Nesh ve Hikmeti

İmam Maturidi

Biz bir âyeti nesheder veya unutturursak mutlaka onun daha hayırlısını veya dengini getiririz.Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin?(Bakara,106.Ayet Meali)

[Nesih ve Hikmeti]

Biz bir âyeti nesheder veya unutturursak. Kelâm âlimlerinden bazıları şöyle dedi: Levh-i mahfûzdan siler yahut orada bırakırsak. Şöyle de denildi:Biz bir âyeti nesheder, yani diğer âyet mukabilinde kaldırırsak [§] veya diğerine terkedersek. Yine şöyle denildi: Biz bir âyeti nesheder, hükmünü ve ken­disiyle amel edilmesini kaldırırsak, veya unutturursak, yani kırâat ve tilâvetini terk edersek. Âyetin tamamen kaldırılması câiz olduğu gibi hükmünün kaldı­rılıp metnin bırakılması da bazı sebeplere bağlı olarak câizdir. Birincisi, nes­hin fiilen gerçekleşmesidir.

Şu halde neshi inkâr edenin telakkisi kökünden yıkılmıştır, çünkü nesih fiilen vardır. Buna rağmen neshi inkâr eden, onun mahiyetini bilmemesinden dolayı inkâr eder. Nesih, hükmün geçerliğinin belli bir zamanda sona ermesidir, bu yahudilerin ileri sürdüğü gibi bedâ (sonra­dan farkına varma) değildir.(1) İkincisi, âyetle amel etmekte sevap bulunduğu gibi onu okumakta da vardır. Onun kendisiyle amel edilmesinden elde edilen sevabın kaldırılıp tilâvet edilmesiyle kazanılan sevabın devam etmesi müm­kündür. Üçüncüsü, birinci hükmün zaruret ve darlık haline, İkincisinin ise normal imkânların mevcudiyeti haline ait olmasıdır, şu âyet-i kerîmede görül­düğü üzere: “Kendiliğinden ölü hayvan (Allah’ın adıyla boğazlanmadan ölen hayvan), kan, domuz eti … size haram kılındı. Kim günaha meyletmeksizin açlıktan dolayı dara düşerse haram etlerden yiyebilir”(Maide,3)

[§] Bir de âyetin kendisinin (metninin) kaldırılıp okunmasının unutturulması (ve hükmünün devam etmesi) câizdir. Nitekim Hz. Ömer’den (r.a.) rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: “Biz Ahzâb sûresini Bakara sûresine denk tutardık, sonraları ondan bazı âyetler kaldırılmıştır (nesh), şu metin on­lardan biridir: ‘Yaşlı erkek ile yaşlı kadın zina ettiklerinde onları tereddütsüz recmedin’”(2)

Daha hayırlısını veya dengini getiririz. Farklı yorumlar yapılmıştır. De­nildi ki daha hayırlısını getiririz, yani bedenlere daha hafif gelen ve kolay uy­gulananını, “Oruç tutmaya gücü yetmeyenlere bir fakir doyuracak kadar fidye gerekir”(Bakara,184) âyetinde olduğu gibi. Görüldüğü üzere oruç tutma emri bazı za­manlarda geçerli, bazılarında ise geçersiz hale gelmiştir, çünkü hüküm oruca güç yetirmekten ayrılıp fidyeye yöneldi. Ramazan gecelerinde yemek yemenin ve cinsel ilişkide bulunmanın önceleri yasaklanması, ayrıca kendiliğinden öl­müş hayvan gibi haram kılınan şeylerin yasaklanması hükmü de buna ben­zemektedir.(3) Zorluk veya zarurete bağlı olarak bunlar hakkında mubah ve helâl hükmü gelmeseydi biz sürekli haram oluşu bilecektik, halbuki mubahlık bedenler için daha hafif ve kolay bir uygulamadır.

Daha hayırlısını getiririz. Sevap ve sonuç açısından, diye yorumlanmış­tır. Bir de şöyle denildi: Daha hayırlısını getiririz, sağlayacağı fayda açısından, veya dengini, yine faydası açısından. Âyetteki “daha hayırlı veya dengi, hayr- misl” () kavramları hakkında şöyle bir yorum da yapılmıştır: Daha hayırlısını getiririz, bu, nesih sayesinde hayrın uyma konumunda, mislin ise emre muhatap olma konumunda size görünmesidir. Bu durumda neshi inkâr edenler ile kabul edenler ilk seviyeyi teşkil eden misli benimseme husûsunda müşterek ve eşit hale gelirler. Ancak kabul edenler, nâsih niteliği taşıyan daha hayırlının ortaya çıkıp onu benimsemeleri sayesinde ötekilerine göre üstün­lük kazanırlar.

Bu meselenin örneği Beytülmakdise yönelerek namaz kılmak­tır. Başlangıçta kıbleye yönelerek namaz kılma emrini benimseme noktasında müslümanların durumu yahudilerin konumu gibiydi. [§] Kıbleye yönelme emrinin ilk ortaya çıkışı sırasında daha hayırlı (veya sadece hayırlı) olan şey müslümanlarca henüz bilinememiş, konu müphem kalmıştı. Neshi benimse­yenin şahsında ve çevresinde (Resûlullah ve ashâbı olabilir) zamanla şu husus ortaya çıktı ki yahudilerin bu meselede Resûl-i Ekrem’e uyması ille de onun kendisine uyulma hakkının gereği değil, nezdinde kesin delilin bulunması se­bebiyledir. Neshi, bir uygulamayı kaldırıp yerine başkasını koyma konumunda gören kimse ise mensûhun yerine ruhsat ve helal olmayı (ibâha) koymuştur, ibâha hafifletme amacıyla gelir.

Neshin daima zor olanı değiştirmek için geldiğini düşünen kimseye, zina yapanlar hakkında nâzil olan âyetlerle karşı görüş ileri sürülmüştür. Böyleleri hakkında ilkin, “Onları ölüm alıp götürünceye kadar evlerde hapsedin”(Nisa,15) buyrulmuş, daha sonra bu ceza çok daha ağır olan recm ile değiştirilmiştir, bunun da delili, “Cevabı benden alın, cevabı benden alın!” hadisidir(4)

Daha hayırlısını getiririz, meâlindeki beyanın bir yorumu daha var. O da önceki peygamberlere ait bazı (hissî) mûcizelerden ibarettir.(5) Mûcizeler kesin delillerdir. Buna göre anlam şöyle olur: Biz bir delili kaldırıp gözlerin algılama alanı dışına çıkarırsak mutlaka kendini benimsetmekte ondan daha hayırlısını yani kuvvetlisini [§] veya dengini getiririz. Şüphe yok ki nesih yoluyla sonra gelen mûcizeler (âyetler) kendilerini kabul ettirmeleri açısından görme algı­sının dışında kalanlara göre daha kuvvetlidir. Buna göre daha hayırlısını geti­ririz beyanı şöyle olur: İlkinden daha kuvvetli ve daha etkili bir delil getiririz, yahut da dengini.

Neshin hikmeti ve amacı nedir, diye sorulursa şöyle cevap verilir: Nesih inananlara yönelik bir imtihandır. Allah’ın, insanları, dilediği zamanda dile­diği şeylerle imtihan etmesi tabiidir. Öyle ki zamanın bir döneminde bir şeyi emreder, sonra onu yasaklayıp başka bir davranış emrini verir. Bunda hikmet dairesinin dışına çıkmak söz konusu olmadığı gibi bedâ durumu da yoktur. Şüphe yok ki O, ezelden beri olanı ve olacağı bilmekte, yerli yerinde fiil işleyip hüküm vermektedir. Aşırıya kaçan söz söylemekten Allah’a sığınırız.(6)

Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin? Buradaki hitabın Resûlullah’a yönelik (s.a.) olması muhtemeldir. Bu durumda onun vasıtasıyla kastedilenler bir önceki âyette zikredilen Ehl-i Kitab’ın kâfirleri ve ayrıca müş­riklerdir. Allah Teâlâ dilediğine hayır indirmeye, bazılarını diğerlerine göre seçkin ve üstün kılmaya elbette kadirdir. Bunun yanında hitabı bilmiş olması­na rağmen yine Hz. Peygambere yönelik bulunması da ihtimal dâhilindedir. Bu durumda amaç hatırlatmak ve dar zamanlarında ona mânevi güç vermek­tir. Yani zaten sen Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilmektesin. [§] Bu, “Bil ki Allah’tan başka ilâh yoktur”(Muhammed,19) meâlindeki âyete benzemektedir, burada da hitap Resûlullahîn tevhid ilkesine zaten vâkıf olduğu esasına dayanmaktadır. Biraz önce değindiğimiz üzere muhataplarına bildirip haber verme ihtimali de mevcuttur.

