Kur’an Dışı Vahyin İmkanı

Kur’ân’ın, vahyi yazılı bir kitap ile sınırlandırıp sınırlandırmadığı, Kur’ân dışı vahyin mümkün olup olmadığı ve mümkün ise hangi alanları kapsadığı gibi konuların tespiti, Kur’ân dışı vahiyden söz eden hadislerin anlaşılması açısından son derece önemlidir. Geçmişte Hz. Peygamber’in Kur’ân dışında vahiy aldığı görüşünde olan âlimler tarafından, Allah Teâlâ’nın, Resûlullâh’a itaati emretmesi,757 Hz. Peygamber’e itaati kendisine itaat gibi kabul ettiğini beyân etmesi,758 Resûlullâh’ın getirdiklerine sarılmak, yasakladıklarından kaçınmak emrini vermiş olması,759 sünnetin Allah’tan gelen gayr-i metluv bir vahiy mahiyetinde olduğuna delil sayılmış, ayrıca bu konuda pek çok hadis de delil olarak kullanılmıştır.

Son zamanlarda sünnetin hucciyyeti konusu ile bağlantılı olarak Hz. Peygamber’in Kur’ân dışında vahiy alıp almadığı meselesi, gündemi daha ziyade meşgul etmeye başlamıştır. Konuyu Kur’ân’a dayanarak çözmeye çalışanların, bu görüşlerine önceki âlimlerin sünnetin kaynağı tartışmalarında başvurmadıkları bazı âyetleri delil olarak gösterdikleri dikkat çekmektedir. Bu konuda delil olarak kullanılan âyetlerin sayısı oldukça fazladır ve bunların tamamı olmasa da bir kısmı açıkça Hz. Peygamber’in Kur’ân dışında vahiy aldığını ifade etmektedir.760 Ayrıca Kur’ân dışında vahiy bulunmadığını gösteren delâleti kat’î bir âyetin bulunmaması761 ve Kur’ân’ın, vahyin sadece kendisinden ibaret olduğunu açık ya da örtülü de olsa beyan etmemiş olması da762 bu görüşün dayanakları arasındadır.

Mevdûdî (ö. 1979), sünnetin hucciyyetini reddeden Abdulvedûd isimli bir kişi ile yaptığı tartışmada Kur’ân dışı vahye delâlet eden bazı âyetleri aktardıktan sonra şöyle demektedir: “Ben, önünüze Kur’ân-ı Kerîm’den yedi âyeti örnek olarak sundum.763 Bunlar, Hz. Peygamber’e Kur’ân’a ilaveten vahiy geldiğini ispatlamaktadır.”764

Kur’ân dışı vahiy konusunun, öncelikli olarak Kur’ânî perspektiften hareketle çözülmesi gerekmektedir. Bu açıdan Kur’ân âyetleri incelendiğinde, vahyin sadece Kur’ân’a mahsus olduğu, Kur’ân dışında vahiy bulunamayacağı görüşünü destekleyecek bir âyet bulunmadığı görülecektir.765 Kural açıktır; mâni hükmün bulunmadığı yerde esasen âmir hükmün aranmasına gerek yoktur. Kaldı ki, Kur’ân dışında vahiy bulunduğunu, vahyin sadece kitaba mahsus olmadığını ve kitap dışında peygamberlere vahiy geldiğini gösteren pek çok âyet vardır.

1. Önceki Peygamberlere Gelen Vahyin Mahiyeti

Allah Teâlâ tarafından ilahî mesajları insanlara ulaştırmakla görevlendirilen peygamberler, doğrudan vahye muhatab olan kişilerdir. Vahiy alan bir peygambere kitap inmesinin zorunlu olup olmadığı konusunda farklı görüşler mevcuttur. Zorunlu olduğunu söyleyenler bulunduğu gibi olmadığını ifade edenler de vardır.766 Bu konudaki genel kanaat, tebliğde bulunmaları için ayrıca bir kitabın verilmesinin gerekmediği yönündedir.767 Bu görüş, tercih edilmeye daha layıktır. Zira Tevrât, Zebûr, İncîl, ve Kur’ân ile Hz. İbrahim’e ve diğer bazı peygamberlere indirilen sahîfeler, vahiylerin bir kitapta toplandığına delil sayılabilirse de bu, tüm peygamberler için geçerli bir durum değildir.

İsmail, İshâk, Yunus, Lût, Hûd ve diğer peygamberlere kitap (metluv vahiy) indirilmemiş, bunlar yalnızca sözlü vahiyler almışlardır ve bu peygamberlere sözlü vahiyler dışında başka bir şey nâzil olmamıştır.768 Gönderilen peygamberlerin sayısının yüzyirmi dört bin civarında olduğu düşünüldüğünde,769 metluv vahiy alan peygamberlerin sayısının ne kadar az olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Kaldıki, kendisine kitap gönderildiği bilinmeyen Hz. Zekeriyya’ya oğlu olacağına dair müjdesi770 de Yüce Allah’ın kullarına sadece bir kitap yolu ile hitap etmediğini gösteren açık delillerdendir.771

İnsanlar, nasıl ki Allah’ın Kitabı’na iman ve ittiba etmekle emrolunmuşlarsa, aynı şekilde peygamberlerin emir ve talimatlarına da iman ve ittiba etmekle görevliydiler. Bizzat kitap getiren peygamberlere de ilk günden metluv vahiy nâzil olması gerekmiyordu. Ayrıca peygamberlere gelen bütün vahiylerin yazılmış olması yönünde bir şart da yoktur. Kendilerine kitap verilen peygamberler için de aynı durum söz konusudur. Onların aldıkları bütün vahiylerin kendilerine verilen Kitap’ta yer alması gerekmemektedir.772

Kur’ân-ı Kerîm’deki bazı âyetler buna delâlet etmektedir ve Kur’ân’da, kendilerine kitap verilen peygamberlere, kitapları dışında da vahiy geldiğini gösteren birtakım bilgiler bulunmaktadır. Nitekim, Hz. Nûh’un gemiyi Allah’ın gözetiminde ve O’nun vahyi ile yapması,773 Lût kavmini helak etmekle görevli olarak gönderilen meleklerin Hz. İbrahim ve Hz. Lût ile konuşmaları,774 Hz. Davud’a zırh yapma sanatının,775 Hz. Süleyman’a kuş dilinin öğretilmesi,776 Hz. Yakub’un, oğlunun kokusunu duyarak ona kavuşacağını haber vermesi777 bu tür vahiylerdendir.778 Bu noktada kendilerine kitap verilen peygamberlerin bu kitapları bir defada tamamen alıp almadıkları meselesi ile karşılaşılmaktadır.

Bu konu, Kitap dışı vahiy ile ilgili problemlerin çözümü açısından oldukça önemlidir. Kur’ân-ı Kerîm Peygamber (s.a.)’e bir defada değil bölümler halinde yirmi üç yıllık bir zamanda nazil olmuştur. Önceki ilâhî kitaplar ise, âlimler arasında meşhur olan görüşe göre, bir defada indirilmiştir.779 Önceki ilâhî kitapların bir defada indirildiği kabul edilecek ve Kur’ân bu açıdan gözden geçirilecek olursa kendilerine kitap verilen peygamberlerin bu iletişim biçiminin dışında da vahiy aldıkları kolaylıkla görülecektir. Sadece Hz. Musa ile ilgili bilgiler bile kitap dışı vahyin mahiyet ve sınırlarını göstermesi açısından yeterlidir. Tevrât’ın bir defada indirilip indirilmediği konusunda Yahudiler arasında ihtilaf varsa da bir defada toplu olarak Allah Teâlâ tarafından Hz. Musa’ya vahyedildiği genel kabul görmektedir.780

Begavî, Râzî ve Kurtubî (ö. 671/1273) gibi müfessirler de “O, sana Kitab’ı hak ve önceki kitapları tasdik edici olarak tedricen indirmiş; daha önce de, insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrât ile İncil’i indirmişti”781 âyetine dayanarak Kur’ân’ın tedricen indirildiğini, bundan dolayı “nezzele” fiilinin kullanıldığının, Tevrât ve İncil’in ise bir defada indirildiğini, bundan dolayı da “enzele” fiilinin kullanıldığının söylendiğini bildirmişlerdir.782 Bu görüşleri dikkate alarak Tevrât’ın bir defada indirildiği kabul edilirse, Kur’ân’da Hz. Musa ile ilgili anlatılan pek çok olayın kitap dışı vahiyle ilgili olduğu görülecektir. Nitekim Allah Teâlâ, Musa’ya peygamber olduğunu bildirmiş, onu Firavun’a göndermiş ve onun iman etmesini, hidayete gelmesini ve İsrâiloğulları’nı Musa ile göndermesini emretmiştir.783 Fakat o zaman daha Tevrât nâzil olmamıştı. Zira Tevrât, Firavun’un ölümünden ve İsrâiloğulları’nın Mısır’dan çıkmalarından sonra nâzil olmuştur.784

Tüm bunlar, Hz. Musa’nın, Tevrât’ın kendisine vahyedilmesinden önce vahiy aldığı konusunda açık birer delildir. “Allah Âdem’e bütün isimleri öğretti”785 âyetinde söz edildiği üzere Hz. Âdem’e isimler Allah Teâlâ tarafından öğretilmiş; Nuh (a.s.) da kavmine şöyle hitab etmiştir: “Size Rabbim’in vahyettiklerini duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve ben sizin bilmediklerinizi Allah’tan (gelen vahiy ile) biliyorum.”786 Bu âyette Nuh (a.s.) kendisine Allah Teâlâ tarafından bilgi verildiğini bildirmektedir.

Hz. Yakub ile ilgili olarak Allah Teâlâ “Şüphesiz o, ilim sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik” buyurmaktadır.787 Bu âyette Yakub (a.s.)’ın Allah Teâlâ tarafından bilgilendirildiği haber verilmektedir. Hz. Yakub, oğlu Yusuf’a “İşte böylece Rabbin seni seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek”788 derken onun peygamber olacağını ve Allah Teâlâ’nın ona rüya yorumunu öğreteceğini haber vermektedir. Bu âyetten Yakub (a.s.)’ın bu bilgiyi önceden vahiy yolu ile aldığı ortaya çıkmaktadır. “(Yusuf) dedi ki: Size yedirilecek yemek gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size haber vereceğim. Bu, Rabbim’in bana öğrettiklerindendir”789 âyetinde Hz. Yakub’un haber verdiği üzere Allah Teâlâ’nın Hz. Yusuf’a rüya yorumunu öğrettiği anlatılmaktadır.

Hz. Yusuf’a rüya yorumunun öğretildiği ise “Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin”790 âyetinde bildirilmiştir. Bu konuda son olarak Hz. Musa ile Hızır olduğu bildirilen kişi arasında geçen olayların anlatıldığı âyetler üzerinde durmak istiyoruz. Hızır-Musa kıssanın baş taraflarında Allah Teâlâ, “Derken, kullarımızdan birini buldular ki, ona katımızdan bir rahmet vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik”791 buyurmaktadır. Bu âyet, Allah Teâlâ’nın, kullarına geleceğe yönelik bilgi verebileceğini göstermektedir. Çünkü kıssanın devamında anlatılan olaylar, bu kişinin geleceğe yönelik bilgi sahibi olduğunu göstermektedir. Hızır’ın, gemiyi delmesi, çocuğu öldürmesi ve duvarı tamir etmesi gibi olaylardan sonra “Ben, bunu (bunları) kendiliğimden yapmadım”792 dediği görülmektedir.

Bu durumda o, bu konulardaki bilgileri Allah Teâlâ’dan almıştır. Bu örnekler, Allah Teâlâ tarafından bir kitap ile kayıtlı olmaksızın peygamberlere vahiy gönderildiğine ve bazı bilgilerin öğretilebileceğine dair açık delillerdir. Bu bilgilerden sonra Hz. Peygamber’in Kur’ân’a yansımayan bir vahiyle Allah Teâlâ tarafından bilgilendirildiğini gösteren âyetlere geçebiliriz.

2. Hz. Peygamber’e Beyân Görevinin Verilmiş Olması

Hz. Peygamber’in Kur’ân dışında Yüce Allah’tan vahiy aldığına, Kur’ân’ı tebliğ görevi yanında ona bir de Kur’ân’ı açıklama görev ve yetkisinin verilmiş olması delil olarak gösterilmektedir.793 Zira Kur’ân’da Hz. Peygamber’in, görevinin yalnızca Kur’ân’ı tebliğ olmadığı, bunun yanında beyân görevinin de bulunduğu “İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur’ân’ı indirdik”794 âyetinde bildirilmektedir. Allah Teâlâ, “(Resûlüm!) onu (vahyi) çabucak almak için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve okutmak bize aittir. O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et. Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir”795 âyetleri ile Kur’ân’ı açıklama görevini kendisinin üstlendiğini haber vermektedir.

Bazı araştırmacılara göre bu âyetler, Allah Resûlü’nün, Cebrâîl’in kıraati ile Kur’ân okuduğuna ve ilme olan aşırı hırsından dolayı Cebrâîl’in kıraati sırasında müşkil yönleri ve manalarını sorduğuna delildir. Peygamber (s.a.)’e “Sen onun okunuşunu takip et” âyetiyle Cebrâîl’in kıraati ile Kur’ân okuması, “Onu açıklamak da bize aittir” âyetiyle de beyân ile ilgili sorular sorması yasaklanmıştır.”796 Bunun sebebi, Hz. Peygamber’in beyân görevinden bahseden âyetlerdeki ezberletme, ezberlediği gibi okumasını sağlama ve manasını kavratmayı Allah Teâlâ’nın üstlenmiş olmasıdır.797 Özellikle “Onu açıklamak (beyân) bize aittir” ifadesi, Kur’ân âyetleri dışında onu açıklayıcı vahiyler geldiği konusunda açık bir delil mahiyetindedir. Hâlbuki bu açıklamalar Kur’ân’da yer almamaktadır.798

Bu konuda yapılan bir başka yoruma göre, Kur’ân-ı Kerîm’de çok iyi Arapça bilenlerin bile tam olarak anlayamayacağı bazı lafız ve kavramlar bulunmaktadır. Öte yandan Kur’ân’da namaz, oruç, zekat, hac gibi ibâdetler farz kılınmış olmasına rağmen bunların nasıl icrâ edileceğine dair teferruatlı açıklamalar yoktur. Bu açıklamaları Hz. Peygamber yapmıştır. İbâdetlerin şeklinde re’y ve içtihad ile düzenleme yapılması mümkün olmadığına göre, Kur’ân’da yer almayan ibâdet şekillerine ve teferruatına dair bilgileri Hz. Peygamber’in ilâhî vahiy ile aldığı anlaşılmaktadır.799

Zaten Hz. Peygamber’in, Kur’ân’ın tamamını kendi tecrübe ve bilgisiyle tefsir etmesi mümkün değildir. Bu nedenle beyân görevini yerine getirebilmesi için Allah Teâlâ’dan bilgi alması zorunludur.800 Ancak Hz. Peygamber’in hangi hükümleri beyân edeceği konusunda farklı görüşler vardır. Buradaki beyândan kastın “hadleri,”801 “helal ve haramı,”802 “müşkil manaları803 ve ahkâmı,”804 “hem Kur’ân lafızlarını hem de Kur’ân’ın manalarını”805 açıklamak olduğu ifade edilmiştir. 806 Söz konusu âyet, Hz. Peygamber’in Kur’ân dışında vahiy alabileceği noktasından hareketle şöyle yorumlanmaktadır: Hz. Peygamber’e Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan Allah’ın Kelâmı’nın dışında vahiylerin geldiği bu âyetle sâbittir. Kur’ân-ı Kerîm’de yer almayan bazı emir ve bilgiler de Allah Teâlâ tarafından Hz. Peygamber’e aktarılmıştır.

Kur’ân’da yer alan emir, talimat, işaret, kelimeler ve özel deyimler ile ilgili açıklamalar da Allah’ın Kitabı’nda yer almış olsaydı o zaman “Onu açıklamak da bize aittir” demenin hiçbir anlamı kalmazdı. Zaten Kur’ân’da olan bir şeyin izahına ihtiyaç yoktur. O halde kabul etmeliyiz ki, Kur’ân-ı Kerîm’in anlatımı, açıklaması ve yorumlanmasıyla ilgili Allah Teâlâ tarafından Hz. Peygamber’e gelen ilham ve vahiyler Kur’ân’da yer almamıştır. Kur’ân-ı Kerîm’in dışında yapılan bu açıklamalar Hz. Muhammed’e gizli (hafî) vahyin geldiğinin bir delilidir.807 Hz. Peygamber’in, beyân görevinden söz eden âyetlerden ve bu konuda yapılan yorumlardan, bu görevini Kur’ân dışı vahiyle aldığı bilgiler ile yapacağı anlaşılmaktadır.808 Ancak Peygamber (s.a.)’in, beyân görevi çerçevesinde Kur’ân dışı vahiy alması mümkün olmakla birlikte bunun sınırlarını tam olarak tespit etme imkânı olmadığı gibi tüm açıklamalarının vahiy olduğunu iddia etmek de doğru olmasa gerektir.

3. Hz. Peygamber’e Hikmet Verilmiş Olması

Kur’ân-ı Kerîm’de sözü edilen ve Hz. Peygamber’e hikmet verildiğinden bahseden âyetlerdeki809 hikmetin sünnet olduğu başta İbn Abbâs810 olmak üzere Katâde,811 İbn Cüreyc (ö. 150/767),812 Taberî (ö. 310/923),813 Zemahşerî (ö. 538/1144),814 Kurtubî (ö. 671/1273),815 Nesefî (ö. 710/1310),816 İbn Kesîr (ö. 774/1373)817 ve Şevkânî (ö. 1250/1834)818 gibi önde gelen âlim ve müfessirler tarafından ifade edilmiştir. Hikmeti sünnet olarak kabul eden İslâm âlimlerinin Kur’ân’dan önemli delilleri bulunmaktadır. Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de “Allah sana Kitab’ı ve hikmeti indirmiştir.”819 “Çünkü ümmîlere içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitab’ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur.”820

“Evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın”821 buyurmuştur. Genel kabule göre, buradaki Kitap Kur’ân, hikmet ise sünnettir.822 Zira söz konusu âyetlerde hikmetin indirilmesinden, öğretilmesinden ve okunmasından söz edilmektedir ki, bu da, hikmetin indirilmesinin, Kitab’ın indirilmesinden başka bir anlamı bulunduğuna, bir başka ifade ile hikmetin Kur’ân’dan başka bir şeye karşılık geldiğine delildir.823

4. Hz. Peygamber’in Bilgilendirildiği Bazı Konular

Yukarıda zikri geçen ve Hz. Peygamber’in Kur’ân dışında vahiy aldığına delil sayılan genel anlamlı âyetler yanında, belirli konularda Allah Teâlâ’nın, Resûlü’ne Kur’ân vahyi dışında bilgi verdiğinden söz eden başka âyetler bulunmaktadır. Bu âyetlerin önemli bir kısmı Hz. Peygamber döneminde cereyan eden savaşlarla ilgilidir. Bir kısmı ise Allah Resûlü’nün, eşleri ile yaşamış olduğu bazı olaylar üzerine nâzil olmuştur.

a. İki Taifeden Birisinin Vaat Edilmesi: Bedir savaşı bitiminde ganimet mallarının taksimi meselesi ortaya çıkınca Enfâl sûresi nâzil olmuş ve bu sûrede savaşın tamamı üzerinde değerlendirme yapılmıştır. Allah Teâlâ bu değerlendirmeye, Hz. Peygamber savaş için evden ayrıldığı andan başlamaktadır.824 Bedir savaşı ile ilgili olarak Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmaktadır: “Hatırlayın ki, Allah size, iki taifeden (kervan veya Kureyş ordusundan) birisinin sizin olduğunu vaat ediyordu. Siz de kuvvetsiz olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu yok ederek) kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.”825

Bu olayın arka planı şöyle anlatılmaktadır: Resûlullâh (s.a.), Ebû Süfyan’ın kervanının Şam’dan döndüğü haberi kendisine ulaşınca kervanın peşine düşmek için Medîne’den hareket etti. Kervanda Kureyş’e ait çok miktarda mal vardı. Resûlullâh (s.a.), süratli olanları harekete geçirerek 310 küsur kişi ile yola çıktı. Bedir yolu üzerinden sahile doğru kervanın peşine düştü. Resûlullâh’ın peşlerine düştüğünü öğrenen Ebû Süfyân, hemen Damdam b. Amr’ı uyarıcı olarak Mekke’ye gönderdi. Mekkeliler dokuzyüz veya bin silahlı kişi ile yola çıktılar. Ebû Süfyan deniz sahilini takip edip sağ taraftan ilerleyerek kurtuldu. Mekkeliler ise gelerek Bedir kuyusuna ulaştılar. Allah Teâlâ, birbirlerinden habersiz olarak Müslümanları ve kâfirleri bir araya getirdi. Zira O, Müslümanların kelimesini yüceltmeyi, düşmanlarına karşı onlara yardım etmeyi ve hak ile bâtılın arasını ayırmayı murad etmişti.

Resûlullâh’a Mekkeliler’in çıktığı haberi ulaşınca Allah Teâlâ ona vahyedip iki taifeden birisini vaad etti; ya kervan ya da Mekkeliler. Müslümanların çoğunluğu kervanı istiyordu. Çünkü onda savaşmadan kazanç elde etme imkânı vardı. Allah Teâlâ bunu “Siz de kuvvetsiz olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu yok ederek) kâfirlerin ardını kesmek istiyordu”826 âyetiyle anlatmaktadır.827

Hz. Peygamber’e vaad edilen828 iki taifeden birisi Kureyş kervanı, diğeri ise Mekkeli müşriklerden oluşan Ebû Cehil komutasındaki orduydu. Allah Teâlâ, daha savaş olmadan Müslümanlara bu iki taifeden birisini ele geçireceklerini bildirmiştir. Ancak bununla ilgili Kur’ân-ı Kerîm’de herhangi bir âyet yoktur. Bu vaat, Müslümanlara Hz. Peygamber tarafından herhangi bir âyete referansta bulunulmadan ifade edilmiştir. Hâlbuki söz konusu âyet, bunu Hz. Peygamber’in değil Allah’ın bir vaadi olarak göstermektedir. Bundan çıkarılabilecek tek sonuç, söz konusu vaadin Hz. Peygamber’e gayr-i metluv vahiy yoluyla geldiğidir. Bu vahyin rehberliğinde Hz. Peygamber bu savaşta Allah’ın yardım edeceğini sahâbîlerine bildirmiştir. Bu suretle bu olay, Kur’ân’da yer almayan vahiy türünün başka bir delilini teşkil etmekte ve gayr-i metluv vahiy olarak ifade edilmektedir.829

b. Rüyasında Düşmanların Sayıca Az Gösterilmesi: Bedir savaşına çıkmadan önce Hz. Peygamber’e, uykusunda düşman ordusunun sayısı olduğundan daha az gösterilmiştir. Konu ile ilgili olarak Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Hatırla ki, Allah, uykunda sana onları az gösterdi. Eğer onları sana çok gösterseydi, elbette çekinecek ve bu iş hakkında münakaşaya girişecektiniz. Fakat Allah (sizi bundan) kurtardı. Şüphesiz O, kalplerin özünü bilir.”830

Allah Teâlâ, Hz. Peygamber’e rüyasında düşmanların sayısını az göstermiş, Hz. Peygamber de bunu ashâbına haber vermiştir. Hâlbuki düşmanların sayısının az gösterildiğine dair Kur’ân’da başka bir âyet bulunmamaktadır. Dolayısıyla Enfâl sûresinin 43. âyeti, Kur’ân’a yansımayan bir vahiy ile Allah Teâlâ’nın Peygamberi’ni bilgilendirdiğine önemli bir delildir.831 Bu bilgilendirme ile Hz. Peygamber ve ashâbının, düşmanlarına karşı cesaretleri ve kendilerine olan güvenleri artmıştır.832 Hz. Peygamber’e, düşmanların sayısının az olduğu uykuda rüya yolu ile gösterilmiştir.

Bu olay, peygamberlerin rüyalarının vahiy olmadığını iddia edenlerin833 aleyhine bir delildir. Zira, Enfâl 43. âyeti, rüyaların Allah Teâlâ ile peygamberleri arasında bir iletişim yolu olduğu konusunda açık bir delildir.

c. Müslümanlara Meleklerle Yardım Edileceklerinin Bildirilmesi: Uhud Savaşı münasebetiyle Bedir Savaşı’nda meydana gelen olayları hatırlatmak üzere nâzil olan âyetlerde, Yüce Allah’ın Müslümanlara yardım için melekler gönderme vaadinde bulunduğu anlatılır.834 Bedir savaşı ile ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Hatırlayın ki, siz Rabbiniz’den yardım istiyordunuz. O da, ben, peşpeşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim diyerek duânızı kabul etmişti.”835

Bu âyetin inişi hakkında Hz. Ömer’in şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Bedir günü Resûlullâh (s.a.) müşriklere baktı. Onlar, bin kişiydiler. Sonra Müslümanlara baktı. Onlar ise üçyüz on dokuz kişiydiler. Kıbleye yöneldi, ellerini açtı ve şöyle diyerek duâ etmeye başladı: “Ey Allah’ım! Bana vaad ettiğini yerine getir. Ey Allah’ım! Eğer İslâm ehlinden şu taifeyi helak edecek olursan yeryüzünde bir daha asla sana ibâdet edilmez.” Elleri açık vaziyette bu duâyı o kadar çok yaptı ki, sonunda ridâsı omuzundan düştü. Ebû Bekr ridayı alıp omuzuna koydu, arkasından ona yapıştı ve “Rabbin’e bu kadar yalvarman sana yeter ey Allah’ın Resûlü! Anam babam sana feda olsun. O, sana vaad ettiğini yerine getirecektir” dedi. Allah Teâlâ “Siz Rabbiniz’den yardım istiyordunuz. O da, ben peşpeşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim diyerek duânızı kabul buyurmuştu” âyetini indirdi ve ona meleklerle yardım gönderdi.836 O gün olup da düşmanla karşılaştıklarında Allah Teâlâ müşrikleri hezimete uğrattı. Onlardan yetmiş kişi öldü, yetmiş kişi de esir alındı.837

Söz konusu yardımı bildiren ve Bedir savaşından önce nâzil olan bir başka âyet bulunmadığına göre, sahâbîlerin bu haberi nereden ve hangi vasıta ile aldıkları yine Kur’ân tarafından açıklanmaktadır: “Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah, Bedir’de de size yardım etmişti. Öyle ise, Allah’tan sakının ki O’na şükretmiş olasınız. O zaman sen, mü’minlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle838 Rabbiniz’in sizi takviye etmesi sizin için yeterli değil midir? Evet, siz sabır gösterir ve Allah’tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder. Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı. Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındandır.”839

Bu âyetlerdeki “Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı” ifadesi, meleklerin yardımıyla müjdelemeyi Allah’a atfetmektedir.840 Buradan anlaşılıyor ki, Allah Teâlâ, mü’minlere melekler göndermek sureti ile yardım edeceğini Hz. Peygamber’e bildirmişti ve bu konuda mü’minlerin haber kaynağı Hz. Peygamber’di. O ise bu haberi herhangi bir yolla Allah Teâlâ’dan almıştı.841

Âl-i İmrân sûresinin konu ile ilgili âyetleri sadece savaştan sonra verilmiş söz konusu müjdeye bir atıftır ve bu âyette yardım müjdesinin Hz. Peygamber tarafından verildiği kesin bir dille belirtilmiştir. Aynı şekilde Hz. Peygamber’in sözü başka bir örnekte Allah’ın sözü olarak kabul edilmiştir. Hz. Peygamber’in diğer sözlerinden bu tür sözlerini ayıran şey, onun, Kur’ân’da yer almayan özel bir vahiyle kendisine bildirilmiş olmasıdır. İşte “buna gayr-i metluv vahiy” denir.842

Eğer vahyi sadece Kur’ân ile sınırlandırmak gerekseydi Kur’ân’da, Allah Teâlâ’nın Bedir’de bin melekle yardım edeceğine dair bir âyetin bulunması gerekirdi. Hâlbuki böyle bir âyetin Kur’ân’da yer almaması, Allah Teâlâ’nın Kur’ân’a yansımayan bir vahiy ile Peygamberi’yle irtibat halinde bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.843

d. Hz. Peygamber’e, Hz. Zeyneb ile Evliliğinin Önceden Haber Verilmesi: Hz. Peygamber, evlatlığı olan Zeyd b. Hârise’yi Zeyneb bint Cahş ile evlendirmiş, ancak bir süre sonra bazı sorunlar çıkması üzerine bu evlilik zorla yürümeye başlamıştır. Zeyd b. Hârise en sonunda eşini boşamıştır. Hz. Peygamber daha sonra Zeyd’in boşadığı eşi Zeyneb ile evlenmiştir. Bu olaydan Kur’ân’da şöyle bahsedilir: “(Resûlüm!) Hani Allah’ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye “eşini yanında tut, Allah’tan kork!” diyordun. Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl korkmana lâyık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) mü’minlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir.”844

