Modernistlerin Farklı Yorumladıkları Konulardan Bazıları

3.2. 

Modernistlerin iddia ettikleri konular genel itibarıyla Kur’ân’da hü, küm içeren bütün konuları kapsamaktadır. Modernizm düşüncesi, bugün İslâmi düşünceyi, müslümanların bilincini, dini kültürü meşgul eden ve şekillenmesine etki eden en önemli proplemlerden biridir. Modernizm, hareket gücünü, dinamizmini, enerjisini, ve istikametini Oryantalizm ha. reketinden almaktadır. İnsana ait olan ürünlerin sadece Modernistlik Işığı altında anlaşılıp yorumlanabileceği tezini savunan modernistlerin, hermenötik ve tarihsellik düşünceleriyle “Kur’ân metinlerinin bize ne dediği değil, bizim ondan ne anladığımızdır”51 anlayışıyla nassları yorumlamaya çalışmışlardır.

Aydınlanma çağıyla birlikte düşünce bazında meydana gelen değişiklikler, tarihe ait olan her şeyin insan tarafından meydana geldiğini ve insanın da tarihin etkisiyle değiştıgı düşüncesi hakim olmuştur. Bu da tarihe mal edilen şeylerin sürekli bir evre ve değişim geçirdiği bunların kalıcılığı ise sadece içinde bulundukları tarihle sınırlı olduğu anlaşılmıştır. Bu da zaman sınırı olmayan güncellikle tanımlanamayacağı anlanuna gelmektedir. Söz konusu olan vahiy ise tarihle, modernizm ile tarihsellikle hiçbir bağlantısı olmayıp, İlahi bir gücün, zaman sınırı ve insan tarafından dokunulmazlığı ve değiştirilmesi asla söz konusu bile olmayan özellik taşımakla ne bir bilim olarak tarihin konusu ne de hermenötik ve tarihsellik tartışmalarında yer alan bir şey olabilir.

Hegel’in de değindiği gibi, tarihi bir dönemde olup-biten Tanrının müdahalesi, geçmişte kalmasına rağmen etkisini devam ettirmesi ve sürekliliğidir. Bu da o dönemin, o anın, o döneme ve ana damgasını vuran fikirler ve prensipler vasıtasıyla yorumlanması gerektiğini, geçmişin bugüne ait inanç, prensip ve motifler çerçevesinde açıklanamayacağını ve herhangi bir şeyin, hadisenin, metnin kendi tarihi konumunda her ne ise o olduğunu ve o şekilde anlaşılması gerektiğini52 savunmaktadır. Aynı şekilde Kur’ân’da tarihin belli bir dönemde nazil olmuş, tarihe belli bir dönemde mudahale etmiş ve tesiride süregelmektedir.Bu nedenle Kur’ân’ı yorumlarken nazil olduğu tarihte değerlendirip öyle yorumlanması gerektiği bilinmelidir.

Modernistlerin zihinsel düşüncelerinde Kur’ân’ın hermenötiği ve tarihselliğiyle anlatılmak istenen, onun içerdiği kaide ve kuralların zamana göre geçiş özelliğinde olduğu ve değişebileceği iddiasıdır. Bu iddiayla açıkça yapılmak istenen şudur ki; Kur’ân’ı hükümlerin, tarihin bir ürünü olduğu düşüncesi ve bu düşünceyide yenilik, hermenötik, modern ve tarihgellik tartışmasıyla gündeme taşımaktır. Kur’ân’ın modern hermenötik ve tarihselliği tartışması, Batı Hıristiyan kültüründen derin etkiler taşımakla birlikte, felsefi modern aklın öncülüğünde bu tezi savunmuştur. Bu tarnşmada yerli referanslardan Şatibi’nin adı ön plana çıkmaktadır. Halbuki bildiğimiz orijinal Şatibi’nin yerine modern bir restorasyonla modern bir Şatibi ile karşılaşırız. Oysa bu karşılaştığımız Şatibi, bildiğimiz orijinal Şatibi nosyonundan farklı bir Şatibi çıkmıştır.53

Modernistlerin kendilerine arka bahçe olarak gördükleri Şatibi, bundan habersiz idi. Bu restorasyon ürünü olan Şatibi’ye ait bazı seçme pasajları tarihselci okuma süzgecinden geçirilerek Modernistlerin eline yerli köken dayanağı sağlanmış oldu. Oysa Şatibi’nin Kur’ân’ın “Arabiliğı’” ve “İslâm hukuku ’nun ” ümmiliğine yaptığı önemli vurgularıyla birlikte Kur’ân ahkamı konusunda modernistci Teolojinin bulunduğu yerin tam karşı tarafında bulunmaktadır. Şatibi Kur’ân ahkamını her türlü yükümlülük ve ortam için ebedi, külli ve genel olduklarını ifade etmektedir.54 Fukaha ve ulemanın da temel amacı budur. Şatibi’nin eserleri okunduğunda onun aslında, Kur’ân ayetlerine olmadık anlamlar yükleyen ve ondan olmadık anlamlar çıkaran düşünce ve iradelere karşı bir reaksiyon içerisinde olduğu görülmektedir. Bu düşünce ve iradeler olmadık konuları Kur’ân’ın konusuymuş gibi göstermeye,hiç alakası olmayan anlamları da Kur’ân’a atfetmektedirler.55

İşte Şatibi Kur’ân’a yapılan her türlü mana anarşisine karşı gelerek kutsal metinleri amacı nedeniyle doğru, vahye uygun koşulları itibariyle ele almak ve manalandırrnak gerektiğini anlatmaya çalışmıştır.

Şurası bilinmelidir ki, tezimizde geçen, felsefi anlamıyla modernizm, modernistlik, ve bunların dayanak kavramları, hermenötik, sematik, tarihsellik, tarihselcilik, tarih-üstülük gibi kavramların tamamı, Ban menşei kavramlardır;56 bunların anlamları açık bir şekilde sunulması gerekir ki maksatlar ve amaçlar anlaşılsın. Ne var ki konumuz insani bir metin değil bilakis ilahi bir metindir. Ve buna inanan Müslümanlar için, yüce Allah (C.C.) sonsuz kudret ve ilim sahibidir ve ne söylediğini en iyi bilendir. Kur’ân’ın hermenötikini ve tarihselliğini savunan modernistlerin anlama ve kavrayış hususunda görüşleri, hermenötikçiliğin tarihselliğin derin eğilimine hiç uymaz. Modernci İslâm, Kur’ân’ın nesnel anlamının anlaşılabileceği konusunda ısrarcıdır.

Modernci İslâmi söylem, modern bağlamında Kur’ân hakkında aşırı genellemelere gitınekte, önüne çıkan her ayete modernist nesnel bir anlam vererek bu ayetleri bütünle bir diyalektik içerisinde açıklayarak anlama yerine üst üste koyarak paketleyip kapatmaktadır. Bu da lafzi anlam yerine nesnel anlamayı kişinin inisiyatifine bırakmıştır. Modernci görüş öyle garip bir düşünce sergilemektedir ki sanki Kur’ân’ın her ayeti ya özel bir sebebe ya da bağlamsal bir sebebe göre inmiştir. Ve “Kur’ân, Allah (c.c.)’ın Hz. Muhammed (sav.) aracılığıyla son sözlü müdahalesinin mümkün formlarından yalnızca birisidir. ”57 ifadesi de bizi böyle düşünmeye sevketmektedir.

