Nazife Şişman – Mahremiyet ”Alıntılar”

Simmel’e (1971: 331-2) göre modern insanın belirleyici özelliklerinden biri, ihtiyatlı davranma eğilimidir. İnsanların genelde birbirlerini tanıdıkları kırsal yaşam formunun aksine, komşu olanların bile birbirlerinden çoğunlukla habersiz oldukları kentteki yaşam biçimi, güvensizlik hissiyatına neden olmakta ve bu durum da kentte yaşayan insanlarda ihtiyatlı davranma eğilimini artırmaktadır.

Tanış olma hâli dolayısıyla birbirlerine karşı ihtiyatlı olma hâlinin daha arka planda olduğu kırsal yaşamın aksine, gündelik yaşamlarında sayısız insanla karşılaşan modern kent sakinleri arasında, mahremiyet barındıran denetleyici bir sosyallik ya da karşılıklı bir yabancılık hâlinin var olduğuna dikkat çeken Simmel, bu durumun modern kent sakinlerinin, kasabalıların nazarında soğuk ve kalpsiz insanlarmış gibi algılanmalarına neden olduğunu ifade eder. Gittikçe kalabalıklaşan modern kentlerde, fiziksel ve mekânsal yakınlığın artmasına zıt olarak, zihinsel mesafe de artar.

——————————————————–

Simmel’in modern birey tipinin geleneksel birey tipinden daha ihtiyatlı olduğu yönündeki tespiti de dijital ilişkiler söz konusu olduğunda eleştiriye oldukça açıktır. Zira göster(t)me ve gör(ün) me ilişkisine dâhil olan sosyal medya kullanıcılarının büyük kısmında ihtiyatlı davranmanın ortadan kalktığını ve sosyal medya mantığının her şeyden önce ihtiyatlı davranmaya karşı olduğunu belirtmek gerekir. Mahremiyet bazı yönlerden ihtiyatı gerektirir. Ancak mekânsal ayrımların ortadan kalktığı sosyal medyada, bireylerin yaşamlarının en özel anlarını, dijital popülerlik amacıyla başkaları için görünür kılma hâlleri dikkate alındığında, mahremiyet ve ihtiyat bildiğimiz anlamını yitirmektedir.

Z. Bauman, bir Facebook kullanıcısının bir günde beş yüz arkadaş edindiğini övünerek ifade ettiğini ve yalnız bir günde elde edilen bu sayının, kendisinin 86 yıllık yaşamında edindiği toplam arkadaş sayısından fazla olduğunu belirterek, bir insanın yaşamında kayda değer ilişki kurabileceği insan sayısının sınırlı olmasına rağmen, sosyal medyada bu sınırların kalkmasının ve neredeyse hiç çaba gerektirmeden kurulan sanal yakınlıkların sorunlu yönlerine dikkat çeker (Bauman & Lyon, 2016: 54). Dijital olmayan yakın ilişkilerin sağladığı güven ve ihtimam, sosyal medyadaki ilişkilere egemen olan daha çok kişiye ulaşma arayışında çoğunlukla kaybolmaktadır. Bu durum mahremiyet olgusunda ciddi dönüşümlere neden olmaktadır.

——————————————————–

T.Veblen (2005), toplumsal tabakanın farklı katmanlarındaki insanların, toplum nezdinde daha çok itibar elde etmek için bir statü göstergesi olarak gösterişçi tüketimde bulunma eğilimi taşıdıklarını söyler. Sosyal sınıflar arasındaki sınır çizgilerinin giderek belirsizleştiği modern toplumlarda, iyi bir isim kazanmanın ve bunu sürdürmenin, gösterişçi tüketime bağlı olduğuna dair algı yaygınlaşır. Bu noktada üst tabakadakiler, toplumsal itibar göstergesi olarak lüks tüketimde bulunurken, orta ve alt tabakadakiler, üst katmandakilerin modaya dönüşen hayat tarzını, kendi görgü idealleri olarak kabul ederler ve toplumsal açıdan daha fazla prestij elde etmek arzusuyla buna göre yaşamaya çalışırlar.

Sosyal medya kullanıcıları açısından konuya yaklaşıldığında, günümüzde popüler sosyal medya araçlarını kullanmak ve sanal dünyada mümkün olduğunca fazla sayıda kitleye erişmek, toplumsal açıdan bir prestij göstergesi olarak kabul görmektedir. Sosyal medya kullanıcılarının sahip oldukları takipçi sayısı ve paylaştıkları iletilerin beğenilme sayısı, kitleler nezdindeki popülerliğin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.3

*********

3.Konuya uzak gelecekten bir projeksiyon tutulduğunda, Black Mirror dizisinin 3. sezon 1. bölümü bu konuda ilginç kesitler aktarmaktadır: Dizide insanlar bir şekilde etkileşime geçtikleri, tanıdık ya da yabancı kişilere, I’den 5’e kadar puanlar vermektedir. Yapılan dijital puanlama, doğrudan bireylerin statülerini belirlemektedir. 5 puana yaklaştıkları oranda insanlarin popülerliğe artmakta ve bu durum, toplum içerisindeki prestijlerini ve ilişkilerini yakından etkilemekte ve hayatlarinın seyrinde de belirleyici olmaktadır.

——————————————————–

Sosyal medyada popülerlik üzerinden elde edilen yüksek sanal statünün, birtakım kazançları beraberinde getireceği inancı, bu tür hadiselerin sıklıkla yaşanmasına neden olmaktadır. Elbette bu tek taraflı bir ilişki değildir. Nitekim sosyal medya kullanıcılarının, yaşamlarının mahrem kısımlarını ve anlarını içerecek şekilde yaptıkları paylaşımlardan ve temel ilgilerinden hareketle; siyasal, ekonomik, kültürel ya da sosyal eğilimleri ile ilgili, yapay zekâ programları aracılığıyla kişisel profiller oluşturulmakta ve bu kişisel bilgiler, kullanıcıların rızaları dışında şirketlere, siyasetçilere ya da istihbarat birimlerine pazarlanabilmektedir. Elde edilen bu bilgiler aracılığıyla, kitlelerin sosyal ya da siyasal düzeyde nasıl manipüle edilebilecekleri veya daha fazla tüketime nasıl yönlendirilebilecekleri gibi konularda stratejiler oluşturulmaktadır.5

********

5 Böyle şeylerin olduğu bilinmesine rağmen, sırf kamuoyu haberdar olduğu içın skandal olarak nitelendirilen, Londra’daki Cambridge Analytica isimli veri analiz şirketinin, 87 milyon civarındaki Facebook hesabından, izinsiz olarak topladığı kişisel verileri, ABD ve İngiltere’deki seçimleri etkilemek için kullandığına yönelik Mart 2018’de çıkan haberler bu anlamda ilginçtir.

——————————————————–

Sosyal medyada mahremiyetin ifşası sadece kullanıcıların kendi özel hayatları ile sınırlı da kalmamaktadır. İhtimam ve ihtiyat bir tarafa bırakılarak hane halkının, bebeklerin, çocukların, diğer tanıdıkların ya da hiç tanıdık olmayanların da özel hayatları sosyal medya araçları üzerinden nesneleştirilebilmektedir. İntihar girişiminde bulunanlar örneğinde olduğu gibi vahim bir olaya dahi denk gelindiğinde, beğeni alma ve takipçi sayısını çoğaltma umuduyla, sosyal medya üzerinden yapılan canlı yayınlar, (Ölülerin mahremiyetinin hiçe sayılarak) naaşların yanı başında yapılan ya da (hasta mahremiyeti ihlal edilerek) ağır hastalarla yapilan özçekimler, katılan ünlülerle sırf özçekim yapmak için ünlü cenazelerine gitmek6 ve böylece mutsuzluklardan dahi mutluluk devşirmeye çalışır hâle gelmek, olayın marazi bir boyuta varabildiğinin göstergesidir.

Diğer taraftan mahremiyetten mahrum edilmiş ibadetler, ihlası zedeleyici unsurlar içermesine rağmen, sosyal medya araçlarında paylaşım yapmak için ibadet esnasında ya da kutsal yerlerde yapılan özçekimler de bu konuda sorgulanması gereken bir diğer husustur.7

**********

6. Bu konuda bir haber örneği için bkz. https://www.haberler.com/rey- han-karaca-hakan-altun-un-babasinin-10203254-haberi/

——————————————————–

Günümüzde insanlar arasındaki ilişkiler duygusallıktan arındırılıp, rasyonelleştirildiği oranda, her bir insanın pozitif ya da negatif anlamda sayısal bir karşılığı bulunmakta ve bu hâliyle ilişkiler, nitelikten giderek arındırılıp, niceliğin ön plana çıktığı bir hüviyet barındırmaktadır. Sosyal medyadaki ilişkiler bunun canlı bir yansımasıdır ve sanal âlemde kişinin toplumsal tanınırlığını ya da popülaritesini belirleyen başlıca ölçüt, takipçilerine ve aldıkları beğeniye tekabül eden sayısal değerle ölçülmektedir. Bireyler yaşamlarını gerçek olandan koparıp, sanallaştırdıkları oranda, sanal bir bağımlılık hâli ortaya çıkmakta ve böyle bir durumda da takipçi sayısı ve beğenilerle kurulan ilişki, legal yoldan temin edilen sanal bir uyuşturucu gibi olmaktadır.

Bu tür bir bağımlılık hâline kapılmış olanlar, paylaştıkları iletiler beğeni aldığında ve takipçi sayıları arttığında, sanal uyuşturucu almışçasına mutlu olmakta, aksi durumda ise depresyona girmektedirler. Sosyal medya kullanıcıları arasında, kitlelerin beğenisi önemsendiği oranda da en mahrem alanları kapsayacak şekilde hayatın metalaştırılması ve kitlelerin beğeni alımına sunulması söz konusudur.

——————————————————–

Duyguların, duyuların, duyarlılıkların, özlü sözlerin, “şefkat patlamalarının” ve “merhamet karnavallarının” doz aşımına uğradığımız sosyal medya kendimizce önemli paylaşımların şehrayininden geçilmiyor. Siber Öncesi toplumlarda mahrem saydığımız ve sadece birincil ilişkiler kurduğumuz insanlarla paylaştığımız, sadece “mahrem Ötekilere” ve “önemli Ötekilere” açık olan pek çok şey, artık “anonim ötekilerin” ve “mutlak ötekilerin” de radarına takılıyor ve onların üzerine de boca ediliyor. Bu bir mahremiyet pornografisidir.

Siber âlem sanal ve dijital çokluğun ve fazlalığın mekânıdır. Bu mekân sadece yaşananların değil, henüz yaşanmamış hatta hiç yaşanmayacak olanların da dolaşımda olduğu bir ağdır. İçinde yaşadığımız bu çokluk çağında siber-âlem, sanal mekânlarda tutunmaya çalışan siber toplum mensuplarına ev sahipliği yapan, çoğulculuğun empatisiyle dolu olmak yerine ayrıksı çokluk ile malul bireylerin kendi sanal cemaatlerinin önderi gibi davrandıkları bir siber agoradır. Kalabalık, gürültülü, hız ve geçiciliğin hüküm sürdüğü bu agorada her birey her an varlığını ispatlamak zorundadır. Siber âlem herkese kendi kaderinin başrolünü oynama şansının verildiği bir sahnedir.

——————————————————–

Her bireyin özgüven yüklü bir özneye dönüştüğü bu âlem, mahremiyetin ilgasını değil, ifşasını temsil eder. Zira bireyler orada benliklerini paylaşımlar yoluyla ortaya sererken paylaştıkları şeyin mahremiyet kodlarını değiştirmektedirler. Bauman’ın ifadesiyle, “ifşa edilme korkusu fark edilme hazzı tarafından bastırılmaktadır” (Bauman ve Lyon, 2013: 31). Böylelikle bireyler mahremiyeti yeniden tanımlamayı tercih etmekte, eski kodları ya yok saymakta ya da farklı anlamayı seçmektedirler.

Bireyler gelebilecek eleştiri veya saldırılara “Bu benim tarzım”, “Bu benim ahlak anlayışım”, “Bu benim yaşam biçimim” şeklinde cevaplarla karşı koymaktadırlar. Yani siber toplumda ahlak anlayışı olabildiğince muğlak, olabildiğince değişken ve kişiye özgüdür. Postmodern belirsizliğin bulanık sularına dalmış siber bireyler için müphemlik ve uçuculuk katı belirlenimciliğin sıkıcı süküneti karşısında sığınılmayıp âdeta bilerek içine koşulan ve atlanan bir macera gibidir.

——————————————————–

Siber toplumun dermeyan olduğu sosyal medya çağında görünürlük var olmanın gerek şartıdır. Bu görünürlük gerektiğinde mahrem olanın da ortaya saçılmasını gerektirir. Zira davranışlarımız meşruiyetini önce kendi benliğimizden sonra da sosyal medya paylaşımlarımızdaki “tıklanma” sayısından almaktadır. Tıklanma sayısının çarpan etkisi meşruiyeti besler. Herkesin bildiği sır, kendinden menkul meşruiyetin kaynağıdır. Zira günah görünene değil, bakana aittir. Gönüllü ifşa felsefesine dayanan sosyal medya çağında, tıpkı “Lady Godiva”1 anlatısında olduğu gibi, görünenler değil, bakanlar kör olacaktır.

Herkesin suçlu olduğu bir toplumda masumiyetin suç hâline gelmesi gibi, siber toplumda da görünmezlik suçtur. Mahrem olan her ne varsa bir şekilde sisteme dâhil edilir. Bunun dışında kalmak isteyenler sistem dışı bırakılıp kayıt dışı hatta yasa dışı ilan edilerek toplumun dışına itilirler. Buna devletler de önayak olur. Vatandaşlık numaranız, ev adresiniz, kredi kartı bilgileriniz ve hatta anne kızlık soyadınız sistemin her yerindedir.

——————————————————–

Ağırlıksız siber toplumda kişiler doğru olanı değil, ihtiyaçları olan fetvayı o sanal bilgi çöplüğünden arayıp bulmaktadır. Nasılsa orada herkese uygun bir fetva, herkese yarayan bir görüş asılı durmaktadır. Böyle bir toplum için yakın gelecekte “sanal çöpçülere”, “siber velilere”, “organik dekoderlere” ihtiyaç duyulacaktır. Zira doğrunun ne olduğu, mahremiyetin sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği herkes için muğlak bir şeydir. Hâl böyle olunca dipsiz veri havuzundan süzülecek verileri sınıflayacak “seçiciler” geleceğin sanal güvenlik anlayışında en önemli meslek mensupları hâline gelecektir.

——————————————————–

Siber toplumda mahremiyetin ifşası, bir gönüllü yıkımdır. Bir başka ifadeyle Sennett’ın (2013: 291) “yıkıcı Gemeinschaft” dediği şeydir. İnsanların televizyon ekranlarında, milyonların önünde en mahrem şeylerini anlattıkları reality şovlardan hareketle bu tabiri kullanan Sennett, henüz sosyal medya çağının yıkıcılığından haberdar değilken bu ifadeleri tercih etmişti.

O yıkıcılıktan farklı olarak, bugün insanlar artık Öz-sansür sınavıyla karşı karşıyadırlar. Ya öz-yıkımı seçeceklerdir ya da mahremiyetlerini kendileri koruyacaklardır. Ancak sorun şu ki, mahremiyeti korumanın, her şey gibi mahremiyetin de bir tüketim metaı hâline geldiği bir çağda hiçbir getirisi olmadığı gibi, söz konusu değer de sanal bir değerdir.

Sanal değer kolayca değiştirilebilen kriterlere sahiptir. Bauman’ın ifadeleriyle, mahremiyet hakkımızı kendi rızamızla katlettirir ya da sadece bize sunulan harikalar karşılığında ödenecek bir bedel olarak mahremiyet kaybına rıza gösteririz (Bauman ve Lyon, 2013: 29). Öyle ki, siber uzayda sonsuza kadar açık kalabilecek olan mahremiyetimiz, “siber amel defterinde” Öylece asılı durmaya devam edebilir. Bugün Facebook aynı zamanda ölü profiller çöplüğüdür.

——————————————————–

İnternet ortamında, kendisini daha çok sergileyen öne çıkmakta, sergilemeye paralel olarak kullanıcıların beğenilme arzusu da paylaşımların oranını artırmaktadır. Kendisine dair her şeyi başkalarının görüş alanına sokan kişi, başkaları tarafından sınırları belirlenemeyen bir biçimde dikizlenmeye razı olmakta, bunun bütün tehlikelerini bilinçli-bilinçsiz kendiliğinden göze almaktadır.

Görünerek var olma anlayışı, bu iletişim biçimine uyum sağlayan kişide çeşitli etkiler bırakmakla birlikte, en bariz etkisini kişinin mahremiyet algısı üzerinde göstermektedir. Gündelik hayatın gerçekliğinden uzak, kendi kurguladığı dünyada görünerek (paylaşım yaparak) var olmaya çalışan kişinin, başkalarıyla paylaşılmayan, gizlilik olarak ele alınan mahremiyeti algılama biçiminde, ciddi bir dönüşüm yaşadığını söylemek mümkündür.

Terazinin bir kefesinde kişinin hiç kimseyle paylaşmaması üzerinden anlam kazanan mahremiyeti, diğer kefesinde ise sınırları asla çizilemeyen sanal bir ortamda kendine dair her şeyi, gerçek hayatta yabancı sayılan insan kitleleriyle paylaşma hâli bulunmaktadır. İlk bakışta kendini hissettirmese de aslında burada ciddi bir menfaatler çatışması bulunmaktadır.

Çatışan bu menfaatlerin bir yanında mahremiyet ihtiyacı ve algısı yer almaktadır ki bu, tamamen insan fıtratının dışa vurumudur. Diğer yanda ise yine insanın fıtratından kaynaklanan beğenilme ve teşhir etme arzusu yer almaktadır. İnsanlar beğenilme arzusunu, her dönemde farklı şekillerde tatmin etmişlerdir. Ancak bugün bu tatmin için sınırsız bir mecra sağlayan sosyal medya, her şeyi paylaşma ve paylaşımlar ve beğeniler üzerinden kendini değerlendirme eğilimini sürekli körükleyerek insanları en son raddeye kadar taşımaktadır..

 

 

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir