demiştir ki: “Kişi çok yemeye mübtelâ olduğu zaman, me­lekler ona acıyarak ağlarlar. Yeme hırsına düşen kimse, şehvet ateşiyle yan­mış demektir.”

İnsanoğlundan şerre vesile olacak (irili ufaklı) bin tane uzvu vardır ve hep­sinin ipi de şeytanın elindedir. Kişi, kırnını aç bırakıp boğazını tutunca, bütün uzuvlar kururlar ve açlık ateşiyle yanar etkilerini azaltırlar. Şeytan bu kimse­nin içine girmek şöyle dursun, gölgesinden kaçar. Fakat, boğazının yolunu açıp arzuladığı bütün leziz yemekleri yiyerek karnını doyurduğu zaman, şer­re âlet olacak âzaları yeşerir; canlanır ve şeytanın istediği gibi tasarruf etme­sine imkan hazırlamış olur.

Tokluk, nefsin içinde şeytanın gelip gidip sulandığı bir nehir durumunda­dır. Açlık da rûhda meleklerin kullandığı bir nehirdir. Şeytan, uyumakta olan aç bir kimseden kaçar; kendisine bir te’sir edemez. Böyle birisi uyanıp ayağa kalkınca durum nasıl olur bir düşün!

Şeytan ayaktaki tok adamın boynuna sarılır; içine girip istediği gibi vesve­se verir. Bu adam uykuda olduğu zaman duruna nasıl olur; var hesap eyle. Sâdık bir müridin kalbi, nefsinin yiyecek ve içecek ihtiyaçlarından dolayı Ce-nâb-ı Hakk’a yalvarmalıdır.

Adamın birisi, et-Tayâlisî’nin yanına girdi. O, su ile ısıtılmış kuru ekmeği iri tuza batırarak yiyordu. Adam:

“Bunu nasıl canın çekiyor? diye sordu. et-Tayâlisî:

“Canım çekinceye kadar yemiyorum, iyice acıkınca da canım çekiyor ve yiyorum!” dedi.

Denilir ki kul, yeme ve içmede israf derecesine giderse, âhirete göçmeden önce dünyada âcilen zillet ve küçüklük içine düşer.”

Sûfilerden birisi demiştir ki: “Allah’ın huzuruna girmeye açılan en büyük kapı, gıdâyı azaltmaktır.”

Bişr el-Hafi demiştir ki: “Açlık, kalbi sâfileştirir; hevâyı öldürür, ince ve sır­lı ilimleri te’mln eder.”

Zunnûn el-Mısrî demiştir ki: “Doyana kadar yiyip, kanana kadar içtiğim bütün zamanlarda, ya Allah’a isyan.etmiş ya da bir ma’siyete niyetlenmişdir.“

Kasım b. Muhammed, Hz. Âişe’nin (r.a.) şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “Onbeş gün, bir ay geçerdi de evimizde ne bir kandil ne de bir ateş yanar­dır Kendisine:

“Peki ne ile hayatınızı devam ettiriyordunuz?” diye sorunca:

“Kuru hurma ve su ile! Allah kendilerini hayırla mükâfaatlandırsın, Ensâr’dan, sağmal hayvanı olan komşularımız vardı. Çoğu zaman bize, bir şeyler gönderirlerdi.” dedi.(6)

Rivâyet edildiğine göre, Hz. Ömer’in kızı Hafsa, bir gün babasına:

“Allah rızkında genişlik verdi, keşke bugün yediğinden biraz daha fazlası­nı yesen ve giydiğinden daha yumaşağını giysen!” dediğinde, Hz. Ömer (r.a): “Seni sana havâle ediyorum, hükmü sen ver! Rasûlullah (a.s.) da böyle değil miydi? dedi ve bu sözü tekrar edip durdu. Bunun üzerine Hz. Hafsa ağ­ladı. Hz. Ömer (r.a):

“Ben sana durumu haber verdim. Vallahi ben, Rasûlullah’ın (s.a.v) çekmiş olduğu sıkıntılı hayat şeklinde O’na ortak olacağım. Belki âhirette ki güzel ra­hat hayatında bir nasibim olur.”

Hz. Ömer’in (r.a) yakınlarından birisi demiştir ki: “Ne zaman unu eleyip ke­peğini ayırmışsam, Hz. Ömer’e âsi olmuşumdur. (Çünkü o, unu elemeden ekmek yapmamızı emrederdi.)

Hz. Âişe (r.ah) demiştir ki: “Rasûlullah (a.s) dünyadan ayrılıncaya ka­dar üç gün arka arkaya buğday ekmeği İle karnını doyurmamıştır. ”(7)


Hz. Âişe (r.ah): “Melekût âleminin kapısını çalmaya devam ediniz ki; size açılsın!” deyince, kendisine:

“Bu nasıl olur?” di ye sordular:

“(Allah İçin) açlık ve susuzlukla!” dedi.’

Anlatıldığına göre; İblis, üzerinde (omuzunda) bir takım çengeller olduğu halde Zekeriyyâ (a.s)’ın oğlu Yahya aleyhisselam’a göründü. Yahya (a.s): “Bunları nedir?” diye sordu, İblis:

“Âdemoğullarını avladığım şehvetlerdir!” dedi. Hz. Yahya (a.s);

“Onlar içinde beni de avladığın bir tuzak var mıdır?” deyince, İblis:

“Hayır, fakat sen bir gece karnını iyice doyurmuştun da sana gece nama­zını ve zikri zorlaştırmıştım.” dedi. Bunun üzerine Hz. Yahya:

“Madem öyle, ben de bundan sonra bir daha karnımı doyurmayacağım!” dedi. İblis de:

“Ben de, bir daha kimseye nasihat etmiyeceğiml” dedi.

Şakık el-Belhî demiştir ki:“İbâdet bir sanattır; onun dükkanı halvet, âlet­leri açlıktır.”

Lokman (a.s) oğluna: “Miden dolduğu zaman fikir uyur, hikmetin dili tutu­lur, âzalar ibâdetten geri kalır.” demiştir.

Haşan el-Basrî demiştir ki: “Yemekte iki (çeşit) katığı bir arada yemeyin. O, münafıkların yemeğidir.”

Sûfilerden birisi demiştir ki: “Midesini çeşitli yiyeceklerin bozduğu zâhitten Allah’a sığınırım.”

Müridin dört günden fazla peşpeşe (ardarda hiç oruç tutmadan) yemesi uygun değildir. Çünkü bu durumda nefis, âdetlere meyleder ve şehvetlerine uymaya imkân bulur.

Denilmiştir ki; dünya senin karnındır; karnın hakkında ne kadar zühd sâ- hibi isen, dünyaya karşı zühdün de odur.

Rasûlullah (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Âdemoğlu karnından daha kötü bir kab doldurmamıştır. Halbuki İn­sana, belini doğrultacak (kadar) bir kaç lokma yemesi yeterlldlr. Eğer illâ yemek durumunda İse, bâri midenin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe, kalan üçte birini de nefese ayırarak boş bıraksın.”

Feth el-Mevsilî demiştir ki: “Otuz tane şeyhin sohbetinde bulundum; her birisi, yanından ayrılırken bana, tüysüz, parlak genç oğlanlarla bulunmamayı ve az yemeyi tavsiye etti!”

 


[2]
   Tirmizi, Deavât, 86; ibnu Mâce, Siyam, 44.

[1]   Ebû Nuaym, Hllye, V, 34;Tabarâni, ei-Keblr, No:8544; Heysemi, Mecmeuz’- Mesud’dan (r.a) mevkuf olarak rivayet edilmiştir.)

[3]   Buhârî, Sıyâm, 2; Müslim, Sıyâm, (60; Tirmizî, Sıyâm, 54; Nesât, Sıy&m, 41;

[4]   Zumer (39), 10.                                                                                               *

[5]   Secde (32), 17.

[6]  Buhârî. Rikâk, 7; Müslim, Zühd, 28; Nevevî, Riyâzu’s-Sâlihin, Had. No: 494.

[7]   Müslim, Zühd, 25-28; Nevevî, Riyâzu’s-Sâlihin, Had. No: 493; Heysemî, Mecmau z-Zevara, *.

[8] Zebîdî, Ithafu’s-Sâde, IX, 15. (Söz, Rasûlullah (a.s.)’a Ait olarak rivAyet edilmiştir)

 

Sühreverdi,Gerçek Tasavvuf

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*