Modernistlerden Hasan Hanefi’ye göre bütün Kur’ân gerçeklikten gelen çağrı nedeniyle inmiştir.58 Bu da Modernistlerin istediği sonucu doğuruyor: Kur’ân tarihseldir, onun nesnel anlamı da dolayısıyla tarihte, tarihsel bağlamdadır. Bu yüzden İslâm tarihselliğinin hem nesnel anlamda ısrar etmesi hem de bu anlamın ancak modernist bağlamdan çıkarılabileceğini lafzı önemsizleyerek savunması manidar olmaktadır59

Kur’ân’i bilgi, Allah (c.c.)’ın her an her şeyi yarattığı ilmi, nedensellik düşüncesine hiç imkan tanımaz. Bakınız Allah (C.C.) Teala Kur’ân’da bal arısını örnek göstererek ayet indirmiştir.“ Fakat bu, bal arısının ayetin indirilişine sebep olduğu anlamına gelmez. Ayetlerin inmesi için şu veya bu sebep gerekli değildir. Şu ayet bu konuyu açıklığa kavuşturmaktadır:

“Ey iman edenler, açıklandığı takdirde hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer Kur’ân ’ın tenzil edildiği esnada onları sorarsanız size açıklanır. (Açıklanmadığına göre) Allah onları affetmiştir. (O halde mm sanıp başınıza iş çıkarmayın) Allah çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir. ” (Maide: 5/101)

Bu ayeti dikkatle incelediğimizde, günlük yaşamın bütün izlerinden bağımsız olarak (tedricen) vahiy anları vardır. Bu da tamamen Allah (c. c.)’ın takdirinde olan bu anlarda Allah (c.c.)’ın istediği şeyler vahyediliyor. Vahiy soruya ve soru sorulmasına o kadar da açık değildir. Ama eğer sorulan bazı sorular ayetlerin vahyedilmesi esnasında sorulacak olursa bunlara cevap verilebilir; lakin bu da muhatapların hayrına olmayacağından bunlara cevap verilmeyerek muhataplar soru sormamaları gerektiği hususunda uyarılmaktadırlar. Böylece metafizik alana giren vahiy-tarih ilişkisinde Allah (cc)’ın niyeti gibi vahiy-sebepler bağlamındaki İlahi niyet de nesnel-bilimsel bilgi ve saptamaların alanı olamaz, Çünkü bir tarafında Allah (C.C.) vardır ve burada Allah (cc)’ın ilmi ve takdiri söz konusudur. Hasan Hanefi’nin de işaret ettiği gibi Allah (c.c.)’ın niyeti ve takdiri gibi şeyler bilimin nesneleri olamazlar. Şu halde, bu alana dair nesnel iddialar üzerine inşa edilecek bir bilim ya da tarihsellik ve benzeri görüşler temelsiz kalmaktadırlar.61

Kur’ân’a taraflı bir yaklaşım onu anlama konusunda içinden çıkılmaz sorunlar ortaya çıkarır. O ne bir hukuk metni, ne bir edebi nesir, ne de sadece belli kesimlere hitap eden bir kitaptır. Bilakis o, tasvirler, meseller emirler, nehiyler, öğütler ve kıssaların yanında düz, mecazi, muhkem, muteşabih gibi çok yönlü bir anlatımı esas almaktadır. Dolayısıyla bu kadar geniş yönlere sahip olan Kur’ân, tek bir formülle yani modernist formulüyle bilinemez.62

Yüce Allah (C.C.), Kur’ân’da kıssalar, meseller, mecazlar, öğütler, müteşabihat, ahkam, ibadetler, emirler, nehiyler… ve diğer hususlarla insana ne demek istediği önemlidir. Ve Kur’ân’da asıl anlatmak istediği mana aranmalıdır. Allah (cc)’ın bize bildirdiği illetler ve hikmetler de bu konuda yol göstericidir. Bu da yorumun konusudur. Bu ve bu gibi anlama imkanlarıyla elde edilecek anlamalar ne var ki meşruiyet aramak zorun. dadır. Bu, az da olsa, zahiri-lafzi anlam ve bildirilmiş illet ve hikmetler ile tearuz halinde olmamalıdır. Bunun yerine Kur’ân’ı nesnel anlamanın konusu yapmak ve orada nesnellikler tesis ederek bunun üzerine farklı nesnel bir Kur’ân anlayışı yerleştirmek, bir modernistlik, hermenötik ve tarihsellik tutkusundan başka neyle izah edilebilir? Biz karşıt görüşlerimize Kur’ân’dan aynı ayetleri delil olarak gösterebiliyorken ve tarih içerisinde bunun sayısız örnekleri varken nasıl bir nesnel anlam ve anlamadan söz edebiliriz?63

