Muhaddisler Halifeler Için Hadis Uydurmadı

Hadis karşıtlarına göre hadis diye bir şey yoktur. Hadis denilen şey, duruma ve ihtiyaca göre uydurulmuş sözlerden ibârettir. Bu onların genel kanâatidir.

Konumuzla ilgili görüşleri ise şudur:

Medineli dindar muhaddisler, Emevî halifelerinin dini gerektiği gibi yaşamadığını görünce, onları kötülemek ve Ehl-i beyt’i övmek için hadis uydurdular. Buna karşılık Emevi halifeleri de boş durmadı; onlar da bazı muhaddisleri yanlarına çekerek, Abbasiler aleyhinde hadis uydurttular. Abbasiler de fakihleri kullanarak aynı usülle Emeviler’e karşılık verdiler.

Hadis inkârcıları bu temelsiz iddiaları ile bir taşla iki kuş vurmayı hedeflediler. Böylece bir yandan hadis ve sünneti gözden düşürmüş olacaklardı. Öte yandan İslâm âlimlerinin sanıldığı gibi dürüst, müttaki kimseler olmadığı inancını yayacaklardı.

Şimdi bu ağır suçlamalara, mümkün olduğunca özlü cevaplar vermeye çalışalım.

Medineli âlimlerin Hadis Uydurmakla Suçlanması

Hadis karşıtları, Medineli dindar ve müttaki âlimlerin Emevî halifeleri aleyhinde hadis uydurduklarını söylüyorlar. Genellikle Şarkiyatçıların kullandığı “dindar ve müttaki âlim” ifâdesine dikkat buyurunuz.

Medineli âlimlerin hem dindar ve müttaki kimseler olduğunu söylemek, hem de onları hadis uydurmakla suçlamak nasıl bir mantık ve nasıl bir senaryodur diye sorabilirsiniz.

Aslında onlar, hadis uydurmakla suçladıkları âlimleri “dindar ve müttaki” diye nitelerken onları yüceltmiyor, aksine aşağılıyorlar. “Dindar ve müttaki olanlar bile hadis uydurduklarına göre, gerisini siz düşünün” demeye getiriyorlar.

“Dilin kemiği yok” diyenler ne kadar haklı değil mi!

Böyle ilmî bir keşifte (!) bulunanların, hadis uyduran dindar âlimlerin kimler olduğunu da tesbit etmesi gerekir. O zaman biz de hadis uyduran bu müttaki ve dindar âlimleri cerh ve ta‘dil ölçülerine vurur, foyalarını meydana çıkarırız.

Ne yazık ki bu iddia sahipleri bize o âlimlerden hiçbirinin ismini vermiyor.

Şu bir gerçektir ki, İslâm âlimleri dini savunmak için hadis uydurulmasına aslâ cevâz vermemişler, tam aksine bir Müslümanın günlük hayatta bile yalan söylemesine şiddetle karşı çıkmışlardır. Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem adına yalan söyleyenleri ise en ağır şekilde tenkit etmişlerdir.

Müslümanları Peygamberleri adına yalan söylemekle suçlayanlar, belli ki yalan söylemeyi önemsemeyen kim’ selerdir.

Hadis karşıtları, özellikle Medineli âlimleri hadis uydurmakla suçluyorlar. Peki, onlar hadis uydururken o taîrihlerde Mekke, Dımaşk, Basra, Küfe, Mısır gibi ilim meri kezlerinde yaşayan devrin şöhretli muhaddisleri bu olay karşısında nasıl sessiz kalmışlar? Yoksa onlar da bu suça ortak mı olmuşlar?

Hâşâ! Bunu hiçbir Müslüman söyleyemez. İslâm âlimleri, en sahîh rivayetlerin Hicaz bölgesinde yaşayan muhaddislerin rivayetleri olduğunu kabul etmişlerdir.

Medineli âlimleri Emevîler aleyhinde hadis uydurmakla suçlayanlar, halife Abdülmelik ibni Mervân ile tâbiîn fakihlerinden Medineli Saîd ibni Müseyyeb arasındaki anlaşmaz-lığa dayanıyorlar. Fakat Said ibni Müseyyeb’in Emevîler’i yeren veya muhaliflerini öven hadis uydurduğuna dâir bir rivâyet bile söyleyemiyorlar.