Bazı araştırmacılar, Hz. Peygamber’in Zeynep ile Allah Teâlâ’dan gelen bir vahiyle bu âyet inmeden önce evlendirildiği görüşündedirler.845 Hz. Peygamber’in Zeyneb ile evliliğinin Kur’ân dışı bir vahiyle gerçekleştiği iddiasına bazı eleştiriler yöneltilmiş ve Hz. Peygamber’in daha önceden değil bu âyetin inmesi ile Zeyneb’le evlendirildiği bildirilmiştir.846 Allah Resûlü’nün, âyetin inişinden sonra Zeyneb’in yanına girdiğini bildiren rivâyetler dikkate alındığında,847 bu evliliğin daha önceden değil âyetin inişi ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Bundan dolayı Hz. Peygamber’in Zeyneb ile daha önceden evlendirildiği ve bunun, Kur’ân’da yer almayan gayr-i metluv vahiy ile olduğu yorumunun isabetli olmadığı ortaya çıkmaktadır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır. O da Hz. Peygamber’in âyette sözü edilen “içinde gizlediği şey”in ne olduğudur.

İslâm âlimleri bu konuda farklı görüşler dile getirmişlerdir. Onlardan bazısı Hz. Peygamber’in gönlünün Zeyneb bint Cahş’ta kaldığını, bazısı ise gönlünün Zeyneb bint Cahş’ta kalması sebebiyle Zeyd’in ondan ayrılmasını istediğini,848 bir kısmı da Hz. Peygamber’in, Zeyd’in Zeyneb’i boşayacağını ve kendisinin onu nikâhlayacağını bildiğini söylemiştir.849 Bu yorumlardan ilk ikisi -kanaatimizce- isabetli değildir. Çünkü Zeyneb’i Zeyd ile bizzat Hz. Peygamber evlendirmiştir. Ayrıca halasının kızı olması nedeniyle Hz. Peygamber’in, Zeyneb’i daha önceden tanıdığı da bilinmektedir.850

İlk başta Zeyneb’i Zeyd’e istemeye gittiğinde Zeyneb’in istememesine rağmen Hz. Peygamber onu Zeyd ile evlendirmiştir.851 Allah Resûlü’nün, Zeyneb’le evlenme imkânı varken onu Zeyd ile evlendirmesi, birinci görüşün doğru olmadığının delilidir. İkinci görüş ise açıkça âyetle çelişmektedir. Zira Hz. Peygamber, -âyette de belirtildiği üzere- Zeyd eşinden ayrılmak istediğini söylediğinde ona eşini bırakmamasını emretmiştir. Bu durumda âyetin yorumu ile ilgili en makul görüş üçüncüsü olmaktadır. “Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun” ifadesi, Zeyd’in boşamasından sonra Zeyneb’le evleneceğini Hz. Peygamber’e Allah Teâlâ’nın haber verdiğine işaret etmektedir.

Hz. Peygamber Zeyneb’in Zeyd’den boşanacağını ve kendisinin onunla evleneceğini biliyordu fakat toplumda kötü karşılanacağını düşünerek bunu kimseye haber veremiyordu. Bu yüzden Zeyd, Zeyneb’le evliliğinin iyi gitmediğini kendisine söylediğinde Hz. Peygamber, Zeyd’e eşini tutmasını ve boşamamasını tavsiye ediyordu. Bu olayı takiben Allah Teâlâ, Hz. Peygamber’e Zeyneb’in kocası tarafından boşanacağını ve kendisinin onunla evleneceğini önceden haber vermiştir. Ancak bu bilgi Kur’ân’da geçmemektedir ve bu, Hz. Peygamber’e gayr-i metluv vahiy yolu ile bildirilmiştir.852Bu konuda Taberî’nin Ali b. Hüseyn’den yaptığı bir rivâyet bu görüşü desteklemektedir. Ali şöyle demiştir: Allah Teâlâ, Peygamber (s.a.)’e Zeyneb’in ileride eşi olacağını bildirmişti. Zeyd gelip Zeyneb’ten şikâyet ettiğinde Hz. Peygamber “Allah’tan kork ve eşini yanında tut” diyordu. Allah Teâlâ da “Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun” buyurdu.853

Bu yorum pek çok âlim tarafından kabul edilmiştir.854 Bu rivâyet de gösteriyor ki, Allah Teâlâ, Kur’ân vahyi dışında yakın istikbale yönelik fakat Kur’ân’a yansımayan vahiyle Hz. Peygamber’e bazı bilgiler vermektedir.855 Ayrıca Hz. Peygamber’in, âyetin inişinden sonra Zeyneb’in yanına girdiğini bildiren rivâyetlerde, âyetin inişinden önce onunla evlenmek için girişimlerde bulunduğu anlatılmaktadır.856 Dönemin adetleri gereği evlatlıkların boşadığı eşleri ile üvey babalarının evlenmeleri mümkün değildi. Söz konusu âyetteki “Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) mü’minlere bir güçlük olmasın” ifadeleri, bu duruma işaret etmektedir.857 Eğer Allah Teâlâ, Zeyneb ile evleneceğini bildirmemiş olsaydı Hz. Peygamber onunla evlenmeye teşebbüs edemezdi.Bu da Hz. Peygamber’in daha önceden Zeyneb ile evleneceğini bildiğine ve içinde gizlediği şeyin bu olduğuna delildir. Bu nedenle pek çok araştırmacı, Hz. Peygamber’in Zeyneb’le evliliğinden söz eden Ahzâb otuz yedinci âyetini, Kur’ân dışı vahye örnek göstermiştir.858

e. Hz. Peygamber’e Sırrının İfşa Edildiğinin Haber Verilmesi: Hz. Peygamber Hz. Hafsa’ya bir sır söylemiş, Hz. Hafsa ise o sırrı ifşa etmişti. Allah Resûlü bu sırrın eşi tarafından ifşa edildiğini öğrenince ondan bir açıklama istemiş, bunun üzerine eşi, sırrını ifşa ettiğini kendisine kimin haber verdiğini sormuş, Hz. Peygamber, bunun Allah Teâlâ tarafından haber verildiğini söylemiştir.859

Bu olay Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle anlatılmaktadır: “Peygamber, eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti. Fakat eşi, o sözü başkalarına haber verip Allah da bunu Peygamber’e açıklayınca, Peygamber bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. Peygamber bunu ona haber verince eşi “Bunu sana kim bildirdi?” dedi. Peygamber “Bilen, her şeyden haberdar olan (Allah) bana haber verdi” dedi.”860 Muhammed Mustafa el-A‘zamî bu konuda şu değerlendirmeyi yapmıştır: Bu âyet, şuna delâlet etmektedir: Resûlullâh (s.a.) eşlerinden birine bir sır vermişti. Eşi, bunu haber vermede bir sakınca olmadığını düşünerek Hz. Peygamber’in sırrını ifşa etti. Allah Teâlâ, Peygamber (s.a.)’e bu olayı haber verdi.

Hz. Peygamber eşine ifşa ettiklerinin bir kısmını bildirdi, bir kısmını ise bildirmedi. Eşi, ilminin kaynağını sorunca Hz. Peygamber “Bana Alîm ve Habîr olan (Allah) bildirdi” diye cevap verdi. Bu olaydan Allah Teâlâ’nın, eşinin ifşa ettiği şeye Peygamberi’ni muttali kıldığını öğreniyoruz. Ancak Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Peygamber’in eşine ne söylediğinden bahsedilmez. Aynı şekilde eşinin ifşa ettiği şey de beyân edilmemiştir. Bu olay Hz. Peygamber’e gayr-i metluv vahiy yoluyla bildirilmiştir.861 Hz. Peygamber’e eşinin sırrını ifşa ettiğine dair bir vahiy indirilmiş fakat bu, bir hikmete binaen Kur’ân’da yer almamıştır.862

Söz konusu âyette yer alan “Bilen, her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi, dedi” ifadesi, Yüce Allah’ın, Resûlullâh’a söz konusu sırrı haber verdiğini açıkça göstermektedir. Bu bilgi, Kur’ân’ın hiçbir yerinde geçmez. Böylece bu âyet, Hz. Peygamber’in Kur’ân’da yer alan vahiyden başka Allah Teâlâ’dan bazı vahiyler aldığının müşahhas bir örneğidir. Bu, tamamen “gayr-i metluv bir vahiy”dir.863 Hz. Peygamber’e haber verenin başkası olabileceği iddiasına şöyle cevap verilmiştir: “Bana Alîm ve Habîr haber verdi”den kasıt mutlaka ve sadece Allah Teâlâ olabilir. Başka bir haberci olamaz. Ayrıca Alîm ve Habîr kelimeleri, Allah’tan başkası için kullanılamaz. Eğer Allah’tan başkası haber verseydi Allah Resûlü, ﺮﯿﺒﺧ ﻲﻧﺄـﺒﻧ (bana haberi olan biri söyledi) derdi. Ayrıca Hz. Peygamber, normal insanî yollarla bunu haber alsaydı sırrı başkasına söylemesi ve birisinin bunu Hz. Peygamber’e haber vermesi Kur’ân’da zikredilmeye değer bir olay olmazdı.864

