İman Etmeksizin İnkar Küfür; İmandan Sonra İnkar İrtidaddır

İman Etmeksizin İnkar Küfür; İmandan Sonra İnkar İrtidaddır

İkrar, imanın şartı veya cüz’ü olduğu gibi; dil ile inkar da, kasıdlı olsun olmasın, küfrün cüz’ü veya şartıdır. Bu itibarla Mevâkıf ve şerhinde küfür şöyle tarif edilmiştir: “Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in getirmiş olduğu ve herkes tarafından bilinen hükümlerden birini inkar etmek, yani dille söylemek küfürdür.” Binaenaleyh Hazreti Ayşe radıyallâhu anhâ’ya dil uzatmak, hırsızın elinin kesilmesini inkar etmek ya­hud da örfe mebnî olmayan şeriatin bir hükmünü kifayetsiz görmek küfürdür. Bunda niyet aranılmaz. Çünkü kalb gizlidir. “Lâ ilâhe illallah” diyenin imanına hükmedildiği gibi, zarûrât-ı diniye yani şeriatin bir hükmünü inkar etmek de küfürdür.

Tarîkat-ı Muhammediyye ve şerhlerinden anlaşıldığı üzere, imanın zıddı olan küfür; zarûrât-ı dîniyyeden birini İnkar etmek veyahud onda şübheye girmektir; yahud kifayetsiz görmektir; yahud hafife almaktır. Küfrün meydana gelmesi İçin, bunlardan biri kâfi gelir.

Bu dört İtibarla küfür üç kısımdır:

Birincisi, cehalet sebebiyle küfürdür. Mesela basîretle ayet ve hadis gibi şer’î delillere kulak vermemek; avamın kısm-i a’zamîsinde olduğu gibi aklî delilleri aramamak; ilm-i hâli öğrenmemek gibi sebeblerden kü­für tahakkuk eder. Meydana gelen bu küfür, bazan hâlis cehaletten do­layı olur; bazan da ehemmiyetsizlikten dolayı olur. Bu vartaya girmemek ve şübheye düşmemek İçin ulemâ, bunca kitablar yazmıştır. İlmihaller mevcuddur. Ulemâ inkirâza uğramamıştır. Binaenaleyh cehalete kanaat etmek ve bunda gevşeklik göstermek, hiçbir suretle iman hususunda mazeret sayılmamaktadır.. Yahud da bu küfür cehl-i mürekkebden mey­dana gelir. Yani bilmemeyi bilmemek.. Bu korkunç hatadır. Ve bunun çaresi de çok zordur.

İkinci küfür, inaddan dolayı inkara devam edilen küfürdür. Firavun’ un küfrü gibi. Ekseriyet bu küfür kalbin içinde kurulan üç putun telki­ninden gelir:

a]Kibirlilikten, yani kendi fikrini beğenmek, kalbinde tasdik olsa da­hi riyâset veya servetten dolayı hakkı kabul etme ikrarından imtina et­mektir. Firavun hanedanları; ve hatta Peygamberin zamanında riyâset erbabı, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in maiyetinde bulunan fakirler ve zayıflarla beraber olmaktan imtina ederek, inada mebnî in­kara saptılar.

‘Riyaset ve servet sahibleri) Dediler ki:Sana hep düşük kimseler tâbi’ oldukları halde mi Sana iman edeceğiz?” mealindeki Eş-Şuarâ sûresi 11’inci ayetinde, şımarık ve bedbaht olan reislerin hali beyan olunmuştur. Daha mütekebbirler, pey­gamberleri de düşük görüp üstünlük taslayarak imandan imtina ettiler, işte bu tip insanlar, avam tabakasının küfrüne sebeb olurlar.

b]Riyâsetin kaybolması endişe ve korkusundan, ikrardan imtina etmektir; Herakl’in küfrü gibi. Nitekim Herakl, necim ilminde ileri olduğu gibi, etrafında birçok bilginler bulunurdu. Tecrübeleri vasıtasıyla bir peygamberin gelmesini bildi. Ve dolayısıyla bu gelse elimdeki riyaset gidecek diye endişe etti. Bu esnada etrafındaki bilginlerden sordu ve araştırmaya girdi. Mekke’den ticaret için Şam’a giden Ebû Süfyan ve kervan kafilesini yanına davet etti. Ebû Süfyan’dan sordu:

-Şu peygamberlik davasında bulunan sizin en şereflilerinizden ve en fakirlerinizden mi? (Ebû Süfyan:)

-Evet.

