Hilafet kaldırılmasa, İngilizler Lozan’ı tasdik eder miydi?

Son Halife Abdulmecid
Son Halife Abdulmecid

90 yıl sonra Hilafet’in ilgası meselesini soğukkanlılıkla ele almamız gerekiyor. İnkılap-cumhuriyet tarihi müfredatının sığ yorumları Hilafet’in kaldırılmasını gerçek mahiyetini açıklayabilecek muhtevadan yoksundur.

Hiç şüphe yok ki, Millî Mücadele, altı yüz yıllık devlet ve onun uhdesinde bulunan müslümanların manevî birliğini de temsil eden Hilafet adına yürütülmüştü. Bilhassa Millî Mücadele’nin başında bunun hassasiyetle vurgulandığı, bütün temel metinlerde zikredildiği bilinmektedir. Osmanlı Devleti’nin merkezi olan İstanbul’da, Anadolu’daki harekatın bütün farklı çizgi iddialarına rağmen tabiî olarak altı asırlık Devlet’in istiklâli için yapıldığı düşüncesi vardır.

Yunan zaferi sonrası Ankara’nın kazandığı prestiji İstanbul’la bütünleştirmesi, bütün İslâm Dünyası için ümit uyandırıcı bir başlangıç olacaktı. Bu çerçevede ele alındığında, Millî Mücadele’nin sona eriş şeklinde bir tamamlanmamışlık hissedilmektedir.

İzmir’den sonra ordusuyla İstanbul’a girmiş bir Mustafa Kemal’in ya işgalcilerle çatışması -bu durumda Padişah ve İstanbul Hükümeti’nin de ortak hareket ettiği bir cephe oluşacaktır- ya da işgalcilerin tarafsız kalması hâlinde ise İstanbul yönetimiyle meselesini halletmesi gerekiyordu. Bunun kuvvet kullanılarak gerçekleşmesi ise en azından halk psikolojisi açısından olumsuz sonuçlar doğurabilirdi.

Padişahla karşı karşıya gelecek bir Mustafa Kemal’in ya ona bağlılıklarını arz etmesi, ya da ihanetini ileri sürerek tahtından indirmesi veyahut da ortadan kaldırması gerekirdi. Fakat bu raddede Padişah’ın hain olduğunun geniş kitlelere kabul ettirilmesi mümkün değildi. En uygunu Padişah’ın İngilizler eliyle İstanbul’dan uzaklaştırılmasıydı.

Saltanatın kaldırılmasının görünür anlamı dışında çok önemli sembolik bir anlamı daha vardır: Ankara Hükümeti böylece Osmanlı mirasının dâvacısı olmıyacağını kat’i şekilde açıklamış olmaktadır. Türkiye, Misak-ı Milliye dahil olmayan konulardan müzakereye bile lüzum görmeden böylece sarfınazar etmektedir. Mesaj ulaşması gereken yerlere ulaşmıştır. Hatta bu dahi yeterli olmamıştır. Konferans 13 kasımda başlayacakken İtilaf devletleri temsilcilerinin gelmemesi üzerine toplanamamıştır. Lozan Konferansı nihayet bu kabuller üzerine, son Osmanlı Sultanı İngilizler tarafından 17 Kasım’da İstanbul’dan uzaklaştırıldıktan sonra, 20 Kasım 1922’de toplanmıştır.

Saltanatı ilga eden Ankara yönetiminin henüz, Osmanlı Hilafeti’nin manevî nüfuzundan vazgeçmedikleri anlaşılmaktadır. İngilizlerin Lozan’da Hilafet’in kaldırılması ve yeni Türkiye devletinin İslâmî niteliğinin yok edilmesinde ısrar ettikleri, ancak Türk başmurahhasının bu konuda söz vermesi veya gizli bir anlaşma imza etmesi sonucu neticeye varıldığı, bu hususlarda Eski Hahambaşı Hayim Naum’un aracılık ettiği iddiası bugüne kadar cevaplanmamıştır.

Millî Mücadele’nin İslâm dünyasındaki yankıları, İngilizler açısından “hilafet ve saltanat yok edilmelidir” tezinin bir kere daha doğrulanması şeklinde algılanmıştır. Anadolu zaferi bir taraftan Osmanlı Hilafeti’nin tekrar canlanması sonucunu doğurabilir, diğer taraftan da savaş sonrasında emperyalistlerce tesis edilen statükonun değişmesine yol açabilirdi. Bu yüzden İngilizler için dünya müslümanlarının ümitlerini boşa çıkaracak bir strateji takip etmek gerekiyordu. Resmî tezin savunucularından Sabahattin Selek İngiltere’nin tutumu hakında şu yorumu yapmaktadır:

“İngiltere kendisi için hayatî önemi haiz olan Doğu meseleleri içinde, hilafetten tamamen kurtulmaya veya bu müesseseyi Türklerin elinden alarak İngiliz politikasına yararlı kılmaya, hepsinden fazla değer vermiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın yapmak istediği iş; bu noktada İngiliz politikasıyla tam uygunluk durumundadır. Fakat, Millî Mücadele süresince, İngiltere, gelecekte Atatürk’ün tasarladığı gelişmeleri gereği ölçüsünde kestiremediğinden Türkiye’ye cephe almıştır.”

İngilizler, Doğu Trakya ve Anadolu’da Türklerin bir devlet kurmasından çekinmiyorlardı. Asıl korkuları, Birinci Dünya Savaşı’nın meyvelerini kaybetmelerine yol açabilecek bir devletti. Doğu ve Batı Trakya’yı içine alan Osmanlı Devleti’nin canlanması, İngilizlerin öncelikle Irak ve Mısır’daki durumunu tehlikeye sokacaktı. Hindistan’da büyük güç kazanmış olan Hilafet hareketi İngiltere için gerçek anlamda tehdit oluşturuyordu. Fransa, İtalya ve Almanya bu devletin kendisine karşı dengeleri kullanmasına yol açabilecek bir yakınlık gösterebilecekti. Bolşevik ihtilalinin ideolojik bloklaşmayı başlattığı bu dönemde, bir İslâm gücü batı karşısında Sovyet ağırlığını değerlendirerek bütün dengeleri altüst edebilirdi.

Konferans müzakereleri sırasında Mustafa Kemal Paşa Hilafet kurumunun ehemmiyetini belirten konuşmalar yapmaktadır. 5 Şubat 1923’te, Akhisar’da iken İsmet Paşa’dan, sulh müzakerelerinin kesildiği hakkında şifreli telgraf gelir. Lozan’da müzakerelerin kesilmesi haberinden sonra M. Kemal Paşa’nın konuşmalarında değişme hissedilmekte, dinden bahsedilmeye devam edilmekle beraber Hilafet’ten ya bahsedilmemekte veya aleyhde konuşulmaktadır.

Türkiye’ye Andlaşma’yı bir an evvel tasdik etmesi için baskı yapan İngiltere Lozan’ı en son tasdik eden ülkedir! İlgili kanun tasarısı Avam Kamarası’nın gündemine Nisan 1924’te (Türkiye’de Hilafet’in kaldırılmasından sonra) sokulmuş ve 24 Temmuz 1924’de kabul edilmiştir. Cemiyet-i Akvam’ın Lozan’ı tasdiki ise, Musul meselesinin İngiltere tarafından bu kuruluşa havale edildiği güne rastlamıştır! (6 Ağustos 1924)

Ankara’daki yöneticiler, Türkiye devletinin varlığının Hilafet’i kaldırmadan İngilizler tarafından kabul edilmeyeceğinin farkındadır. Hilafetin ilgasıyla ilgili bütün iddialar, gerekçeler bu hakikat karşısında zerre kadar değer taşımamaktadır!

D.Mehmet Doğan / Yeni Akit

Gelen arama terimleri:

  • atatürk bir düğünde
  • halife abdülmecid
  • hilafet kaldirilana kadar İngiltere lozanı
  • son halife abdulmecid

Yazar Hakkında: Yusuf Aslan

Tarih talebesi ve ilme pek meraklı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*