Allah Teâlâ’nın, Peygamber (s.a.)’in söylediği gizli sözün eşi tarafından diğerlerine açıklandığını Resûlü’ne haber verdiğini bildiren bir âyet Kur’ân’da bulunmadığına göre bu, Allah’ın, Resûlü’ne Kur’ân’ın yanı sıra Kur’ân dışı bir vahiyle mesaj ve direktifler gönderdiğini ispatlamaktadır.865

f. Rüyasında Mekke’ye Gireceklerinin Gösterilmesi: Fetih sûresinde Hz. Peygamber’in gördüğü bir rüyanın Allah Teâlâ tarafından doğru çıkarıldığından söz edilir. Bu rüyada Allah Resûlü Medîne’de iken, ashâbı ile birlikte Mekke’ye güven içerisinde gireceklerini, müşriklerden korkmayacaklarını, bazılarının saçlarını kısaltıp bazılarının da saçlarını keseceklerini görmüş866 ve bu rüyayı ashâbına haber vermiştir.867 Böylece ashâbı rahatlamış, sevinmiş ve o yıl Mekke’ye gireceklerini düşünmüştü.868

Rivâyetlere göre, Allah Resûlü, ashâbına bunu haber verip umre yapmak amacı ile bin dörtyüz sahâbîsi ile birlikte Mekke’ye doğru hareket etti. Ancak Hudeybiye mevkiinde Mekkelilerce durdurularak umreyi gelecek yıl yapacaklarını karara bağlayan Hudeybiye antlaşmasını imzaladı. Ashâbdan bazıları, Ka‘be’nin ziyaretindeki bu gereksiz gecikmeden açıkça kaygılı idiler. Antlaşmanın hükümleri hakkında pek de lehte düşünmüyorlardı. Bu kişileri temsilen Hz. Ömer, Hz. Peygamber’e gelerek “Ey Allah’ın Resûlü! Bize Mekke’ye girip Ka‘be’yi tavaf edeceğimizi söylememiş miydin?” diye sordu. Resûlullâh (s.a.) “Ben size bu yıl, bu yolculukta tavaf edeceğimizi söyledim mi?” diye cevap verdi.869 Sonra vahiy geldi. “Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi.”870

Bu âyet, Allah Resûlü’nün ashâbı ile birlikte Mekke’ye gidip umre yapacağına dair bir rüya gördüğünü teyit etmektedir. Hâlbuki Kur’ân’da mü’minlerin başları tıraş edilmiş ve saçları kısaltılmış vaziyette Mescid-i Harâm’a emniyet içerisinde gireceklerinden söz eden bir âyet yoktur. Bu âyet aynı zamanda Yüce Allah’ın, Hz. Peygamber’e istikbalde meydana gelecek bir olayı uykuda vahiy871 yoluyla haber verdiğini göstermektedir. Öyle ise bu durum, Resûlullâh’a, Allah Teâlâ’dan, Kur’ân’da yer alanların yanında Kur’ân vahyi dışında bazı direktif ve talimatların da ulaştığı gerçeğinin kesin bir delili olmaktadır.872 “Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı” ifadesi, rüyada gösterilmiş olan şeyin henüz gerçekleşmemiş olduğunu açıkça anlatır.

Eğer bu âyetler inmeden önce rüya gerçekleştirilmiş olsaydı Allah Teâlâ “mutlaka Mescid-i Haram’a gireceksiniz” yerine “girmiştiniz” derdi. Kaldı ki, Fetih sûresinin tamamı, bu âyetin, Müslümanların umresinin engellendiği ve Mescid-i Haram’a henüz girmedikleri, Hudeybiye barış antlaşması esnasında nâzil olmuştur. Dolayısıyla siyâk ve sibâktan, âyete, “o zaman gerçekleşmişti” anlamı verilemez.873 g. İsrâ Olayı ve Hz. Peygamber’e Gösterilen Alametler Allah Teâlâ, Hz. Peygamber’e bazı konularda bilgi verdiği gibi ona bazı şeyleri gösterdiğini de bildirmektedir. O, şöyle buyurmaktadır: “Hani sana “Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır” demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı (görüntüleri) ve Kur’ân’da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için meydana getirdik. Biz onları korkuturuz da bu, onlara büyük bir azgınlıktan başka bir şey sağlamaz.”874

Bu âyette bildirilen Hz. Peygamber’e gösterilen şeylerin ne olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bunları dört maddede toplamak mümkündür.

a) Hz. Peygamber’e rüyasında Fetih sûresinde zikredilen Mekke’ye girecekleri gösterilmiştir.875

b) Bedir savaşında Müşriklerin öldürülecekleri yerler gösterilmiştir.876

c) Hz. Peygamber’in rüyasında Ümeyyeoğulları’nı minberinin üzerinde gördüğü, bunun üzerine bu âyetin indiği bildirilmiştir.877

d) Bunlar, Allah Teâlâ’nın İsrâ gecesinde gösterdiği âyetler/mucizelerdir.878 Taberî’ye göre, âyetin İsrâ gecesi hakkında indiği konusunda te’vîl ehlinin icmâı vardır.879 Râzî de, en sahîh yorumun bu olduğunu ve âlimlerin çoğunluğunun bu görüşü benimsediğini bildirmiştir.880

Bu görüşü, İbn Abbâs’tan nakledilen “Âyette anlatılan rüya, Hz. Peygamber’e İsrâ gecesi baş gözü ile gösterilen rüyadır” hadisi de desteklemektedir.881 İbn Abbâs bu yorumu ile Mi‘râc olayına işaret etmiştir. Mesrûk (ö. 63/683), Said b. Cübeyr (ö. 94/713), İbrahim en-Nehaî (ö. 96/714), Mücâhid (ö. 103/721), Hasan el-Basrî (ö. 110/728), Katâde (ö. 118/736) ve diğer bazı âlimler âyetteki rüyayı “İsrâ gecesi (Mi‘râc)” olarak tefsir etmişlerdir.882 İbn Abbâs gibi Hz. Peygamber’in bunu rüyada değil uyanık iken bizzat baş gözü ile gördüğünü söyleyen başka âlimler de vardır. Kurtubî, “rüyada görme” yorumuna karşı çıkarak, âyetin bu yorumu reddettiğini ve bunda insanlar için bir fitne bulunmayacağını belirtmiş, Hz. Peygamber’in bunu bizzat gözleri ile gördüğüne işaret etmiştir.883

Hamdi Yazır’a göre de, bazıları Mi‘râcın uykuda gerçekleşen bir şey olduğunu zannetmişlerdir fakat bu yanlıştır. Çünkü rüyada herhangi bir kimse bir yere gidebilir, göklere çıkabilir. Böyle bir rüya gördüğünü söyleyen kimseye karşı çıkılamaz. Eğer Mi‘râc, uykuda gerçekleşen bir olay olsaydı bununla imtihan edilmenin bir anlamı kalmazdı. Rüya, yaygın anlamı ile “uykuda görülenler” manasına geliyorsa da asıl manası “görmek”tir. Bu âyette de asıl anlamı ile yer almıştır.884 Burada yapılan yorumlardan yola çıkarak kesin bir kanaate varmak mümkün gözükmemektedir.

İster rüyada isterse uyanıkken olsun sonuç olarak Allah Teâlâ, Hz. Peygamber’e bazı şeyleri göstermiştir ve bunlar, Hz. Peygamber’in bilgilendirilmesine yöneliktir. Bu gösterilenlerin veya onun gördüklerinin vahiy kapsamında değerlendirilebileceği görüşünde olanlar vardır.885 Bu olayın, vahyin mahiyeti ile ilgili yorumlar açısından bakıldığında “vahiy” olarak kabulü zor görünmekle birlikte burada Allah Teâlâ’nın, Peygamber’ini bilgilendirmesine yönelik bir durum söz konusudur.

Hz. Peygamber’in bilgilendirilmesine yönelik bir başka olay da İsrâ gecesi meydana gelmiştir. İsrâ ile ilgili âyette Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.”886 Burada, gösterileceği bildirilen “bir kısım âyetler” Kur’ân’da anlatılmamaktadır. Bunun, Beytu’l-Makdis’e giderken yolda ve Beytu’l-Makdis’te Hz. Peygamber’in gördüğü âyetler ve ibretli olaylar olduğu ifade edilmektedir.887

Yine İsrâ veya Mi‘râc olayı ile ilgili olduğu belirtilen Necm sûresinin on sekizinci âyetinde Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Andolsun o, Rabbin’in en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü”888 Bu âyette de Hz. Peygamber’in gördüklerinin ne olduğundan söz edilmemiştir. Abdullah b. Mes’ûd ve Abdullah b. Abbâs’ın, bu âyetle ilgili olarak Hz. Peygamber’in ufku kaplamış yeşil bir refref gördüğünü söyledikleri rivâyet edilmiştir.889 Fahreddîn er-Râzî’ye göre, bu olay Mi‘râc gecesinde meydana gelmiştir.Bazı müfessirler, âyette bahsedilen şeyin Hz. Peygamber’in Cebrâîl’i aslî suretinde görmesi olduğunu belirtmişlerdir. Râzî, buna karşı çıkarak Hz. Peygamber’in Allah’ın büyük âyetlerini gördüğünü ifade etmiş fakat bunların ne olduğunu söylememiştir.890 Âyet hakkında yorum yapan diğer bazı müfessirlere göre de, Hz. Peygamber birtakım şeyler görmüştür fakat bunların tam olarak ne olduğu tespit edilememiştir.891

Âyetle ilgili yorumlara ve bu konuda vârid olan hadislere bakıldığında bu âyetlerin (alamet), Allah Resûlü’nün bir aylık mesafeyi bir gecede katederek Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya gidişi, göğe yükselişi, peygamberleri tek tek tanıması, cennet-cehennem ahvâlini, melekût âleminin çok ilginç hâdiselerini görmesi ve beş vakit namazın farziyeti gibi olaylar olduğu görülmektedir.892 Netice itibari ile bunlar, Kur’ân’da sadece “bir kısım/büyük âyetler” olarak tavsif edilmekte, başka bir açıklama yapılmamaktadır.893

Kur’ân’da Hz. Peygamber’in Cebrâîl’i aslî suretinde iki defa gördüğünden söz edilir. Bununla ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrâîl) öğretti. Sonra en yüksek ufukta iken asıl şekliyle doğruldu. Sonra (Muhammed’e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu. Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız? Andolsun onu, Sidretü’l-Müntehâ’nın yanında önceden bir defa daha görmüştü.”894

Âyette Hz. Peygamber’in gördüğü bildirilen kişi Cebrâîl’dir. Allah Resûlü’nün, peygamberliğinin ilk zamanlarında Cebrâîl’i aslî suretinde gördüğünden hadislerde de söz edilmektedir.895 Bu âyetlerde anlatıldığına göre, Hz. Peygamber, bazı olağanüstü şeyleri müşahede etmiş veya bazı şeyler kendisine gösterilmiştir. Bu gösterilenlerin ne olduğunun bildirilmemesi ise bu bilgilendirmenin sadece Peygamber (s.a.)’e mahsus olduğuna delâlet etmektedir.