Kur’ân’nın hermenötiki ve tarihselliği tartışmalarına ilişkin bu tahlillerden sonra kanaatimizce herhangi bir kavramı tahlil ederken bu kavramın ait olduğu kültür evreninde ifade ettiği ve çağrıştırdığı anlamda kullanmaktır. Bu sebeple Batı kültür evrenine aidiyeti şüphe götürmeyen tarihsellik kavramını, Batı düşünce tarihi içerisinde kazanmış olduğu anlamda anlamak ve kullanmak gerekir.64

Modernistlerin dayanak yaptıkları temel kavramlardan olan hermenötik ve tarihsellik, insan, dolayısı ile tarihin ürünüdür. Batı kültür tarihinde hermenötik ve tarihsellik düşüncesi, “din” kavramının “afyon”la ifade edildiği Marx gibi din karşıtları yanında Schleiermacher, Dilthey ve Bultman gibi İlahiyatçılarca da benimsenmiş, işlenmiş, geliştirilmiş ve istihdam edilmiştir. Bu iki kesimin de işine yaramıştır. Modernizm düşüncesi; çünkü din karşıtları hermenötikleştirmek ve tarihselleştirmek suretiyle dini tarihin dışına gönderirlerken, modernist ilahiyat düşüncesine sahip olanlar da kutsal metni yenilik, modernizm, hermenötik ve tarihsellik sürüvenine feda ederek kutsal metindeki bilim ve akılla izah edemediklerini bu şekilde modernlik bilmecesine havale ediyorlardı. Bu şekilde ki modernizm kavramını, Kur’ân’ın tarihselliği yani ayetlerin tarihsel olduğu tezine uyarlandığında sağlıklı bir anlam ve anlama elde edilmesi mümkün değildir.65

O halde aklıselim bir Müslüman olarak Kur’ân’ı Allah (cc)’ın bir vahyi kabul ettiğimizde, Kur’ân’daki ayetlerin aksirıi söyleyebilmemiz için, Allah (c.c.)’la denk bir bilgiye sahip olmamız gerekir. Dinleyicileri ve okuyucuları üzerinde yapacağı etkiye büyük önem atfeden vurguları varken, onu durağan ve pasif bir metin göremeyiz. modernizm düşüncesi olan hermenötik ve tarihsellik Kur’ân’dan çıkan bir hareket değildir. Lakin onun Kur’ân’a dışarıdan elde edilen tezlerle yaklaştığı açıktır.

Kur’ân ayetlerine baktığımızda O’nun güncel bir pozisyondan ‘insanlara hitap ettiği ortaya çıkıyor. 0 her zaman konuşurken ve sorunlara çözüm getirirken güncel özelliğini kaybetmeyip güncellik pozisyonu sürdürüyor. O somut olaylara ilişkin önerilerinde dahi güncel öğeleri ihmal etmediği ve sadece indiği devirdeki insanların problemlerine çözüm olsun diye hükümlerini koymadığı apaçık bilinen bir hakikattir. Çünkü varlıkların yaşam Ve hayat yasası olan ve varlıkların kendisine göre var olduğu temel yasa olan “Levh-i Mahfuz”dan konuşmaktadır.66 İlahi temel yasadan konuşan Kur’ân, bütün tarihlere, bütün alemlere hitap eder. O alemler için bir öğüttür.67 Ve kendisine indiği peygamber de bütün bir alemlere rahmet olarak gönderilmiştir.68 Bu sebeple Kur’ân ifadesini tüm bir insanlığa aynı güncel tonda hitap ve vazeder.

Modernistler şöyle iddiada bulunmaktadırlar: Kur’ân, hermenötiksel ve tarihsel bir metindir. Nazil olduğu çağdaki insanlara göre hükümler getirmiştir. Dolayısıyla günümüz şartlarına göre, yeni yorumlar ve hükümler gerekir. Bu hükümler, Kur’ân’ın açık hükümlerine aykırı bile olsa bu yapılmalıdır.“ görüşünü ileri sürerek İslâm’ı ana dayanaklarından temelsiz hurafelerle dolu, bir din haline getirmeye çalışıyorlar.

Tarihte kalmış, miadını doldurmuş anlamında anlamlandırılmaya çalışılan modernizm fikrini ilk savunan son asır ıslahatçısı Necmettin et-Tufi olarak bilinmektedir. “hifi, ibadetlerde değil, fakat mana ve gayelerini aklın kavrayabileceğini iddia ettiği muamelat ve dünyevi siyasete dair ahkamın, dayanağı ne olursa olsun, zamanın değişmesiyle maslahata uygun olarak değiştirilebileceğini söylemiştir. Yani Tufi’ye göre; nas ve icma maslahata uyarsa ne ala! Nas ve icma, maslahata aykırı olursa, maslahatın gözetilmesine öncelik verilmesi gerekir. Bu uygulama, nas ve icmanın sınırlandırılması (tahsis) veya açıklanması (beyan) biçiminde olur. Bu durum, açıklayıcı işlevinden dolayı sünnetin, Kur’ân’a göre öncelikli olmasına benzer.70

Tufi’nin maslahat çerçevesinde ileri sürdüğü bu görüşlerin değerlendirilmesi bir yana hukuki hükümlerin geçerliliğini maslahat ile sınırlayan onun bu yaklaşım tarzının, Kur’ân’ı Kerim’deki hukuki hükümlerin modernizm taraftarlarını cesaretlendiren en önemli referanslardan biri olduğu söylenebilir. “Oysa Gazzali (555/ 1111) asırlar önce, nass karşısında maslahata itibar kapısını açmanın, İslâm hukukunun bütün hükümlerinin değiştirilmesine neden olacağını söylemiştir.72

Şii, rafızi ve mülhidlikle73 itham edilen Tufi, zamanla onun bu bozuk fikirleri itibar görmeyip unutulmuş iken, Muhammed Abduh, Sir Seyyid Ahmet Han, Cemaleddin Afgani, Reşit Rıza, Hamidullah, Fazlur Rahman, Muhammed Arkoun, Nasr Hamid Ebu Zeyd, Hasan Hanefi, Musa Carullah Bigiyef Roger Garaudy gibi modernistler tarafından yeniden canlandırıldı. Bu tezin savunucuları, faizi yasaklayan, çeşitli suçların cezasını bildiren kadının statüsünü belirleyen, miras taksiminin nasıl olacağını tayin eden Ahkam ayetlerinin zamana göre değişebileceğini söylerken daha sonra gelen ilahiyatçılar, namaz, zekat ve hac gibi ibadetlerde, dahası itikad ile ilgili ayetlerde de değişiklik olabileceğini iddia etmeye başladılar.74

Modernistlerin bu tür tezleri savunmalarında ki gerekçeleri; Müslümanların geri kalmasının sebebi olarak İslâmiyet’e uymayan, dinin emirlerini yerine getirmeyen Müslümanları değil, İslâmiyet’in kendisini görmektedirler. Kabahati kendilerinde değil de dinde aramaktadırlar. Bu geri kalmışlıktan kurtulmak için de dinin emir ve yasaklarının Batı’nın öngördüğü sisteme göre yeniden şekillenmesini istiyorlar. Başka bir ifadeyle Hıristiyanlıkta olduğu gibi, dinin hiçbir şeye karışmamasını sosyal hayattan tamamen çekilmesini istiyorlar. Şayet bu akım hedefine ulaştığında, gerçek manada İslâmiyet kalmayacaktır. Onların İslâmiyeti kabahatli görüp, sorgulamalarına en güzel cevabı yüce Allah (cc.) Kur’ân’da veriyor:

“Siz bilirsiniz, inanmazsanız Allah’ın azabı başınıza inecektir. Tıpkı o bölücülere indirdiğimiz (azab) gibi!. Onlarki Kur’ân’ı bölük bölük ettiler bir kısmı Tevrat ve İncil’e uygundur doğrudur; bir kısmı onlara uygun değildir; yanlıştır; yahut Kur’ân’ın bir kısmına şiir, bir kısmına büyü ve kehanet, bir kısmına eskilerin masalları dediler. Senin Rabb’in hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracağız: Yaptıkları şeylerden”(Hicr: 15/90-91 -92-93 ).

Tezimizin konusu bu bağlamda Kur’ân ayetlerinin modernistlerin savundukları gibi zamana göre değişmeyeceği yani hermenötik ve tarihsel olmadıklarını, güncel olduklarını delillerle ispatlamaktır. Bunun için ‘var olan mevcut kaynaklardan faydalanılarak Kur’ân ayetlerinin zaman ve mekan aşımına karşı, bünyesinde var olan güncel kurallarını bir kez daha hatırınıza getirmeye çalışmaktır. Aşağıda ele alacağımız ayetler, modernistlerin tezlerini savunmak için tutundukları ayetlerdir. Bunlar kısaca, faiz, hırsızın elinin kesilmesi, kadının şahitliği, miras vb. konuları ihtiva eden ayetlerdir.

Yrd.Doç.Dr. Zeki Keskin – Kur’an’a Modernist ve Tarihsel Yaklaşımların Eleştirisi,syf.158-165

——

51 Ebubekir Sifil, Modern Islâm Düşüncesinin Tenkidi II, Kayıhan Yay., İstanbul 1998, S, 8.

52 Heyet, Kur ’ân-ı Kerim, Tarihselcilik ve Hermenötik, 45-47; Serinsu, 31.

53 Kotan, 267-269.

54 Şatibi, Ebu İshak, el-Muvafakatu Usuli ’ş-Şeri ’a, İz Yay., İstanbul 2003, II, 36.

55 Şatibi, II, 61-91.

56 Buruc: 85/21-22.

57 Ömer Özsoy, “Kur’ân Hitabının Tarihsellı’ği ve Tarihsel Hitabın Nesnel Anlamı Üzerine”, Islâmi Araştırmalar Dergisi, 1996, Sayı: 1-4, c. lX, 135-143.

58 Hasan Hanefi, Aksiyon bilimi Olarak Hermenötı’k, (Çev., Dücane Cündioğlu), Tezkine, 1997’ s. 11-12, 53.

59 Kotan, 284.

56 Buruc: 85/21-22.

57 Enam: 6/90.

60 Nahl: 16/68-69.

61 Kotan, 287.

62 Kotan. 288.

63 Kotan, 289.

64 Kotan. 291-292.

65 Kotan. 292.

66 Buruc: 85/21-22.

67 Enam: 6/90.

68 Enbiya: 21/107.

69 Fazlur Rahman, İslâm ve Çağdaşlık, (Çev.: Hayri Kırbaşoğlu), Ankara 1990, 71.

70 Et-Tufı, Necmeddin, et-Ta’yin li Şerhi’l-Erbain, (Thk., Ahmed H. Muhammed Osman), Beyrut 1988, 238.

71 Koca, 124-125.

72 Gazzali, Ebu Hamid Muhammed, Kitabu’I-Mustasfa min İlmi ‘l-usul, Kahire 1356. l, 285.

73 Mehmet Erdoğan, Islâm Hukukunda Ahkamın Değişmesi, MÜIF. Yay.. istanbul 2000, 92.

74 Koca,122-125.

 

 

 

Yazar: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*