Kendimizle Hesaplaşma

İnsanın kendini düzeltip olgunlaştırması, Mevlânâ’ya göre öncelikle insanın kendi kusurunu bilmesine bağlıdır. Çünkü eksikliği hissedilmeyen bir şeyin telafisine gidilemez. “Meselâ on kişi bir eve girmek istese de, bunlardan dokuzu girip biri dışa­rıda kalsa, bu kişi muhakkak kendi kendine: ‘Acaba ben ne yaptım, ne terbiyesizlik ettim de beni içeriye almadılar?’ diye düşünür.” Kişinin de yolunda gitmeyen işlerinden dolayı kendine hisse çıkarması ve günahı üstüne alarak, kendini kusurlu bilmesi lâzımdır. “Bunu bana Hakk yaptı, ben ne yapayım, O böyle istiyor; eğer isteseydi bana da yol verirdi’ demesi, Allah’a karşı kinaye yollu bir küfür ve kılıç çekmektir.”13 Mevlânâ’ya göre insanın kendine bu türlü bir pay çıkarması, onu sürekli eksiklikten uzaklaştıracak ve olgunlaştıracaktır.14

Buna mukabil insan, kendi kusur ve hatasını görmez; ancak başkaları için amansız bir eleştirmendir. Halbuki Mevlânâ’ya göre kardeşinde gördüğün kusur sende bulunan bir kusurun yansımasıdır. Bu yüzden fert, başkasında gördüğü kusuru önce kendinden uzaklaştırmalıdır. Mevlânâ şöyle der: “Bir file su vermek için havuzun başına getirdiler, fil kendini suda görüp ürktü, ancak başkasından ürktüğünü sanıyordu. Zulüm, kin, haset, insafsızlık ve kibir gibi bütün kötü huylar da sende olduğu sürece onlardan incinmezsin; fakat bunları bir başkasında gördün mü ürker, incinirsin. Bil ki fil gibi kendinden ürkmede, kendinden incinmedesin. İnsan kendi kelliğinden, kendindeki çıbandan iğrenmez. Yaralı elini yemeğe sokar, parmağını yalar, bundan midesi bulanmaz. Ancak başka birinde birazcık çıban ve ufacık bir yara görse iğrenir ve o yemeği artık yiyemez. İnsandaki kötü huylar da kelliklere ve çıbanlara benzerler.

Bu huylar, insanın kendinde olduğu zaman ondan iğrenmez, incin­mez. Oysa başka birinde bu huyların pek azını görecek olsa ondan iğrenir, tiksinir. Senin ondan incinip, tiksindiğin gibi o da senden inciniyorsa o halde onu mazur görmelisin. Senin incinmen onun incinmesini de gerekli kılar ve onun için özür olur. Çünkü aynı şeyi karşılıklı yapıyorsunuz.”15

Dolayısıyla Mevlânâ, insanın çevresinden ve hayattan lezzet alabilmesini, insanın, kendiyle barışık olmasına bağlar. “Sen çevrende bir şeyler görüp inciniyorsan, onlar da kör değil ya, senin onlarda gördüğünü, onlar da sende görür.”16

Bu yüzden insan öncelikle bütün kötülüklerin kaynağı olan kendi nefsini düzeltmelidir. Kendi nefsini düzelten, her gün yeni bir sorun yaşamak zorunda kalmaz. Bu konuda Mevlânâ şöyle der: “Adamın birine dediler ki:’Anneni niçin öldürdün?’ O da: ‘Ona yakışmayan bir şeyini gördüm de ondan’ dedi. ‘Peki ama o yabancıyı öldürseydin ya’dediklerinde; ‘her gün birini mi öldüreyim?’ cevabını verdi. Şimdi senin de başına ne gelirse nefsindendir. Önce kendi nefsini düzelt, terbiye et ki, her gün yeni bir sorun yaşamak zorunda kalmayasın.”17

Kendi kusurlarım görmeksizin başkalarının kusurlarıyla meşgul olan kimse, çevresinde sürekli kusurlu insanlar gör­düğünden, kendini teyakkuz durumundaki asker gibi sürekli gergin hissedecek ve ruh dünyasında çekişme ve sorun yaşa­yacaktır. Buna karşılık başkaları hakkında iyi niyetler taşıyan kişinin ruh dünyası mutlu olacaktır. Tabi ki bundan kastedilen; safdillik anlamında bir tutum değildir. Ancak insanları değer­lendirirken önyargımızın pesimist bir tavırdan uzak olması kendimiz için de faydalı olacaktır.

Mevlânâ bu konuda şöyle der:”Bir kimse, başka biri hakkında iyi şeyler söyler ve düşünürse, o hayır ve iyilik esasen kendisinindir. Gerçekte kendisini övmüştür. Şunun gibi hani: Birisi evinin çevresine güller, papatyalar dikerse her bakışında gül ve papatya görür ve kendini daima cennetteymiş gibi hisseder. Kişi de insanların iyiliğini söylemeyi huy edinirse, onların iyiliğini söyleye söyleye sonunda o kişiye karşı içinde bir sevgi oluşur. Sevgiliyi anmaksa gül bahçesi gibi insana güzel koku ve esenlik verir. Birinin kötülüğünü söyleyince, o kimse kötüleyenin gözünde sevimsizleşir, onu hatırladığında san­ki yılan görmüş gibi olur. Bu nedenle gece gündüz İrem bahçeleri görmek varken, niçin dikenlerin ve yılanların bulunduğu bir yerde dolaşıyorsun? Bütün insanları sev ki; daima çiçekler ve gül bahçeleri içinde olasın. Eğer hepsini düşman bilirsen, gece gündüz dikenlikler ve yılanlar arasında geziyormuş gibi olursunç’18

Başımıza gelen olayları tahlil ederken, sadece kendimizin dı­şındaki sebepler üzerinde yoğunlaşmamız Mevlânâ’ya göre eksik bir analizdir. Halbuki bizler gayb âleminden her gün bir tokat yiyoruz. “Yaptığımız herhangi bir kötülükten bizi tokatla uzaklaştı­rıyorlar; tekrar başka bir şeye teşebbüs ediyoruz, yine böyle oluyor.”19

Mevlânâ bu konuda şöyle der: “Her ne kadar Yüce Allah, iyilik ve kötülüğün karşılığını kıyamette vermeyi vadetmişse de, onun örneklerini peşin olarak dünyada her an göstermektedir. Meselâ; bir insanın yüreği ferahlaşa kim bilir belki bu, onun bir insanı sevindirmiş olmasının karşılığıdır. Üzülse, verdiği üzüntünün bir karşılığı olabilir. İşte bunlar ceza gününün bu dünyaya armağanları ve örnekleridir. Maksat, insanların bu pek az şeyle esas ceza ve mükafatı anlamala­rıdır. Bir buğday ambarının nasıl olduğunu göstermek için, oradan bir avuç buğday alıp göstermeleri gibi… Sende meydana gelen bu darlık, üzüntü ve hastalıkların hepsi, şimdi aklında kalmamışsa da, yaptığın kötülüklerin ve işlemiş olduğun günahların tesirindendir. Onun kötü olduğunu ya bilgisizliğinden, ya gafletinden, yahut da suçları kolayca yaptıran kötü çevre yüzünden suç saymıyorsun, bilmiyorsun onu; fakat karşılığına bak da ne kadar ileri gittiğini ne kadar sıkıldığını anla. Kesin olarak can sıkıntısı, suç karşılığıdır; gönül ferahlığı ise ibadet ve itaat karşılığıdır.”20

Mevlânâ, bu anlayışıyla Kur’ân’daki “Dikkat ediniz; kalp­ler ancak Allah’ın zikriyle huzur ve rahata erer”21 ayetine atıfta bulunarak, yapılan her türlü “salih ameli” zikr kapsamında değerlendirmektedir. Bu nedenle işlenen kötülükler ve yapılan günahlar Mevlânâ’ya göre insan kalbinde sıkıntı ve iç huzur­suzluk meydana getirirler.22

Bu fonksiyonu yanında, insandaki iç huzursuzluk, insanda halen bütünüyle bozulmamış bir vicdanı olduğunun gösterge­sidir. “Mademki insanın aklına yaptığı şeyin kötü ve beğenilmeyen bir şey olduğu geliyor; öyleyse kalp gözü büyük bir şey tatmış olma­lıdır. Bu yüzden bunlar ona çirkin ve kusurlu görünüyor. Tuzlu su, daha önce tatlı su içmiş olana tuzlu gelir. Nitekim vicdanı tamamen bozulmuş olanlar, yaptıkları kötülükten, en küçük bir rahatsızlık duymadan ‘Esas olan zaten budur.’ derler.”23

O halde başarılı olan kişi, daima kendiyle hesaplaşma ha­linde olabilendir. Böyle bir fert kendiyle yüz yüze gelmekten çekinmediği gibi, yaptıklarına eleştirel yaklaşabildiğinden hayatım kısır döngüler içinde geçirmek yerine, sürekli kendini yeniler ve yaptığı hataya bir daha düşmemeye çalışır.

Osman Nuri Küçük – Ne Varsa Sen’de Var,,sufi yay.,syf:161-165

Kaynakça:

13- Mevlânâ, FîhiMâ Fîh, çev. Anbarcıoğlu, s. 261-262.

14- Mevlânâ, a.g.e., çev. Gölpınarlı, 72. Bölüm.

15 Mevlânâ, a.g.e., çev. Anbarcıoğlu, s. 37; krş. Gölpınarlı çevirisi, s 19- Konuk
çevirisi, s. 24. ‘

16 Mevlânâ, a.g.e., s. 38.

17 Mevlânâ, a.g.e., s. 233.

18 Mevlânâ, Fîhi Mâ Fîh, çev. Anbarcıoğlu, s. 306-307; krş. Gölpınarlı çevirisi, s.174.

19 Mevlânâ, a.g.e., s. 279-280.

20 Mevlânâ, Fîhi Mâ Fîh, s. 103-104.

21 Ra’d, 13/28.

22 Mevlânâ, a.g.e., s. 123.

23 Mevlânâ, a.g.e., s. 121-122.

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*