Mesele şu:

“Said ibni Müseyyeb, Emevî yönetimine karşıydı. Abdülmelik ibni Mervan, oğulları Velid ile Süleyman için halktan biat almak istediğinde, Said ibni Müseyyeb bunun İslâm’a aykırı olduğunu söyledi. Veliahtlara bîat etmediği için de hapse atılıp kırbaçlandı. Hatta hapisten çıktıktan sonra da Mescid-i Nebevî’de halkın onunla konuşması yasaklandı.”217

Said ibni Müseyyeb, Velîd’in iki oğluna neden bîat etmedi? Çünkü o, bir anda iki kişiye birden bîat etmenin Resülullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetine ters düştüğü kanâatindeydi.

Saîd ibni Müseyyeb kendisine yapılan bu haksızlığa rağmen Abdülmelik ibni Mervan’a bîat etmiş ve onun tâyin ettiği Medine vâlisinin arkasında namaz kılmıştır. Emevi ler’in seçkin evlâdı Ömer ibni Abdilazîz Medine Vâlisi oldu. ğunda ise, onun müsteşarları arasında yer almıştır.

Şimdi hadis karşıtlarına şunu soralım:

Abdülmelik ibni Mervân’ın iki oğluna aynı anda bîat etmenin Resülullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetine aykırı olduğunu söyleyen ve bu yüzden hapse atılmayı ve kırbaçlanmayı göze alan müttaki bir âlimin, Ehl-i beyt’i savunmak için Emevîler aleyhinde hadis uydurması olacak iş midir? Böyle bir olayı dindarlıkla bağdaştırmak mümkün müdür?

Hadis Uydurma İşini Kim Başlattı?

İslâm âlimleri hadis uyduranların zındık ve fâsık olduklannı söylemişlerdir. Bu herkesin bildiği bir gerçektir. Bundan haberleri yokmuş gibi davranan hadis karşıtları ise, yukarıda da söylediğimiz gibi, hadis uydurma işini, Emeviler’e karşı koymak için Medineli müttaki âlimlerin başlattığını ileri sürmüşlerdir. Medineli müttaki âlimler hadis uydurma hareketine karşı çıkmış ve hadis uyduranlarla mücâdele etmişken, uğradıklan iftirâya bakınızl!

Fahr-i Alem sallallahu aleyhi ve sellem, aralarında Ehl-i beyt’in de bulunduğu bazı sahâbîleri medhetmiştir. Bu hadis-i şerifler, hadis kitaplarımızın “menâkıb” bölümlerinde yer almıştır.

lslâm âlimlerinin ittifakla belirttiği üzere, Ehl-i beyt hakkında ölçüsüz derecede hadis uydurma işini ilk defa Şia başlatmıştır. Nitekim mütedil Şii âlimlerinden lbni Ebi’l-Haa did, Hz. Ali’nin insanların en faziletlisi olduğunu belirttikten sonra şöyle demiştir:

“Şunu bil ki, fezâil ile ilgili uydurma hadisler, ilk defa Şia tarafından ortaya konmuştur. Onlar önce Hz. Ali hakkında muhtelif hadisler uydurdular.”218

Iraklı Şii’ler aşırı derecede hadis uydurmuşlardır. Bu sebeple Bağdat hakkında, para gibi hadis basılan yer anlamında “darphâne” tâbiri kullanılmıştır.

Şiiler Ehl-i beyt’i medheden, Emeviler’i yeren pek çok hadis uydurmuşlardır.

Muhaddisler Halifeler Adına Hadis Uydurmadı

Hadis inkârcıları, hadislerin sağlam bir şekilde yazılmadığını iddia ediyorlar. Onlara göre hadisler, Emevi ve Abbâsi halifelerinin sarayında tedvin edildi. Halifeler hadisleri tedvin eden muhaddisleri parayla satın aldılar ve onlara, kendilerine itaat edilmesi yönünde hadisler uydurttular. İddia bu.

Acaba hadis âlimlerinin, iddia edildiği gibi halife ve vâlilerle irtibâtı var mıydı?

Hadis karşıtlarının bilmez gibi göründüğü gerçek şudur:

Şâyet bir muhaddis, halifelerin sarayına gidip geliyor ve onlardan hediye alıyorsa, hadis talebeleri o muhaddisten kesinlikle hadis rivâyet etmemişlerdir.

Bu kaidenin bazı istisnâları vardır. Abdülmelik ibni Mervân gibi bazı Emevi halifeleri, hem geniş hadis bilgi siyle, hem de son derece güvenilir olmasıyla bilinen lbni Şihâb ez-Zühri’nin (v. 124/742) ilminden faydalanmak istedi ler. Ünlü bir muhaddis olan Zührî de onların ihtiyaç duydu ğu konularda kendilerine yardımcı oldu.

Bu arada müttaki halîfe Ömer ibni Abdilaziz, Zühri’ye hadisleri tedvin etme, yani daha önce yazılmış hadisleri toplayıp kitap hâline getirme görevi verdi. 0 da halifenin bazı kâtiplerini hadis yazımı işinde kullandı, devletin imkânların.çdan faydalanmak süretiyle gerekli yazı malzemesini temin etti ve hadis tedvîni işini kolayca yürüttü. Ayrıca halifeleri, kendisine danıştıkları konularda bilgilendirdi. Yeri geldikçe onlara nasihatlerde bulundu ve hadisler konusunda yanlışa düşmelerine engel oldu. Halifeler kendisine itiraz ettiklerinde onlara üst perdeden konuşmaktan da çekinmedi.

Durum böyle olduğu halde, Batılı bazı hadis düşmanları, Zühri’nin halifeler yanındaki bu itibarlı durumundan maksatlarına yarayacak sonuçlar çıkarmaya yeltendiler ve târihi gerçeklerle bağdaşmamakla beraber, onu halifeler adına hadis uydurmakla suçladılar.

İmâm Ebü Hanife, Mâlik, Şâfiî ve Ahmed ibni Hanbel gibi İslâm âlimleri, halifelerin bazı görüşlerine karşı çıktıkları ve onların tekliflerini kabul etmedikleri için hapsedildiler, kırbaçlandılar, bu yüzden hastalıklara düçâr oldular, yine de onların dine aykırı gördükleri tekliflerini kabul etmediler. Dinlerini mal, makam ve şöhret uğruna satmadılar.

Emevi ve Abbâsi halifeleri de hadislerin tedvin edilmesine ve ülkelerinde hadis öğretiminin devam etmesine engel olmadılar. Hadis’ilminde söz sahibi olmayan bazı menfaat perestler, halifelerden dünyalık koparmak için, onları memnun edeceğini sandıkları konularda hadis uydurmaya kalktılar. Bunlardan Gıyâs ibni lbrâhim olayını aşağıda göreceğiz,

Halîfeler Hadis Uydurtmadı

Bir devrin âlimlerini târihî gerçekleri dikkate almadan karalamak ucuz bir iştir. Hadis düşmanlarının yaptığı da budur. Onlara göre, Emevî ve Abbâsi devrindeki yönetici“ ler câhil, çıkarlarını ön planda tutan, dinin emirlerini göe zardı eden kimselerdi. Senaryo böyle başlayınca arkası da ona göre geliyor.

Her şeyden önce şunu bilmek gerekir. O devri ele alan tarih kitapları, araştırmaya dayanmayan bilgilerle doludur. İslâm dünyasını karıştıran, fitnelerin ortaya çıkmasına sebep olan Râfızîlerin, aşırı Şiilerin uydurduğu haberlerden uzak durmak gerekir. Bu sebeple taraf tutan tarih kitaplarına güvenmemelidir. İbn Sa’d’ın et-Tabakât’ı da bir tarih kitabıdır. Fakat İbn Sa’d aynı zamanda hadis âlimi olduğu için, asılsız bilgileri ayıklamayı bilmiştir.

Meselâ İbn Sa’d’ın halîfe Abdülmelik ibni Mervân hakkında verdiği bilgiler diğerlerinden farklıdır. Buna göre Abdülmelik çok dindar bir insandı. İbâdete olan düşkünlüğü sebebiyle halk ona “Mescid güvercini (hamâmetü’l-mescid)” adını vermişti. Abdullah ibni Ömer radıyallahu anhümâya: “Ashâb-ı kirâmın nesli tükenince biz dini kime soralım?” demişlerdi. 0 da Abdülmelik ibni Mervân’ı göstererek: “Bu gence sorun!” demişti.

