Kadın doğurmalı, ocak tütmeli

Neredeyse evli kadın olmak, çocuk doğurmak ve anne olmak ayıp hale geliyor. Namus kavramı çoktan kovuldu meşruiyet sahalarından. Artık o kelimeyi ağzımıza almamak için büyük bir çaba sarf ediyoruz. Dilimizden kovduk. Üzerimize yapışmasın, bizi çağdışı göstermesin diye vebadan kaçar gibi ondan kaçar olduk. Namus, sadece kadın bedenine ya da kadının özgürlüğünü baskılayan bir gerici dünya anlayışına indirgendi. Kavramın bütün toplumsal tarihi ve anlamı yerle bir edildi. Kadın ve erkek ilişkilerinin anlam dünyası buharlaştı. Feminist okumaların kurşunlarıyla delik deşik oldu. Namus’un nomos olduğunu unuttuk. Nomos’un değer ve ilke gibi kadim anlamlarından koptuk. Onu kaba, yüzeysel, modernist ve dar taşra anlamlarına sıkıştırdık. Batıcılar ve gelenekçiler namussuzluğu, en fazla namusa karşı yaptılar.

Kadına yapılan çağrılarla çoğu kez aile değerlerine karşı imha hareketine girişiliyor. Kadını evinden koparmak için her çaba gösteriliyor. Eş olmak, anne olmak, ocak tüttürmek, doğurmak gibi eylemler artık çağdışı kabul ediliyor. Bu kadın davranışları eski zaman ve geri kalmış toplumların işi olarak görülüyor. Pozitivizmin ve materyalizmin ilerlemeci düşüncesi, kurtuluşu kadını evinden koparmakta görüyor. Bir kadın isyan tertipçiliği ortaya çıkıyor! Bunlar diyor ki: Evlenme, aileye dahil olma, doğurma, anne olma, ocak tüttürme! Sadece özne kadın ol, özgür kadın ol, kariyer sahibi ol, hayatını yaşa! Nereden geliyor bu fikirler? Hatta bu kadın büyüleme ideolojileri nereden memleketimize musallat oldular? Bu topraklardan, bu coğrafyadan ve bu medeniyetten olmadığı kesin. Modernliğin feminizmle taçlandığı post-modern nihilizmin zehirli ideolojileri bunlar. Ne kadar çok işbirliği var! Modernizm, post-modernizm, feminizm ve nihilizm…Sanki hepsi tek ağızdan yeni bir kadın icat etmenin peşinde. Kadını kurtuluşa çağırıyorlar. Hepsi de çağımızda kadını kurtaracak yeryüzü cenneti vaat ediyor. Kadın dinleri bunlar! Ama ruhaniyetsiz dinler bunlar. Dinsiz dinler!

Eve, anneye ve ocağa düşman ideolojiler, özgürlüğü aileyi imha için araç haline getiriyorlar. Bu çabaları kapitalizmin ve burjuvazinin de hoşuna gidiyor. Çünkü ucuz işgücü, kadın sömürüsü ve kadının annelik rolleri ile çalışma hayatı arasındaki sıkışmışlığı meselelerine derman oluyor. Kadınların iş hayatındaki zorlukları, sömürülmeleri ve sıkışmışlığına neden olan modernite ve kapitalizm de suçu geleneğe atarak işten sıyrılmaya çalışıyor. Büyük bir maskeleme  çabası içine giriyorlar. Ürettikleri kadın sorunlarının suçunu gelenekte görüyorlar. Oysa bugünün kadın sorunları yine bugünün sosyolojisinden çıkıyor. Sanayinin, tüketimin, çalışma tarzının ve yabancılaşmanın kadın bağlamındaki yansımaları… Kimse cehaletiyle bizi kandırmasın. Modern sanayinin ve nihilizmin ürettiği şartlar ve değerlerde bunalan kadın, meselelerini başka dünyada, başka paradigmada ve başka tarihte aramasın. Kadın bugünün üretim ve toplum şartlarında bir robota, bir işçiye, bir maddeye bir yabana dönmüştür.

Türkiye’nin bütün solcuları ve feministleri kadın meselesinde aynı safta yer alıyor. Hatta Kürt milliyetçisi HDP’liler ve dağdaki terörist kadınlar bile. Onlar da kadını özgürleştirmek için dağa çıktıklarını söylüyorlar. Onlar da namusla dalga geçip namussuzlukla övünüyorlar. Kürt kadınlarını namus konseptinden çıkararak özgürleştirdiklerini ilan ediyorlar. Onlar da katletmeyi ve terörist olmayı kadına cennet diye vaat ediyorlar. Onlar da feodalizmden kurtuluş ve  bedenini özgürleştirmekten bahsediyorlar.

Aile, iki kelimeyle özetlenir: Ocağın tütmesi ve doğum. Bunlar yoksa aile de yoktur. Ocağının tütmesi ne sosyalizmin ne kapitalizmin ne feminizmin umurunda. Kapitalizm için fabrikasının bacası tütsün yeter! Feminizm, kadının dünyevi cenneti için zaten aileyi engel görüyor. Sosyalizm, Sovyetler’de kolhozlarla alternatif ailesiz aileler kurmaya yeltendi ve bir cehennem üretti. Modernliğin bu ideolojileri ve tecrübeleri aileyi umursamıyor. Doğum mu? Kapitalizm klonlama peşinde. Doğumu salt beden üremesi olarak görüyor. Şimdi geliştirdiği robotlar ve klonlama sistemleri ile bunu da aşmaya çalışıyor!

Heyhat! Aile, bir ev içinde var olabilir. Çünkü ailenin içinde var olduğu hakikat evdir. Ev de ocağın tütmesi ve kadının doğurmasıyla mümkün. Doğurmayı kadın simgeler, ocağın tütmesini de erkek. Ocağa odun taşıyan erkek, üzerinde yemek pişiren kadın. Hayatta ocağın bacası yerine fabrika bacası merkez olunca aile kaybetti, kapitalizm kazandı. Engels ve Marks biraderler ne diyor Komünist Manifesto’da: Kapitalizm aileyi katletti.

 

Ergün Yıldırım

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*