Mû’minin Niyeti Amelinden Hayırlıdır” Hadisinin Şerhi

Hz. Peygamber (s.a.s)’in: “Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır”(Taberani)hadisinin izahı hakkındadır.

Alimler bu hususta birkaç açıklamada bulunmuşlardır:

a) Niyet gizli, amel ise aşikârdır. Gizlide itaat etmek, açıkta itaat etmekten daha efdaldir. Bu tutarlı bir izah değildir. Çünkü bu namazın niyetinin bizzat namazdan daha hayırlı olmasını gerektirir.

b) Niyet amelin (ibadetin) bitişine kadar sürer. Ameller ise devam etmez. Devamlı olan, devamlı olmayandan daha hayırlıdır. Bu da tutarlı bir açıklama değildir. Çünkü bu, çok amelin az amelden daha hayırlı olduğu manasına gelir. Yine namaz ibâdetinin niyeti birkaç saniyede olur. Halbuki ameller devam eder.

c) Tek başına niyet, tek başına olan amelden (niyetsiz amelden) daha hayırlıdır. Bu görüş de zayıftır. Çünkü niyetsiz amelde hiç hayır yoktur. Hayırlı olma hususunda müşterek olan şeyler arasında tercih yapılabilir.

d) Hayırdan murad, daha efdal olanı tesbit etmek değil, aksine bundan murad şudur: Niyet, amellerden doğan hayırlardan daha hayırlıdır. Bu görüş de zayıftır. Çünkü hadîsi bu manada almak, açık olan bir manayı izah etmeye kalkmaktan başka birşey ifâde etmez.

Hadîsin izahı hususunda en güzel vecih, şöyle denilmesidir: Niyet her türlü gevşeklikten uzak olmadığı müddetçe, kesin olmaz. Gevşekliklerden uzak olunca, bir mâni olmazsa, niyetin peşinden o fiilin yapılması vacib olur. Durum böyle olunca niyetin fiilden kesin olarak ayrılmadığı sabit olur. İşte bu sebepten dolayı niyetin amelden daha efdal olduğu söylenmiştir.

Bunu birkaç yönden izah edebiliriz:

1) Amellerin hepsinde maksad, marifetullah ile kalbi nurlandırıp, Allah’-dan başka herşeyden temizlemektir. Niyet, kalbin sıfatıdır, fiil ise kalbin sıfatı değildir. Kalbte, kalbin sıfatının tesiri, azaların sıfatının tesirinden daha güçlüdür. Bu sebeple mü’minin niyeti hiç şüphe yok ki amelinden daha hayırlıdır.

2) Niyetin amelleri, Allah’a taat ve inkîyâd olsun diye meydana getirmeye kastetmekten başka bir manası yoktur. Ameller, tekrarı ile hatırda tutma devam etsin diye yapılır. Binaenaleyh kalbte mevcud olan, zikir ve niyet, amele nisbetle, sebebe nisbetle gaye gibidir. Gaye şüphesiz sebepten daha şereflidir.

3) Kalb, bedenden daha şereflidir. Bu sebeple kalbin fiili bedenin fiilinden daha şerefli olur. Binaenaleyh niyet amelden daha üstün olur.

Niyeti Şümûllendirmekle Sevabı Artırma Yolları

Bil ki ameller üç kısımdır: Taat olanlar, isyan sayılanlar ve mubah olanlar.

a) Günahlar, niyyet sebebiyle günah olmaktan çıkmaz. Bu sebeple cahil, Hz. Peygamber (s.a.s) in: “Ameller ancak niyetlere göredir”(Buhari) hadisinin niyet sebebiyle günahın taata dönüştüreceğini sanmasın. Meselâ başkasının malından bir fakire yedirmek ve haram maldan bir cami yaptırmak gibi…

b) Taat olan fiiller, fiilin aslında ve fazilet bakımından niyetlere bağlıdır. Fiilin aslında bunun niyete bağlı olması, kişinin taat ile Allah’a ibâdet etmeye niyet etmesidir. Buna göre eğer insan riyaya (gösteriş) niyet ederse, bu taat değil, masıyet (günah) olur. Bunun fazilet bakımından niyete bağlı olması, çoğalmasıyla sevapların çoğalmasıdır. Nitekim mescidde oturup pekçok niyetler eden kimsenin durumu da böyledir.

Mesela:

1) Bir kimse mescidin Allah’ın evi olduğuna inanır ve orada bulunmakla Mevlâsını ziyaret niyeti besler. Hz. Peygamber (s.a.s) de bu manada şöyle buyurmuştur: “Mescidde oturan kimse, Allah’ı ziyaret etmiş olur. Ziyaret edilen zatın, ziyaretçisine ikram etmesi gerekir.”

2) Bu kimse, namazından sonra diğer namazı bekler. Bu bekleyiş hali namazda olan kimsenin hali gibidir.

3) Bu kimse, gözünü, kulağını ve diğer azalarını uygun olmayan işlerden çekmiştir. Çünkü itikâf, “men etmek” demektir. Men etmek de oruç manasınadır. Bu hal bir nevi ibadet maksadıyla inzivaya çekilmektir. İşte bu sebep-ten ötürü Hz. Peygamber (s.a.s): “Ümmetimin ruhbanlığı, mescidlerde oturmalarıdır” buyurmuştur.

4) Bu kimse, kalbini ve gönlünü tamamıyla Allah’a çevirmiştir.

5) Bu kimse, Allah’dan başkasını kalbinden atmıştır.

6) Bu kimse, bir ilmi söylemeye, bir mâ’rufu (iyiliği) emretmeye veya bir münkerden nehyetmeye niyet etmiştir.

7) Bu kimse Allah için, bir kardeş edinmeyi istemiştir. Çünkü bu din ehlinin ganimetidir.

8) Bu kimse, Allah’dan utandığı için günahları terketmiştir. İşte niyeti çoğaltmanın yollan bunlardır. Diğer taatleri de buna kıyas et.

c) Mubahlar: Hiçbir mubah yoktur ki güzel ibâdet olmasına sebep olacak bir veya birkaç niyet taşımasın. Bunun farkında olmayan ve o mubah fiilleri ibâdete çeviremeyen kimsenin zararı ne büyüktür. Bir hadiste şöyle vârid olmuştur: “Allah rızası için koku sürünen kimse kıyamet gününde, miskten daha güzel koktuğu hâlde gelir. Allah’ın rızası dışında koku sürünen kimse de kıyamet gününde, leşten daha pis kokarak gelir.’

Eğer, “Bu niyetin nasıl olduğunu bana izah et” dersen, bil ki: Koku sürünmekten maksad dünya lezzetlerine ulaşmak veya malının çokluğu ile övündüğünü ortaya koymak veyahut insanlara gösteriş yapmak veyahut da bununla kadınların kalblerini çalmak olursa, bütün bu niyetlerle koku sürünmek günahtır. Eğer koku sürünmekten insanın maksadı Hz. Peygamber (s.a.s)’ın sünnetini ifâ etmek, Allah’ın kullarına eziyet verecek kokuları bertaraf etmek ve mescide saygısını ifâde etmek olursa, bu tam manasıyla bir ibâdet sayılır. Bunu iyice anladınsa, diğer mubah fiilleri buna kıyas et. Bu hususta kaide şudur: Yaptığın her bir şeyi Allah rızası için yaparsan, bu gerçekten ibâdettir. Allah’dan başkasının rızası için her ne yaparsan, helâl olanından hesaba çekilir, haram olanından azab görürsün.

Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 3/347-350.

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*