Hz.Musa’nın Hz.Hızır’dan Ilim Taleb Etmesindeki Adablar

Derken, orada kullarımızdan bir kul buldular. Biz ona tarafımızdan bir rahmet vermiş, kendisine nezdimizden bir ilim öğretmiştik. Musa ona, “Sana öğretilen bu doğru ve faydalı ilimden, bana da öğretmen için, sana tabi olabilir miyim?” dedi.(Kehf,65-66)

Sana öğretilen bu doğru ve faydalı ilimden, bana da öğretmen için, sana tabi olabilir miyim?

Bu Talepteki Âdâb

Bil ki bu ayetler, Hz. Musa (a.s)’ın. Hızır’dan öğrenmek istediğinde, pekçok edeb ve inceliğe riâyet ettiğine delâlet etmektedir:

1) Musa (a.s) kendisinin Hızır’a ittibâ edeceğini bildirmiştir. Çünkü o, “Sana tabi olabilir miyim?” demiştir.

2) O, bu tâbi olma hususunda, izin istemişti, çünkü o, “kendimi sana tâbi kılmam için bana müsaade eder misin?” demiştir ki, bu ileri derecede bir tevazudur.

3) Hz. Musa (a.s), “bana da öğretmen için” demiştir ki bu, kendisine cehaleti; hocasına da ilmi nisbet etmektir.

4) Hz. Musa (a.s) başındaki min ba’ziyyet ifade eder. Binâenaleyh o ondan, Allah’ın kendisine öğrettiği şeylerin bazısını kendisine öğretmesini istemiştir ki bu da, Hz. Musa’nın ne kadar mütevazı olduğunu göstermiştir. Buna göre Hz. Musa Hızır’a sanki, “Ben senden, sana ait olan ilim hususunda, beni kendine denk kılmanı istemiyorum. Tam aksine ben senden, çok çeşitli olan ilminden sadece bir kısmını bana vermeni istiyorum demiştir. Bu, tıpkı fakir bir kimsenin zengin bir kimseden malının bir kısmını istemesi gibidir.

5) Hz. Musa’nın, “sana öğretilen ilimden” ifadesi, o ilmi ona, Allah’ın öğrettiğini itiraf etmedir.

6) Hz. Musa’nın “doğru ve faydalı ilim” şeklindeki sözü, ondan doğruyu ve hidayeti talep etmektir. Doğrunun tahakkuk etmemesi halinde, (yerini) azgınlık ve sapıklığın aldığı bir şeydir.

7) Hz. Musa’nın, “sana Öğretilen ilimden, bana da öğretmen için”ifadesi, “Hz. Musa’nın Hızır (a.s)’dan, Allah’ın Hızır’a yaptığı muamele gibi kendisine muamelede bulunmasını istemesi” manasında olup bunda, bu öğretim esnasında Hızır’ın, ona bulunduğu lütuf ve inamın, öğretimi esnasında Allah’ın Hızır’a karşı gösterdiği in’âm ve lütfa benzediğine birîma bulunmaktadır. İşte bundan dolayı, “Ben, kendisinden bir harf öğrendiğim kimsenin kuluyum, kölesiyim” denilmiştir.

8) İttibâ, o fiilin başkasına ait olmasından dolayı, o başkasının işinin bir mislini yapmak, demektir. Binâenaleyh biz, “Lâ ilahe illallah” dediğimizde, bilesin ki, yahudiler de bizden önce aynı kelimeyi söylüyorlardı. Bundan dolayı, bu kelimeyi söyleme hususunda, bizim onlara ittiba etmiş olmamız gerekmez. Çünkü biz bu cümleyi, onlar onu söyledikleri için, söylemiyoruz.

Tam aksine biz bunu, söylenmesini gerektiren delil bulunduğu için söylüyoruz. Ama biz, beş vakit namazı, Hz. Peygamber’in fiiline muvafık olarak yaptığımızda, biz bu namazı Hz. Peygamber o şekilde yapıp kıldığı için biz de yapıp kılıyoruz. Bu sebeple hiç şüphesiz, bu beş vakit namaz fiili hususunda, Hz. Peygamber (s.a.s)’e ittibâ etmiş oluyoruz. Bunun böyle olduğu sabit olunca, Hz. Musa’nın, “sana tâbi olabilir miyim?” ifadesi sırf hocası o fiili yaptığı için, hocasının yaptığı fiillerinin benzerini yapma hususunda ona tâbi olacağına delâlet eder ki bu da, öğrenimde bulunan kimsenin tâ baştan, hocasına teslim olması, münazaa ve itirazları bırakması gerektiğinde delâlet eder.

9) Hz. Musa’nın, “tâbi olabilir miyim?” cümlesi bütün işlerinde mutlak manada ona tâbi olmayı istediğine, bunun herhangi bir kayıtla mukayyet olmadığına delâlet eder.

10) Hızır (a.s)’ın, ilk başta Hz. Musa’nın, İsrâiloğullarının peygamberi olduğunu ve bunun, kendisine Tevrat verilmiş olan Musa olduğunu kabul ettiği, haberlerle sabittir. Musa, Cenâb-ı Hakk’ın vasıtasız olarak kendiyle konuştuğu ve kendisine apaçık ve kesin mucizeleri verdiği bir zattır. Sonra buna rağmen, makamının bunca yüksekliği ve derecelerinin de yüceliğine rağmen Musa (a.s), bu pekçok çeşit tevazûyu göstermiştir ki, bu da, Hz. Musa (a.s)’ın ilim taleb etme hususunda, her türlü fedakârlığı yaptığına delâlet eder ki ona yakışan da budur.

Çünkü pekçok ilmi elde etmiş olan kimsenin, o ilimlerdeki güzellik ve mutluluğu daha çok olur. Binâenaleyh, o kimsenin, o ilimleri talep etmesi daha kuvvetli ve şiddetli olur ve, ilim erbabına olan saygısı da o nisbetle mükemmel ve güçlü olur.

11) Hz. Musa, “bana da öğretmen için, sana tâbi olabilir miyim?” buyurmuş, ooylece önce, ona tâbi olmayı kabul etmiş; ikinci olarak da, ondan, kendisine öğretmesini istemiştir ki, bu da Hz. Musa’nın, Hz. Hızır’a ilk önce hizmet edeceğini: ikinci derecede olarak ondan ilim istediğini gösterir.

12) Hz. Musa, “bana öğretmen için, sana tâbi olabilir miyim?” buyurmuş, bu öğrenme işinde ona tâbi olmadan dolayı, ondan herhangi bir şeyi istememiştir. Buna göre sanki o,”Ben senden, sana bu ittibâma mukabil, mal ve makam istemiyorum. Benim maksadım, sadece ilim taleb etmektir” demek istemiştir.

Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 15/223-225

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*