İcma Ettikleri Zaman Sahabenin Tefsiri Hücettir

İcma Ettikleri Zaman Sahabenin Tefsiri Hücettir

 

es-Şâtıbî el-Muvâfakkâtta şöyle der: Rasûlullah (s.a.v.)ın açıklaması sahîh bir açıklamadır, bunun sahihliğinde herhangi bir şüphe yoktur. Çünkü Rasûlullah, onun için gönderilmiştir. Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyu­rur: “Biz sana Kur’ân’ı, insanlara kendilerine indirilenleri açıklaman için indirdik.” Sahâbe açıklamasına gelince, açıkladıkları şeyde icmâ ederlerse, onun sahîh olması hususunda da herhangi bir şüphe yoktur. Nitekim: “Eğer cünüb iseniz boy abdesti alın” âyetini açıklarken iki hîtân (erkek ve kadının tenasül uzvu)nun birbirine teması halinde gusl gerektiği hususunda icmâ et­mişler ve bu bir hüccet olmuştur. Eğer herhangi bir konuda icmâ yapmazlar­sa, o zaman onların açıklaması bir hüccet midir, değil midir? İşte bu konuda çeşitli görüşler var. Fakat, iki sebeble, onların açıklaması tercih olunur: Birincisi: Onların, fasih Arap olmaları, dillerinin değişmemiş olması ve Arap dil fesâhatının en üst düzeyinde bulunmaları sebebiyle, Arapçayı di­ğer insanlardan daha iyi bilmeleri, dolayısıyla Kitab ve Sünneti en iyi anla­maları… Binaenaleyh, onlardan gelen açıklayıcı mahiyetteki herhangi bir söz ve işe, bu sebeble itimat olunur.

İkincisi: Olaylara ve vahye, sünnete şâhid olmaları. Onun için onlar, hadislerle nüzûl sebeblerini en iyi bilen kimselerdir, başkalarının bilmedik­lerini bilir. Binaenaleyh onlardan, bazı mutlakların takyidi ya da bazı umû­mların tahsisi geldiği zaman, onunla amel etmek doğrudur.

Bu, onların birinden konu hakkında bir ihtilâf naklolunmazsa böyledir. Eğer biri muhâlefet ederse mesele içtihâdîdir. Meselâ Hz. Peygamber (s.a.v.): “İnsanlar iftârı acele ettikleri müddetçe hayırda dâimdirler” buyur­muştur. Acele etmenin, akşam namazından önce de, sonra da olmaya ihti­mali vardır. Nitekim Ömer b. el-Hattâb ve Osmân b. Affân, bu acelenin na­mazdan önce değil de, namazdan sonra gerekeceğini söyleyerek, iftar etme­den önce akşam namazını kılarlar, daha sonra iftar ederlerdi. Doğu ülkeleri müslümanlarının yaptığı geciktirme işi ise, bundan farklı bir şeydir, hadi­sin yasak kapsamına girer. Bir de, Yahâdilerin iftârı geciktirdikleri, onun için, müslümanlara, acele etmelerinin mendûp kılındığı söylenmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) bir başka hadisinde: “Hilâli görmedikçe oruç tutmayınız, yine hilâli görmedikçe iftâr etmeyiniz.” buyurmuştur. Hadiste geçen gör­menin, çoğunlukla kayıtlı olma ihtimali vardır yani ayın, güneş battıktan sonra görülmesidir. Osman (r.a.), bunun lâzım olmadığm açıklamıştır. Nite­kim, hilâfeti zamanında güneş batmadan önce ayı görmüş fakat, akşam olup güneş batmcaya kadar iftâr etmemiştir…

Düşün. Mâlik b. Enes, el-Muvatta ve diğer eserlerinde, sünnetleri açık­lamak, amel edilenlerini edilmeyenlerini, mutlaklarını mukayyedlerini beyân etmek için Sahâbenin sözü, lüğavî açıklamalarda da bulunur. Nite­kim Malik b. Enes, Dülûkü’ş-Şems (Güneşin batıya yönelmesi), ğaseku’l- leyl (gecenin kararması) hakkında îbn Ömer ve ibn Abbas’dan; Sa’yin mana­sı hakkında Ömer b. el-Hattab’tan nakilde bulunmuştur. Kardeşliğin ma­nası hakkında, Sünnetin kardeşliğin iki ve daha fazla kardeşe şâmil olduğu­nu hükmetmiştir.

Bu görüş Sahâbeyi taklide dayanır, halbuki biliyorsun ki, bu hususta, nizâ ve ihtilâf vardır, denemez. Biz deriz ki, evet, o, takliddir, fakat, içtihâd mümkün olmayan, ancak onlar için içtihâd mümkün olan şeylere aittir, çün­kü onlar halis Araptırlar. Aslen Arap olanlarla, sonradan Araplaşanlar ara­sında elbette fark vardır. (Tekellüfsüz şiir söyleyen şâir, etki etmekte üstün­dür) Çünkü onlar kendilerinden sonra gelenlerin görmedikleri sebeblere ve hallere şahid oldular. Halleri oldukları gibi nakletmek ise imkansız gibi bir- şeydir. Onun için, onların şeriat anlayışları, elbette önce alınmaya lâyıktır… Kur an veya Sünnet hakkında, tefsiri gerekli konuda onlardan bir açıklama gelirse şayet onu yok saydığımızda öyle inmesi mümkün değilse- o açıkla­mayla amel etmek, açıkladığımız nedenlerden dolayı ve Sünnette, onlara uymak ve onların sünnetleri üzere yürümekle ilgili olarak gelen haberler­den dolayı kesinlik kazanır. Nitekim Aleyhisselâtu Vesselâm Efendimiz: “Benim sünnetime ve benden sonra gelecek, râşid, doğru yoldaki halîfelerin sünnetine uyunuz; Ona tutununuz, sıkı sıkıya yapışınız” buyurmuşlardır, içtihâd yerlerinde ise, bu iki şeye ihtiyaç yoktu, onlar ve başkaları eşittir­ler… Avl, uykudan önce abdest almak, bir çok ribâ meseleleri böyledir. Nite­kim Ömer b. el-Hattâb: “Rasûlullah (s.a.v.) bize ribâ âyetini açıklamadan ve­fat etti. O halde fâizi ve şüpheli şeyleri bırakın” dedi.

Bu gibi meselelerde, sadece Sahâbe değil, diğer müçtehidler için de, içtihâda cevâz vardır. Fakat bu konuda ulemâ farklı görüşe sahiptir… Bazısı, Sahâbe sözünü ve görüşünü, Hz. Peygamber’in hadisleri ve içtihadları gibi, kendisine müracaat olunacak ve amel olunacak bir hüccet sayar… Bu konu, usûl kitaplarında açıklanmış olup burada uzun boylu izâha ihtiyaç yok­tur.

 

Celaleddin el Kasımi-Tefsir İlminin Meseleleri

 

Gelen arama terimleri:

  • ilim cephesi imam şatibi
  • imam şatıbi
  • şatıbi

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*