İslam Düşünce ve Bilim Söyleminde Çok Katmanlılık

 İslam Düşünce ve Bilim Söyleminde Çok Katmanlılık

İslam düşünce ve bilim söyleminde çok katmanlılık şu ana başlıklar altında sıralanabilir: Çok katmanlı varlık (merâtib’ül-vucûd), çok katmanlı bilgi (merâtib’ül-ulûm), çok katmanlı anlam (merâtib’ül-me’ani), çok katmanlı gerçek (merâtib’ül-hakâik) ve çok katmanlı yöntembilim ( merâti’bül usul):

 

Merâtib’ül-vucûd (Varlığın katmanları): Varlığın çok katmanlılığını anlatmak için Osmanlı öncesi ve sonrası Müslüman bilim adamları tarafından önerilen farklı tasarılar mevcuttur. İki saygın Osmanlı bilim tarihçisi – Taşköprüzade ve Kâtip Çelebi’ye göre -ki bu görüşlerin kaynağı onlardan çok eskiye gi­der- varlığın çok katmanlılığı varoluşun dört seviyesinde temsil edilir: akıldaki kavramsal varoluş (vucûdfi’z-zihn), dildeki söz­sel varoluş (vucûd fiî-lafz), yazıdaki yazısal varoluş (vucûd i’il- hat) ve nesnel dünyadaki maddesel varoluş (vucûd fil-ayan). Erzurumlu İbrahim Hakkı varlığı iki katmana böler: görünen dünya (şehadet âlemi, âlem’ül-‘adl veya âlem’ül-eşbah ve’s-suver) ve görünmeyen dünya (gayb âlemi veya âlem’ül- fadl). İbrahim Hakkı her katmam ayrıca kendi içinde alt bölümlere ayrır.

 

Merâtibül-ulûm (Bilginin katmanları): Varlık gibi bilginin de çok katmanlı yapısı farklı şekillerde tarif edilmiştir. Her­kesçe kabul görmüş bir yaklaşım bilgiyi üç mertebeye ayırır: ilim (aklî bilgi), irfan veya marifet (sezgisel ve tecrübî bilgi) ve İlahi bilgi.

 

Merâtibü’l-meâni (Anlamın katmanları): Anlamın çok kat­manlılığı üç seviyede ortaya çıkar: açık anlam (zahir), örtülü anlam (bâtın) ve anlamın anlamı (ma’na’l-ma’na).

 

Merâtibül-hakâik (Hakikatin katmanları): Gerçeğin çok katmanlılığı ise şu üç seviyede tanımlanır: (1) Dilbilimsel ger­çek (lügavi hakikat) : bu seviyede gerçek evrensel ve tekildir. (2) Göreneksel gerçek (örfi hakikat): bu seviyede gerçek sosyal olarak kurulur, çokluluk ve değişim gösterir. (3) Dinî gerçek (şer’î hakikat): bu seviye metafiziksel, hukuki ve ahlâkı gerçeğe odaklanır. Ayrıca çokluluk ve çeşitlilikle gösterilir. Söze anlam verilirken bu mertebeler dikkate alınır ve bir sözün farklı mer­tebelerde farklı ifade eden anlamlan olabileceği kabul edilir.

 

Merâtibül-usûl (Yöntemin katmanları): İlmî araştırmalarda kullanılan yöntemlerin çok katmanlılığı temelde iki seviyede tanımlanır: (1) Sebep sonuç ilişkisine dayalı nedensel ilişkilerin ağını keşfetmeye yönelik nedensel açıklamalar için geliştiril­miş yöntemler; (2) Gösterge (ayet, alamet) ve anlamlar arasın­daki yorumsal ilişkiler ağım keşfetmeye yönelik açıklama ve anlama için kullanılan yöntemler.

 

En kalın hatlarıyla yaptığımız bu kuramsal ve kavramsal tasvirden sonra çok katmanlılığın bilimsel söylem alanı içinde­ki uygulamalarını ele alabiliriz. Bilim temelde üç varlık alanı­nı inceler: dil, toplum ve doğa. Bilimin araştırdığı bu üç alan yukarda ortaya koyduğumuz çok katmanlı bakış açısından yaklaşım bu alanlarda açık bilimin ortaya çıkmasında rol oynamıştır. Aşağıda, açık beşeri bilimler (dil ve edebiyat), açık davranış ve toplum-bilimleri ve açık doğa bilimlerine daha ya kından bakmaya çalışacağız.

 

Çok katmanlı toplum kavramı, aslında çok katmanlı diğer yapılar gibi, çok katmanlı dil ve metin kavramına dayanır. Söy­lem ve metin nedensel açıklama (Arapçada ‘amel ya da Nahiv ilminde araştırma konusu olan ‘amil ile ma’mul arasındaki iliş­ki) ve anlam yüklemeyi (Arapçada özne ve yüklem arasındaki ilişki isrıad veya birçok bilim daimin odak noktası olan müsned ileyh ve müsned ilişkisi) anlamlandırma açılarından incelenir.

 

Açık sosyal bilimler çok katmanlı sosyal gerçeğe dayanır. Bu bakış açısından sosyal davranış değişik seviyelerde incele­nir: Fiziksel seviye veya davranış, sözsel seviye veya konuşma ve iç seviye veya niyet. Fıkıh araştırmaları eylemi (‘amel) in­celer. Eylemi anlamlandırmada da dört seviye vardır: içtihat, tercih, tahric ve taklit. Bunlar Fıkıh’ta birer yöntem oldukları gibi aynı zamanda birer söylem seviyesidir. Bu yöntemler ya bir fetva ya da bağlayıcı bir karar (kaza, hüküm) ortaya çıka­rır. Fıkıhta insan davranışının nesnel ve normatif tahlili birbiriyle yakından ilişkilidir. Bu nedenle Fıkıh, hem hukuk hem de sosyal bilim olarak hizmet verir.

 

Açık doğa bilimleri çok katmanlı doğa bakışma dayanır. Ne­densel açıklama doğanın nesnel araştırılması ve nedensel ilişki­lerin keşfine odaklanır. Ancak bu noktada durulmaz. Nedensel açıklama doğanın anlamını kavrama çabasıyla desteklenir. Bu ikinci tip araştırmayı “Doğanın Göstergebilimi” olarak adlan­dırıyorum. Örneğin, bir gülün araştırılacak iki seviyesi vardır: botanik ve sembolik anlam seviyeleri. Botanik açısından gül di­ğer bitkiler gibi bir bitki iken, Göstergebilim açısında gül, bağ­lamına göre, aşk ilanı, tebrik ve özür beyanının ifadesi olabilir.

Açık ahlâka gelince, o da çok katmanlı değer sistemi ile simgelenir. Çok katmanlı değer sistemi üç seviyeden oluşur:

 

hukuksal seviye (şeriat), özgecil seviye (îsar ya da tarikat) ve bireyselliğin tamamen aşıldığı seviye (hakikat). Bu çok katmanlı ahlâk anlayışı bir yandan sadece yasal normlara bağlı kalmayı tercih edenlere hoşgörüyle bakar. Ancak diğer yandan, deği­şim (mübadele) ilkesine dayalı hukuk yaklaşımını sosyal ha­yatta üstün ahlâk anlayışı yoluyla aşmayı hedefler. Bu nedenle, açık hukuk ve açık ahlâk anlayışında, taraflar arasında özgeci­lik ve bireyselcilik ötesi değişik ahlâki seviyelerde gerçekleşen ilişkiler yasal normların üstüne çıkmış ve ötesine geçmiştir.

 

Açık ahlâkın uygulamada nasıl işlediğine bir örnek vermek gerekirse, suçluya kısas yapmak, onu affetmek veya ihsanda bulunmak arasındaki mertebeleşme veya sıralama bu anlayı­şı yansıtır. Kısas yani kötülüğe misliyle karşılık vermek ahlâ­ki bir davranıştır. Ancak kısastan daha faziletli olan davranış, kötülüğü affetmektir. Affetmekten de faziletli olan bir davra­nış vardır: kötülük yapanı sadece affetmekle kalmayıp ona iyi­lik ve ihsanda bulunmak.

 

Bu üç tutumun üçü de ahlâkidir ancak ahlâkiliğin merte­beleri açısından affetmek kısastan, ihsan da affetmekten daha üstündür. Ancak, hukuk normlarına uymak herkes için zo­runlu olduğu halde, hiç kimse, gönüllü olarak kabul etmedi­ği takdirde, hukuk-üstü ahlâki normlara (tarikat ve hakikatin değerleri) zorlanamaz. Affetmek ve kötülüğe iyilikle karşılık vermek gibi hukuk-üstü normları sadece sahip oldukları dini bilinç sebebiyle isteyenler uygular.

Aynı şekilde hukuk normlarının yorumlanması ve uygu­lanmasında da iki seviye ortaya çıkar: kanunun lafzı ve ruhu. Fukaha tarafından İslam hukuku bu iki açıdan da birlikte yo­rumlanmıştır.

 

Daha önce de değindiğim gibi bu bölümün asıl odak nok­tası açık ve kapalı bilim söylemlerinin sosyal ve politik sonuç ve etkileri olacaktır. Açık bilimin avantajı politik farklılıkları içinde barındırması ile yeni seslerin çıkmasına ve bilimsel iler­lemeye yol açmasıdır. Ancak iki de dezavantajı vardır. Birin­cisi, katmanlar arasında sınırları korumak, sürekli yenilemek ve yeniden çizmek ile ilintilidir. Her bir katmanın, yerinde tutulmadığında genişleyerek bütün sistemi ele geçirme ihtimali vardır. Bu nedenle, sistemdeki katmanlar arasında gerilip kontrol altında tutmak için aralarındaki ilişkilerin sürekli düzene konması gerekir. İkincisi ve en tehlikelisi, yeni unsurların yerleştirilmesi sürecinde belirebilir. Sistemin açıklığından kaynaklanan riskli bir süreçtir bu. Sisteme serbestçe giren yeni bir unsur tüm sistemi altüst edebilir. Açıklık, bu nedenle hem güç hem de zayıflık kaynağıdır.

 

İşte bu husus, çok katmanlılığının modern dönemde neden pozitivizm karşısında başarısız olduğunu anlamamıza yardım­cı olabilir. Söz konusu başarısızlığın iki nedeni vardır. Birinci­si, nesnel (zahir) ve öznel (batın) söylem mertebelerinin yeniden sıralanmasındaki başarısızlık. İkincisi, İslam dünyasına gelen modern pozitivist bilimin, ulema tarafından fazla sorgulan­madan ve kritik edilmeden “hikmet” diye değerlendirilip ye­ni bir unsur olarak memnuniyetle İslami bilgi sisteminin içine alınmış olması. Ancak bu yeni unsur var olan sistem içinde bir katman olarak yer almak yerine sistemi ele geçirmiştir. Son­radan bakıldığında geleneksel ulemanın modern bilim söyle­minin İslam kültür ortamında nasıl yayılacağını öngörmekte başarısız olduğunu söyleyebiliriz.

 

Modern bilim gelenekçi bilim adamlarının beklentilerinin aksine, kendine ayrılan mertebede kalmayıp, söylem dünyasını bütünüyle işgal etmiştir. Sonuçta, tek katmanlı bir dünya, bilgi,yöntem, anlam, ahlâk ve gerçek görüşüyle olgucu bir söylem hâkim olmuştur

 

Recep Şentürk – Açık Medeniyet

 

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*