Nefsin Mertebeleri

Muhterem ve pek aziz kardeş,

Insan olabilmek kadar güç bir şey yoktur. Kişi, zengin olabilir, âlim olabilir, yüksek makam sahibi olabilir. Fakat insanlık bambaşka bir şeydir. Diğerleri her ne kadar güzel şeylerse de “insanlık” yanında hiç kalırlar. Şimdi sana şu yazdıklarımın bir hülâsasını yapayım:

1- Nefs-i Emmâre

Nefs-i Emmâre denilen bedbaht nefis, zenginleştikçe şımarır. Bilgisi arttıkça kibri, gururu da artar. Hele bir de makam sahibi olursa artık onun yanına varmak, sokulmak ne mümkün!

Bu nefs-i emmâre denilen habis nefsi bir çocuğun haline  benzetirsek, pek hatâ yapmayız zannederim. Çünkü çocuk,aklı ermediğinden dolayı her canının istediğini yapmaya çalışır. Haram bilmez, helâl bilmez, her bulduğunu yemekten çekinmez.Bu nefs-i emmâre oniki kötü huydan teşekkül eder.

Başı “küfür”, arkası “şirk”, “gaflet”, “cehâlet” ve bir de aslı, esası,kendini yaradana karşı kulluk vazifesi yâni ibâdeti yapmamak olan “büyüklenme”dir. Diğer kibir alâmetleri bu esasın yavrularıdır. O büyüdükçe bu yavrular da kendisi ile beraber büyür.Eğer ıslahına çalışmazsa böylece ölür gider. “Can çıkmayınca huy çıkmaz” dedikleri budur.

2- Nefs-i Levvâme

Bu oniki kötü huyun ikisi olan “şirk” ve “küfür”den ilim ve amel ile Hakk’ın hidâyetine mazhariyetle kurtulabilen kişi “nefs-i levvâme” ye geçer. Nefs-i levvâme ise diğer on kötü huyu üzerinde bulundurduğu için hiç de makbul bir nefis değildir. Kişi, arasıra kendisine gelen nedâmet ve pişmanlıklarla biraz intibah etse bile bu kötü huylar öyle kolayca atılabilmesi kabil olan şeyler değildirler ki, hemencecik iyi bir insan olsun.

Bu huyların herbirisini atmak; uzun riyâzetler, zikirler, ilme devam ve bir de Hakk’ın lûtfuna mazhariyetle mümkün olur ki, buna muvaffak olan bahtiyarlar nâdirâttandır desek câizdir.

3- Nefs-i Mülheme

Eğer Hak’kın izni ile yakasını bu nefs-i levvâmeden ve  onun çirkin hallerinden kurtarabilirse “nefs-i mülhime” ye geçmeye muvaffak olabilir. Nefs-i mülhime ise; ilim, tevâzu,sabır, tevbe, şükür, cömertlik, kanaat ve tahammül gibi sekiz büyük esasa bağlıdır.Ilimsiz olmaz. Tevâzu denilen şey, o da kendiliğinden olmaz. Her ne kadar tevbe etse de tevbesinde duramaz. Sabır
denilen nimet kolay mı zannedersin?Herkesle geçinebilmek ve kimseyi incitmemek bu sabra bağlıdır. Sabrı olmayan kişi hemen herkesle kavga, gürültü yaparak ortalığın huzurunu kaçırır.

Şükür de nimetlerin büyüğüdür. Cenâb-ı Hak’kın sayısız verdiği nimetlere mukabil şükredebilirse “(Elbette sizi (n nimetinizi) artırırım)” (İbrahim: 7), sırrına mazhar
olarak, nimetleri arttıkça artar.Sehâvet ise -ki, biz buna cömertlik diyoruz- bir meşiyyet-i İlâhiyye’dir. Öyle ki, sahibi fakir de olsa yemez yedirir; bu da ona yeter de artar. Kanaat da ayrı bir devlettir. İnsanın geliri
çok olabilir. Fakat kanaat sahibi ise kanaati elden bırakmayarak artanları fakirlere verebilir.

Bu suretle zengin ile fakir arasında bir köprü kurulmuş olur. Fakirin gözü zenginin malında olmayacağı gibi, bu suretle ona hayır dua etmekten de kendini alamaz. Bu da o zengine yetmez mi? Halbuki bugün zengin ile fakir arasında aşılmaz bir uçurum vardır. Sebebi ise kanaatsizlik ile fakirleri gözlememektir. Bunu yapmadıkça da iptilâlardan kurtulmak mümkün değildir.

Sekizinci huy ise “tahammül”dür. Yâni başkalarından gelen ezâlara sabırla mukabele edip, eziyet edenleri mahcup duruma sokmaktır.Kendisini zemmedip kerih ve çirkin sözler söyleyen birine, Hasan Basrî Hazretleri gayet mümtaz hurmalardan bir tabak dolusu hurma ikram eder. Bunu alan o zavallı da yaptıklarına pişman olur ve özür diler. Eğer Hasan Basrî Hazretleri, kuvvet
ve kudret sahibi bir bahtiyar olduğundan ona cezalar verseydi bu nedâmet ve pişmanlık olmazdı.

4- Nefs-i Mutmainne

Bu nefs-i mülheme, oldukça mühim güzel huyları câmi ise de ehl-i insaf, bunları da olgun insanlar arasına sokmamışlardır.Çünkü bunların ilmi var ise de amelleri kusurlu olduğundan olgun insanlar arasına sokulmamıştır. Eğer Allah Teâlâ’nın yardımı
ile bunu da atlayabilirse – ki çok riyâzet ve ibâdete muhtaçtır nefs-i mutmainneye muafık olur. Nefs-i mutmainneye de ilim yanında amel de vardır. Sonra her hususta Hak’ka tevekkül eder,açlığa ve riyâzete devamla beraber ibâdetini de arttırır.

Derin düşüncelere dalar ve bu dalma ile envâ-ı çeşit elmas ve yakut misilli cevâhirleri toplar ve etrafındakilere de serper. Bu kadar güzel huy sahibi ve nefs-i mutmainne derecesine ulaşmasına rağmen, işin canı olan ihlâssızlık korkusu burada da mevcut olduğundan, her ne kadar kemâl mertebesine yaklaşmış ise de,kurtulup nefs-i râdiyyeye kavuşmaya çalışması lâzımdır.

5- Nefsi Râdiyye

Nefs-i râdiyye sahibi ihlâslı, boş konuşmaz, zikirle meşgul,zühd sahibi ve verâ denilen şüpheli şeylerden de son derece kaçıcı olur. Bu suretle de Cenâb-ı Hakk’ın sayısız ve çeşitli kerametlerine mazhar olur. Bu nefsin sahibine “ehl-i kemâl” demek yaraşır. Cenâb-ı Hakk cümlemize bu güzel huyları nasib eylesin. Âmin…

6- Nefs-i Mardiyye

Bundan sonraki nefis mertebesine, nefs-i mardiyye derler ki bu derecede, kul Allah’tan, Allah da kuldan razıdır. Bu mertebede olanlar Allah’tan gayriyi düşünmezler ve Allah’ın mahlûkuna lûtf ile muamele ederler. Gayeleri Allah Teâlâ’ya yakın olmaktır. O’nun yarattığı bütün eşyalardaki hikmetleri düşünür ve O’nun taksimine daima razı olduklarından, marifetullah kapısı da kendilerine açıktır.

7- Nefs-i Sâfiyye

Nefs-i Kâmile ve Sâliha dahî denir. Bu makam Hak’kın kulu ile olan makam-ı esrârdır, Peygamberler makamıdır.

Yâ Rab, şefâatlerine cümlemizi nail eyle.

Mehmed Zahid Kotku – Nefsin Terbiyesi,syf.297-300

Gelen arama terimleri:

  • NEFSİN MERTEBELERİ - Mehmed Zahid Kotku (Rh A) Pek aziz ve muhterem kardeşim! Bu ya

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*