Hz. Peygamber’e Kur’ân dışında vahiy geldiğinden ve onun bazı konularda bilgilendirildiğinden bahseden bu âyetlerin dışında kıblenin değiştirilmesinden,896 Hz.Peygamber’e mizan ve nurun verildiğinden,897 Nadiroğulları ağaçlarının Allah’ın izni ile kesildiğinden,898 Ramazan gecelerinde uyuyanların eşleri ile ilişkiye girmelerinin yasaklanmasından899 bahseden âyetler de Kur’ân dışı vahye delil olarak getirilmiştir. Fakat bunların Kur’ân dışı vahye delâletleri kat’î değildir. Bu nedenle bu âyetler üzerinde durulmamıştır.

5. Değerlendirme

Kur’ân dışı vahiy, Kur’ân açısından bakıldığında mümkündür ve Hz. Peygamber’e değişik zamanlarda farklı münasebetlerle Allah Teâlâ tarafından Kur’ân’a yansımayan bazı bilgiler vahyedilmiştir. Zaten Kur’ân’da da vahyin sadece Kur’ân’a has olduğu ya da bütün vahiylerin Kur’ân’da yer aldığı gibi bir ifadeye rastlanmamaktadır. Önceki peygamberlere gelen vahiyler için de aynı durum söz konusudur. Kendilerine kitap verilen peygamberlerin, bu kitapların dışında vahiy almadıkları yönünde Kur’ân’da bir ifade yoktur. Aksine, dikkatli bir gözle incelendiğinde önceki peygamberlerin kendilerine verilen kitaplar dışında da vahiy aldıkları görülecektir. Ayrıca kendilerine kitap verilmeyen peygamberlere sadece sözlü vahiy gelmiştir.

Bunlar da vahyin bir kitapla sınırlandırılmasının ya da bir peygambere gelen tüm vahiylerin bir kitapta yer almasının gerekli olmadığını göstermektedir. Kur’ân’da, Allah Teâlâ tarafından Peygamber (s.a.)’e Kur’ân vahyi dışında bazı konularda vahiy gönderildiği ve bilgiler verildiği, bunların bir kısmının diğer insanları ilgilendiren bir yönü bulunurken, bazılarının sadece Hz. Peygamber’e mahsus olduğu görülmektedir. Müslümanların iki taifeden birini elde edecekleri, onlara bin melek ile yardım edileceği, Mekke’ye gireceklerinin rüyasında gösterilmesi gibi konularda Hz. Peygamber’e gelen vahiyler, sadece onun değil tüm Müslümanların bilgilendirilmesine yöneliktir. Ayrıca bu bilgilerin, Müslümanları rahatlatma ve onlara güven verme gibi bir özelliği vardır.

Eşine verdiği sırrın eşi tarafından ifşa edildiğinin ve Hz. Zeyneb ile evleneceğinin vahiy yolu ile haber verilmesi gibi durumlar ise sadece Hz. Peygamber’e yönelik bilgilendirmeler kapsamındadır. Hz. Peygamber’in bilgilendirilmelerinin bir kısmı ise, kendisine bazı şeylerin gösterilmesi sureti ile olmuştur. İsrâ sûresinin hemen başında Allah Teâlâ, bazı şeyleri göstermek için onu Mescid-i Aksâ’ya götürdüğünü haber vermekte, yine aynı sûrede ona bazı görüntüleri gösterdiğini bildirmektedir. Necm sûresinde ise Hz. Peygamber’in Allah Teâlâ’nın bazı büyük âyetlerini gördüğünden söz edilir. Yine aynı sûrede bildirildiğine göre, Hz. Peygamber Cebrâîl’i iki defa aslî suretinde görmüştür. Bütün bunlar, Hz. Peygamber’in Kur’ân dışında Allah Teâlâ’dan vahiy aldığını ve bazı konularda bilgilendirildiğini açıkça göstermektedir.

Kaynak:Faik Akcaoğlu – Hz.Peygamber’in Kur’an Dışı Vahiyle Bilgilendirilmesi(Doktora Tezi) s.146-169

Dipnotlar:

757 Âl-i İmrân 3/132; Nisâ 4/59; Mâide 5/92; Enfâl 8/1, 20, 46; Nûr 24/54, 56; Muhammed 47/33; Tegâbun 64/12.

758 Nisâ 4/80.

759 Haşr 59/7.

760 Usmânî, Sünnetin Bağlayıcılığı, s. 30.

761 Bk. Sifil, Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi, I, 42. Ayrıca bk. Güngör, “Kur’ân’a Göre Kur’ân’dan Başka Vahiy Var mıdır?,” s. 127.

762 Çakın, Hadis İnkârcıları, s. 16.

763 Usmânî, on altı âyetin Kur’ân dışı vahye delalet ettiğini belirtmiştir. Bk. Usmânî, Sünnetin Bağlayıcılığı, s. 41.

764 Mevdûdî, Sünnetin Anayasal Konumu, s. 96. Mevdûdî’ye göre, bizzat Kur’ân’da da sâbit olduğu üzere, Hz. Peygamber’e Kur’ân’a ilaveten vahiy yoluyla hükümler nâzil olmaktaydı ve Peygamber, bu her iki tür vahye uymakla emrolunmuştu. Bk. Mevdûdî, Sünnetin Anayasal Konumu, s. 69.

765 Bk. Güngör, “Kur’ân’a Göre Kur’ân’dan Başka Vahiy Var mıdır?,” s. 127.

766 Bk. Taftazânî, Şerhu’l-Akâid, s. 65; Habeşî, Metâlib, s. 25; Abdulganî Abdulhâlık, Hucciyyetu’s-sünne, s. 486.

767 Bk. Heytemî, Fethu’l-mübîn, s. 10.

768 Bk. Selefî, Hucciyyetu’l-hadîsi’n-nebevî, s. 109; Genç, Sünnet-Vahiy İlişkisi, s. 80.

769 Bk. Ahmed b. Hanbel, VII, 427-428 (V, 265-266); Taberânî, el-Mu‘cemu’l-kebîr, IV, 326.

770 Âl-i İmrân 3/38-40.

771 Güngör, “Kur’ân’a Göre Kur’ân’dan Başka Vahiy Var mıdır?,” s. 130.

772 Bk. Molla Hâtır, es-Sünnetü’n-nebeviyye, s. 23 vd.

773 Hûd 11/37.

774 Bzk. Ankebût 29/31-33; Hicr 15/52-65.

775 Enbiyâ 21/80.

776 Neml 27/16.

777 Yusuf 12/96.

778 Güngör “Kur’ân’a Göre Kur’ân’dan Başka Vahiy Var mıdır?,” s. 130.

779 Bk. Zerkânî, Menâhil, I, 46.

780 Adam, Tevrât, s. 74. Ayrıca bk. a.g.e., s. 64-74, 86-87.

781 Âl-i İmrân 3/3.

782 Bk. Begavî, Meâlimu’t-tenzîl, II, 6; Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, VII, 136; Kurtubî, Câmi‘, V, 10. Burada tenzîl ve inzâl arasındaki farka dikkat çekilerek bu sonuca ulaşılmıştır. Bk. Şevkânî, Fethu’l-Kadîr, I, 524. Tevrât ve İncîl’in bir defada indirildiğine dair diğer görüşler için bkz. Ebu’s-Suûd, İrşâdu akli’s-selîm, II, 4; Âlûsî, Rûhu’l-meânî, II, 123-124.

783 Tâhâ 20/43.

784 Bk. Abdulganî Abdulhâlık, Hucciyyetu’s-sünne, s. 486-487.

785 Bakara 2/31.

786 A‘râf 7/62.

787 Yusuf 12/68.

788 Yusuf 12/6. Burada zikredilen “olayların yorumu” ile “rüya tabiri” kastedilmektedir. Bk. Şınkîtî, Edvâu’l-beyân, III, 51-52.

789 Yusuf 12/37.

790 Yusuf 12/101.

791 Kehf 18/65.

792 Kehf 18/82.

793 Güngör, “Kur’ân’a Göre Kur’ân’dan Başka Vahiy Var mıdır?,” s. 137.

794 Nahl 16/44.

795 Kıyâme 75/16-19.

796 Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XXX, 198-199.