Abdülmelik ibni Mervan’ın oğlu Velid devrinde, bugün de bilinen birçok mescid yapılmış ve fetih hareketleri yeniden başlatılarak ve Çin sınırına yaklaşılmıştı.

Hadis Karşıtlarına Bazı Sorular

Hadislerin halifelerin sarayında ve onların arzüsum uygun şekilde tedvin edildiğini ileri sürüyorsunuz. Öyle ol.çsaydı, halifeleri rahatsız edebilecek şöyle hadisler kitaplara girer miydi? Halifeler bu hadislerin derlenmesine izin verir miydi:

-Bir adam Resülullah sallallahu aleyhi ve selleme:

“ Hangi cihâd daha faziletlidir, diye sordu? Allah’ın ElÇİSİ de:

“Zâlim sultan katında söylenen hak söz” diye cevap verdi.219

-Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Ümmetimden iki topluluk şefâatime nâil olamaz. Biri halkına çok zulmeden katı kalpli yönetici, diğeri de aşın giderek dinden çıkan kimse.”220

-Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Kıyâmet gününde en şiddetli azâba çarptırılacak iki kimseden biri, bir peygamberi öldüren veya bir peygamber tarafından öldürülen kimse, diğeri de doğru yoldan sapan yönetici.”221

-Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bir halîfe veya vâli, kapısını ihtiyaç sahiplerine ve yoksullara kapatır da onların kendisine ulaşmasına engel olursa, Allah Teâlâ da onun istek ve duâlarının Kendisine ulaşmaması için gök kapılarını kapatır. ”222

-Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“İleride size azâb eden halîfeler gelecektir. Allah da onlara azâb edecektir. ”223

-Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Allah Teâlâ kıyâmet gününde üç kimsenin yüzüne bakmaz. Bunlar:

Yalan söyleyen halîfe, Zina eden ihtiyar ve kibirli vâli. ”224

-Resülullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Cenâb-ı Hakk’ın yönetici yaptığı bir kimse, yönettiği insanları aldatarak ölürse Allah Teâlâ ona cennet yüzü göstermez.”225

Sorumuzu bir de şöyle soralım:

Gerçekten de siz, hadislerin halifelerin sarayında ve onların arzusu doğrultusunda tedvin edildiği görüşünüzde samimi iseniz, söyler misiniz, halkına zulmeden yöneticilerin en ağır şekilde cezalandırılacağını belirten böyle hadislerin derlenip toparlanmasına ve yazılmasına hangi halîfe izin verebilir?

Ulü’l-emre İtaate Dâir Hadisler Uydurulmadı

Hadis karşıtları bir de, ulü’l-emre itaat edilmesine ve fitneden uzak durulmasına dâir hadisleri halifelerin uydurttuğunu ileri sürüyorlar. Galiba bu lakırdıları ederken Kur’ân-ı Kerim’e bakmayı unutuyorlar. Hâlbuki Allah Teâlâ daha halifelik konusu ve fitne meselesi ortaya çıkmadan, o konularda kullarına tâlimât vermiş ve şöyle buyurmuştur:

“Ey îmân edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve içinizden kendilerine yetki verdiğiniz yöneticilere de itaat edin.””226

Cenâb-ı Mevlâ fitne konusunda da şöyle buyurmuştur:

“Fitne, adam öldürmekten daha beterdir.”227

Hadis düşmanları, Emevîler devrinde yaşayan âlimleri ve kadıları, halifeleri memnun eden hadisler uydurmakla suçluyorlar. Fakat o devirde pek çok sahâbînin hayatta olduğunu da görmezden geliyorlar.

Ebü Hüreyre (v. 58/678), Nu’mân ibni Beşir (v. 64/684), Abdullah ibni Amr ibni As (v. 65/684-85), Abdullah ibni Abbâs (v. 68/687-88) ve Abdullah ibni Ömer (v. 73/692) gibi ünlü sahâbiler 0 sıra henüz vefât etmemişlerdi.

Ulü’l-emre itaat edilmesi ve fitneden uzak durulması konularında hadis uydurulurken, bu seçkin sahâbîler o yalancılara:

“Ey insafsızlar! Siz hadis uydurmakla Allah’a, Peygamber’e ve İslâm’a ihânet ediyorsunuz!” diye onlara karşı çıkmazlar mıydı? Yoksa Peygamber aleyhisselâmın ağzından binlerce hadis işitmiş olan bu hadis mütehassısları, çoğu Sahîhayn ’da bulunan ulü’l-emre itaat etmek ve fitneden uzak durmak konusundaki hadisleri bilmiyorlar mıydı?

Hele bir de o devirdeki onlarca tâbiîn fakih ve muhaddisini düşünelim. Saîd ibni Müseyyeb (v. 94/713), Urve bin Zübeyr (v. 94/713), Hârice bin Zeyd (v. 100/718-19), Şa“bi (ö. 104/722), Muhammed ibni Sirin (ö. 110/729) gibi ünlü âlimler, halifeler lehinde hadis uydurulmasına sessiz kalır mıydı?

Abbâsîler devrinin ünlü tâbileri arasında bulunan ve her biri fıkıh ve hadis mütehassısı olan Atâ el-Horasânî (v. 135/752), Rebîatürre’y (v. 136/753) ve İmâm el-Evzâî (v. 157/774) gibi müttaki âlimleri de unutmamak gerekir. Onlar hadis uydurulmasırıın İslâmiyet’e ihânet olduğunu ve Müslümanları tehdit ettiğini bile bile bu olay karşısında susar mıydı?

Elbette bu arada Emevî ve Abbâsi devirlerinin ünlü cerh ve ta‘dil ulemâsını da hatırlamak gerekir. Meselâ Şu’be birı Haccâc (v. 160/776), Süfyân-ı Sevri (v. 161/778), Abdurrahmân ibni Mehdi (v. 198/813-14) ve Yahyâ bin Said el-Kattân (v. 198/813) gibi âlimler, ulü’l-emre itaat edilmesi ve fitneden uzak durulması konularında hadis uyduranları görüp de sessiz kalırlar mıydı?

Alimlerimiz, fitnenin çıkmasından sadece halifelerin değil, onlardan daha çok halkın zarar göreceğini çok iyi bilirdi. Çünkü Allah’ın kitâbı bir ve beraber olmaya çağırıyor, şöyle buyuruyordu:

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin.”228

“Kendilerine apaçık mücizeler geldikten sonra anlaşmazlığa düşüp birbiriyle çekişen kimseler gibi olmavın.”229

Bu gerçeği çok iyi bilen İslâm âlimleri, Ümmet-i Muhammed’in bölünüp parçalanmasına yol açacak her şeyin karşısında dimdik dururdu.

Kaldı ki İslâm dini, ümmetin ihtilâfa düşmemesi ve bölünüp parçalanmaması için, devlet başkanı zâlim bile olsa, Allah’ın emirlerine karşı gelmediği sürece ona isyân edilmemesini emretmiştir. Ve ümmetin birliğini tehlikeye sokarıların düzeltmekten çok bozacaklarını söylemiştir.

Kısacası hadis âlimleri halifeleri memnun etmek için hiçbir zaman hadis uydurmamışlardır. Onlar hem dîn-i mübîn-i İslâm’ın hem de Resülullah sallallahu aleyhi ve sellemin hadis ve sünnetinin savunucusu olmuşlardır. Hadis uydurulması olayının ve hadis uyduranların karşısında dimdik durmuşlardır.

Alimler, Abbâsi Haiîfelerini Hoşnut Etmek İçin de Hadis Uydurmadılar

Hadis karşıtları, halifeleri memnun etmek için hadis uydurulmasına misâl olarak şu olayı anlatırlar:

Gıyâs (Gayyâs) ibni İbrâhim adlı biri, halîfe Mehdi’nin huzuruna girdiğinde, onun güvercin yarıştırdığını gördü. Orada Resül-i Ekrem’e kadar varan bir isnâd uydurdu ve bilinen bir hadise bir kelime ekleyerek halifenin gözüne girmek istedi. “Ok, deve, at yarışlarından başkası için ödül almak helâl olmaz” rivâyetine “kuş” kelimesini de ilâve ederek okudu. Mehdi önce bu rivâyetin hadis. olduğunu sandı ve ona on bin dirhem ihsânda bulundu. Sonra bu rivâyete Gıyâs ibni İbrâhim’in kuş kelimesini eklediğini öğrenince, o sahtekâr adama:

“Senin şu kafan yok mu, o bir yalancı kafasıdır” diye hakaret etti. Ardından da, bu adamın Resul-i Ekrem adına yalan söylemesine ben sebep oldum, diyerek güvercinlerini kestirdi.

