İnsan Ve Hürriyet

Descartes, “Selim akıl bütün insanlara müsavi surette paylaştırılmıştır” der. Bunun mânası, isterlerse, bütün insanlar hakikati bulabi­lirler, demektir. İnsan olmanın esası da budur. Nasıl bütün insanlar, el, kol, burun, ağız ve göz sahibi iseler, tıpkı bunlar gibi bir de düşünme­sini bilen bir akla sahiptirler. Hayvan düşünme iktidarını haiz değildir. İnsanda düşünme iktidarını inkâr etmek, onu hayvanla bir tutmak olur.

Şüphesiz her insan hakikati derhal ve kolaylıkla bulamaz. Fakat kim eline keseri, testereyi geçirince usta bir marangoz olabilir? Bakma­sını bile öğrenmek lazımdır. Nasıl âletleri iyi kullanmak için uzun bir çıraklığa ihtiyaç varsa, doğru düşünebilmek için de çalışmaya ve uğraş­maya ihtiyaç vardır. Terbiyenin mânası da budur. Terbiye insandaki gizli kuvvetleri meydana çıkarır ve geliştirir. Tecrübeler göstermiştir ki, iyi bir terbiye ile en geri ve iptidai sanılan insanları dahi yüksek bir seviyeye çıkarmak mümkündür. Ama insana, insanın kabiliyetlerine inanmadan böyle bir teşebbüse girişilemez. Ve her insanda mündemiç gizli kabiliyetlerin mevcudiyetim kabul etmeden terbiyenin mucizele­rini izah edemeyiz. Bu inanç ile Sokrat, sokakta rastladığı herhangi bir kimse ile adalet ve hakikat gibi en ciddi meseleleri konuşmak cesareti­ni buluyor, daha mühimi, dışardan bir fikir telkin etmeyerek mahirane suallerle fikirlerini onların kendi içlerinden çıkarmaya çalışıyordu. İnsanlara inanmayan bir kimse onlara sual dahi soramaz.

Müstebit, insanlara sual sormaz; çünkü onlara inanmaz; onlarda düşünme kabiliyeti olduğunu kabul etmez. Müstebit, sadece kendine inanan bir ucubedir. O bir ucûbedir. Zira bütün insanlarda düşünce kabiliyetini kabul etmeyen bir insanda, sadece onda, tesadüfen ve müstesna olarak düşünme kabiliyetinin nasıl bulunduğunu izah etmek imkânsızdır. Müstebitleri, böyle bir inanca sevk eden, içlerindeki şey­ini gururdur. Kendisini başkalarından üstün görmek isteyen müstebit, pek tabii olarak başkalarını aşağı telâkki eder. Müstebitin dünyada tahammül edemeyeceği tek şey, başkalarının da düşünme kabiliyetini haiz olmaları, hattâ ondan daha doğru düşünebilmeleridir. Zira gurur, ihtiras ve korku müstebitin düşüncesini karartır. Ona gülünç ve korkunç hareketler yaptırır. Bu hal müstebiti, daha çok müstebit kılar.

İnsanlarda tabii olan düşünme kabiliyetini yok edemeyen müstebit, şüphesiz hürriyetin amansız bir düşmanı kesilir. Nasıl kesilmesin ki, hürriyet, başkalarının da düşünebileceklerini ve daha iyi düşünebile­ceklerini kabul etmek demektir. Bu ise müstebitin kendi kendisini inkâr etmesi olur. Müstebitin üstün bir insan kalabilmesi için başkalarının alçalması lazımdır. Ve müstebit, başkalarını alçaltmak, kendinden aşağı seviyede tutmak için her vasıtaya başvurur.

Bu vasıtaların başında kuvvet gelir. Müstebit, düşünceye karşı kuv­veti çıkarır. Fakat tek başına kuvvet, çıplak kuvvet kötü bir şeydir. Bun­dan dolayı kuvveti, maskelemek ve yaldızlamak lazımdır. Müstebit, kuvveti mukaddes ve ulvi kılmak için sahte fikirlere başvurur. Tenkit edilmesine müsaade olunmayan tabu’lar veput’lar icat eder. İstibdatın daima dogmatik olmasının sebebi budur. Dogmatizm, istibdatın mas­kesidir.

Müstebit, sadece korkulan bir kuvvet olmaktan hoşlanmaz. Üstelik sevilmek de ister. Fakat sevgi hürriyeti icap ettirir. “Zorla sevgi olmaz.” Gerçek sevgi daima hürdür. Gerçek sevgiyi elde edemeyen müstebit, yapmacık ve zoraki sevgi ile yetinmek mecburiyetinde kalır. Bundan dolayı para ve mevki vermek suretiyle kendisini sevdirmeye çalışır.  Para ve mevki ile müsebiti sever gibi görünen insanlara dalkavuk diyoruz. Dalkavuk, kendisini inkâr etmeden dalkavuk olmaz. Müstebitin istediği kendisini herkesten üstün görmektir. Dalkavuk bunu yapar, Müstebiti tanrılaştırır. Kendisini alçaltan dalkavuk pek tabii olarak başkalarının da alçalmasını ister. Bundan dolayı dalkavuk da müstebit kadar müstebit olur ve tanrılaştırdığı insana tapmayanları kendisi­ne düşman telâkki eder. Zira müstebitin küçük görülmesi dalkavuğu da alçaltmak demektir. Müstebit, nasıl başkalarının hür düşünmesine tahammül edemezse, dalkavukları da, insanı insan yapan düşünceye karşı cephe alırlar.

Müstebit ve dalkavukları ile mücadele, insan için ve insanlık için mücadeledir. Bu mücadelenin esası da serbest surette düşünmek ve böyle düşündüğünü ortaya koymaktır.

Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Nesillerin Ruhu, 180-182 s.

Yazar Hakkında: Yusuf Aslan

Tarih talebesi ve ilme pek meraklı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*