797 Allah Teâlâ’nın beyâna dair bilgileri vahiy yolu ile Hz. Peygamber’e bildireceği kabul edilmekle birlikte bazıları bunu, “onu senin dilin ile açıklamak bize aittir” diyerek tefsir etmiştir. Bk. Begavî, Meâlimu’t-tenzîl, VIII, 284. Şevkânî, Fethu’l-Kadîr, V, 451. Ayrıca bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XXIII, 504; Kurtubî, Câmi‘, XXI, 426. Benzeri bir açıklamayı Taberî, İbn Abbâs’tan rivâyet etmiştir. Bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XXIII, 504. Âyete “senin hıfzetmen ve okumandan sonra onu sana açıklar ve izah ederiz. Koymuş olduğumuz hüküm gereğince sana onun manalarını ilham ederiz” mânâsı da verilmiştir. Bk. İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, VIII, 278. Ayrıca bk. Merâgî, Tefsîr, XXIX, 152.

798 Polat, Hadis Araştırmaları, s. 146. Bazı âlimler tarafından beyân edilecek hükümlerin Kur’ân tarafından açıklanacağı söylenmişse de bu görüş bazı yönlerden tenkide uğramıştır. Bk. Mevdûdî, Tefhîm, VII, 143; Güngör, “Kur’ân’a Göre Kur’ân’dan Başka Vahiy Var mıdır?,” s. 138; Polat, Hadis Araştırmaları, s. 146.

799 Bk. Polat, Hadis Araştırmaları, s. 146; Ayrıca bk. Hayrâbâdî, Ulûmu’l-hadîs, s. 44.

800 Bk. Güngör, “Kur’ân’a Göre Kur’ân’dan Başka Vahiy Var mıdır?,” s. 137. Mevdûdî’ye göre, Hz. Peygamber’in, sözleri ve fiilleri ile açıkladığı Kur’ân hüküm ve talimatları, onun zihninin ürünü değildi. Aksine, Kur’ân’ı ona indiren Allah Teâlâ, bizzat manasını da ona anlatıyor ve açıklama gerektiren yerleri açıklıyordu. Bk. Mevdûdî, Sünnetin Anayasal Konumu, s. 170.

801 Sa‘lebî, Keşf, VI, 330; Kurtubî, Câmi‘, XXI, 426. Katâde de bu görüştedir. Bk. Kurtubî, a.y.

802 Mukâtil b. Süleyman, Tefsîr, IV, 512; Taberî, Câmiu’l-beyân, XXIII, 504; Sa‘lebî, Keşf, VI, 330; Kurtubî, Câmi‘, XXI, 426. İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, VIII, 279. Katâde de bu görüştedir. Bk. Kurtubî, a.g.e., XXI, 426. Taberî, bu görüşü İbn Abbâs’tan rivâyet etmiştir. Bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XXIII, 504.

803 Zemahşerî, Keşşâf, IV, 191; Beydâvî, Envâru’t-tenzîl, II, 567; Ebû’s-Suûd, İrşâd, IX, 67.

804 Taberî, Câmiu’l-beyân, XXIII, 504; Zemahşerî, Keşşâf, IV, 191; Ebû’s-Suûd, İrşâd, IX, 67.

805 İbn Teymiyye, Mukaddime, s. 5-6.

806 Hamdi Yazır âyeti “lüzum ve ihtiyaç ortaya çıktıkça ifade tarzlarından biriyle maksadın ifadesi ve açıklanması” manasında yorumlamıştır. Hamdi Yazır, Hak Dini, VIII, 181.

807 Mevdûdî, Tefhîm, VII, 143.

808 Aydınlı, “Sünnetin Kaynağı Hakkında,” s. 50.

809 Bk. Bakara 2/151, 231; Âl-i İmrân 3/164; Nisâ 4/113; Ahzâb 33/34; Cum’a 62/2.

810 Bk. İbnu’l-Mübarek, Zühd, (Nuaym b. Hammâd’ın ziyadeleri bölümü), s. 454.

811 Taberî, Câmiu’l-beyân, V, 417, VI, 213, XIX, 108, XXII, 627. Hikmeti “Sünnet” olarak yorumladığı âyetler için bk. Âl-i İmrân 3/48, 164; Ahzâb 33/34; Cum’a 62/2.

812 Taberî, Câmiu’l-beyân, V, 417.

813 Bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XIX, 108

814 Zemahşerî, Keşşâf, I, 369, 477, IV, 102.

815 Bk. Kurtubî, Câmi‘, IV, 103.

816 Bk. Nesefî, Medâriku’t-tenzîl, I, 118, 163, 348.

817 İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i’l-Azîm, I, 464, 631.

818 Şevkânî, Fethu’l-Kadîr, IV, 372. 819 Nisâ 4/113. 820 Cum’a 62/2.

821 Ahzâb 33/34.

822 İbn Kayyim, Rûh, s. 71-72.

823 Usmânî, Sünnetin Bağlayıcılığı, s. 40.

824 Mevdûdî, Sünnetin Anayasal Konumu, s. 95.

825 Enfâl 8/7.

826 Enfâl 8/7.

827 İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i’l-Azîm, IV, 14-15. Bu olayın ayrıntıları ile ilgili geniş bilgi için bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XI, 38-50; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i’l-Azîm, IV, 14-18.

828 Bu vaadin Kur’ân’da bulunmayan doğrudan bir vahiyle verildiği söylendiği gibi Cebrâîl vasıtası ile Hz. Peygamber’e Kur’ân dışı bir vahiyle bildirildiği de söylenmiştir. Bk. Afzalur Rahmân, Siret Ansiklopedisi, II, 545; Sifil, Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi, I, 50.

829 Bk. Usmânî, Sünnetin Bağlayıcılığı, s. 34-35. Ayrıca bk. Afzalur Rahmân, Siret Ansiklopedisi, II, 545; Molla Hatır, es-Sünnetü’n-nebeviyye, s. 60-65; Polat, Hadis Araştırmaları, s. 147; Ertürk, Metin Tenkidi, s. 191-192; Duman, Vahiy Gerçeği, s. 132-133; Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Sünnet, s. 235; Genç, Sünnet-Vahiy İlişkisi, s. 89.

830 Enfâl 8/43.

831 Ertürk, Metin Tenkidi, s. 194. Ayrıca bk. a.g.e., s. 195.

832 Bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XI, 209-211; Zemahşerî, Keşşâf, II, 161; Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XV, 135; Kurtubî, Câmi‘, X, 37; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i’l-Azîm, IV, 69; Hamdi Yazır, Hak Dini, IV, 140.

833 Peygamberlerin rüyalarının vahiy olup olmadığı mevzuundan bu bölümün sonunda söz edilecektir. 834 Usmânî, Sünnetin Bağlayıcılığı, s. 33. 835 Enfâl 8/9.

836 Hadis için bk. Saîd b. Mansûr, Sünen, II, 312-313; İbn Ebî Şeybe, Musannef, VI, 75, VII, 357-358; Ahmed b. Hanbel, I, 139-140, 143-144; (I, 30-33); Abd b. Humeyd, Müsned, s. 41-42; Müslim, Cihâd ve’s-Siyer 58; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 8; Bezzâr, Müsned, I, 306-307; Ebû Avâne, III, 344, 369-371; İbn Hibbân, Sahîh, XI, 114-116. Ayrıca bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XI, 51; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i’l-Azîm, IV, 18.

837 İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i’l-Azîm, IV, 18.

838 Önceki âyette yardıma gelecek meleklerin sayısı bin olarak verilmiş, burada ise üç bin meleğin yardım edeceği bildirilmiştir. Bazıları bunu, Bedir savaşında müşriklerin sayısının bin olduğundan dolayı bin melekle, Uhud savaşında ise müşriklerin üç bin kişi olmalarından dolayı üç bin melekle yardım edildiği anlamında yorumlamışlardır. Müfessirlerin çoğunluğu ise melekler ile yardımın Bedir’de olduğu görüşündedir. Buna göre Allah Teâlâ önce bin melek ile yardım edeceğini haber vermiş, daha sonra ise yardıma göndereceği meleklerin sayısını üç bine çıkarmıştır. Ayrıntılı bilgi için bk. Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, VIII, 183-186.

839 Âl-i İmrân 3/123-126.

840 Afzalur Rahmân, Siret Ansiklopedisi, II, 545. 841 Bk. Güngör, “Kur’ân’a Göre Kur’ân’dan Başka Vahiy Var mıdır?,” s. 133-134. Ayrıca bk. Mevdûdî, Sünnetin Anayasal Konumu, s. 95-96; Çakın, Hadis İnkârcıları, s. 17; Ertürk, Metin Tenkidi, s. 192-193.

842 Bk. Usmânî, Sünnetin Bağlayıcılığı, s. 33-34.

843 Ertürk, Metin Tenkidi, s. 194. Ayrıca bk. Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Sünnet, s. 235; Polat, Hadis Araştırmaları, s. 146; Duman, Vahiy Gerçeği, s. 143; Ateş, Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsiri, III, 491.

844 Ahzâb 33/37.

845 Bk. Afzalur Rahmân, Siret Ansiklopedisi, II, 544; Usmânî, Sünnetin Bağlayıcılığı, s. 37. Ayrıca bk. Mevdûdî, Sünnetin Anayasal Konumu, s. 94, 190-191.

846 Bk. Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Sünnet, s. 226-227.

847 Bk. Kurtubî, Câmi‘, XVII, 159. Rivâyetler için bk. İbnu’l-Mübârek, Müsned, s. 53; Ahmed b. Hanbel, IV, 505-506 (III, 195-196); Abd b. Humeyd, Müsned, s. 362-363; Müslim, Nikâh 89; İbn Ebî Âsım, Âhâd, s. 609; Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ, V, 52, VI, 433; Ebû Avâne, Müsned, II, 295-296; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, VII, 90-91.

848 Kurtubî, bu iddiaların, bu tür şeylerden Peygamber’in korunmuş olduğunu bilmeyen veya onun saygınlığını hafife alan kimseler tarafından ortaya atılacağını söylemiştir. Bk. Kurtubî, Câmi‘, XVII, 157-158.

849 Bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XIX, 115-117; Kurtubî, Câmi‘, XVII, 159. Ayrıca bk. Ertürk, Metin Tenkidi, s. 195-196; Sifil, Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi, I, 53-56.

850 Bk. İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i’l-Azîm, VI, 424; Hamdi Yazır, Hak Dini, VI, 89.

851 Taberî’nin naklettiğine göre, Zeyneb, Zeyd’i ondan daha üstün olmasından dolayı istememiştir. Bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XIX, 113-114.

852 Bk. Usmânî, Sünnetin Bağlayıcılığı, s. 36-37.

853 Bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XIX, 116-117. Ayrıca bk. Kurtubî, Câmi‘, XVII, 157, 158; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i’l-Azîm, VI, 425; Hamdi Yazır, Hak Dini, VI, 90.

854 Bk. Kurtubî, Câmi‘, XVII, 157.

855 Ertürk, Metin Tenkidi, s. 196.

856 Bk. Kurtubî, Câmi‘, XVII, 159-160; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i’l-Azîm, VI, 425-426.

857 İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i’l-Azîm, VI, 426.

858 Bk. Sifil, Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi, I, 56; Önkal, “Vahiy-Sünnet İlişkisi ve Vahy-i Gayr-i Metluvv,” s. 59; Duman, Vahiy Gerçeği, s. 133-135; Polat, Hadis Araştırmaları, s. 146-147.

859 Bk. Usmânî, Sünnetin Bağlayıcılığı, s. 35; Mevdûdî, Sünnetin Anayasal Konumu, s. 93-94.

860 Tahrîm 66/3.

861 A‘zamî, Dirâsât, I, 38. Ayrıca bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XXIII, 91-92.

862 Aydınlı, “Sünnetin Kaynağı Hakkında,” s. 50.

863 Bk. Usmânî, Sünnetin Bağlayıcılığı, s. 35.

864 Ayrıntılı bilgi için bk. Mevdûdî, Sünnetin Anayasal Konumu, s. 188-190; Toksarı, Sünnet, s. 98.

865 Afzalur Rahmân, Siret Ansiklopedisi, II, 544. Ayrıca bk. Aydınlı, “Sünnetin Kaynağı Hakkında,” s. 50; Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Sünnet, s. 235; Çelebi, Gayp Problemi, s. 109-110; Duman, Vahiy Gerçeği, s. 142-143; Polat, Hadis Araştırmaları, s. 146; Ünal, Yöntem Sorunu, s. 100; Sifil, Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi, I, 49-50; Sancaklı, “Sünnet Vahiy İlişkisi,” s. 58-59; Güngör, “Kur’ân’a Göre Kur’ân’dan Başka Vahiy Var mıdır?,” s. 134-135; Ertürk, Metin Tenkidi, s. 190-191; Yılmaz, “Hadis İlminde Kudsî Hadisler ve Bu Konuda Yapılan Çalışmalar,” s. 166.

866 Ayrıntılı bilgi için bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XXI, 315-317; Ebû Hayyân, el-Bahru’l-muhît, VIII, 101.

867 İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i’l-Azîm, VII, 356.

868 Zemahşerî, Keşşâf, III, 549; Ebû Hayyân, el-Bahru’l-muhît, VIII, 101.

869 Bk. Abdurrezzâk, Musannef, V, 330-342; Ahmed b. Hanbel, VI, 414-419, 424-430 (IV, 323-327, 328-331); Buhârî, Şurût 15; Ebû Davud, Cihâd 156; İbn Hibbân, Sahîh, XI, 216-227; Taberânî, el-Mu‘cemu’l-kebîr, VIII, 370-374; Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, IX, 366-370.

870 Feth 48/27.

871 Bk. Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XXVIII, 91.

872 Bk. Afzalur Rahmân, Siret Ansiklopedisi, II, 544; Mevdûdî, Sünnetin Anayasal Konumu, s. 93; Kırbaşoğlu, İslam Düşüncesinde Sünnet, s. 234-235; Polat, Hadis Araştırmaları, s. 146; Ertürk, Metin Tenkidi, s. 189-190; Önkal, “Vahiy-Sünnet İlişkisi ve Vahy-i Gayr-i Metluvv,” s. 59.

873 Bk. Mevdûdî, Sünnetin Anayasal Konumu, s. 183. Geniş bilgi için bk. Mevdûdî, a.g.e., s. 182-186.

874 İsrâ 17/60.

875 Bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XIV, 646; İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-mesîr, V, 53-54; Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XX, 188; Kurtubî, Câmi‘, XIII, 110-111; Hamdi Yazır, Hak Dini, V, 140.

876 Bk. Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XX, 188; Hamdi Yazır, Hak Dini, V, 140.

877 Bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XIV, 646-647; Sa‘lebî, Keşf, IV, 59-60; İbnu’l-Cevzî, Zâdu’l-Mesîr, V, 54; Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XX, 188-189; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i’l-Azîm, V, 92; Kurtubî, Câmi‘, XIII, 111.

878 Taberî, Câmiu’l-beyân, XIV, 646-647; Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XX, 188-189; Kurtubî, Câmi‘, XX, 31-32; Hamdi Yazır, Hak Dini, V, 140.

879 Bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XIV, 646-647.

880 Bk. Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XX, 188-189.

881 Bk. Ahmed b. Hanbel, I, 588, 920 (I, 221, 370); Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 42, Tefsîru’l-Kur’ân 17, Kader 10; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 17; İbn Ebî Âsım, Sünne, s. 186; İbn Hibbân, Sahîh, I, 225-226; Hâkim Müstedrek, II, 472. Ayrıca bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XIV, 641; Kurtubî, Câmi‘, XIII, 110.

882 Bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XIV, 641-645; Kurtubî, Câmi‘, XIII, 110; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i’l-Azîm, V, 92.

883 Bk. Kurtubî, Câmi‘, XIII, 110. Ayrıca bk. Şınkîtî, Edvâu’l-beyân, III, 391-392. İsrâ olayının bedenle mi ruhla mı gerçekleştiği konusundaki görüşler için bk. Kurtubî, Câmi‘, XIII, 10-12.

884 Hamdi Yazır, Hak Dini, V, 141.

885 Bk. Genç, Sünnet-Vahiy İlişkisi, s. 89-90. Ayrıca bk. Sifil, Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi, I, 51,52

886 İsrâ 17/1.

887 Bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XIV, 448, 643, 646-647.

888 Necm 53/18.

889 Taberî, Câmiu’l-beyân, XXII, 45; Kurtubî, Câmi‘, XX, 30-31.

890 Bk. Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XXVIII, 254.

891 Âyet hakkında yapılan yorumlar için bk. Zemahşerî, Keşşâf, IV, 30; Kurtubî, Câmi‘, XX, 30-32.

892 Âyetle ilgili yorumlar için bk. Taberî, Câmiu’l-beyân, XIV, 411-448; Kurtubî, Câmi‘, XIII, 13-15; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i’l-Azîm, V, 5-45; Hamdi Yazır, Hak Dini, V, 110-116. Ayrıca bk. Sifil, Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi, I, 51-52.

893 Bk. Sifil, Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi, I, 51-52.

894 Necm 53/5-14.

895 Bk. Abdurrezzâk, Musannef, V, 321-330; Ahmed b. Hanbel, V, 44-45, 92, 218-219, 256 (III, 306-307, 325, 377, 392); Buhârî, Bed’u’l-Vahy 3, Bed’u’l-Halk 7, Tefsîru’l-Kur’ân 74, Edeb 118; Müslim, Îmân 255, 256, 257; Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 74; Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ, VI, 502; Ebû Avâne, Müsned, I, 85. Ayrıca bk. Cessâs, Ahkâmu’l-Kur’ân, V, 297; Zemahşerî, Keşşâf, IV, 29; Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XXVIII, 247-249; İbn Kayyim, Zâdu’l-Meâd, III, 36, 38; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân’i’l-Azîm, VII, 448, 449, 453, 455.

896 Bk. Usmânî, Sünnetin Bağlayıcılığı, s. 30-31; Afzalur Rahmân, Siret Ansiklopedisi, II, 543. Mevdûdî, Sünnetin Anayasal Konumu, s. 70-71, 92-93, 181-182; A‘zamî, Dirâsât, I, 37; Abdulganî Abdulhâlık, Hucciyyetü’s-sünne, s. 335-336; Molla Hâtır, es-Sünnetü’n-Nebeviyye, s. 65-71; Önkal, “Vahiy-Sünnet İlişkisi ve Vahy-i Gayr-i Metluvv,” s. 59; Ünal, Yöntem Sorunu, s. 101-102; Güngör, “Kur’ân’a Göre Kur’ân’dan Başka Vahiy Var mıdır?,” s. 135; Keleş, “Sünnet Vahiy İlişkisi,” s. 181-189; Genç, Sünnet-Vahiy İlişkisi, s. 90-92.

897 Bk. Afzalur Rahmân, Siret Ansiklopedisi, II, 546. Ayrıca bk. Mevdûdî, Sünnetin Anayasal Konumu, s. 175-177.

898 Bk. A’zamî, Dirâsât, I, 38; Usmânî, Sünnetin Bağlayıcılığı, s. 35-36; Mevdûdî, Sünnetin Anayasal Konumu, s. 95, 192-193; Afzalur Rahmân, Siret Ansiklopedisi, II, 544-545; Duman, Vahiy Gerçeği, s. 139-141.

899 Bk. Usmânî, Sünnetin Bağlayıcılığı, s. 32-33; Molla Hâtır, es-Sünnetü’n-nebeviyye, s. 76-80.

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.