Şayet halîfe, merakını meşrü gösterecek bir hadisin uydurulmasından memnun olsaydı, o yalancıya hakaret etmez, sevdiği güvercinlerini de kestirmezdi.

Halîfe Mehdi’nin hadis uyduranlar karşısındaki tutumu zikredilmeye değer. O, hadis uydurarak dine ilâveerde bulunmaya çalışan “zındık”ları yakalatmak ve cezalandırmak için “Dîvânü’z-zenâdıka” adıyla bir teşkilât urmuştu. “Sâhibü’z-zenâdıka” adı verilen görevlilerin Şakaladığı zındıklan ya öldürtmüş veya çeşitli şekillerde cezalandırmıştı. Daha sonraları Mehdi’nin oğlu Hâdî, Hârunürreşîd ve Me’mün da zındıklarla aynı şekilde mücâdele etmişlerdir.230

Şimdi biz tekrar Gıyâs ibni İbrâhim olayına dönelim:

Bu şahıs muhaddis değildi; rivâyeti makbül biri hiç değildi. Hadisi istismâr eden, vâlilere ve halîfelere, onlan memnun etmek için fetvâlar vermeye kalkan biriydi.

Ünlü muhaddis Ahmed ibni Hanbel’in belirttiğine göre, hadis mütehassısları bu şahsın rivâyetlerini terk etmişlerdir.

Hadis hâfızı, cerh ve ta‘dil âlimi ve bu konuda eserler vermiş olan Ebü İshâk el-Cüzcânî (ö. 259/873) Gıyâs ibni İbrâhim hakkında: “Birçoklarından işittiğime göre, o hadis uydururdu” demiştir.

İmâm Buhârî de: “Muhaddislerin, bu şahsın rivâyetıerini terk ettiklerini” belirtmiştir.231

Böyle yalancı, sahtekâr ve menfaatperest birinin yaptığı yanlışa bakarak muhaddislerin ve fakihlerin halifeleri memnun etmek için hadis uydurduklarını ileri sürmek insaf sahibi birinin yapacağı iş değildir.

Kur’ân-ı Kerîm’in tefsiri demek olan hadîs-i şerifleri korumak için ellerinden gelen gayreti gösteren hadis âlimleri, Ehl-i sünnet ulemâsı arasında üstün bir yere sahiptir. Ünlü fakih, müfessir, muhaddis ve Zâhid Süfyân-ı Sevrî (v. 161/778) hadis âlimlerini pek güzel bir ifâdeyle değerlendirmiş ve şöyle demiştir:

“Melekler gökyüzünün bekçileri olduğu gibi, hadis âlimleri de yeryüzünün bekçileridir. ”232

Hadis âlimleri, Peygamberlerinin hadis ve sünnetine sahip çıkan ve onu koruyan seçkin insanlardır. Onlar bu göreve tâlip olmasalardı, İslâm düşmanları güzel dinimize çok büyük darbeler vururlardı.

Muhaddisler, daha önce de söylediğimiz gibi, bir hadisin senedinde, halifelerin sarayına gidip gelen ve onların hediyesini kabul eden bir râviyi gördükleri vakit, o hadisi kabul etmemişlerdir. Durum böyleyken, o takvâ sahibi insanları, halifeleri memnun etmek için hadis uydurmakla ve sefih yöneticilerin içki sofrasında bulunmakla hatta onları hoşnut etmek maksadıyla içkinin helâl olduğuna dâir fetvâ vermekle suçlamak insafsızca bir ithamdır.

Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça haram kılınan içkiyi helâl göstermek olacak şey midir? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin: “Sarhoşluk veren her şey haramdır”233 hadis-i şerifini bilmeyen bir Müslüman var mıdır? Bir halifenin son derecee meşhür bir hadis-i şerifi bilmemesi mümkün müdür?

Böyle bir hadis uydurulmuş olsa bile, her biri İslâm’ı ve İslâm’ın en başta gelen yasaklarını bilen o devrin halife ve yöneticilerinin böyle bir yalanı kabul etmesi olacak şey değildir?

Bu Bahisten Şunları Öğrendik:

1. Medineli âlimler kesinlikle hadis uydurmamışlardır. Zira onların arasında, Peygamber adına yalan uydurmayı küfür sayan,hadis uyduranların tövbesinin kabul edilmeyeceğine inanan âlimler vardı.

2. Medine’nin ünlü âlimi Saîd ibni Müseyyeb, son derece müttaki idi. Emevî vâlisi ona pek çok haksızlık yaptı. Buna rağmen o, Emevîler’e hakaret ve bedduâ etmedi, onları Allah’a havâle etmekle yetindi. Bu ünlü âlimin hadis uydurduğuna dâir en küçük bir belge yoktur.

3. Ehl-i beyt hakkında hadis uyduranlar Medineli âlimler değil, aşırı Şiîlerdir. Medineli âlimler onların bu tutumlarıyla hep mücâdele etmişlerdir.

4. Muhaddisler, halîfelerin sarayına gidip gelen ve onlardan hediye alan râvilerden hadis rivâyet etmezdi. Bazı müttaki âlimler ise, yöneticilere nasihat etmenin âlimlerin görevi olduğu inancıyla onların yanına gider, sorularına cevap verir ve gerektiğinde uyarırlardı.

5. Emevî ve Abbâsi halifeleri, bazı Şiî tarihçiler aksini ileri sürse bile, kendi lehlerine hadis uydurtmadılar. İmâm Mâlik eI-Muvatta’ını Abbâsîler devrinde kaleme aldığı haldeı Emevî halifesi Abdülmelik ibni Mervân’ın bazı hükümleri ne bu eserinde yer verdi.

6. Hadisler, ileri sürüldüğü gibi halîfelerin sarayında tedvîn edilmedi. Öyle olsaydı, zâlim halifeleri âhiret azâbıyla tehdit eden ve onların karşısında hakkı söylemeye teşvik eden birçok hadis, o hadis kitaplarında yer alır mıydı?

7. UIü’I-emre itaat etmeyi emreden hadislere bakarak, bunların uydurulduğu söylenemez. Zira ulü’I-emre itaat, Kur’ân-ı Kerîm’de de emredilir. Ayrıca halifeye itaat edilmesi ve fitneden uzak durulması, yöneticilerden çok halkın huzüru için gereklidir.

8. lslâm âlimlerini, yöneticileri memnun etmek için hadis uydurmakla suçlamak edep ve ahlâk dışıdır. Devrin bütün halifelerini de dini umursamayan kimseler olarak göster’mek, en hafif mânâsıyla ölçüsüzlüktür.

M.Yaşar Kandemir – Hadis Karşıtları Ne Yapmak Istiyor,syf.137-153

Dipnotlar:

217. Mehmet Yaşar Kandemir, “Saîd ibni Müseyyeb”, DİA, XXXV, 563.

218. Mehmet Yaşar Kandemir, Mevza Hadisler, s. 28, 30, 32.

219. Nesâî, Bey’at 37, nr. 4209; İbni Mâce, Fiten 20, nr. 4012.

220. Taberani, el-Mu’cemü’l-kebîr (Selefi), XX, 214, nr. 496; Elbânl, Sahîhu’t-Tergîb ve’t-terhîb, II, 532, nr. 2218.

221. Ahmed ibni Hanbel, Müsned, [, 407, nr. 3868.

222. Ahmed ibni Hanbel, Müsned, IV, 231, nr. 18196; Tirmizî, Ahkâm 6, nr. 1332;

223. İbni Ebî Şeybe, el-Musannef (Hüt), Vll, 504, nr. 37576; Hâkim, el-Müstedrek (Atâ), IV , 482, 550, nr. 8342, 8539.

224. Ahmed ibni Hanbel, Müsned, Il, 433, nr. 9592.

225. Buhârî, Ahkâm 8, nr. 7150; Müslim, İmân 227, nr. 142.

226. Nisâ 4/59.

227. Bakara 2/191.

228. Al-i İmrân 3/103.

229. Al-ı imran 3/105.

230. Mehmet Yaşar Kandemir, Meuzü Hadisler, s.. 50-52, 58.

231. Zehebi, Mîzânü’l-i’tidâl, lll, 837.

232. Hatib el-Bağdâdî, Şerefü ashâbi’l-hadîs (Hatipoğlu), s. 44. 233. Buhâri, Megâzi 60, nr. 4343, 4344; Müslim, Eşribe 72-74, nr. 2002.

 

Yazar: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*