Hayat ve Ölüm

Mülk 2. “Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu deneyerek göstermek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır”

[Hayat ve Ölüm]

Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu deneyerek göstermek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. Ebû Bekir el-Esam şöyle dedi: Ölümü yarattı,meâlindeki beyan sizi ölü iken, yani yok iken nutfe, aleka (aşılanmış yumurta) ve bir et parçası şeklinde yarattı, sonra da denemek için size hayat verdi, demektir. Başkaları da şöyle demiştir; Ölümü yarattı, sonrasında yaptıklarınızın karşılığını vermek için; hayatı yarattı, onunla sizi denemek için derler. Buna da “Biz, kimlerin daha güzel davranış sergileyeceğini deneyelim diye yeryü-zündeki her şeyi oranın süsü yaptık”(Kehf,7) meâlindeki âyeti delil gösterirler. Burada Allah Teâlâ imtihanı, yeryüzünde kendilerini yaratmış olduğu hale bağladı ki o hayat halidir. Sonra da, “biz oradaki her şeyi mutlaka kupkuru bir toprak yapacağız”(Kehf,8) meâlindeki beyanıyla imtihanın ardından onları kupkuru bir toprak parçası haline getireceğini haber verdi.

Bize göre ise Allah Tealâ hayat ve ölümün her ikisini de İmtihan için yaratmıştır. Çünkü Cenâb-ı Hak ölümü, canlıların hiç istemediği ve son derece nefret ettiği, hayatı da canlıların çok arzu ettiği ve son derece haz duyduğu bir şey olarak yarattı, yani istenen ve korkulan şeyle İmtihan. Görülüyor ki hayalı yaratmakla bir imtihan sebebi bulunduğu gibi ölümü yaratmakta da bir imtihan sebebi vardır. Buna göre Cenâb-ı Hak ölümü ve hayatı yarattı mealindeki beyan ile sanki şunu söylemektedir: Ölümü korkutucu, hayatı da arzu edilen bir olgu olarak yarattı. Hanginizin davranışça daha iyi olacağını denemek için. Yani hanginizin kötülükten daha çok korktuğunu ve hayrı daha çok arzu ettiğini sınamak İçin.

Şu var ki ölüm, hiç kim.senin kaçıp kurtulamayacağı bir âkıbettir, yaratılan hiçbir canlının ondan kurtulması mümkün değildir. Hayat da öyledir; her ne kadar hayat canlılara en sevimli gelen şeylerden biri ise de, insanın ne talebiyle ve ne de göstereceği çaba ve gayretiyle onun artmasının sağlanması mümkündür. Bu durumda hayat insana ebedî hayatı arzu ettirir ki o da âhiret nimetidir. Ölüm de insanı ebedî ölümden korkutur; ebedî ölüm de sonu gelmeyen ebedî azaptır. Tıpkı yüce Allah’ın “ona her taraftan ölüm gelecek, ama ölmeyecektir’”(İbrahim,17) mealindeki âyetinde buyurduğu gibi; yani onun elemleri ve acılan hiç bitmeyecek, bilâkis bu acılar içinde ebedî kalacaktır. Ölüm ebedî azaptan korkutmaya, hayat da ebedî mutluluğu istemeye vesile olduğu sabit olunca, hayat kendi benzerine teşvik edici olur, insan da buna ulaşmak için gayret gösterir. Aynı şeyi Öldükten sonra dirilmek için de söylemek gerekir. Zira ebedî mutluluğu isteyen insan bu isteğine ancak öldükten sonra dirilmekle ulaşır. Öbürü de ebedî azaba ancak Öldükten sonra dirilmekle mâruz kalır. [§]Bu söylenenlere ek olarak öldükten sonra dirilmenin de gerekliliği ortaya çıkar. Çünkü arzulu olan kimse istediğine ancak öldükten sonra dirilmekle, öbürü de devamlı azaba yine öldükten sonra dirilmekle ulaşır.

Meselenin bu noktasında risâlet ve nübüvvetin gerekliliği ortaya çıkar. Çünkü sevap vâdedilene karşı İnsandaki arzu ve azaptan doğan korkunun her ikisi duyular ötesidir. Bu sebeple bunları ortaya çıkaracak ve kendilerinden haber verecek peygambere ihtiyaç duyulmuştur. Bunun için de bunları haber verecek ve bunun bilgisini sağlayacak bir peygambere İhtiyaç vardır.Hanginizin davranışça daha iyi olacağını denemek için. Bu beyanda asıl olan şudur: Kişinin ameli rağbetinin ve rehbetinin, yani çok arzu ettiği ve çok endişe ettiği şeyin güzel olmasıyla gerçekleşir, amelinin kötü olması da ancak arzusu ve korkusunun kötü olmasına bağlı olur. Cenâb-ı Hak hayatı ve ölümü,insan bu konuda düşünsün ve ibret alsın diye yarattı.

Binaenaleyh rağbeti ve korkusu güzel olanın ameli de güzel olur.Bu iki şeyi düşünmeyenin ve ibret almayanın kötü olur.Hülasa,hayat ve ölüm korkutucu ve sevindirici olsunlar diye yaratılmıştır.Dünya ve içindekiler de ahiret yolunu göstersin diye yaratılmıştır. Kulak işitmeye,göz görmeye götürür. Onların acı ve kederi,ahiretin acılarına,nimeti de ahiret nimetlerine işaret eder.En doğrusunu Allah bilir.Hanginizin  davranışça daha İyi olacağını denemek için’mealindeki beyanda, bunun karşıtı olan “hanginizin daha kötü davranacağı” ifadesi de gizlidir; birbirinin karşıtı olan bu iki cümleden birinin belirtilmesiyle yetinilmiştir.En doğrusunu Allah bilir.

Şayet biri, ‘Cenab-ı Hak sizi sınamak için’ mealindeki beyanda geçen “ibtila’yı yani sınamayı nasıl kendine i’zafe etti? Dünyada ibtila gizli olanı açığa çikarmak ve gaip olanı huzura getirmek için kullanılır,halbuki Allah ‘Teala’ya hiç bir şey gizli kalmaz ve O’nun ilminin dışında bulunmaz. Böyle iken ibtilâ O’na nasıl nispet edilebilir?” diye bir soru sorarsa buna şöyle cevap veririz:

[Birincisi.]İbtila gerçekte bir şeyin, sayesinde ortaya çıktığı şeyden kinayedir. Dolayısıyla ibtila, yani imtihan -bu işi yapan tarafından zahir olsa da- her şeyin zuhûruna vesile olan şeyden kinayedir. Bu, istidrac ve mekrin Cenab-ı Hakka nisbet edilmesine benzer. Söz konusu iki husus Allah’ta bulunmakla birlikte kendisinden zuhur edecek anlamına gelmez. [§]

Dünya hayatında düşmanına hile yapman ona iyilikte bulunmandır. Böylece o, düşmanlığı bıraktığın kanaatine varır ve ona gösterdiğin iyiliğe aldanır. Sonra onu, kendisini güvende hissettiği ve anlayamayacağı yönden yakalarsın. Bu, hilenin dünyadaki anlamıdır. Cenâb-ı Hakk’ın da düşmanlarına ihsanda bulunduğu görülür, o insanlar da bu nimetlerle gururlanıp aldanır, kendilerinde, Allah’ın dostlarından oldukları kanaati yerleşir. Fakat sonra hiç beklemedikleri yerden azaba mâruz kalırlar. Böylece Allah Teâlâ’da mekrin anlamı bulunmuş olur, her ne kadar hile yapmakla düşmanlarına iyilikle bulunduğu anlamı kastedilmese de.İkincisi, dünyada başkasına emir veren kimse bunu kendisine gelecek faydası için verir; kişiye bir şeyi yasaklayan kimse, ancak ondan zarar görmesin diye yasaklar. Cenâb-ı Hak ise bir şeyi emrettiği veya yasakladığında, bunu kendi zatına bir fayda elde edeceği veya bir zararı kendinden defedeceği için yapmaz; ancak fayda ve zararı insanlara dokunacağı için onlara emirler verir ve yasaklar çıkarır. İşte kendisine yönelik hiçbir fayda ve zararı olmadığı halde zatına emir ve yasak nispet edilmiştir.

İşte Allah Teâlâ, sınanan kişiye düşmanlığı ve dostluğu ortaya çıksın diye kullarını böylece sınamaktadır; her ne kadar kendisi imtihandan müstağni ise de bu sınamayı kendi zatına nispet etmiştir. En doğrusunu Allah bilir.O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır. Bu beyan, Cenâb-ı Hakk’ın bizi, herhangi bir menfaat için veya kendisine gelecek bir iş veya defetmek istediği bir zillet için sınamadığına; ancak güzel işler yaptığı zaman sınanan kişinin elde edeceği bir izzet ve şeref için, onun günahlarının bağışlanması ve örtülmesi için sınadığına işaret etmektedir, [§]çünkü O, zatı itibariyle mutlak galiptir. O Azîz’dir, yani kötü işler yapan ve kendisine düşmanlık gösteren kişiden intikam almaya kadirdir. O Gafûr’dur, yani, güzel işler yapanın günahlarını örtendir, onun günahlarını örter ve gerçekleştirdiği güzel amelle kendisini mükâfatlandırır. En doğrusunu Allah bilir.

İmam Maturidi, Tevilatul Kuran,cild.15,syf.287,290

Muhammed Ali

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir