Hafız’ın Bir Beytinin Şerhi

Kemalpaşazade

Hamd, varlığın her bir noktasının her yaratılış sayfasına kalemiyle işlendiği yaratıcıya olsun.

Mısra: Her şey gizlenemez mükemmelliktedir.

Sonsuz şükür, yaratılışın her dairesinin kâinat levhasında takdir pergelinden ortaya çıkaran takdir ediciye olsun.

Her şey dosdoğrudur, biz de böyle inandık. Yaratılış kalemi hata etmiş değildir; ister Hıtay’lı güzel olsun ister çirkin zenci, ister mescitteki zahit olsun, ister kilisedeki rahip, her birine layık olan verilmiştir. Bitkilerin en değersizi dikene, çerçöpe bile bin türlü yarar verilmiştir. Bu mülkte tavus gibi sinek de faydalıdır/güzeldir. Sinek olmasaydı dünyada, insanoğlu pisliklerin etkisinden rahat edemezdi. Böylece hiçbir çirkinin tamamen güzellikten uzak olmadığı anlaşılıyor. Yaratılışta yüzünde güzellikten bir ben olmayan çirkin yoktur.

Beyit: Beraberinde güzellik olmayan hiçbir çirkinlik yoktur; kapkara zencinin de inci gibi dişleri vardır.

Aslında dünyada çirkin yoktur. Sence çirkin olan bir başkasının nezdinde güzeldir.

Beyit: Çirkin de güzeldir; en çirkin ses olsa da kaybolan eşeğin sesi sahibine çalgı gibi gelir.

Hikmetli öykülerde varlıkta kötülük olmadığı söylenmiştir. Farkında olmayanlara kötü görünen aslında kötü değildir. İdris (aleyhisselâm) “Allah bütün işleriyle güzeldir”, demiştir.

“Senin o güzel yüzü suyu hürmetine kötü amellerden korusun, canım da sana feda olsun ”

Hak tarafından lezzetiyle birlikte ortaya konan şeyler iyidir, ondan kötülük çıkması arızidir.

Hayır ve şerrin ilişkisi araz ve cevher ilişkisi gibidir.

Beyit:
Varlıklar arasında kötü zuhur edince bunu, bitkiler arasındaki çerçöp say”

Mevlana,
Beyit: “Yüzlerce şey içinde bir ayıp görülürse bunu bitkiler arasındaki çerçöp say ”, demiştir.

Hak Teâlâ, cehennemi rahman ve rahim sıfatlarının tecellisi ve “Onun ateşi tütsünün dumanı gibi tutuşsa da hiçbir siyahlığı yoktur. ” sırrının keşfi için rahmet ve lütufla yaratmıştır. Şeyh Muhyiddin ibni Arabi (kaddesellâhü sırrahu’l azîz),

Beyit: “Batılı tamamen inkâr etmeyin, çünkü onda Allah’ın bazı zuhuratı vardır” demiştir.

Yaratılanın kusuru yaratılışın kötülüğündendir, kötü yaratılıştan değil.

Mesnevi: Resmin çirkinliği, ressamın çirkinliğinden değildir; aksine ressamdan çirkin çıkmaz da değildir. Nakkaşın hem güzel hem çirkin eser verebilmesi onun gücünün göstergesidir. [Mevlana]

Hata fiil olarak bir şeyin hikmet ve maslahata uygun olmaması demek olup, bir çeşit çirkinliktir. Allah’ın yaratışının cemali bundan beridir. Senin gözünde yararsız olan her işin gerçekte sayısız yaran vardır.

Hülasa, ilahi yaratış tezgâhında yararlı bir rolü olmayan bir nokta bile yoktur; ancak bazen bu yarar, kendisi için değil başkaları için hazırlanmış olur.

Hatta bu yarar kendi hakkında bir hata ve zarar görülebilir. Öyleyse yaratılışındaki hikmet başkasına yaran olmak olan bir varlık, varoluş dairesinde hata gibi görünmektedir. Ancak varlıkların tam bir düzen içinde olduğu âlemin tamamında çok uygun ve düzenli bir yeri olması, bütün âlemin ve varlıkların düzen ve uyumu için gerekli olması bakımından çok yerindedir. Buna, padişahın sarayı projesindeki ayakyolu örnektir. Padişahın oturacağı yerin ayakyolu olması uygun değilse de,bu, bütün saray projesi içerisinde yerindedir. Zira saraya ayakyolu gereklidir ve başka uygun bir yer yoktur.

Gayb dilinin tercümanı Hâfız Şırâzî, bu beytinde buna işaret etmiş, bütün saraya dikkat çekerek eşiğinin ayakyolunun çirkinliğinin gizlenmesinden bahsetmiştir:

Beyt: Şeyhimiz, “yaratılış kalemi yanlış yapmamıştır”, dedi; bravo hataları örten güzel görüşüne!

Birinci mısrada âlemde hiçbir hata olmadığının belirtilmesi, ikinci mısradaysa hatanın örtülmesinden bahsedilmesi hatayı itiraf demek olacağından hatanın varlığının belirtilmesinden ötürü iki mısra arasında akla gelen aykırılık eksik bakış ve yanlış anlayış sonucudur.

Şiir: Nice kişiler doğru sözde kusur bulurlar, oysa onların düşünceleri kıttır. [Mutenebbî]

Beyit: Ben doğru söz yazdım, eğer doğru okumazsan; Leclâc ’ın suçu ne, sen satranç bilmiyorsun. [Sa’dî]

Bu konuda daha açıklayıcı ve şüpheleri giderici bir başka izah daha vardır. Alemde hata sanısına neden olan her kusur iki şey yüzündendir: Biri yaratılanın kemale kabiliyetinin yokluğudur.

Beyit: Nimete ulaşamayan kabiliyetsizdir, yoksa felek insanın isteğini vermeye kabildir.

Bunun örneği bekaya kabiliyeti olmayan arazdır, kendi yerinde açık delil ve ifadeyle ortada olsa da. Bir kimse, “yapan da kusur yoksa kabiliyete de gerek; kabili olmayanı kabil yapmak da failin failiyetinin kemalâtındandır; öyleyse Mevlana’nın ‘Hakkın vergisi için kabiliyet gerekmez, aksine kabiliyet de onun vergisidir. ’ deyişinden de anlaşılacağı üzere fail kemalin zirvesindeyken fiilleri kabiliyete muhtaç değildir” derse, bunun cevabı şudur. Kabiliyetin iki anlamı vardır: Birine zati imkân denir; asıl kabiliyet budur; bizim de burada kastımız onun kabiliyetidir.

Fiilin nesneyle ilişkisi bu anlamla tartışmaya yer vermeyecek kadar açık olmaktadır.

Kabiliyetin diğer anlamına da istidat derler, bu arizi kabiliyettir; bu kabiliyet bizim görüşümüzde sıradan bir şarttır, gerçek şart değildir. Bunu gerekli saymayan Mevlana’nın kastı da bu anlamdır, birinci anlam değil. Biz de Hakk’ın yaratması için istidadın şart olmadığına, istidadın da onun yarattıklarından olduğuna inanıyoruz. Eğer yaratılışta Allah’ın eli olmasaydı, yaratım silsilesi tamamlanıp varlık ortaya çıkmazdı.

İşte Mevlana bu beytin ikinci mısraında bu meselenin nedenine işaret buyurmuştur. İki konudan diğeri, yaratıkların kemale liyakatlerinin yokluğudur. Bu liyakatten kasıt kendi başına liyakat değil bütün bir varlık düzeni içerisinde düşünülecek liyakattir. Şeyh Sa’dı’nin şu kıtasında kastettiği de bu liyakattir:

Kıta: Yedi kıtayı yaratan her birine layığını vermiştir. Zavallı kedinin kanadı olsaydı dünyada serçenin kökünü kaldırırdı. [Sa’dî]

Kedi kendisi bakımından kanadının olması layıktır. Liyakatsizliği birinci beytin ispatı olan ikinci beyitten anlaşıldığı üzere toplam düzen içerisinde cüzi bir zararının olması bakımındandır. Öyleyle bu inceleme sonucu, varlıklar arasında görülen farklılıkların görünüşte ayrışma olduğu anlaşıldı. Kusur ve eksiklik kaynağı, failiyette değil kabiliyettedir.

Burada başka ince noktalar daha vardır ancak hakikatleri açmaya ne ibaretler de işaretler de yetmez.

Mısra: Hem ibare kusurlu, hem işaret acizdir.

Beyit: Eşsiz manalarımın boyuna uyacak elbise yok. [Nizâmı Gencevî]

Kaynak: Kadir TURGUT, Kemalpaşazâde’nin Hafız’a Ait Bir Beytin Şerhini İçeren Farsça Risalesi, Doğu Araştırmaları 11, 2013/1

Yazar Hakkında: Muhammed Ali

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*