İslamı Yıkmak İçin Her Kalıba Giren Yahudi

İslamı Yıkmak İçin Her Kalıba Giren Yahudi

 

Dönmelerin karargâhında dünyaya geldi. 1883’de. Yirmi bir yaşında yazılara başladı. Mehmed Emîn, Yunus Nadi ile beraber  çalıştı. Yıkıcı ve bölücü fikirlerin kaynaklandığı Selânikte Yahu­diliğin kendisinden beklediği hizmeti ifası yolunda ilerleme sağla­yabilmesi için önce “Türkçülük” akımına girdi. Bunda başarı sağ­laması için ilk önce öz adım gizlemesi ve takma ad kullanması ge­rekiyordu. Bunu da başardı. Yazılarında ilk olarak Tekinalp” adı­nı kullanmaya başladı.

1912’de İstanbul’a geldi. Türkçülerin yanında, Ziya Gökalp’ın beraberinde yer aldı.

İmparatorluğun batmakta olduğunu, ayrılıkçı gruplar karşısın­da Islâma karşı Türkçülerin yanında yer aldı. Bu tavrı da açıkça gösteriyor ki, Türkçülük” hareketi baştan sakat bir fikrî yapıya ve tefekkür kadrosuna istinat etmiş bulunuyordu. 1910’dan vefatına kadar Gökalp’ın yanında bulunmuş, onun devletin hocası olması yolunda ilerlemelerde bulunmasına gayret göstermiş, parçalan­manın çabuklaştırılmasına önayak olmuştur.

Gökalp-Tekinalp beraberliği en çok İttihat ve Terakki içinde meydana gelmiş, neşriyatta müşterek bir yol tutulmuştur, öyle ol­muş ki, Gökalp Diyarbakır’dan Selânik’e geliyor, onu buluyor ve beraberce İstanbul’a geliyorlar. İstanbul’da Türk Yurdu’nda Iktısadiyat mecmuasında. Yeni Mecmua’da ırkçılığa, iktisadiyata ait ya­zıların tesbitinde Tekinalp oldukça İlerleme sağlıyor.

Gökalp’in İttihat ve Terakki içindeki rolü, arkadaşının kolayca hizmet (!) etme imkânlarına kavuşmasına yarıyor.

Yahudi’nin böl ve parçala esasına dayanılarak ortaya atılan ırkçılık, Türkçülük ve Turancılık idealleri etrafında-Türkçülerle Batıcılar anlaşıyor, tek hedef «İslamcılık» kabul ediliyordu. Teki- naip de Masonluk, Siyonistlik, Musevilik gibi akımlardan fayda sağlayabilmek için Türkçü-Ittihatçı ileri gelenlerden istifadeyi iyi beceriyordu. Bunda dış güçlerin de büyük rolü vardı. Hele Siyo­nist düşmanlığım ileri dereceye getiren ve bunu tahtım kaybet­mekle ödeyen Sultan Abdülhamîd Han’a düşman olanlar bu düş­manlıkları hasebiyle her noktaya birleşiyor, din, siyaset ve birlik esasına düşman kesiliyordu.

1914’de 62 sayfalık bir kitabı çıkar. Çıkaran da «Türk Yurdu»kütüphanesidir. Kitabın adı: «Türkler Bu Muharebede Ne Kaza­nabilirler?» şeklindedir. Büyük harbin başında yazıldığından, har­bin neticesi üzerinde fikir yürütmek ister ve en başarılı yolun da «Pan-Türkizm» olduğunu söyler. Ve kitabın başlangıç kısmında şöyle der:

«Bu cerayan layıkıyla genişlemezse Osmanlı türkleri bir müd­detten beri hedef seçtikleri müstakil Türk Medeniyetini pek güç meydana getirebileceklerdir. Esasen yabancı medeniyetlerin bo­yunduruğu altından henüz kurtulamayan, türlü türlü unsurlar için­de yaşayan ve aynı zamanda uğursuz bir tarih devresinden miras olarak kalan iç ve dış bin türlü kargaşa ve fenalıklardan kurtulmaya uğraşmak mecburiyetinde bulunan on iki, on beş milyonluk bir kuvvet başlı başına olarak bu mühim işi beceremez. Müstakil bir Türk Medeniyeti vücuda getirmek için Türkiye’nin dışında yaşa­yan 40-50 milyonluk ırkdaşlarını da ikaz ederek onlarla beraber çalışmak gereklidir.”

Tekinalpın bu başlangıç ile Türklerin “yabancı medeniyetlerin boyunduruğu” altında bulunmalarını söylerken esas olarak İslam Medeniyetini hedef alıyor, Türklerin bir ırk olarak İslâmdan uzaklaşmaları ile gerçek hüviyetlerine ve devlet olma vasfına kavuşa­caklarına inanıyordu (!) Bu kitabla Tekinalp gerçek adı ile ortaya çıkmış oluyordu. Çünkü bu kitabta kitabın yazarı olarak şu isim okunuyordu: M.KOHEN. Yani Moiz Kohen…

İşte bu Türkçü ve ittihatçı Tekinalp’ın gerçek adı Moiz Kohen’di. Yanı sapına kadar Selânik Yahudisi idi…

Türkçülükte ileri giderken yanında Halide Edib, dinsiz Dr. Abdullah Cevdet, Ziya Gökalp, Ömer Seyfeddin, Köprülüzâde Mehmed Fuad ve Mehmed Emin de vardı. Bu zevat da bu kitabın son kısmım Türkçülüğe ait mütalâası ile süslenmiş oluyorlardı.

Yine aynı tarihte yazdığı “Turan” adlı eserinde Türklerin Tu­tu idealinde titreyerek ayılacaklarını yazmıştır. Bunun sonunda da sinelerinde Cengizlerin tahtı kurulmuş olacaktır. Yani açıkça barbar bir Türk kavmi isteniyor. Cengiz’in yolu salık veriliyordu. Kendi Yahudi ırkçılığından soyutlanmış olarak bütün çalışmasını Türkçülük üzerine teksif ederek asrın ırkçılık asrı olduğunu söylü­yor, milleti bölmek için, daha doğrusu Müslümanların ümmet ba­ğım koparmak için bile bile diğer kavimleri de ırkî bağlara sarılma­yı, ırkî ve kavmi grublar teşekkül ettirmeyi plânlıyordu.

İstanbul Dârü’l-Fünûn’unda müderrislik (profesörlük) yaptı. Fikirlerini Türk çocuklarına aşılamaya çalıştı. Sonra harp bitti İm­paratorluk battı, ittihatçılar kaçtı. Anadolu’da başlayan milli kur­tuluş savaşında soluğu Ankara’da aldı. Batıcıların yanında yer aldı. Yahudi sermayesi ile kurulan şirketlerde müdürlük yaptı.

İnkılâba yardıma olmaya çalıştı. Yahudi karakterini taşıdı­ğından Yahudilerin, bilhassa Türkiye’de kalanların Türkleşmesini müdafaa etti. Onlara akıl hocalığı yapmaya kalkıştı. Bu aslında Yahudilerin Türkleşmesini değil, Türkler içinde Yahudiliğin yay­gınlık kazanması gayesini taşıyordu.

İslama karşı milletin milli örf ve aile  hayatına ters ne varsa hepsini Batılılık adına savundu.Bunları açıkça 19’28’de yazdığı 99  sayfalık ‘  Türkleştirme’’adlı risalesinde müdafaa etti.Artık yerine göre Tekinalp yerine göre de Moiz Kohen imzasını pervasızca kullanıyordu.

Dilin türkçeleşmesini savunurken kendi adının İbranice olduğunu unutur gibi hareket ediyordu.Reformcularla kaynaşması,onun temelde onlara hizmet etmesinden ve İslama olan düşmanlığından ileri geliyordu.

Gökalp ölünce o geri kalanlarla beraberlik kurdu. Her tavrında, her satırında milletimizin  Batı’ya yamanmasını ve intibak et­mesini İleri sürdü.Devlete şekil veren kurtarıcının ilham ve işaretleri ile yol alırken ana dili olan ibranice’den gayrı İngilizce, Fran­sızca, Rumca ve tulyum 4 da yazıyor, fikirlerini ve eserlerini Batı’ya aktarmayı da ihmal etmiyordu. Haliyle Türkiye ile Batı’yı fi­kirleri isti kametinde birleştirmeyi hesaplıyordu. Bu da onun 1936’da 347 sayfalık ” Kemalizm” adlı eseri “Tekin Alp” takma adı ile ortaya koymasını gerekli kılıyordu.

Bu kitap Fransızca ve Çekçe de basılmıştır. Burada açıkça Kemalisi inkılapları tahlil ediyor, kin ve nefretini İslama kusuyordu Kitabın bir yerinde şöyle diyordu:

“Kahrolsun Şeriat Hükümeti. Sarığın, festen çok daha tehlike­li olduğunu söylemek gereksizdir. Sarık bir remiz, bir tılsım değil, bir düşmandı. Şeriatın ta kendisiydi. (sh: 104)

İnkılâbın birinci adamı ölünce yerine geçenin yanında yeni bir ruhla çıktı. Nane ruhu gibi bir eser yazdı: “Türk Ruhu”, Günaltay ve Köprülü’nün teveccühünü kazandı. 1946’da CHP İstanbul İl Genel Meclis Azâsı oldu. 1950’de bu partiden aday oldu. Dönme Ahmed Emin Yalman’ın “Vatan”ında yazılar yazdı. Cumhuriyet, Son Posta ve Tan uğrak yeri oldu.

Selanik’in Serez livasında doğan bu Yahudi, babası lzak’ın adını taşıyan dönmelere hizmet ederek Eylül 1961‘de ölür.

Kemalist Devrin Çakıl Taşları – Sadık Albayrak

 

 

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*