Dipnotlar:

(1)- “İmam şöyle demektedir: Yahudilerin neshi inkâr etmesi onun mâna ve mahiyetini bilme- melerindendir. Şayet bilselerdi şeriat ve hükümlerin neshedilişini inkâr etmezlerdi. Nesih hükmün geçerliğinin belli bir vakitte sona ermesidir. Bunun sebebi hükmün vazedilişini gerektiren maslahatın (fayda, kamunun veya bireyin yararı) sona ermesi ve yeni zamanda, ilkinin sona ermesiyle başka bir maslahat için yeni hükmün beyan edilmesidir. Bu­nunla birlikte birinci hükmün mevcut olduğu zamanda meşru ve maslahata uygun oluşu da kabul edilmelidir. Durum yahudilerin anladığı gibi sonradan farkına varma şeklinde değildir. Meselâ duyulur âlemde bir bina kurup da sonra amacına aykırı olarak hareket edip yanlış yaptığının farkına varan ve binasını yıkan adama benzemez. Duyulur âlemde neshin benzeri bu olmayıp doktorun şu biçimdeki davranışıdır. Doktor safra ve harareti baskın gelene safrayı kesen soğuk içecek kullanmasını emreder. Daha sonra safra ve hara­retinin dindiği ve durumunun normale döndüğünü anlayınca soğuk içecekleri yasaklayıp mutedil olanlarını tavsiye eder. Tabibin bu davranışı bir sonradan farkediş hareketi ve bir çelişki değildir …” (Semerkandî, Şerhut-Tevîlât, vr. 46b).

(2)- Buhârî, “Hudûd”, 21, 22, 24; Müslim, “Hudûd”, 12-14; Ebû Dâvûd, “Hudûd”, 23; bk. Kurtubî, el-Câmi\ VI, 243.

(3)-“Oruç gecesinde kadınlarınızla cinsel ilişkide bulunmak size helâl kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tövbenizi kabul etti. Artık onlara yaklaşabilir ve Allah’ın takdir ettiklerini isteyebilirsiniz. Sabahın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt edilinceye (tan yeri ağarmaya başlayıncaya) ka­dar yiyin, için” (el-Bakara 2/187).

(4)- Ubâde b. Sâmiften nakledildiğine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur: “Cevabı benden alın, cevabı benden alın, Allah, zina eden kadınlar hakkında çıkış yolu belirlemiştir: Bekârın bekârla zinasının cezası 100 sopa ve bir yıl sürgün, üzerinden nikâh geçenin dengi ile zinasının cezası ise 100 sopa ve recmdir” (Buhârî, “Kefâlet”, 1; Müslim, “Hudûd”, 12-14; Ebû Dâvûd, “Hudûd”, 23; Tirmizî, “Hudûd”, 8.)

(5)- “Denildi ki buradaki âyetten maksat hüccetin neshedilmesi ve geçmiş dönemlerde Allah’ın varlığı, birliği ve sıfatlarıyla ilgili hissî mûcizelerin ortadan kaldırılmasıdır” (Semerkandî, Şerhut-Tevîlât, vr. 38a).

(6)-“Allah Teâlâ, zâtının verdiği hüküm ve kararla şeriat ve hükümlerini sağlam hikmetler üzerine bina etmiş ve bunları kulların dünyaya ve âhirete yönelik dirliğine uygun biçimde vazetmiştir. İnsanların dirliğine vesile olan husûsların zamanın, hal ve gidişlerin, ayrıca şahısların farklılığına bağlı olarak değişmesi akıl açısından tabiidir, sonuç olarak onlara ait hükümler de değişmeye açıktır. Her durumda yardımcımız Allah’tır. Duyulara hitap eden mûcizelerin (âyât) değişmesine gelince, Allah Teâlâ’nın farklı tecellilerle delil göstermesi tabiidir, bunun amacı, ne kadar değişik olursa olsun, yarattığı her şeyde birliğini kanıtla­yan delillerinin bulunduğunun bilinmesidir. Bütün deliller hedefi gösterme açısından eşit olmakla birlikte onların bir kısmı gözlere daha belirgin, kalplere de daha etkili olabilir” (Semerkandî, Şerhu’t-Te’vîlât, vr. 38b).

 

İmam Maturidi – Te’vîlâtü’l-Kur’an Tercümesi,cild:1 Ensar Yayınları,syf:227-231

 

 

 

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*