İslam’ın Tatbik Edilmesi

İslam'ın Tatbik Edilmesiİslâm, eğer tatbik edilemezse, bir hiçtir, ve bu tür ifadeler, İslâm’da yalnızca “boş lâftan / ölü, kuru lâfızlardan ve emirlerden ibaret değildir; çünkü bu emirler, gerçekleştirilmiş, en büyük ölçekte örgütlü bir yardım, rahatlama ve dayanışma sistemine fiilen aktarılmış ve yüzyıllar boyunca İslâm dünyasının bütün sosyal problemlerini çözmüş emirlerdir. Kur’ân bize, gerçek / hakîkî dinin, amelî, yani tatbik edilebilir bir din olduğunu,aslı teorik,formel yada lafta İslam bir din olmadığını şöyle beyan eder;

(Ey ehli kitab) Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır. (Bakara/177)

“İmân edip amel-i sâlıh amel / güzel işler yapanlar.” Kur’ân’da bu ibare o kadar sıklıkla tekrarlanır kî! “İns­anlar ve sonra da hiçbir şey yapmayanlar’’ anlayışı, yaklaşımı İslâm’da yoktur, sözkonusu bile değildir. Yine “insanlar ama yanlış yapmaya devam edenler’’ şeklindeki bir anlayışın İslâm’da varlığı tahayyül bile edilemez; çünkü İslâm, insanın Allah’ın iradesine teslim olması demektir ve bir mücahede, bir mücadele ve bir çaba sarfetme yasası demek olan Allah’ın Şeriatına itaat etmek, boyun eğmek, asli aptalca ya da saçma bir şey değildir.

İslâm’ın (İslâm dünyasında bihakkın hükümran ve hükâmfermâ olduğu] o harikulade, muazzam günlerinde, seküler eğitim ile dini eğitim arasında bir ayırım yoktu, sözkonusu bile değildi. Bütün eğitim çabaları, dînî alan’a dâhil­di, dâhil edilmişti. Yakın zamanlarda bir Avrupalı yazarın bu konuda yazdıklarını zikretmek gerekirse: “Camide, diğer [müspet  / pozitif] bilimlere Kur’ân, Hadis,  Fıkıh ilimlerine denk bir yer vermesi] İslamın yüceliğinin ve azametinin bir ürünüydü.

Gerçekten de, kimya, fizik, botanik, tıp ve astronomi dersleri, yukarıda zikredilen Kur’ân, Hadis ve Fıkıh ilimlerinin dersleriyle camide birlikte veri-lirdi. Zira Cami, İslâm’ın o parlak günlerinde, İslâm’ın Ünıversıtesi’ydi ve Slınırları içine, bütün medeniyetlerden gelen, tevarüs edilen çağın bütün bilgilerini coşkuyla çekebildiği, alabildiği için Üniversite olarak adlandırılmayı zi­yadesiyle hak ediyordu. Müslüman yazarlara, âlimlere ve düşünürlere, onları okuyan herkesin mutlaka dikkatini çeken o husûsî kaliteyi, kendinden emin beyinlerin ve zihinlerin derin ve sessiz sükûnetini veren şey, işte cami çevre­sinde sağlanan bu muhkem birlik ve eğitim-öğrenim coşkusuydu.

 

Pitchall,İslam Medeniyetinin Dinamikleri

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*