Okmeydanı Yok meydanı Oldu!

Okmeydanı Yokmeydanı Oldu!

Osmanlı Devri kültür ve tarih mirası eserleri, bilhassa kentsel göçlerin arttığı son yıllarda giderek daha da ağır tahribata  kalmışlardır. Belediyeler yolları onarırken nice Osmanlı Devrin İstanbul çeşmesini recm yaparcasına toprağa gömmüştür. Bu eserler ise hazine arazilerini işgal edenler tarafından dökülen çöplerin altında yok olmuşlardır.

Tophane Müşirliği, Taksim Kışlası gibi nice anıtsal eser, kimi yol geçecek diye, kimi pervasız yöneticilerin kararıyla yıkılıp yok edilmiş, bölünmüştür.

En içler acı örneklerden biri Tophane Müşirliği’nin günümüzdeki halidir. Düşünüldüğünde böylesine bir külliye, Osmanlı İmparatorluğu’nun silah üretim fabrikası olduğundan, günümüze kadar korunması halinde, benzersiz bir müze olarak teşhir edilebileceği görülecekti. Değil mi ki, saat kulesi Salı pazarı Ambarları sınırlarına hapsedilmiş ve senelerce liman işçilerinin helası olarak kullanılmıştır. Halen de perişanlığı sürmektedir.

Osmanlı devrinden kalan ne kadar millî ve resmî kültür ve tarih mirası eser varsa, devlet ilgisizliği ile cehaletin eline düşmüştür. Özellikle İstanbul’un iş göçlerle işgale uğraması yıllarında korunmaya alınmamış, tahrip edilmelerine yöneticiler tarafından aldırış edilmemiştir.

Böyle olduğundan dolayı Fatih Sultan Mehmed’in vakfiyesi olan koskoca Okmeydanı kaçak kondularla kaplanırken, her biri bir tarih ve sanat eseri olan nişan taşları ve menzil taşlan kaçak konduların duvarları içinde kaderlerine terk edilmiş, kimileri kırılıp parçalanmış, kimileri giderek apartmanlaşan konduların balkon duvarına destek olmuş ve koskoca bir tarih yok edilmiştir.

Prof. Dr. Halit Çal, Osmanlı hukuk sistemi içinde Asar-ı Atika Nizamnamelerine kadar taşınmaz eski eserlerle ilgili tek hükmün 9.8.1958 tarihli Ceza Kanunnamesinin 33. maddesi olduğunu işaret eder. Bu maddede: “hayrat-1 şerife ve tezyinat-1 beldeden olan ebnia ve asar-ı mevzuayı hedm ve tahrib veyahud bazı mahalleri kırıp rahnedar edenlerin” cezalandırılacağı hükmü

Prof Dr. Halit Çal’ın mezkûr tebliğinde belirttiği üzere; Osmanlı Devletinin genel çöküşüne paralel olarak vakıf kurallarında da bozulmalar, vakıf gelirlerinde azalmalar olunca, vakıf eserler de harap olmaya başlamıştır. Yüzyılımızın başında Mimar Kemaleddin’in onarım hamlesi nisbî bir ferahlama sağlamışsa da uzun ömürlü olmamış, eserler yok olmaya devam etmiştir. Bu genel çöküşten idareciler de nasibini almışlardır. Gülhane Parkı nın surlarının bir kısmının yıktırılması veya benzerleri çoktur diye Ayasofya’nın yakınındaki Mimar Sinan tarafından yaptırılan hamamın yıktırılması gibi düşünceler ileri sürülmektedir. Onarımları da iyi yaptırılmamaktadır. Muhafaza-i Âbidât Encümen-i Daimîsi nin tespitlerine göre Topkapı Sarayı onarımlarında tahribatta bulunulmuş; mesela kullanılmıyor diye bir hamamın çinileri sökülmüş, sarayın diğer kısımlarında kullanılmıştır.

İstanbul’da bilhassa Cemil Topuzlu Paşa’nın şehreminligi sırasında çok sayıda eski eserin imar hevesiyle yıktırıldığı bilinmektedir.

Tüm bu tahribatlar; yönetimlerin veya halkın sığ kalan kültür düzeylerinden ileri gelmiştir. Hiçbirinde Osmanlı imparatorluğu gibi millî bir maziyi silip atmak gibi bir çağrışım bulunmamaktadır.

Rize Mebusu Ekrem Rize’nin verdiği önerge bu bakımdan diğerlerinden ayrılmakta, millet ve devlet olarak Osmanlı imparatorluğundan oluşan mazimizi kanun çıkartarak, çekiç ve keski darbeleriyle kazıtmaya kadar uzanan bir cüreti gerçekleştirmeye gitmektedir. Zaten bu saldırının sonucu, 1057 sayılı kanun olmuştur.

Cumhuriyetsin ilk yıllarında maruz bulunduğu yokluklar, sıkıntılar yanında, eğitilmiş insan kaynaklarının yetersizliğiOsmanlı Devletinin genel çöküşüne paralel olarak Vâkıf kurallarında da bozulmalar, vakıf gelirlerinde azalmalar olunca, vakıf eaerler de harap olmaya başlamıştır. Yüzyılımızın başında Mimar kemaleddin’in onarım hamlesi nisbî bir ferahlama sağlamışa da uzun ömürlü olmamış, eserler yok olmaya devam etmiştir. Bu genel çöküşten idareciler de nasibini almışlardır. Gülhane Parkı’nm surlarının bir kısmının yıktırılması veya benzerleri çoktur diye Ayasofya’nın yakınındaki Mimar Sinan tarafından yaptırılan hamamın yıktırılması gibi düşünceler ileri sürülmektedir. Ona rinaları da iyi yaptırılmamaktadır. Muhafaza-i Âbidât Encümen-i Daimîsi’nin tespitlerine göre Topkapı Sarayı onarımlarında tahribatta bulunulmuş; mesela kullanılmıyor diye bir hamamın çinileri sökülmüş, sarayın diğer kısımlarında kullanılmıştır.

İstanbul’da bilhassa Cemil Topuzlu Paşa’nın şehremin-ligi sırasında çok sayıda eski eserin imar hevesiyle yıktınldıgı bilinmektedir.

Tüm bu tahribatlar; yönetimlerin veya halkın sığ; kalan kültür düzeylerinden ileri gelmiştir. Hiçbirinde Osmanlı İmparatorluğu gibi milli bir maziyi silip atmak gibi bir çağrışım bulunmamaktadır.
Rize Mebusu Ekrem Rize’nin verdiği önerge bu bakımdan diğerlerinden ayrılmakta, millet ve devlet olarak Osmanlı İmparatorluğundan oluşan mazimizi kanun çıkartarak, çekiç ve keski darbeleriyle kazıtmaya kadar uzanan bir cüreti gerçekleştirmeye gitmektedir. Zaten bu kaldırtnın sonucu, 1057 sayılı kanun olmuştur

Cumhuriyetin ilk yıllarında maruz bulunduğu yokluklar, sıkıntılar yanında, eğitilmiş insan kaynaklarının yetersizliği dikkate alındığında, genç Türkiye’nin nasıl ağır bir mücadele verdiği görülecektir.

Böyle olunca da, bunca zorluklar arasından sıyrılıp, ille de “Osmanlı devrinden kalan millî ve resmî binalardaki tuğraları ve kitâbeleri kaldırın, örtün, yok edin!” diye boy gösteren Ekrem Rize’nin bu kahredici başarısını anlatmaya başlamadan, Türkiye’nin içinde bulunduğu derin yokluklardan sadece birkaç örneği. TBMM Toplantı Tutanaklarından alarak karşılaştırma yapılsın diye nakledeceğim.

Osman Öndeş,Vurun Osmanlı’ya

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*