Neticeyi Bilen Allah’ın İnsanları Sınaması Nasıl Anlaşılmalı?

“Biz ancak şunu bilmek için şöyle şöyle yaptık” sözü, o şeyi bilmenin henüz gerçekleşmediğini, bu bilginin meydana gelmesi için de Cenâb-ı Hakk’ın o fiili işlediği vehmini verir. Bu da, Allahu Teâlâ’nın, meydana gelmeden önce, bu eşyayı bilmemesini gerektirir.

Müşkillik arzetme hususunda bunun bir benzeri de, Cenâb-ı Hakk’ın, “Biz sizden cihâd edenleri ve sabredenleri bilmek için, muhakkak ki sizi imtihan edeceğiz” (Muhammed, 31); Allah sizden hafifletti ve sizde bir zayıflık olduğunu bildi;” (Enfâl, 66) Belki o öğüt alır veya korkar. (Taha, 44) “Allah, doğru olanları muhakkak ki bilecektir.” (Ankebut. 3); “Yoksa size Allah içinizden cihâd edip sabredenleri ortaya çıkarmadıkça, cennete gireceğinizi mi zannettiniz “(Al-i imran, 142) ve: “Oysaki onun, onlar üzerinde hiçbir gücü yoktu.. Bu ancak, ahirete inanan kimseyi ortaya çıkarmanız için idi” (Sebe, 21) ayetleridir. Bu meseleye dair sözümüz, Cenâb-ı Hakk’ın, “Hani Allah sınamıştı…” (Bakara, 124) ayetinin tefsirinde iyiden iyiye geçmişti…

Müfessirler bu hususu birkaç yönden cevaplamışlardır.

1) Cenâb-ı Hakk’ın, (Bakara, 143) ayetinin manası, “Bizim peygamberler ve mü’minlerden meydana gelen taraflarımız bilsin diye…” olur. Nitekim kral, onu dostlarımız fethetti manasında, “Biz, falanca beldeyi fethettik” der. Yine Hz. Ömer Irak topraklarını fethetmiştir, denilmesi de bunun gibidir.

Hz. Peygamber (s.a.s)’in Cenâb-ı Hakk’tan rivayet ettiği kudsî hadiste şöyle buyurulması da bu manadadır: “Kulumdan bana borç vermesini istedim, fakat o bana borç vermedi ve beni kınadı. Oysaki onun beni kınaması hakkı değildi.. O, “ah zaman!” der; bilmez ki zaman Benim..”(Müsned 2/300)Hadiste, “Kim benim bir dostumu küçümserse, muhakkak ki beni küçümsemiştir” şeklinde vâ-rid olmuştur.

2) Bunun manası, “olmayan şey ortaya çıksın da, böylece o mevcut olsun” demektir. Sonra o mevcut olduğu zaman, Allah o şeyi mevcut olarak bilir; çünkü Allah’ın o şey mevcut olmazdan önce, onu mevcut olarak bilmesi imkânsızdır.” Buna göre Hak Teâlâ’nın,”illâ li na’leme”buyruğunun manası, “Biz onu mey-dana gelmiş şekliyle bilelim diye..” şeklinde olur.

Buna göre şayet, “Bu, Allah’ın ilminin hadis olmasını gerektirir” denilir ise biz deriz ki âlimler, bir şeyin meydana geleceğini bilmenin, o şey meydana geldiği zaman onun varlığını bilmek gibi olduğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. Bu konudaki ihtilâf oldukça meşhurdur.

3) “Biz, kalblerindeki ihlâsveya nifakın ortaya çıkmış olması sebebiyle şunları şunlardan ayırd edelim diye…” Böylece mü’minler kendi dost ve düşmanlarını tanımış olurlar. İşte bu sebeple “ayırdetme” işi, ilim olarak isimlendirilmiştir. Çünkü, bu ayırdetme işi de ilmin fayda ve neticelerinden birisidir.

4) “illâ li na’leme”nin manası, “Ancak biz görelim… diye” demektir. Bunun anlamı şudur: Araplar, ilmi, rüyet (görmek), görmeyi de bilmek yerinde kullanarak mecaz yapmaktadırlar. Tıpkı Cenâb-ı Hakk’ın,. ‘medin mi, na-sti… ” ayetinde olduğu gibi.. kelimeleri, birbirinin yerini tutan kelimelerdir.

5) Ferrâ’nın taraftar olduğu görüştür. Buna göre bu âyette ilim hüdüsü, (sonradan olması) muhataplar itibariyledir. Bunun misâli şudur: Cahil ile akıllı bir kimse bir araya geldiklerinde cahil şöyle der: “Odun ateşi yakar..” Akıllı olan da, “Ateş odunu yakar. Hangisinin diğerini yaktığını bilmek için, onları biraraya getirelim” der. Ki bunun manası, “Hangimizin cahil olduğunu bilelim diye…”demektir.

İşte, Cenâb-ı Hakk’ın,”illâ li na’leme” buyruğunun manası budur. Yani, “sizler bilesiniz diye…” demektir.

Bu tür sözlerden maksat, hitabta yumuşaklık ve gönülleri yumuşatma ve cezbetme arsuzudur. Tıpkı, Cenâb-ı Hakk’ın, “Muhakkak ki ya biz ya da siz hidayet üzerindesiniz’ (Sebe, 24) ayetinde olduğu gibi. Böylece Cenâb-ı Hak şüphe vehmi veren sözü, hitabı inceltmek ve muhatabın gönlünü almak için, kendi nefsine nisbet etmiştir.. Cenâb-ı Hakk’ını ifâdesi de işte böyledir.

6)“Biz, size sanki, hiçbir şey bilmeyen bir imtihan edicinin muamelesi gibi muamele ediyoruz.” Çünkü adalet bunu gerektirir.

7) ilim,(na’leme ifâdesi), mânada etkisi olmayan bir kelimedir. Buna göre Cenâbı Hak, ifâdesinin mânası, “Peygambere uyanların ittibâsı, yüz çevirenlerin de sırt dönmeleri meydana gelsin, hâsıl olsun diye…” şeklinde olur.

Bunun bir benzeri de, senin, kendinden nefyedip kabullenmediğin bir şey hakkında söylediğin şu sözdür: “Bunun benden olduğunu bilmedi!..” Yani, “bu iş benden sadır olmadı” demektir. Buna göre, “Yani bu iş olsaydı, onu o Allah kesinlikle bilirdi ” demektir.

Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 3/546-548.

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*