İyilerin Mekânı Cennet, Kötülerin Mekânı Cehennemdir

Infitar,13. “Buna göre kuşkusuz erdemliler cennette olacaklar;”14. “Kötüler ise kesinlikle cehenneme gireceklerdir.”

Daha önce de belirtiğimiz gibi “berr” (pı) kendisinden istenileni veren kimsedir. Kendisinden istenilenler ise şu İlâhî beyanda belirtilen hususlardır: “Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz erdemlilik değildir. Asıl erdemli kişi Allaha, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan; namazı kılıp zekâtı verendir. Böyleleri anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takvâ sahipleri bunlardır”20.

Bu İlâhî beyan gösteriyor ki “birr” (iyilik) takvâ olmaksızın anıldığı zaman, takvâ ile kastedilen mâna kastedilmektedir. Çünkü âyetin metninde geçen “birr’in Allah Teâlaya iman etmek, âhiret hayatına inanmak olduğu bildirildikten sonra kendisinde bütün bu sayılan özellikleri toplayan kimsenin müttakî, yani takvâ sahibi olduğu söylenmiştir.Mûtezile, “İlâhî sınırları sürekli aşanlar (fâcirler) ise kesinlikle cehenneme gireceklerdir… Ve oradan bir daha da ayrılamazlar” meâlindeki âyeti delil olarak kullanarak mürtekib-i kebîrenin, yani büyük günah işleyen kimsenin cehennemde ebedî kalacağını iddia etmiştir. Çünkü büyük günah işleyen kimse“facir”dir. Allah Teâlâ fâcirlerin cehennemlik olduğunu ve orada kalıcı olduklarını beyan buyurmuştur. Onlar şoyle asılsız bir iddia ileri surerler: “Asıl erdemli kişi Allah’ın, âhıret gününe… iman eden” meâlindeki ayette belirtilen şartları tam olarak kendisinde bulundurmadıkça buna göre kuşkusuz erdemliler cennette olacaklar buyruğunun kapsamına dâhil olmazlar.

Bu konuda aslolan şudur: Açıkladığımız her vâde karşılığında belirtilen her vaîd (azap tehdidi) inkâr edenler hakkındadır. Şu ılâhî beyanın tefsirinde inkâr etmenin belirtilmesinden dolayı böyledir: “Doğrusu şudur ki,günahkârların yazısı muhakkak siccindedir. Siccin nedır, bilir misin? O (ameller), kaydedilmiş bir defterdir. Gerçeği yalan sayanların o gün vay haline! Onlar yargı gününü asılsız sayanlardır. Oysa onu, haddi aşan gunahkârdan başkası inkâr etmez”21 Keza şu ilâhî beyanda belirtildiği gibi: “Ateş yüzlerine vuracak,orada dudakları çekilmiş, dişleri görünür bir halde bulunacaklar. Size âyetlerim okunurdu da onları inkâr ederdiniz değıl mi?”22 Hal böyle olunca büyük günah işleyenin ebedi olarak cehennemde kalacağını kesin bır dille söylemek zorunluluk değildir,aksıne onlar hakkında herhangi bir görüş beyan etmemek gerekir.

Allah Teâlâ, mahşer gününde cehennemliklerin tanınacağı üç ayırtedici alâmet belirledi. Onların bu özellikleriyle cehennemlik oldukları bilinir. Ehl-i saadet, yani cennetlikler için böyle bir alâmet belirlemedi. Söz konusu üç alâmet şunlardır:

Birincisi: Yüzlerin kararması: “Bir gün ki nice yüzler ağaracak,nice yüzler de kararacaktır; yüzleri kararanlara,“Iman ettikten sonra kâfır mi oldunuz? Öyle ise inkâr etmiş olmanız yüzünden tadın azabı!’ (denir)”23

İkincisi, hesap günü cennetliklerin kitapları sağlarından verilirken bunların kitaplarının sol taraflarından ya da arkalarından verilmesi.

Üçüncüsü,EhI-i Hakk’ın amellerin terazıde agır basarken bunlarınkinin hafif gelmesi. Bunlar şekavet ehlinin, yani cehennemliklerin alâmetleri olmaktadır. Yüzlerinin karardığından bahsedildiği yerde onların inkâr ettiklerinden de söz edilmiştir. Kitabın sol taraftan ya da arkadan verilmesinden bahsedildiği yerde şöyle demiştir: “Sonra da (diğerleriyle birlikte) onu yetmiş arşın uzunlugunda bır zincire dizin! Çünkü o, yüce Allah’a iman etmezdi; yoksulu doyurmaya teşvik etmezdi“.24

Gene şöyle buyurdu: “Kime de kitabı arkasından verilirse, “Eyvah!” diye bağıracak ve alevli ateşe girecektir. Şüphesiz o, (dünyada iken) yakınları arasında neşeliydi.25 Terazinin hafif geldiğinden bahsettiği yerde de Cenâb-ı Hak meâlen şöyle buyurdu: “Size âyetlerim okunurdu da onları inkâr ederdiniz değil mi?”26 Bütün bunlardan bahsederken hep onların inkâr ettiklerini vurguladı. Buradan da anlaşılıyor ki mutlak vaîd herkese değil sadece inkârcılar hakkındadır. Bu itibarla, azabın gerekli olması ve cehennemde ebedî kalınması konusunda büyük günah işleyenleri kesin olarak inkârcılara ortak kılmamız caiz olmaz. Aksine onların durumu hakkında görüş beyan etmememiz (tevakkuf) ve işlerini Allaha bırakmamız (ircâ) gerekli olur.[§]

İkincisi: îmandan bahsedilen yerlerde müminlerin en alt mertebelerinden bahsetti ve onlara cennet vâdetti ve şöyle buyurdu: “Allah’a ve peygamberlerine (böyle) iman edenler var ya, işte onlar Rab’leri katında sıd- dıklar ve şehitler mertebesindedirler. Mükâfatları ve nurları (âhirette) onları beklemektedir”27. Başka bir yerde de meâlen şöyle buyurdu: “Genişliği gökle yerin genişliği gibi olup Allah’a ve peygamberlerine iman edenler için hazırlanmış bulunan cennete ve Rabb’inizin bağışlamasına erişebilmek için yarışın. Bu, Allah’ın lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir”28 Bir diğer yerde de şöyle buyurdu: “Allah’a ve peygamberlerine iman edip onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince; işte Allah bir gün onlara mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcıdır ve sonsuz rahmet sahibidir”29

’Bahsettiğimiz bu İlâhî beyanlarda Allah Teâlâ müminlerin en alt mertebelerinden söz etmiştir. Başka yerlerde ise iman ehlinin en üst mertebelerinden bahsetmiş ve onlara cenneti vâdetmiştir: “Asra yemin ederim ki, insan gerçekten ziyandadır. Ancak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler başkadır”30; “Asıl erdemli kişi Allah’a, âhiret gününe… iman edendir… işte doğru olanlar bunlardır ve işte takvâ sahipleri bunlardır”31

Allah Teâlâ’nın bütün bunları şart olarak değil de mübalağa kaslı ile belirtmiş olması da mümkündür. Bu durumda, cennet vadinden bahsetmek için başka âyetlerde sözü edilen en alt düzeydeki şartların bulunması dahi yeterli olabilir, demek gerekir. Allah’a ve resûlüne imanın belirtildiği her yerde aslında hepsinin gizli olarak belirtilmesi kastedilmiş olabilir ve sadece ikisini zikretmesi icaz amaçlı olur. Görmez misin ki Allah inkârı bazı yerlerde belirtmekle ve ona yönelik vaîdde bulunmakta, başka yerlerde ise birtakım sebeplerle birlikte anmakla ve ona cehennem vaîdini yapmaktadır.

Tpkı şu İlâhî beyanlarda olduğu gibi: “Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, haksız yere peygamberlerin canlarına kıyanlar ve adalet isteyen insanları öldürenler var ya, onlara can yakan bir azabı müjdele!”32Başka bir yerde ise yüce Allah meâlen şöyle buyurmaktadır: “‘Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?’ Onlar şöyle cevap verirler: ‘Biz namaz kılanlardan değildik; yoksulu doyurmuyorduk…33

Sonra inkârla birlikte belirtilen bütün bu kötülükler (seyyiât) bir şarta dönüşmemiştir. Aksine sadece inkâr eden kişi için de cehennemde ebedî olarak kalacağını söylemek vacip olmaktadır. Buradan da anlaşılıyor ki mübalağanın belirtilmesinde, mübalağanın şart yapıldığına dair bir işaret yoktur. Aksine vaîdin o olmasa da olması mümkündür. Bu yüzden büyük günah işleyenlerin cehennemde ebedî olarak kalacaklarını kesin bir tarzda söylemek gerekmemekte, onların aynı şekilde vâde müstahak olduklarını söylemek de icap etmemekte, aksine onlar hakkında işi Allaha havale etmek (ircâ) gerekli olmaktadır.

İmam Maturidi,Te’vilat’ul Kuran,cild.17,syf.107,110

20.el-Bakara, 2/177.

21-Muminun. 83/71 2.

22.el-Mu’mınun, 23/104-105.

23. Al-i İmrân. 3/106

24.el-Hâkka. 69/32-34.

25.el-înşikâk, 84/10-13.

26.el-Mü’minûn, 23/105.

27.el-Hadîd, 57/19.

28.el-Hadîd, 57/21-21.

29.en-Nisâ, 4/152.

30.el-Asr, 103/1-3.

31.el-Bakara, 2/177.

32.Al-i İmran,21.

33.Müddesir,42

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir