Nefes Arası Bir Latife

Bu lâtife öyle bir latife ki isteyen okusun, gönül isterse artlasın, gönlü istediği halde anlamayan sırtındaki heybeye koyuversin. Dağarcıkta bulunsun, bakarsın bir gün lâzım olur, Ama anlamayan hemen inkâr etmesin…

Derler ki kâinattaki bütün zuhûrat, âlemler, hilkat, hepsi 28 harfte açıklanmıştır. Bu harflerin hepsi noktanın eğilip bükülmesiyle oluşmuştur. 28 harf 28 mertebeye de işâret eder, Öyle harf deyip geçmeyin İslâm medeniyetinin en temel unsurlarından biri hat sanatıdır. Hat sanatında İslâm medeniyetine ait diğer sanatlarda da olduğu gibi gölge yoktur. Zâten hattın kendisi tecelliyatın gölgesi olmuştur. Gölgenin de gölgesi olur mu?

Bu harflerin her birinde yüzlerce remiz, sayılamayacak kadar çok mânâ vardır. Kur’ân-ı Kerîm yani kelâmullahın bu 28 harf kalıbına dökülmesi ve oradan insanların dimağına, zihnine, kalbine, nüfûz etmesi elbette tesadüfi değildir. Kur’an-ı Kerîm sadece beyân açısından değil, kelimelerin hatta harflerin peşpeşe geliş şekliyle bile mucizedir.

İşte bundan dolayı âmentü cümlesinin harfleri ve dizilimi- ne dikkat çeken bazı âlim ve arifler bu metnin mucizevî denilebilcek özelliklerine de işâret etmişlerdir. Cenâb-ı Hakk’tan aldıkları ilmi ledünle  âmentüdeki b harfinin sırrına vâkıf âmentüyü nasıl konuşturmuşlar:

Şöyle ki âmentüdeki billahi kelimesindeki b ve ilk elif harfi,Cenâbı Hakk’ın muradına, bilinmekliği istemesine işâret kabul edilir» nokta-i Muhammedi’yi bâtından zahire âşikâr etmektir denilmiştir. Çünkü b’den lafzullaha geçilirken o elif okunmaz. Allah Teâlâ kendisini kullarına bildirmek için nur-ı Muhammed’le onların ikrarını sağlamıştır. Hattâ âmentü kelimesinde elifin uzatılarak, Efendimize işâret eden mim harfinin insanın remzi olan nun harfinde sâkin kılınarak, daha sonra t harfinde Allah ve Muhammed nurunun iki nokta olarak yan yana bulunmasını tevhidin iki yönünün ve iki cümlesinin âşikâr kılınmasına işâret saymışlardır. T’yi bulunulması gereken makam ve olunması gereken nihaî nokta, yani tevbe ve tevhîd olarak tefsir etmişlerdir.

Sonraki kelimeye, ‘billahi’ye geçilir ise b harfi, nur-ı evvel, yani nur-ı Muhammed‘e işâret eden harftir. Ve ondan sonra gelen lafzatullahtaki harfler, Allah Teâlâ’nın esma, sıfat, ef’al ve zâtıdır. Yani Cenâb-ı Hakk’ın esmâ, sıfat, ef’al ve zâtı ancak Allah Resûlü’nün rehberliği ile bilinir ve “Muhammed Mustafa’nın inandığı ve getirdiği şekil üzere Allaha İmân ettim, ben Allah Teâlâyı Hz. Muhammed’le bilirim’ demektir.

‘Ve melâiketihî ve kütübihî ve rusulihî ve’l-yevmil-âhiri’de Allah ve Resûlü ne tâbi oluşla beraber Cenâb-ı Hakk a muhabbetin vesilesi ve O na yakınlaşmanın, velâyetin nanesine vav harfleriyle atıf yapılmıştır. Her bir vav harfi insan fıtratına uygun bir kabul edişe, sonsuzluğa, Rahmânın rahimdeki tecellîsine ve vuslata işâret olmuştur. Ve bil-kaderi’ derken yine ba-ı Muhammed zuhûr eder. İnsan kaderini bilemez, ama kadrini biterek kaderinde kendisine tâyin edilen dosdoğru bir yola Efendimizin nuruyla sevk olunur. O sebepten dolayıdır ki O’na Kuranı Kerim indirikliğinden haberdar olduğumuz dünya gecesine, Kadir Gecesi denir.

Kainattaki bütün hadisâtın remizlerinin bulunduğu Kur’ân-ı Kerim Cenâb-ı Hakk’ın kelâmı olan ve en güzel kelimesi olan Hazret-i Muhammed Mustafa’nın sadrında cem olmuştur; O’nun sadrında takdır-i ilâhiyeyle insan oluşumuz ve yine istikamet üzere takdir ve tahsil edilişimizin sırrı mevcuddur. ‘Ve bıl-kaderi dedikten sonra ‘hayrihî ve şerrihî’ buyurulmuş; hayır, başa alınmış ve yukarıda anlattığımız çerçevede şerrinde bir öğreti olduğuna dikkat çekilerek şerden hayra dönüşe de yine vav harfiyle işaret edilmiştir. ‘Hayrihî ve şerrihi’nin sonundaki h’lerin, nereden giderse gitsin sonunda kişinin yolunun Allah’a çıktığını fark etmesine işaret ettiği söylenmiştir. ‘Minellahi teâlâ ve’l-ba’sü ba’de’l-mevt’, Efendimizin ardında ve rehberliğinde yürüyen insanın nasıl Allah’a vâsıl olacağını gösteren mühim bir alâmet olarak âmentüye yerleşmiştir.

‘Ve’l-ba’sü ba’de’l-mevt’in şerhi için bendeniz husûsî bir risâle okudum. Lâkin burada sadece nakletmek bile epeyce bir hacim tutabilir. Biz bunların hepsine haktır diyerek kelime-i şehâdeti zikreder, “Eşhedu en la ilâhe iilâfiah ve eşhedu enne Muhammeden abduhû ve resûluhû.” deriz. Yani bu irfanla, bu bilişle kişi ancak şehâdet makamına yükselebilir, vesselâm.

Fatih Çıtlak, Aşkın Bir Noktası

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*