Kader Hakkında Bir Hadis ve Şerhi

Bir Hadis ve Şerhi

İmam Ahmed, Tirmizî, Ibnu Mace’nin tahric ettikleri bir hadiste Ebî Hizâme şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü, zikir ve ayetleri okuyup üfürerek ondan şifâyı taleb ettiğimiz rukye) ve (başkasından) bunu taleb etmemizi; bazı ilaçlarla tedavi olmamızı; bazı koruyucularla korunmamızı doğru görür müsünüz? Bunlar, Allah’ın takdirini geriye çevirir mi?” Bu­nun üzerine Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem:

“Bunlardan her biri de Allah’ın kaderindendir.” buyurmuştur. Yani eğer Allah Teâlâ o ilaçta şifâyı takdir etmişse, kullanan kimse ondan faydalanır. Bunlar yapıldığı halde şifâ bulunmadıysa, inanılsın ki Allah Teâlâ şifayı takdir etmemiştir.

Rukye, Allah’ın isimlerinden bir ismi; yahud ayetlerden herhangi birisini, belirli veya belirsiz hastalığın giderilmesi için tükrüksüz üfürüp okumaktır. Önce Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bunu nehyetmişti. Sonra emr de etmiştir. Binaenaleyh rukyenin nehyi mensuhtur. Şu kadar ki, dört İmamın ittifakıyla, manası bilinmeyen şeylerle rukye; yahud Arabînin dışında isimlerle rukye haramdır.

Kaderle kadere sığınmak, meşrûdur. Fakat sarılman sebeblerin te­sirsiz olduğuna inanmak; tesirin Allah Teâlâ’dan olduğunu bilmek iman şartıdır. Nitekim bu da,

d]“Bil ki, sana bir şeyi vermek üzere halk hepsi toplanmış olsalar, sana (ilm-i ezelîsinde) yazmış olduğu faydadan başkasını veremezler. Şayet sana bir zarar vermek üzere toplansalar dahi, (ilm-i ezelîsinde) aleyhinde yazmış olduğundan başkasını veremez­ler.” cümlesiyle beyan edilmiştir. Binaenaleyh hastalıkta tedaviye baş­vurmak, doktora gitmek, bir kimseden borç istemek, enbiya ve evliyâya sığınmak, hepsi, çıngırak gibi sebeblerdir.

Allah Teâlâ’nın kapılarını çal­manın usulüdür. Bu usul ile Allah’tan istemek ve izniyle sebeblere sarıl­mak, tevekküle engel değildir. Kadere inanmamak değildir. Bilakis kader-i ilâhiye’nin bu kanunuyla, yani sebeb kanunuyla öbür kanununa sığınmaktır. Doğrusu, kahrından merhametine, kaderinden kaderine sığınmaktır. Sebebe sarılmanın manası, “Ya Rabbi, aleyhimde değil lehimde sebebini yürüt” demektir. Çünkü mü’min, çıngırağın da yemin de tesirsiz olduğuna inanmıştır. Kulun kapısını çalmadan önce,

e]“Kalemler kaldırılmıştır; sayfalar kurumuştur.” hükmüne inan­mıştır. Tâc-ul-Evliyâ, Burhân-ul-Etkıyâ Şeyh Abdulkâdir Geylânî Fütûhât-ul-Gayb adlı eserinde diyor ki: «Mü’minin bu hadîs-i şerîfi kalbinin aynası kılması, onunla şuurlanması, daima zihninde tutup onunla hare­ket etmesi gerekir. Çünkü bu hadîs-i şerif, bütün hareket ve sükûnet­lerde düsturdur. Bu hadîsin hükmüne inanan, hakîkaten dünya ve ahiret saadetine ulaşmıştır.»

Şeyh Aliyy-ul-Kârî diyor ki: Bazı ârifler şöyle dediler: Kader, bir nakkâşın nakşını zihninde süratlendirmesi gibidir. Kaza, o sûreti tilmi­zine çizmesi gibidir. Kisb ve cüz’î ihtiyar, tilmizin o çizgileri boyaması gibidir. Elbette tilmiz, üstadının emr u fermanından çıkamaz. İşte kader-i ılâhî de böyle. Kul ile takdîr-i ilâhî’nin misali budur.

 

İsmail Çetin-Ehli Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*