Negatif Enerji ve Roller

Değerli Hocam Ümit Meriç Hanımefendi, annesinden bahsettiği bir televizyon programında, annesinin Anadolu çocuklarına verdiği rolü anlatmıştı. Merhum Fevziye Meriç yalınayak, başı kabak ilkokul öğrencilerine ders verirken, “Ben sizin çorapsız, ayakkabısız halinizi görmüyorum. Ben sizin hepinizi geleceğin hâkimleri, geleceğin doktorları öğretmenleri olarak görüyorum” der demez o fakir Anadolu çocuklarının yüzüne bir vakar inermiş. ‘ Rol vermek bir insana “Olacaksın, sana güveniyorum” demektir. Bir taraftan umutlar için çıta yükseltilir rol verilirken, diğer taraftan o çıtanın yüksekliğine erişsin diye namzedin engelleri kaldırılır.

Sosyoloji kitaplarında roller sadece müesseselere bağlı olarak anlatılır. Bir subaydan subay gibi davranması beklenir. Bir Öğretmenden Öğretmen gibi. Ya gençliğe nasıl rol verilir?

Arif Nihat’ın mısraları nice hoştur: “Yürü ne diye oyunda oynaştasın. Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!” Fetih Marşı’nı bilen kaç genç var? Pop yıldızlarının hayat hikâyelerinin ötesinde her şeyden mahrum olan gençlik için verilen rol, birkaç jean markası. Modalaşmış bir kaç jest ve mimik ve birkaç argo kelime.

Hume “Duyum Üzerine Düşünceleri” 28 yaşında yazıp bitirmiş. Biz o kitabı 28 yaşında değil yazmak, okuyup tartışacak düzeye gelemiyoruz.

Ne dâhiye, ne deliye sabrı var toplumun.

Sabır olmayınca da etrafımızdaki insanlara pozitif enerjiler yükleyerek onların bir şeyler yapmasını umut etmiyoruz bile.

Anlaşmak adına konuştuğumuz dil, birtakım negatifliklerin arka arkaya sıralanmasıyla sınırlı kalıyor.

Bir toplumdaki değer yargılarının kendine ait yeri koruması öncelikle takdir edilme durumunun daima yürürlükte olması ile alâkalıdır. Bizim toplumumuz takdir eylemini çoktan seçmeli şıklarla örülmüş test mantığına bıraktığı için, cevap anahtarının bize sunduğu puan cetveli kadar alıyoruz boyumuzun ölçüsünü.

Takdir etmek muhatabın yerini ve konumunu görmektir. Layık olana layık olduğu yeri vermektir.

Rol konusunda toplumun nasıl bir değersizlik duygusu içinde ve negatif enerjiyle sürüklendiğini tespit etmek için haber bültenlerini şöyle bir dinlemek yeterlidir. Özellikle intihar haberlerinin verilişindeki mantık ve seçilen kelimelerle gençler intihar etmeye teşvik edilmekte, yalnız insanlara müntehir rolü biçilmektedir.

Modern kadın imajının çalışan kadın, sosyal faaliyetlere vakfolmuş kadın mânâsıyla özdeşleştirilmesiyle birlikte kadının anneliği bir yük gibi algılanmaya başlandı. Fıtrî olarak şefkat damarları tıkanmamış pek çok kadın bile, bebeğin ilk üç yılında gezegen dışına itilmiş bir yalnızlığa mahkum oluyor. Mahalle hayatının “taze bebeği var” koruması altında her türlü yardımına koşulan ve her kusuru bağışlanan anneleri yok artık. Onun yerine, medya yoluyla toplumdan sözümona yansıyan mesaj geçerli: “Sen böyle tek başına çocuk yetiştirmeye uğraşıp duvarlardan medet beklerken, dışarıda akıp gitmekte olan bir hayat var. Bir daha asla yetişemeyeceğin bir hayat.”

Bütün dünyada postfeminizmle birlikte çocuklarını yetiştirmek için kariyerinin doruk noktasında işini terk eden annelerin sayısı gittikçe artarken; bizim medyanın sebebi belli olmayan bir intiharı “doğum sonrası bunalım” olarak adlandırması, topluma pompalamaya çalışılan negatif enerjinin ve gençlere, kadınlara biçilen müntehir rolünün önemli bir göstergesi değil mi?

Fatma Barbarasoğlu – İmaj ve Takva,syf.39-42

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir