Hz.Ömer’in Hadislerin Yazıya Geçirilmesi Konusundaki Tutumu

Hz. Ömer (r.a)’in, Sünnet’in temel nakil vasıtası olan hadisler karşısında olumsuz bir tutum içinde olduğu iddiası, iki temele dayanmaktadır:

Bunlardan birincisi hadislerin “yazıya geçirilmesini” doğru bulmadığını, diğeri de “rivayet edilmesine”karşı çıktığını anlatan rivayetlerdir.

Bu noktalardan ikincisini bir sonraki ara başlığa bırakarak, burada birinci nokta üzerinde duracağız. Aşağıdaki iktibaslar, Hz. Ömer (r.a)’in hadislerin yazıya
geçirilmesine taraftar olmadığını anlatan deliller olarak ileri sürülmektedir:

i. Hz. Ömer (r.a) sünnetleri yazmak istedi ve bu konuda Sahabe ile istişarede bulundu. Ona sünnetleri yazması doğrultusunda görüş bildirdiler. 1 ay istihare yaptıktan sonra kararını verdi ve şöyle dedi: “Sünnetleri yazmayı arzu etmiştim.

Sonra sizden öncekilerden, kendilerine kitaplar yazıp ona yönelerek Allah’ın Kitabı’nı terk eden bir kavmi hatırladım. Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın Kitabı’na hiçbir şeyi karıştırmayacağım.”(244)

ii. Yine Hz. Ömer (r.a)’in, vilayetlerdeki görevlilere mektuplar yazarak, “Kimin yanında yazılı bir şey (hadis nüshası) varsa yok etsin” dediği rivayet edilmiştir.(245)

Tarayabildiğimiz kaynaklarda Hz. Ömer (r.a)’in, hadislerin yazıya geçirilmemesi tavrında olduğunu gösteren –bu iki rivayet dışında– başka bir nakle rastlanmamıştır. Ancak onun, hadislerin yazıya geçirilmesi konusunda tam aksi tavırda olduğunu
gösteren rivayetler de mevcuttur. Hz. Ömer (r.a)’den, “İlmi yazı ile tesbit edin” dediği nakledilmiştir.(246)

Kılıcının kabzasında zekât ahkâmını muhtevi bir belge bulunmuş olması da(247) onun, ilmin yazıya geçirilmesi konusundaki görüşünün müsbet olduğunu gösteren önemli bir dayanaktır.(248)

Önceki iki rivayet ile bu rivayetler arasında zahiren bir çelişki bulunduğu görülmektedir. Bu çelişki nasıl izah edilebilir?

Kanaatimize göre Hz. Ömer (r.a)’in Sünnetler’i yazdırmaya niyetlenmiş olması,her şeyden önce bu konuda yasaklayıcı bir dinî delil bulunmadığı görüşünde olduğunu gösterir. Yoksa Hz. Ömer (r.a)’in böyle bir işe niyetlenmesi düşünülemezdi.

Ayrıca konu hakkında kendileriyle istişare ettiği sahabîlerin müsbet görüş belirtmesi de bu hususta önemli bir göstergedir.Öte yandan Sünnetler’i yazıyla tesbit etmekten vaz geçmesinin gerekçesini de yine bizzat kendisi, Kur’an’ın ihmal edilebileceği ve hadislerin Kur’an’la karıştırılabileceği ihtimali olarak dile getirmiştir.

Şu halde onun bu kararını,Sünnetler’e/hadislere karşı menfi tavır aldığı şeklinde açıklamaya çalışmak doğru değildir.

Hz. Ömer (r.a)’in Sünnet’le amel konusundaki hassasiyeti bundan önceki ara başlık altında detaylı olarak zikredilmişti. Orada zikredilen rivayetler aynı zamanda şu noktayı da açık bir şekilde göstermektedir: Medine’de, Kur’an’ı ve Sünnet’i iyi bilen alim sahabîler hiç eksik olmamıştır.

Bu itibarla herhangi bir meseleyi istişare etmek veya herhangi bir meselede Hz. Peygamber (s.a.v)’den bir rivayet bulunup bulunmadığını öğrenmek Hz. Ömer (r.a) için problem oluşturmuyordu. Dolayısıyla böyle bir ortamda Sünnetler’i/hadisleri ayrıca yazılı olarak tesbit etmeye çok fazla ihtiyaç olmadığı, o günün şartlarında bunun pratik bir faydasının da bulunmadığı rahatlıkla söylenebilir.

Aynı durum, eyaletler için de aşağı yukarı böyledir. Oralara gönderdiği Abdullah b. Mes’ûd (32/652), Ebu’d-Derdâ (35/655 civarı) gibi alim sahabîler, gerek kendi
birikim ve vukufiyetleri, gerekse merkezle sürekli yazışma halinde olmaları sebebiyle,
Sünnetler’in/hadislerin ayrıca yazıyla tesbitinden müstağni idilerHz. Ömer (r.a)’in Sünnetler’i/hadisleri yazıya geçirmekten vaz geçmesini anlamamıza şu nokta da yardımcı olabilir:

Bilindiği gibi o dönemde Müslümanlar’ın yazılı kaynak olarak ellerinde sadece –Hz. Ebû Bekr (r.a) döneminde cem edilmiş– tek bir Kur’an nüshası, bir de devletin resmî belgeleri ile bazı alim sahabîlerin münferit kayıtları(249) gibi sınırlı sayıda yazılı belge bulunuyordu.

Bireysel veya toplumsal herhangi bir mesele zuhur ettiğinde, çözüm için devlete başvuruluyor; devlet ve toplumun idaresiyle yargı, muamelat ve ibadetlerle ilgili problemlerin çözümünde herhangi bir güçlük yaşanmıyordu. Böyle bir ortamda yeterli ilmî seviyesi bulunmayan halk tabakasının, sadece zaruri seviyedeki dinî malumat ile hayatını idame ettirdiğini düşünmek yanlış olmamalıdır.

Böyle bir ortamda Ehl-i Kitab’a ait herhangi bir yazılı kaynağın halkın ilgisini kolayca cezbettiğini tesbit edebiliyoruz. Hatta Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde bizzat Hz. Ömer (r.a) de böyle bir belgenin cazibesine kapılmış ve alıp Hz. Peygamber (s.a.v)’e getirmişti. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) sinirlendi, Ehl-i Kitap’tan bir şey almamalarını söyledi ve “Nefsimi kudret elinde tutana yemin olsun ki, Musa şimdi yaşamış olsa, bana tabi olmaktan başka bir şey yapması mümkün olmazdı” buyurdu.(250)

Benzeri bir olay Hz. Hafsa (45/665) hakkında da rivayet edilmiş, Hz. Peygamber (s.a.v)’in tepkisi yine aynı olmuştur.(251)Nitekim kendi hilafeti döneminde de Ehl-i Kitab’ın kitaplarının cazibesine kapılanlara müsamaha göstermemiş, elinde bu türlü şeyler bulunduranlara bir taraftan sopasıyla(252) vururken, bir taraftan da 12/Yûsuf suresinin, “Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar sana o açık seçik Kitab’ın ayetleridir. Muhakkak ki biz onu, anlayasınız diye Arapça bir Kitap olarak indirdik. Sana bu Kur’an’ı vahyetmekle biz, kıssaların en güzelini  anlatıyoruz. Gerçek şu ki, senin daha önce bundan hiç haberin yoktu” mealindeki ilk ayetlerini okumuştur.(253)

Benzeri bir olayda İbn Mes’ûd (r.a)’un da tepki gösterdiği bilinmektedir. Alkame(60/679 veya daha sonra) ve el-Esved (74/civarı), ellerinde Ehl-i Kitab’ın kitaplarından alınma bazı bilgilerin yazılı olduğu bir sayfayla İbn Mes’ûd (r.a)’un yayına gitmişlerdi.Ellerindeki sayfaya muttali olunca derhal yazıları sildi.(254)Bu ve benzer örneklerde görülen bu tepkinin bir tek açıklaması vardır: İslam dışı herhangi bir inanç veya kültür unsurunu yansıtan yazılı malzemenin, son derece hızlı bir toplumsal/kültürel hareketliliğin yaşandığı bu dönemde, sözlü/şifahi kültürden gelen geniş halk kesimini cezbederek inanç safiyetini bulandırabileceği endişesi…

Esasen Hz. Peygamber (s.a.v)’in de başlangıçta hadislerin yazıya geçirilmesine izin vermemesini aynı endişe ile hareket etmiş olmasına bağlamak yanlış değildir. Gerek Hz. Ömer (r.a)’in, gerekse hadislerin yazıya geçirilmesini onaylamayan Ebû Sa’îd el-Hudrî (74/693), Abdullah b. Mes’ûd (32/652), Abdullah b. Abbâs(61/680), Abdullah b. Ömer (73/692)…(255) gibi sahabîlerin, bu tavırlarını açıklarken kullandıkları ifadelerden anlaşılan bir diğer nokta da şudur:

Eğer hadisler yazıya geçirilirse, henüz resmî olarak çoğaltılmamış, tek nüsha halinde bulunan, dolayısıyla muhafazası büyük ölçüde hafızların hıfzına inhisar eden Kur’an şu veya bu şekilde ihmale uğrayabilir; muhtelif toplum kesimleri arasında sadece alt alta dizilmiş rivayetlerden müteşekkil bu yazılı malzeme dolaşımda kalır.

Başıboş bir şekilde elden ele dolaşmasına engel olunamayacak bu yazılı metinlerin muhtevasını ve onlardan kimin ne şekilde hüküm istinbat edeceğini denetlemenin zorluğu da göz önüne alındığında, bir zaman sonra Ehl-i Kitab’ın başına gelenlerin bu Ümmet’in de başına gelmesi kaçınılmaz olabilir.Kaldı ki, kendisinden, hadislerin yazıya geçirilmesi konusunda olumsuz kanaat nakledilen hemen bütün sahabîlerden, aksi doğrultuda ifadeler de aktarılmıştır. Bu söylediğimiz, yukarıda da iktibas ettiğimiz gibi Hz. Ömer (r.a) için de geçerlidir.

Öyleyse bu noktada nihai olarak şunu söyleyebiliriz:

Gerek Hz. Ömer (r.a)’in, gerekse diğer sahabîlerin, hadislerin yazıya geçirilmesi konusundaki olumsuz tavırları, yasaklayıcı bir dinî delil bulunmasından yahut
hadislere olan güven duymamaktan değil, pratik gerekçelerden kaynaklanmıştır. Şu halde bu olumsuz tavırlar, belli bir döneme veya belli bir kesime (halk tabakasına) yönelik olmalıdır.Yazdıkları hadislerin fıkhına nüfuz eden dirayet sahibi bireyler için ise böyle bir endişe duymak yersizdir.

Şu halde Hz. Ömer (r.a)’in ve sözünü ettiğimiz diğer sahabîlerin, hadislerin yazıya geçirilmesine olumlu bakmaması, muhtemel sonuçlarının denetlenemeyeceği endişesinden kaynaklanırken, onlardan bu konuda nakledilen olumlu/teşvik edici ifadeler de münhasıran “alimlere” yönelik olmalıdır.Hz. Ömer (r.a)’in, vilayetlere gönderdiği talimatnamelerde Hz. Peygamber(s.a.v)’in hadislerine de yer vermiş olması, yukarıdan beri yaptığımız değerlendirmeleri destekleyen en önemli hususlardan biridir.

Hz. Peygamber (s.a.v)’in ipek elbise giyimini yasaklaması,(256) dayının, başka varisi bulunmayan kimseye varis olduğunu söylemesi(257) gibi hususları mektuplarında açıkça zikretmesi yanında, –oruç, zekât, namaz ahkâmı gibi meseleleri izah ederken–çoğunlukla hadis metinlerini Hz. Peygamber (s.a.v)’e isnat etmeden kaydettiği görülmektedir.(258) Bütün bunlar, Hz. Ömer (r.a)’in hadislerin yazıya geçirilmemesini bir “prensip” olarak benimsediğini söylemenin mümkün olmadığını gösteren hususlardır.

II.II.2.B. Hadis Rivayeti Konusundaki Tutumu 

Hz. Ömer (r.a)’in hadislerin “rivayet edilmesi” konusundaki tutumu hakkında da tıpkı hadislerin yazıya geçirilmesi konusundaki tavrında olduğu gibi zahiren birbiriyle örtüşmeyen rivayetler mevcuttur.

Bunlardan bir kısmında tek kişinin rivayetini (haber-i vahid) kabulden imtina ettiği, çok hadis rivayet eden sahabîleri bundan men ettiği anlatılırken, diğer bir kısım rivayetler de tam aksi kanaatte olduğunu gösterir mahiyettedir. Konuyla ilgili malzeme sağlıklı bir değerlendirmeye tabi tutulmadan,yüzeysel ve taraflı bir tavırla Hz. Ömer (r.a)’in, şahit getirmeyen hiç kimsenin rivayetini kabul etmediği gibi bir sonuca varmak doğru değildir.(259)Öncelikle belirtilmesi gereken bir husus şudur: Hz. Ömer (r.a), Hz. Peygamber(s.a.v)’den hadis rivayet ederken bazı durumlarda metni olduğu gibi sktaramama endişesiyle hareket etmiştir. Şu olay onun bu konudaki hassasiyetini gösteren örneklerden biridir:

Bir keresinde kendisine yemek getirilmişti. Orada bulunanları çağırdı. Bir adam oruçlu olduğunu söyleyerek yemedi. Hz. Ömer (r.a), “Bu hangi oruçtur? Eğer artırma veya eksiltme yapma endişesi taşımasaydım size, Hz. Peygamber (s.a.v)’in, bir bedevi
kendisine tavşan eti getirdiğinde söylediği sözü naklederdim” dedikten sonra Ammâr b. Yâsir’i (37/657) çağırmalarını istedi. Ammâr (r.a) geldiğinde, “Hz. Peygamber (s.a.v)’e bir bedevi tavşan getirdiğinde sen de orada mıydın?” diye sordu. Ammâr (r.a)”Evet” dedi ve şöyle devam etti: “Tavşanı gördüm, üzerinde kan vardı. Hz. Peygamber (s.a.v), “Onu yiyin” buyurdu. Adam, “Ben oruçluyum” dedi. Hz. Peygamber (s.a.v),”Bu tuttuğun hangi oruçtur?” diye sordu. Adam, “Ayın başında ve sonunda tuttuğum oruçtur” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: “Eğer oruç tutacaksan, ayın onüçüncü, ondördüncü ve onbeşinci günlerinde tut.”(260)

Şu halde Hz. Ömer (r.a)’in, hadis rivayeti işine tamamen karşı olduğundan değil, bazı durumlarda hadis aktarılırken metinde artırma veya eksiltme yapılabileceği endişesi taşıdığından söz edilmesi daha doğrudur. Elbette kendisi hakkında böyle bir
endişe hisseden Hz. Ömer (r.a)’in, başkaları hakkında da aynı endişeyi taşıması doğaldır.Hz. Ömer (r.a)’in konu hakkındaki tavrını tebellür ettirebilmek için, ilgili
malzemeyi müstakil ara başlıklar halinde ele alacağız…

Ebubekir Sifil – Hz.Ömer ve Nebevi Sünnet,syf:74-81

Dipnotlar:

244- İbn Sa’d, et-Tabakâtu’l-Kübrâ, III, 152; Abdürrezzâk, XI, 257-8; İbn Abdilberr, Câmi’u Beyâni’l-İlm, 109; el-Hatîbu’l-Bağdâdî, Takyîdu’l-İlm, 49-51.

245- Züheyr b. Harb, Kitâbu’l-İlm, 89; İbn Abdilberr, a.g.e., 109-10; el-Hatîbu’l-Bağdâdî, a.g.e., 53.

246- İbn Ebî Şeybe, VI, 229; el-Hâkim, I, 106; ed-Dârimî, “Mukaddime”, 43; İbn Abdilberr, a.g.e., 120;el-Hatîbu’l-Bağdâdî, a.g.e., 88.

247- el-Hatîbu’l-Bağdâdî, el-Kifâye, 391.Bu sahifenin, Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından vefatından az bir zaman önce zekât ahkâmı hakkında yazdırdığı sahife olup, sonra Hz. Ebû Bekr (r.a)’e, ondan da Hz. Ömer (r.a)’e intikal ettiği tesbit edilmiştir. Bkz. et-Tahâvî, Şerhu Ma’âni’l-Âsâr, IV, 375; Koçyiğit, Prof. Dr. Talat, Hadis Tarihi, 38 vd.

248- Önceki rivayetler Hz. Ömer (r.a)’in yazıya geçirilmesine karşı olduğu şeyin “hadisler” olduğunu anlatmakta, buradakiler ise yazıya geçirilmesini istediği/teşvik ettiği şeyin “ilim” olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla ilk bakışta burada bir işkâl yok gibi görünmektedir.Burada, ikinci gruptaki rivayetlerde geçen “ilim” kelimesiyle anlatılmak istenenin ne olduğunun tayini konunun açıklığa kavuşturulmasında belirleyici olacaktır.

249- Sahabe’den, kendine ait yazılı Hadis nüshası oluşturan sahabîler için bkz. el-A’zam’i, M. Mustafa,İlk Devir Hadis Edebiyatı, 34 vd.; Sandıkçı, Kemal, İlk Üç Asırda İslam Coğrafyasında Hadis, 32vd.

250- Ahmed b. Hanbel, III, 387; Abdürrezzâk, VI, 112-3; İbn Ebî Şeybe, VI, 228; İbn Ebî Âsım,Kitâbu’s-Sünne, 27; el-Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid, I, 174.

251- Abdürrezzâk, VI, 113.

252- *:et-Taber’inin naklettiği bir rivayetten (IV, 225), bu sopanın, normal ölçülerdeki bir bastondan daha kısa olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu rivayette Hz. Ömer (r.a)’in, oturduğu zaman sopasını diziyle çenesi arasına dayadığı zikredilmektedir. Öte yandan bunun, “kırbaç” olmadığı da açıktır. el-Kettânî’nin (et-Terâtibu’l-İdâriyye, II, 46 vd.) konuyla ilgili verdiği izahat da göz önünde bulundurulduğunda bunun, ucuna kamçı bağlanmış bir sopa olduğunu söylemek
mümkündür.

253- Bu konudaki iki örnek için bkz. İbnu’l-Cevzî, Menâkıbu Emîri’l-Mü’minîn Ömer b. el-Hattâb, 123-4.

254- İbn Abdilberr, Câmi’u Beyân’il-İlm, 112.

255- ed-Dârimî, “Mukaddime”, 42.Hadislerin yazıya geçirilmesini onaylamayan sahabîlerle ilgili olarak bkz. İbn Abdilberr, a.g.e.,107 vd., el-Hatîbu’l-Bağdâdî, a.g.e. 36 vd.

256- el-Buhârî, “Libâs”, 25, Müslim. “Libâs”, 12, 14; Ahmed b. Hanbel, I, 36, 46., 50.

257- İbn Mâce, “Ferâiz”, 27, 33; Ahmed b. Hanbel, I, 28, 46, IV, 232; İbnu’l-Cârûd, el-Müntekâ, 357.

258- Hz. Ömer (r.a)’in mektupları için bkz. İbnu’l-Cevzî, a.g.e., 127 vd.; el-Hatîb, Dr. Ali Ahmed, Ömer b. el-Hattâb, 287 vd.

259 el-Hudarî, Târîhu’t-Teşrî’i’l-İslâmî’de (113), eş-Şerkâvî, el-Fârûk Ömer b. el-Hattâb’da (89) ve Ebû Reyye, Advâ’ ale’s-Sünneti’l-Muhammediyye’de (59) Hz. Ömer (r.a)’in, ikinci bir kişiyi şahit getiremeyenlerin rivayetini kabul etmediğini söyler.

260- Ahmed b. Hanbel, I, 31; Ebû Dâvûd et-Tayâlisî, 10; İbn Kesîr, Müsnedu’l-Fârûk, I, 286.İbn Kesîr, belirttiğimiz yerde, bu rivayetin isnadının “hasen-ceyyid” olduğunu söylemiştir.Hz. Ömer (r.a)’in, hadis rivayet etmesini isteyenlere, “Artırma veya eksiltme yapmaktan korkuyorum. Zira ben Hz. Peygamber (s.a.v)’in, Kim benim üzerimden yalan uydurursa ateştedir”buyurduğunu işittim” dediği de rivayet edilmiştir (Ahmed b. Hanbel, I, 47). Ancak bu rivayet zayıftır. Bkz. el-Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid, I, 142-3. Ahmed Muhammed Şâkir (I, 303) ve Şu’ayb el-Arnaût da (I, 410) el-Müsned üzerine yazdıkları notlarda bu hususu detaylı olarak tahkik etmişlerdir.

 

Yazar: Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*