-Bundan önce yakın bir zamanda sizden nübüvvet iddiasında bulu­nan kimse oldu mu?

-Hayır.

-Peki Ona tâbi’ olan, zenginler mi, yoksa fakir ve zayıflar mı? Fakir­ler tâbi’ olduğu takdirde, çoğalıyor mu, eksiliyor mu?

-Hep zayıf ve düşükler, fakirler tâbi’ olurlar. En ağır İşkenceyle dahi geriye de dönmezler.

-Peki, bu zattan hiç yalan duydunuz mu?

-Hayır, asla.

-Peki, bu içinde bulunduğu muharebede hasım ve muhalifleri mağ-lub olur mu?

-Evet.

Herakl, biraz düşündükten sonra :

-Bunlar nübüvvetin alâmetidir. Demek kendisi peygamberdir.

Bunun üzerine Ebû Süfyan:

-Amma bir yalanını duyduk. Bir gecede Mekke’den Kudüs’e; Ku­düs’teki Beyt-i Makdis’ten, göklere ve arşa kadar gittiğini söylemiştir.

Bu arada meclisinde bulunan, Beyt-i Makdis’te hizmetçi olan rahib-lerden birinin dayanamayarak:

-Vallahi ben o geceyi biliyorum. O gecede Beyt-i Makdis’in tüm kapılarını kapattım. Filanca kapıyı bir türlü kapatamadım. Sabahleyin o kapıdan girip çıkan olduğunu farkettim. Demesi üzerine Herakl:

-Bu peygamberdir. Onda şübhe yok,dediği halde bilahare Dihye adlı sahabe Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in mektubunu ona götürdüğünde demiştir ki:

-Ben korkuyorum. İman etsem, şu millet benden yüz çevirecek. Şu mektubu al. Beyt-i Makdis’teki meşhur Dağâtir adlı rahibe ver; bakalım o ne der.

Dihye radıyallâhu anh Kuds-i şerife giderek mektubu verdikten sonra, o rahib Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in mektubunu görünce derhal iman etti ve etrafındaki halkı topladı; onlara:

-Bilmiş olunuz ki, îsâ aleyhisselâm’ın tebşir ettiği ve semâvî kitablardan evsafını defalarca size bildirmiş olduğum peygamber gelmiştir. Ben ona iman ettim. Sizi de buna davet ederim, dedi. Bunun üzerine halk ona hücum etti ve paramparça ettiler.

Dihye radıyallâhu anh, tekrar Herakl’e dönerek bu hâdiseyi ona anlatınca:

-Benim maksadım sizin sebatınızı ve o Peygamber’e karşı davra­nışınızı öğrenmekti; başka değil., diyerek tasdikini gizledi. Ve böylece riyasetin gitmesinden korkarak, küfrü imana tercih etti.

c]Şöhret ve makam sevgisinden dolayı ikrardan imtina etmektir. Bu evvelkisinden daha beter. Bu çukura düşen şunu tasarlar: Müslüman olsam, halk bana ne diyecek? Müslüman olsam, beni tenkid edecekler mi? Müslüman olsam* halkın gözünden düşer miyim? Ve benzer… Bu, riyâseti kaybetme korkusundan başkadır. Bu bazan nifaka sevk eder. Allah korusun, müslümanların irtidâdına da bazan bu sebeb olur.

Bu iki küfürden korunmak için tek çare, korkmamak, halkın övgü­sünü ve sövgüsünü sarfı nazar etmektir. Nitekim Ebû Tâlib, bu sebebden imandan mahrum olmuştu. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ona: “Lâ ilahe İllallah de.” buyurduğu zaman: “Halk benim korktuğumu söyleyecekler” demişti.

Küfrün üçüncü kısmı, küfr-ü hükmidir. Bu gibi küfür, tekzibe, şüpheye, hafife almaya emare olan söz veya fiil ile tahakkuk eder. Daha evvelden imanın şartının birisi de imanda sebat etmektir demiştik. Müslümanlar için bu çok tehlikelidir.İman ettiği halde bazan bir kelimeyi söylemekten,bir fiili işlemekten dolayı kişi kafir olur. Buna mürted denilir. Yani zarûrât-ı dîniyeyî kalbde inkar, küfür, dillle veya fiilen inkar mürtediktır. Bu inkardan dönmeye  = irticâ’ ve tevbe denilir.

Şeriatın haram saydığı bir şeyi helal saymak; Allah Teâlâ’nın rahmetınden ümîd kesmek; azabından emin olmak; küfre sebeb olabilecek sözü ihtiyâri olarak söylemek; kahinleri ve gaybdan haber verenleri tasdik etmek: yahud dille değil fiilen bunlardan birini yapmak olmak üzere altı şeyle irtidad tahakkuk eder, İrtikab edilen söz veya fiilden tekrar imana dönüşe de, tevbe dendir. Şirk tevbeyle afuv olduğu gibi, irtidad da tevbeyle afuv olur. Bu takdirde irtidâdından rücû’ etmeksizin tevbenin kabul olması müşküldür.

Bu itibarla İbrahim Hakkı şöyle dedi:

Hem istihtât-i zenb u rabmet-i Hakk dan ye-si hem de
Azabından emin olmak bu cümle küfürdür Billah

Günah işlemeyi helal inanmak, Allah Teâlâ’nın rahmetinden ümid kesmek, yahud azabından emin olmak… Bunların hepsi dinden çıkmaktır. Ve Allah Teâlâyı inkardır.

Ve lafz-ı küfri tevile ve kâhin sözlerin tasdik

Küfürdür takin inkarı yeniden tevbedir Lillah

Böylece, ihtiyârî olarak inkara sirayet edecek söz sarf etmek yahud kahinlerin sözlerini tasdik etmek küfürdür. Bu küfürden dönüş, Allah’a yeni bir tövbeyledir.

İstihlâl-ı masiyet otan küfrün medârı, alaya almak, hafife almak ve haramı helal inanmaktır. Mesela haram bir şey satan bir kimse, malının revaç bulması için, kalben tasdik etmeksizin: “Şu helaldir” dese kafir olmaz. Fakat Allah ve O’nun Rasûlünün haram kıldığı bir şeyi helal inanan kimse kafir dur. Bu takdirde Allah’ın hükmüyle hükmetmeyen hâkimler, hükmettikleri şeye: “Allah’ın hükmüdür” derlerse kafir olurlar. Çünkü bu Allah’ın hükmünü değiştirmektir. Fakat: “Allah Teâlâ’nın hükmü haktır, hevâ-i nefsime göre hükmediyorum” diyorsa kafir olmaz. İbnu Arabi de Ahkam-ul-Kuran adlı eserinde bunu tasrih etmiştir.

Şer-i şerîf, sebeb olan bazı fiilleri ve sîzleri, kalbî olan tasdikin yerine ikame etmiştir. Binaenaleyh haram bir şeyi helal itikad eden bir kimse; eğer o haram, gayrı için haram ise kafir olmaz. Aynı için haram ise, eğer o ayn kat’î delil ile sabit olmuş ise kafir olur; haber-i âhadla sabit olmuş ise kafir olmaz diye Hâdimî rahimehullah nakletmiştir.

Hâdimî diyor ki: «Bu tafsil, bilenler hakkındadır. Cahilin hakkında ise;helal saydığı şey kat’î delille sabit olmuşsa, mutlaka kafir olur. Kat’î delille helal olan bir şeyi haram itikad etmek, bazılarına göre küfür, diğer bazılarına göre gayrı için haram olandaysa, küfür değildir. Amma küçük olsun büyük olsun herhangi bir ma’siyeti helal saymak küfürdür. Nitekim  onu hafife almak veya alaya almak da küfürdür. Mesela camiyi hafife almak, veya şeriatte mukaddes bildirilen herhangi bir şeyi de alaya veya hafife almak küfürdür.

 

İsmail Çetin-Ehli Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür

Gelen arama terimleri:

  • kufrun kisimlari
  • subhelerin ifşasi

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*